Deniz, duyduklarından sonra uzun süre sessiz kaldı.
"Yani... benim yüzümden iki dünya değişebilir mi?"
Esila başını salladı.
"Belki. Ama bu, kaderinin seni yönettiği anlamına gelmez. Kendi seçimlerini yapabilirsin."
Livasu gülümsedi.
"Ve artık yalnız değilsin."
Ertesi gece Livasu ve Esila, Deniz'i Periler Âlemi'ne götürmeye karar verdi. Çünkü Deniz'in gücünü anlaması için eski kaynaklara ihtiyaçları vardı.
Ormana geldiklerinde Livasu, eski bir ağacın üzerine elini koydu.
Ağaç yavaşça parladı ve içinde gizli bir kapı açıldı.
Deniz şaşkınlıkla baktı.
"Bu... gerçekten var mı?"
Livasu güldü.
"Periler dünyasında imkânsız diye bir şey yoktur."
Üçü birlikte kapıdan geçti.
Deniz gözlerini açtığında kendini büyüleyici bir yerde buldu.
Gökyüzünde yüzen adalar, ışık saçan çiçekler ve renkli kanatları olan yüzlerce peri vardı.
Ama herkes onlara bakıyordu.
Çünkü bir insan, Periler Âlemi'ne yüzyıllardır ilk kez gelmişti.
Fısıltılar yükseldi:
"İnsan çocuk geldi..."
"Kehanet gerçek mi olacak?"
Fakat bu yolculuk herkes için mutlu bir başlangıç olmadı.
Periler Meclisi'nin salonunda Livasu ve Esila hemen karşılarına çıkarıldı.
Yaşlı peri sert bir sesle konuştu:
"Kuralları çiğnediniz. Bir insanın sırrımızı öğrenmesine izin verdiniz."
Livasu öne çıktı.
"Onu korumak için yaptık."
Yaşlı peri Esila'ya baktı.
"Ya da birbirinizden ayrılmamak için mi?"
Salon sessizliğe gömüldü.
Deniz ilk kez onların sevgisinin ne kadar büyük bir risk olduğunu anladı.
Tam o sırada gökyüzünde büyük bir çatlak oluştu.
Kristaller titremeye başladı.
Bir muhafız koşarak içeri girdi.
"Meclis üyeleri! Karanlık güçler sınırı geçti!"
Herkes donup kaldı.
Morvan geri dönmüştü.
Ve bu kez yalnız değildi.
Livasu kılıcını kaldırdı.
Esila kanatlarını açtı.
Deniz ise elindeki altın tüyün yeniden parladığını gördü.
Artık kaçacak bir yer yoktu.
Savaş, Periler Âlemi'nin kapılarına dayanmıştı.