"Evet sayın seyirciler sıradaki haberimiz Esenyurt'tan tefeciler adam dövüp, haraç kesmeye devam ediyor. Sokak kameralara yansıyan görüntüler tüyler ürpertti. Sokakta köşeye sıkıştırdıkları iki genci, elindeki beyzbol sopaları ile döverek ceplerindeki paraları alan üç kar maskeli tefeciler; son olarak kamera vurarak gözden kayboldu. İşte o görüntüler, izliyoruz."
Televizyondaki haber muhabirinin ardından sertçe televizyonu kapattım. Son bir kaç aydır bu tür vakalar artmıştı ve yakınımda olan bu tür olaylar beni oldukça ürpertiyordu. Sıkıntıyla yanımdaki telefonumu elime aldım. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Sabırsızca ablamı bekleyip aynı zamanda ona ulaşmaya çalışıyordum.
Ablam ve ben birlikte çokta yeni olmayan bir apartman dairesinde yaşıyorduk. Ablam bundan yaklaşık 5 sene önce üniversiteyi İstanbul'da okumaya başlamış daha sonra benimde burada okumaya başlamam ile birlikte eve çıkmıştık. Aslında her şey çok güzel ilerliyordu ta ki ablam okulunu dondurup işe başlayana kadar. Israrlarıma rağmen kararından vazgeçmekte inat edip halâ bir kafede çalışıyordu. Babamın gönderdiği para her ne kadar bize yetip artsada amacının eve para getirmek olduğunu biliyordum. Sorunda bu değildi. Asıl sorun ablamın son bir kaç haftadır eve geç geliyor bazı geceler ise sarhoş gelmekten kaçınmıyordu. Neredeyse yüzünü bile görmez olmuştum artık.
Elimdeki telefonu tekrar kulağıma götürdüğümde ulaşılamıyor çağrısı beni iyice delirtmişti.
"Of abla bir kere de cevap ver şu telefona!" Ellerimi ağrıyan başına götürdüğümde salonun ortasında amaçsızca turluyordum.
"On kere diyorum sana, lafımı dinle bir kere olsun. Ne olduğu belirsizleri buluyorsun takılıyorsun peşlerine. Ah babamlar bir duysa..." Diyerek sönlenmeye devam ederken çalan zil sesi aniden durmama sebep olmuştu.
"Sonunda!" Koşarak kapıya açmaya gittiğimde ilk önce delikten baktım. Kapı değilinden kimseyi göremediğimde tedirginlikle kapıyı açtım. Kapıyı açmamla yere düşen ablamı gördüğümde ağzımdan ufak bir çığlık koptu.
"Abla! Abla ne oldu sana!? Aman Allah'ım bu ne hâl?" Yerde yatan ablamı kollarında tutup kaldırmaya çalıştım. Yarı baygın gözlerle bana bakıyordu.
"Umay... bir şeyim yok benim. Bağırıp durma." Ablamın cansız çıkan sesine karşılık daha çok bağırdım.
"Ne demek bir şeyim yok. Sen salak mısın!? Neredeydin bu saate kadar? Allah aşkına abla kafayı yiyeceğim senin yüzünden." Diyip salondaki koltuğa yatırdım. Elimi yavaşca elmacık kemiğindeki yarasına dokundurduğumda acıyla gözünü yumdu.
"Dokunma salak!"
"Bekle burada, sakın uyuma ben yüzünü temizlemek için bir şeyler bulacağım." Diyerek koşar adımlarla banyoya gittim. "Ağrı kesici de getir." Gözü ve elmacık kemiği mosmordu aynı zamanda dudağının kenarında ufak bir yarık vardı. Onu sık boğaz etmek istemesem de içim içimi yiyordu. Nasıl bu hale geldiğini aklım almıyordu. Neye bulaşmıştı kim bilir. Banyo dolabında bulduğum tentürdiyot, pamuk ve yara bandını alarak ablamın yanına döndüm.
....
Saatler birbirini kovalamış hava neredeyse aydınlanmak üzereydi. Ablamın yüzüne pansuman yapmış morluklarına buz koymuştum. Şuan da ise karşımdaki koltukta uyuyordu. Bense çağresizce ona bakıyordum. Ne olduğuna dair hiçbir şey anlatmamış sabah anlatacağına dair söz vermişti. Bense bir şey dememiştim. O uyuduktan sonra telefonuna bakmak istemiştim fakat uğraşlarına rağmen kıramadığım bir şifre vardı. Ablamın anlattıklarına güveneceğimi sanmıyordum. Şuan için tehdit edildiğini düşünüyordum.
Elimdeki sonu gelmiş kahve bardağını sehpanın üzerine bırakıp ayağa kalktım. Düşünmekten kafam allak bullak olmuştu. Korkuyordum. Hemde çok. Düşündüğüm şeyler karşısında bir şey yapamamaktan korkuyordum. Ablam bencil olabilirdi ama ben öyle değildim. Bu işe bir çözüm bulmam gerekiyordu.
