Selamlarrr, çizgi stüdyoya lk kez bölümleri yüklüyorum. O yüzden biraz yavaş gelebilir. Ayrıca bir çok hata olabilir, bunlar taslak bölümler. Eleştirilerinizi ve yorumlarinizi bekliyorum. İyi okumalaaarrr💫
Bu arada wattyde ve vaveyla da güncel bölümler mevcut. Bu platforma yeni yeni taşıdığım için bölümler geç gelebilir . İyi okumalarr💫🌸
Not: Bu kitapta kan, travma, tehdit, küfür gibi unsurlar bulunabilir.
________________________________________________
Bazen bir oyunun parçası olduğunu fark etmek o oyunu bozmak kadar tehlikelidir. Hâlâ ne olacağını bilmediğin bir oyunda sıranın sana gelmesini bekliyordun. Belki asla oyunun bir parçası olamayacak ya da unutulup gidecektik bunun hiç bir hesabı yoktu.
Kural 1: Sırlar perde arkasında saklanır ve orada kalır.
Sahneye yavaşça bir adım attım.
Kural 2: Hiç bir yorum yapma.
Yere uzanan elbisem yürüyüşümle bir uyum içerisinde beni takip ediyordu.
Kural 3: Kendi benliğini unut ve sana verilen yazılara uy.
Sahne ışıklarını kapatan bordo perdeyi hafifçe araladım.
Kural 4: kaybetmemek için elinden geleni yap.
Sahneye adımımı attım. Sahnenin etrafındaki ışıklar hafifçe yüzüme vuruyordu.
Sahneye hoşgeldin..
Elbisenin eteklerini tuttum ve sahne için hazırlanmış olan balkona çıktım ve o bilindik sahneyi canlandırdım.
Sesimi normalden daha çok yükselttim. " Ey Romeo! Neden Romeo'sun sen?" Başımı balkonun aşağısında durup beni izleyen adama döndü.
"İnkâr et babanı , vazgeç adından;
Eğer istemezsen, yemin et bana aşkına,
Bende Capulet olmaktan vazgeçeyim."
Ardından dış ses Romeonun iç sesini seyirciye duyurdu. Bende o an nefes alışlarımı normaleştirmeye başladım. Yine sıranın bana geleceğini fark ederek derin bir nefes aldım ve dudaklarımı araladım. Ardından bir seyirciye bir de Romeo'ya baktım.
"Yalnız adın düşmanım benim;
Sen sen olurdun, adın başka olsa."
Elimi kalbime koydum ve gözlerimi kapattım.
"Gül başka bir adla da aynı güzel kokmaz mı?" Dedim sorarcasına ve bakışlarımı masum bir şekilde Romeo'ya kenetledim.
Romeo boğazını temizledi ve bana baktı.
"Sana aşkımla yemin ederim," hafifçe seyirciye dönüp baktı.
" Artık Romeo değilim ben," tekrardan bana döndü ve sesini yükseltti.
" Bu ismi attım uğruna, ey sevgili!"
Ardından seyirciden büyük bir alkış koptu. Bende balkondan sahneye indim. Ardından partnerimle ellerimizi birlestirip eğildik.
Umarım seçilmişimdir çünkü bu gösteri için baya uğraşmıştım.
Jüri üyelerinin onaylayan bakışlarıyla defterlerine bir şeyler karşıladığını gördüm. Ardından bana gülümseyip sıradaki adayı çağırdılar.
Umarım seçilmişimdir. Hayatım boyunca hep bu anı beklemiştim.
Başımı hafifçe salladım ve sahneden çıktım.
Acaba seçildim mi? Ay umarım seçilmişimdir. Seçilmek için içimden binbir türlü dua ediyordum. Umarım hiç bir şey boşa çıkmaz.
Kulis'e geldiğimde sıradaki yarışmacı da heyecanla sahneye doğru gitti. Heyecanını anlıyordum çünkü aynı şeyleri ondan önce ben yaşamıştım ve hâlâ bitmek bilmeyen bir heyecanla kalbim hızlıca atıyordu.
Önce giyinme kabinine girdim. Mavi kot şortum, beyaz cropum ve cropumun üstüne de açık mavi yazlık gömleğimi giyindim. Ayakkabı olarakta mavi Converse'imi tercih etmiştim.
Bana ayrılan masaya oturduğumda nefeslerimi düzene sokmaya çalıştım. Masanın üstünde bulunan suyu gördüğümde birkaç yudum içtim. Kendimi daha iyi hissedince yüzümdeki gereksiz fazla olan makyajı silmeye başladım.
Filli boya gibi olmuştum. Tüm makyajı silince kendime gündelik yaptığım hafif makyajımı yaptım.
