Babam daha ben küçük bi çocukken karşısına alıp hayatın ölüm ve doğumdan olduğunu anlatmıştı, nedendir bilinmez sonraki günler tanrıyı sorgulamaya başlamış babamın sözlerini düşünüp durmuştum. şimdilerde ise düşününce babamın gelecek yılar için anlattığını anlaya biliyordum
Ailem beni hep gölge olarak yetiştirmişti hiç bir zaman jungkook olmamıştım, yedi yaşıma bastığım gün evimizde bir daha ismim değil lakabım olan gölge alınmaya başlamıştı. Bundan rahatsız mıydım? Kesinlikle hayır! ben buydum gölgeydim. Jungkook olarak anılmaktansa insanların duyunca içlerinin titrediği gölge olmayı y’lerdim. Elimde tutup çevirdiğim bıçağımdaki yansımamı izlerken odanın içini dolduran yüksek sesli şarkının aniden kesilmesiyle düşüncelerimden sıyrılmıştım.
gözlerimi bıçağımdan yavaşça ayırıp kapıyı kırıcak gibi kapatan adama, yani babama çevirdim mavi gözlerinden öfke akıyordu her zamanki gibi. dişlerini sıktığı yaşlı yüzünün kasılmasından beliydi babam hep böyleydi hiç bir zaman o yüzünün güldüğünü görmemiştim.
sert adımlarla bana doğru yaklaşıp oturduğum sandalyeyi tutuğu gibi yere itince gözlerimi sertçe kapatım. Sorun yoktu her zaman böyleydi, saçlarıma asılanan eliyle içimden küfürler ederek gözlerimi babamın mavi gözlerine sabitledim.
“Naptın lan sen! Naptın yine seni aptal!” Boğazı yırtılırcasına bağırırken neyden bahsettiğinden gram fikrim yoktu, yine ne yapmıştım ben? babama göre yapmış olabileceğim çok şey vardı, gerçi ben adım atsam yine sorun oluyordu ama bu sefer ki farklıydı sanki.
“Seni orospu yine hangisini öldürmeden yatın! Fahişe rezilsin!” Şimdi anlamıştım işte, gülmemi tutamazken kahkahalarım yanlış anda yanlış insanın olduğu ortamda ben kendimi duramadan yükseliyordu. Her kahkaham yüzüme yediğim bir yumruğa bedel olsada kendimi tutamıyordum işte. Başım yere doğru çaparken bile içimde ki o gülme gitmiyordu, her şey o kadar komik ve ironikti ki yanlarına gittiğim tüm kurbanlarım sapık piçlerdi babamda bunu bilerek özelikle seçiyordu,
Burnumdan yere damlayan kana bakarak gözlerimi sakince kapatıp sırt üstü uzandım, babam kuduz köpekler gibi tükürüklerini saça saça bağırırken etkisi olmadığını kalın kafası hâlâ anlamamıştı, bir adamın karısını erkeklere satıp sonra namus diye öldürmesiyle aynı şeydi, insan yaptığı pislikle yüzleşmek yerine pisliği yaptırdığı insana bok atıyordu işte.
Gözlerimi yavaşça aralayarak elimin tersiyle burnumdan dalmayan kanı sildim, yüzümden eksilmeyen sırıtmam babamı daha da deliye çevirirken gözlerimi ona diktim. “ne bekliyorsun baba gönderdiğin adamlar senin karını bile sikmeyi bekleyen insanlar, çocuğunu..pardon fahişeni mi sikmekten geri durucaklar.” dudaklarımın arasından alayla dökülenen kelimeler babamı adeta cinnete sürüklüyordu, gözleri iki ton daha mı koyulaşmıştı onun? babam hırsını almak ister gibi üzerime doğru atılıp avucunun içine saçlarımı sertçe toplamıştı. Gözlerimi kısarak ona bakıp biraz daha gülümseyerek boşta kalan elimle burnumu sildim, siktir eğer burnum kırılmışsa bu adamı kimse elimden almamazdı.
“Senin gibi bir fahişenin benim çocuğum olduğunu sanması hata, gebersen ruhumuz duymaz, kendini çokta değerli sanma evlat.” Babamın iğrenç nefesini üzerimde hissederken midemde şu ana kadar olmayan bir bulantı oluşmaya başlamıştı. Pislik herif! babamı sertçe üzerimden iterek ayağa kalktım sırtı yatağımın sert başlığına çarptığında bile öldürücekmiş gibi bakan gözleri beni sorumlu tutuyordu. Yatağımın altına kayan bıçağımı hızlıca alıp daha fazla bu pisliğe bakmadan odamdan ayrıldım. Merdivenlerden hızlıca inerken en az kocası kadar iğrenç olan annemin bakışları arasından evden kendimi dışarı attım.
….
bana dokunmadığını sandığım şeyler bazen ölümüme sebep olucak diye içimi bi hiss kaplıyordu. Nefesim kesiliyor ellerim boş alıyordu, sanki bedenim ruhumu terk ediyordu. Hissetmeyi çok uzun zaman önce bırakmış içten gülmeyi bile unutmuştum. bunları kendime hep en dipte hissettiğim anlarda tarif edebiliyordum. Lise dersimizde beni uykumdan zorla uyandıran gıcık felsefe hocasının sesi şimdi zihinimde yankılanıyordu. İnsana en büyük kötülüğü gerçekten kendisi mi yapardı?
o zamanlar adamın ne kadar saçma ve gereksiz konuştuğunu düşünsemde şimdi işler değişmişti sanki. İnsanın en büyük düşmanı kendisi oluyordu yeri geldiğinde. koluma yasladığım başımı kaldırarak gözlerimi acıtmaya başlayan bar ışıklarına baktım. rengarenk ışıklar küçülüp büyüyerek etrafa dağlıyordu. insanlar dans ediyor belkide kafalarında ki dertleri dağıtmak için kafa bulmaya çalışıyorlardı.