Uykusuzluktan ağrıyan gözlerimk ovuşturup banyoya doğru ilerlemeye başladım. En iyisi sıcak bir duş almaktı. Yoksa başımdaki ağrı beni tüketecekti. Banyoya girdiğimde ilk önce suyu ayarlamaya başladım. Su ısınana kadar üstümü çıkarmış olurdum. Üstümü çıkardıktan sonra kendimi sıcak suyun altına bıraktım. Baş ağrısına etki etsin diye alnına masaj yapıyordum.
"Umay?"
Duyduğum ablamın sesiyle ellerim durarken ablama cevap verdim. "Banyodayım."
"Tamam. Çabuk çık bende gireceğim."
Emriyle gözlerimk devirirken başımı ovalamaya devam ettim.
...
Banyodan çıktıktan sonra üzerimi giyinmiş, ablamı bekliyordum. Sabırsızca. Neredeyse bir saate yakındır banyodaydı. Bana inat yapıyordu.
Nihayet banyonun kapısı açıldığında otuurdugum yerde biraz daha belimi dikleştirdim. Gergindim. Hem de çok.
Ablam üstünü giyinmeden karşıma oturmuştu. Elindeki küçük baş havlusuyla saçlarını kurutuyordu. Sanki hiçbir şey umrunda değilmiş gibiydi. Sanki olanlar olmamış gibi.
"Abla! Artık konuşsan mı? Yoksa kafayı mı yiyeyim sen böyle yaptıkça." Sabrımın son demlerindeyken oturduğum tekli koltukta zor oturuyordum.
"Umay, konuşacak bir şey yok. Kafedeki kızlarla tartışma çıktı soyunma odasında. O kadar yani. Sorup durma. Şu ruh halinden de kurtul. Annem gibi davranıyorsun." Diyerek ayağa kalktı.
"Daha fazlada herhangi işime burnunu sokma."
Yüzüme bakmaya tenezzül bile etmemişti. Onun umrunda bile değildim. Endişemin farkında değildi.
Odasına gittiğinde umutsuzca boş duvara baktım. Kızlarla olan kavgasına inanmamıştım. Beni kandırmaya çalışıyordu sanki. Benden bir şeyler saklıyordu. Bu işin peşini bırakmayacaktım. Dalgın bir şekilde düşünürken yakından gelen ayak sesleriyle kafamı sesin geldiği yöne çevirdim. Ablam üzerini giyinmiş, koluna çantasını asmış şekilde karşımda duruyordu. Bu halini gördükten sonra kaşlarım sitemsizce çatıldı.
"Nereye gidiyorsun bu halde?"
"Bir arkadaşımın yanına uğrayacağım oradan da kafeye geçerim." Dedi.
"Allah aşkına bu halinle hangi arkadaşının yanına gideceksin? Hem nereden çıktı o? Ayrıca kafe müdüründende izin al birkaç gün." Oturduğum koltuktan kalkmıs karşısına dikilmiştim .
"Sanane Umay hangi arkadaşımsa arkadaşım. Kaç kere söyleyeceğim? Karışma bana. Ne zamandan beri senin nasihatlarını dinledim?"
"Hiçbir zaman! Sorunda burada, bir kere beni dinle de şu burnunun dikine gitme. Senin iyiliğin için diyorum. Gecenin bilmem kaçınsa dayak yemiş şekilde geliyorsun, halâ beni dinlemiyorsun. Burada nasihat vermesi gereken sen iken, sen benim kardeşimmiş gibi davranıyorsun. Sen buraya üniversite hayali ile gelmişken şuan ne haldesin. Annem ile babam bunları bilse, senin üniversiteyi bırakıp çalıştığını bilseler, yazık değil mi onlara? Senin avukat adayı olduğunu düşünüyorlar. Ama sen şuan ne haldesin. Dön bi kendine bak abla. Acıyorum sadece sana." Nefessiz konuşmamın sonunda derin bir nefes aldım. Her seferinde bu tarz konuşma yapmaktan yorulmuştum. Fakat o halâ anlamıyordu.
Beni dinlemedi...
Her zamanki gibi...
Yüzüme bakmaya son verip arkasını döndü. Evin çıkış kapısına geldiğinde vestiyerden ayakkabılarını alıp ayağına geçirdi. Sinirlenmişti. Bunu hareketlerinden anlıyordum.
"Akşam bekleme beni. Mümkünse bir süre konuşmayalım da."
Ne!?
"Abla!-" Bir şey dememe fırsat vermeden kapıyı çarpıp çıktı.
Yine suçlu bendim. Bu durumun beni ne kadar yaraladığının farkında değildi. Ben her akşam birlikte güle oyanaya yemek yemek isterken o görüşmemekten bahsediyordu. Çok bir şey istemiyordum. Bana abla olsun yeterdi. Mutluluğuma, üzüntüme, başarıma, başarısızlığıma...
Fakat bunların hiçbiri olmamıştı. Ve ben artık çok yorulmuştum.
...