Her şeyi halledince siyah kol çantamı alıp kulisten çıktım. Çok yorucu bir gündü ve bundan sonrası artık onların tercihlerine bağlıydı. Onların kötü düşünceleri benim umurunda olmamalı, keyfimi bir şov için asla bozamazdım. Beni secmeseler ben daha iyi bir yerde çıkabilirdim hiç değilse ama onlar çok şey kaybederdi, mesela beni.
Koridorda yürürken adımlarım sert duruşum dikti. Asla kendimi düşünmezdim. Kendimi bildim bileli hep dik durdum ve asla boynumu bir şeye eğmedim, eğmemde.
Sert adımlarımla siyah ve aralarındaki ateş kırmızısı saçlarım her adımımda hareketleniyordu.
Seçmelerin yapıldığı salonun kapısına geldiğimde çok fazla aday olduğu farkettim. 99. Aday olduğum için az kaldığını düşündüğüm için şaşırmadan da edememiştim. Niye bu kadar fazlalardı ki? Off, şimdi seçilme olasılığım daha da azalmıştı. Her an umutsuzluk beni yıkabilirdi. Neyse onlar beni kaybederdi ben değil sonuçta. Yıkılmam onların aleyhine olur.
Koridor da ne kadar uzunsa artık yürü yürü bitmiyordu. Bu kadar uzun koridor mu olur ya? Her tarafta çapraz bir şekilde koyu kahverengi kapılar bulunuyordu. Adaylar burdan sonra bitiyordu ama niye bu kadar çok kapı var ki? Anlamadım gitti. Burada yatıp kalkmıyorlardır herhalde. O zaman niçin kullanılıyordu ki bu odalar? Çünkü 3 ya da 4 tane değil en az 10 tane karşılıklı oda vardı. O da en az şekilde.
Çıkışın yakınlarına doğru geldiğimde artık odaları görmüyordum. Ta ki etrafında hiç bir şey olmayan ve kapısı diğerlerinden farklı olarak siyah etrafları da altın işlemeli kapıyı görene kadar. Bir anlığına duraksamıştım. Sanki içimdeki bir güç benim hareket etmemi engelliyordu. Ayaklarım yere sabitlenmiş gibiydi. Normalde asla ilgimi çekmeyen bir kapıyla bakımaya başladık. Ben bu kapıyla niye bakışıyorum ya? Hareket de edemiyordum.
Sonunda hareket etmeyi başardım ve hemen kapıyı geçmek için adımlarımı hızlandırdım.
Kapının tam önündeyken bir adım daha atmamı engelleyen bir sesle kapıya döndü bakışlarım. Kapının arkasından gelen bir çığlık adımlarımı tekrardan yere sabitlemiş, kaskatı şekilde kapıya bakıyordum. Doğru mu duydum yoksa gerçekten tiz bir çığlık mı duymuştum? Yeniden bir ses duymayı bekledim fakat ses duymayınca yorgunluktan kafayı yediğimi düşünüp tekrardan hareket etmeye başladım.
Tam ilk adımımı atıcakken bir kadının tiz çığlıklarının yanında hem de "Lütfen yardım edin!" Diye haykıran sesiyle yönümü kapıya doğru çevirdim. Bu kapının ardında ne oluyordu böyle? Her neyse ve her kimse bunu öğrenmek üzereydim.
Kapıya yaklaştım ve önce neler olacağını anlarım belki diye sol kulağımı kapıya yasladım. Birkaç uğultu sesi duyunca derin bir nefes aldım. Ardından kapının kolunu kavrayıp aşağı çektim.
Omzumda hissettiğim elle çığlık atıp yumruğumu ellerin sahibine geçirdim. "Siz kimsizin de bana dokunma hakkını kendinizde bulursunuz!". Karşımdaki her kimse acıdan kısık iniltiler çıkardığında kim olduğunu merak edip karşımdaki kişiye baktığımda kaskatı kesildim.
Cidden yapmış olamam dimi? Hay ben elimin ayarına tüküreyim. Bunu cidden yapmış olamam, olmamalıydım. Eğer öyleyse bu seçmeler işi benim için iptal olabilir. Yenisinde denerim artık ya.
Kumral saçları alnına düşmüş bir eliyle yumruğumu geçirdiğim yanağını tutuyordu. Kesmiş olduğu sakalları hafiften çıkmıştı. Bir anda onun mavileri benim siyahlarımla kenetlenince yutkundum. Bu sefer kesin bitmiştim değil mi? Benim aksine gözlerinde korku yoktu ama gözleri hafif sinirli bakıyordu. Bu sefer hapı kesin yutmuştum.
Karşımda en önemli jüri üyesi Kerem Ak yüzünü buluşturmuş bir şekilde bana bakıyordu. Bense şok geçirmiş bir şekilde ona tuhaf bakışlar atıyordum. Sonunda kendimde konuşacak gücü buldum.