yanımda ki bar sandalyesi hızlıca çekilirken gözlerimi insanlardan ayırıp dev cüsseli kel ve leş gibi alkol kokan adamın üzerinde gezdirdim. adam gözlerini bar tezgahın ardında duran çalışandan ayırmazken içimden bir hiss ucunun bana dokunucağını fısıldıyordu. Daha fazla başıma dert almak istemediğim için yarım kalan biramı elimin tersiyle itip barın arka tarafında çalışan -kel ve kokan adamın gözlerini ayırmadığı Çalışana baktım-
Muhtemelen yirmilerinin başındaydı elinde ki bezle bardakların içini silerken gözlerini onun aksine hiç ayırmadan bakan kel adamdan kaçırıyordu. ne döndüğünü anlamayı ve uğraşmayı bırakıp daha fazla içimdeki hisse kulak asmayı kesemeden oturduğum yerden kalktım. Barmen çocuğun gözleri anlık olarak bana dönsede geri kaçırması bir olmuştu. Bunu kim niye burada işe almıştı ki?
Cebimde çalıp duran telefonuma içimden küfürler ederek cebimden çıkardığım gibi ekrana bakmıştım, babam. acaba yine neler söyleyip nelere sövücekti neydi bu adamın derdi, gözünün önünden istediği gibi çekilmiştim işte. aptal herif, telefonu tamamen kapatıp yeniden cebime atım başımı kaldırıp yeniden kel adama bakıcakken oturduğu yerde olmaması içimde ki ucu bana dokunucağı hissini tetikliyordu.
Gözlerimi kel adamın oturduğu yerden barmen çocuğun olduğu yere çevirdiğimde onunda olmadığını görmem beynimde sesli bir şekilde SİKTİR. kelimesini çınlatmıştı. gözlerim barın içinde ikisinide ararken bu konya bu kadar neden düştüğümü anlamamıştım, kendi başıma gelse umrumda olmayacak bir şeyi hangi sikik hücrem bir aptal barmen için kulanıyordu acaba.
Adımlarım barın arkasına doğru giderken elimle kapalı duran kapıyı sertçe itip loş Işıkla aydınlatılmış depo tarzı bir yere girmiştim. ne çok karanlık nede aydınlıkta bir kaç kişinin zor duracağı kadar dar bir depoydu. gözlerim yeniden ikisini ararken loş ışığa alışan gözlerim iki hata üçten fazla bedeni fark ettiğinde içimde ki bu hissin neden olduğunu anlamıştım.
Çıkardığım seslerden olucakken çember gibi toplanan adamlardan kısa olanın başı bana doğru dönmüştü.
“biri daha mı aramıza gelmek istiyor, üzgünüm yavrum birazcık sırada beklemelisin.”Yüzünde tüm dişlerini eline verceğim bi gülümse yayılırken birde üstüne iğrenç sesiyle yaptığı ima kanımı çekmişti, adımlarım hepisin önünde durduğunda neyin etrafında çember olduklarını artık anlamıştım, barmen çocuk! yere doğru eğilen adam çocuğun döktüğü göz yaşlarına rağmen konuşmasına devam edip boğazına tutuğu bıçağı bastırıyordu.
Burada ne dönüyordu kim ne için bu hale gelmişti hiç Bir fikrim yoktu ama bu çocuğu yine neyin sebep olduğunu bilmediğim hissler bırakma diyordu. Dişlerimi sıkarak barmen çocuğa doğru eğilip kolundan tutuğum gibi ayağa kaldırıp kenara çekilmesi için itekleyerek, nasıl buraya sığındıklarını bilmediğim dört adama bakıp cebimden sakince bıçağımı çıkardım.
“ne sik istediğiniz umrumda değil, bu çocukta umrumda değil ama bugün canım çok sıkın.” Alayla konuşarak bıçağımın ucunu hafifçe dudağıma bastırdım. gözlerimi tek tek hepsinin üzerinde gezdirip sözden anlamayıp üzerime atılan adamlardan kısa olanın yüzüne bıçağımı acımadan saplayarak geriye çekildim. Bağırarak elini yüzüne bastırırken dizimle ileriyle doğru itip sırtının demir raflara çarpmasına neden olduğumda arkamdan yaklaşan bir diğerinin boynuna doğru bıçağımı saplayıp elim geçirdiğim cam bardağı kafasına fırlatarak diğerlerine baktım.
Siktir bıçağım! Gözlerim barmen çocuğa gittiğinde ona doğru yaklaşanan adamın sırtına atlayıp yüzünü yumrukladığını görmeyi beklemiyordum.. adamın kafasını neden ısırıyorsun! Çocuğa doğru yaklaşıp adamın sırtından yere düşmesine engel olarak kolundan sürükleyerek hızlı adımlarla depodan çıktığımız gibi barışın çıkışına koşmaya başladım.
Dışarı kendimizi atığımda derin bir nefes alıp etrafa baktım gözüme kestirdiğim ara sokağa çocuğu peşimde sürükleyerek gelmediklerinden emin olunca kendimi yere doğru bıraktım. Siktir! başım durduk yere belaya girmişti. Başımı sırtımı yasladığım duvara sertçe vurup nefes almakta hala zorluk çeken barmene baktım. ne diye bunun yüzünden sokmuştum başımı belaya…
…… ……
Umarım beğenmişsinizdir okuduğunuz için
Teşekkürler ve
Achlys’ın toprağa dökeceği kan ve göz yaşına kadar elveda 🪷