"Affedersiniz, sizi başka biri sandım. Refleksen vurdum. " Sesim normalden biraz daha kısık çıkmıştı. Korku her şeyi yaptırabilirdi galiba, şuan bunu net bir şekilde anlıyordum. Kerem bey gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Dudakları hafifçe kırıldı fakat hâlâ bir eli yanağındaydı. "Senin için fazla sert bir yumruk değil miydi? Tüm gücünü mü bu yumruğa harcadın cidden." Bu sefer dudağı kıvrılan kişi ben olmuştum. "Emin ol bu daha hiç güç uygulamamış hâlimdi. Bir kadını asla küçümsemeni tavsiye etmem, çünkü kaybeden sen olursun." Bir gözümü kırptım. Derin bir nefes aldım ve devam ettim. "Vurduğum için çok üzgünüm ama o an sizin yerinizde kim olursa olsun aynı tepkiyi verirdim. Lütfen bu hatam için beni affedin ama size tavsiyem bir daha bir kadına dokunma mecburiyetinizde bulunursanız iki kere düşünün." Dedim.
O da yüzünde küçük bir sırıtmayla beraber kafasını salladı. " Üzgünüm ama sizi çağırıyordum siz beni duymayınca dokunmak zorunda kaldım, lütfen siz beni affedin. İzinsizce size dokunmak ihtimalim bile değildi. Sadece size söylemem gereken şeyler vardı." Yutkundu. "Fakat öncelikle bu kapıyla ne yaptığınızı öğrenebilir miyim? Bu kapıya giriş çıkışlar yasaktır da. " Gözlerimi dikmiş adama bakıyordum. "İçeriden bir kadının çığlığını duydum. Belki de o yüzden yasaktır değil mi?" Dedim derin bir imâyla. Hayır şuan rol yapmak istemiyordum, oradan bir kadının sesini duydum ve onun iyi olduğunu görmeden ve onu buradan götürmeden hiç bir yere gitmezdim.
Gözlerinin ardından garip bir şey geçti. Ardından yutkundu. "Yalnız orada eski eşyalar dışında hiç bir şey yok ki. Siz iyi misiniz, yoksa çok mu yorgunsunuz?" Ne demek bir şey yok? "Nasıl yok ben demin bir kadının çığlığını duydum. O kapıyı açıp görelim isterseniz. Kimi kandırıyorsunuz siz? Duyduğuma eminim. " Sert bir sesle ona bunları söylemiştim. O da suratında garip bir ifade takındı. "İsterseniz bakabiliriz Alev hanım fakat orada hiç bir şey yok. Sadece yıkık dökük eşyalar var. " Cebinden bir anahtar çıkardı ve kapıyı açıp benim önden geçmem için izin verdi. Sonra odanın ışığını açtı.
Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Oda sadece eski kırılmış veya yenilenmeye ihtiyacı olan eşyalarla doluydu. Herhangi bir insanın bulunabileceği hiç bir yer yoktu. Her yer toz içindeydi ve hiç bir ayak izi yoktu. Yutkundum, sanırım Kerem bey haklıydı. Çok çalışıp gece uykularımı feda ettiğim için bir ses duymuş olduğumu hissetmiş olabilirdim.
Kerem bey'e döndüm." Sanırım yorgunluktan başka sesler duyduğumu sandım, yine de bana düzgünce bunu ifade edip kapıyı açtığınız için teşekkür ederim. Bugün sanırım çok üzerinize geldim." Utanan bakışlarla kapıdan dışarı çıktım. Kerem beyin arkamdan gülen sesiyle kapıyı kilitlediğini duydum. Sonra bana döndü ve konuşmaya başladı. "Sağlığınız için bazı aşılar ve testlere ihtiyacımız var Alev hanım. Evet, sonuçlar belli olmayabilir ama inanın bana bu bizim için çok önemli bir şey. Lütfen benimle gelin." Dediğini kafamı olumlu anlamda salladım ve onu takip etmeye başladım.
Bir hastalığım yoktu belki de şuanlık ama bugün belki de hayatımın en büyük dönüm noktası olacaktı.
Yeni hayatıma açılacak olan ilk adımı ben isteyerek ya da istemeyerek atmıştım bile...
★★★
Zorla da olsa o aşı koltuğuna oturtmuşlardı. Normal bir aşı gibi gelmiyordu ama yorgunluktan öyle hissettiğimi düşünüyordum. Bembeyaz olan etrafta mavi bir sedyede uzanıyor serumun bitmesini bekliyordum. Demekki sadece aşıyla sınırlı değildi.
İçimde yanlış bir şeyler olduğunu söyleyen bir ses vardı. Sanki buraya gelmem baştan beri bir hataydı ya da ben mi öyle düşünüyordum? Sonuçlar yarın belli olacaktı. Belki de yarın tüm bu şüphelerim de son bulurdu.
Serumdan dolayı başım çok kötü ağrıyordu. Neyse ki yakın arkadaşım da burada seçmelere girmiş ve bana yeni söylemişti. Bu benim için en mutlu haberlerden biriydi ama bana daha önce söylemediği için darılmıyor da değildim.
Serumun bitmesiyle beraber İpek kapıda berildi. Çok şükür gelmişti artık çünkü bekleyecek hiç hâlim yoktu eve geçip uyumak istiyordum. Doktor gitmemi uygun görünce hemen sarışınımın yanına koştum. Sarı dalgalı saçları beline kadar uzatmıştı. Yeşil gözleri onu bir orman gibi saklıyordu ki bence en etkileyici tarafı da yeşil gözleriydi. Açık teninin üstünde ki çilleri onda tatlı bir imaj yaratıyordu. Bana göre fazla renkli ve süslü biriydi.
Yeşilleri siyahlarımla buluştu " Zamanlama nasıl Alev". Dudaklarım kıvrıldı. "Tam vaktinde İpek böceği." yüzündeki gülümseme çoğaldı ve beraber arabaya doğru ilerlemeye başladık. Siyah arabaya bindiğimizde İpek sürücü koltuğundaydı, bense yanındaki koltukta oturmuş şarkı seçiyordum. Elim nedensizce hiç aklımda olmayan bir şarkıda durdu.
Tanıdık bir melodiyle doldu arabanın içi. Şarkının sözlerine gelince seslice söylemeye başladım.
"Bazen bana gelir, gider seni dert etmeler
Seni rüyalarımda hapsetmeler"
İpek güldü ve bana eşlik etmeye başladı. Bu sefer bu kısmı İpek söylüyor ben onu dinliyordum.
"Yıldızların hırsızları mı var?
Tutamam, tutamam, hep yeni bir gün doğar"
Birbirimize döndük ve beraber bağırarak şarkının devamını söylemeye başladık.
"Başka bi' evrende, en güzel hâlinle
Sen hayata karış, ben daha da biteceğim
Kırgınım kendime, üşüyorum gölgende
Henüz bilmesen de belki bir gün gideceğim"
★★★
Araba boyunca şarkı söyleyip durmuştuk. Eve geldiğimde İpek'e beni bıraktığı için teşekkür ettim ve banyonun yolunu tuttum.
Bugün çok yorucu bir gündü, hiç değilse benim için. Ben elimden geleni yapmıştım fazlasıyla asıl gün yarınaydı. Evet, sonuçlar yarın açıklanıyordu ve ben hâlâ uykusuz ve yorgun bir biçimde bunu düşünüyordum.
Yemek yapmaya çok üşendiğim için dışarıdan pizza söylemiştim. Dün başlayıp rastgele seçtiğim Revenge Of Others dizisini açmış, hem yemek yiyor hem de tepki veriyordum. "Şu polisin oğlunda bir şeyler var buna güvenirse olay çıkarırım."
"Şu çocukta niye bu kadar tatlı ve çok iyi davranıyor? Salak mı yoksa katil misin kardeşim söylesene"
"Hadi ama iki yardım etti diye tatlı suratli iblisimsi şeye güvenmeyeceğini söyle bana chanmi?! Bu nasıl dizi Allah aşkına, sinir küpüne döndüm şurada ya!"
Son bölüme geldiğimde katili tutturmanın gururla "Ben sana demiştim saf ördeğim, hiç bir insan bu kadar masum, tatlı ve iyi niyetli olamaz! Bunu bile bile bu hataya nasıl düşersin ya?!"
Diziyi bitirdiğim için artık yapacak bir şeyim kalmamıştı saat gecenin 2siydi yarına kadar uykumu iyice alsam iyi olacaktı. Çöpleri kaldırdım ve yatağıma uzandım. Çok uzun bir gündü.
Bugün belki de son kez rahat bir şekilde uyudum.
Yarın bir mesaj beni bir mutlulukla yıkacak, belki de sonsuz bir mutsuzluğa boyun eğmekti bu. Kurulmuş olan tuzağa düşmüş bir balık gibi o oltaya takılmıştım. Artık kimse benim sesimi duyamazdı çünkü ben belki de kazandım diye sevinirken çok şey kaybetmiştim.
Ben Alev, Alev Ateş. Bir barutla doğduğum hayatımda boğulmaya göz yumulmuş bir balık gibiydim. Hayallerinin benim sonum olduğunu bilmeden bir uçurumdan atlamaya hazırlanıyordum. Bu belki bir son belki de benim için yeni bir başlangıçtı fakat ölümün kıyısında olduğum gerçeğini asla değiştirmeyecekti. Ben bu oyunda ya derinlerdeki ruhumu ya da kendimi kaybedecektim...
