İçeriğe geç

PENÇE & BÜYÜ

Bölüm 7 · 4 dk okuma

PENÇE & BÜYÜ

Bölüm 7

GEÇMİŞTEN BİR PARÇA

Her on iki yaşına giren çocuk kaderini belirleyen bir sınava girerdi. Onun için sınırlandırılmış alanlarda yeteneğini gösterir ve vatanına o alanda hizmet verme onuruna sahip olurdu. Kızların ve erkeklerin görevleri farklı olmazdı. Asker, muhafız, aşçı, sağlıkçı, terzi, temizlikçi, at eğitmeni, çocuk bakıcısı... şu an aklıma gelenlerdi.

Karmaşık bir durumdu ve neye göre sınırlandıklarına dair bir fikrim yoktu.

Yıllar geçmişti. Benim talihsizlikle seçildiğim- aslında seçilmiş olduğum söylenemezdi.

Sınavlarda başarısız olursan temizlikçi olurdun. Çünkü temizlik herkesin harcı olabilirdi ve diğer alanlara göre daha fazla çalışana ihtiyaç olurdu. Yedi yıldır elimde bez, süpürge, paspas, birçok kokuda sabun dolanıyordu.

Benim kaderim basit bir temizlikçi olmaktı.

Ve yine günün mükemmel bir zamanı yönetim binasının tozunu alma işlemi bittikten sonra mavi toz bezlerini yıkamak için temizlik malzemelerinin bulunduğu büyük depoya gidiyorduk. Yanımda arkadaşım Bukleli vardı. Onun bu görevden şikâyet ettiğini çok az görürdüm. Bazen ben söylenirken bana katılırdı ancak kendisinin lekeli yatak çarşaflarına bile küfrettiğini hiç görmemiştim. Belki de yirmisine geldiğinde çocuk bakıcısı olmayı talep edip saygıdeğer bir meslek yapma hayaline tutunuyordu bilmiyorum.

Omzumu aşağı çeken bez ve sabun dolu kovayı hantal hantal taşıyor dişlerim arasından çirkin kelimeler fısıldıyordum. Bukleli halime gülüp kovayı benden aldı. Ağrıyla omzumu tuttum ve yürümeye devam ettim. “Senin de fazla suyunu sıkmamız gerekiyor anlaşılan,” dediğinde delici bir bakış fırlattım. Dudağını kıvırmış benimle dalga geçiyordu. “Bana temizlik şakası yapma,” diye kasıntıyla uyardım onu. Ancak beni kale almayarak omuz silkti. Neyse ki depoya gelmiştik ki onu yolun ortasında boğmak zorunda kalmamıştım. Depo aslında birçok kapıdan, bir sürü musluğun ve dolabın olduğu temizlik odasından ve terasında eşyaları kurutmak için bulunan askılıklardan oluşuyordu.

İçerisi pek kalabalık değildi. Direkt temizlik odasına girdik ve muslukların önündeki taburelere yerleştik. Hiç sesimi çıkarmadan mavi bezlere biriken toz parçalarını ve lekelerini gidermeye başladım. Bukleli bahar gibi sesiyle mırıldanırken bana eşlik etti. “Gerginsin,” dedi soru sorar gibi. Başımı çevirmeden cevapladım. “Ne zaman yönetim binasında iş yapsak geriliyorum,” diye açıkladım. Beni bu lanet göreve zorlayan onlardı ve oradaki her bir toz tanesiyle uğraşmak beni deli ediyordu. Odanın kapısı açıldı. Gelen Bayan Gilmy’di. Selam vermek için ayaklanacağımız sıra elini kaldırdı “Oturun kızlar, teşekkür ederim,” dedi gülümseyerek. Bayan Gilmy biz temizlikçilerin başıydı. Balık etli vücudu, beyaz cildi ve boncuk gibi yeşilce gözleri vardı. Yanımıza varıp yaptığımız işi gözetirken eli Bukleli’nin omzuna gitti. “Sen biraz ara ver canım,” dediğinde bunun anlamını biliyordum.

Güzel bir konuşma geliyordu.

Bukleli kısaca bana bakıp hızla işini bıraktı ve odadan ayrıldı. Bayan Gilmy onun yerine yerleşti ve bana uzandı. Tombul parmakları çeneme ulaştı ve hafifçe okşadı. Kaslarım yavaşça gevşerken hafif bir uyku bastırdı.

Bayan Gilmy temizlik başkanı olmasına rağmen dönem dönem çocuk bakma görevini üstlenirdi. Birçoğumuzun anne diyebileceği niteliği taşıyordu. Beni de o büyütmüştü. Küçükken ne zaman yüzümü okşasa uykuya kolayca daldığımı, ona koşarak çiçek getirdiğimi ve kocaman gövdesine ve göğüslerine yaslanarak ağladığımı, hepsini hatırlıyordum. Yine de on iki yaşımdan sonra herkes gibi bende yurtların bir üst yaş grubuna girmiş ve toz pembe hayatım bulaşık kirine dönmüştü. Bayan Gilmy ile olan o çocukluk bağım ise eskisi kadar yoğun değildi.

Eli ıslak ellerime gitti ve parmak uçlarımı inceledi. Sudan buruşmuş haldeki eller onu en çok memnun eden görüntüydü. Gülümsedi. “Bugün iyi iş çıkarmışa benziyorsun,” dedi parmaklarımı sıkıp bırakırken. “Evet, öyle görünüyor,” dedim bende rengi atmış parmaklarımı ters çevirerek. Bayan Gilmy’i hala seviyordum. O da beni severdi ve bunu gösterirdi. Yine konu iş olduğunda yumuşak davrandığını hiç görmemiştim. Temizlik konusunda bir manyaktı. Belki bir hastalığı vardı bilmiyorum ama etrafta kir aramak gibi bir takıntıya sahipti. “Bugün sende bir şeyler var gibi,” dedi bu sefer. “Neden bezleri yıkarken bana bahsetmiyorsun,” diye teklifte bulunduğunda nefesimi verip yarım kalan bezi temizlemeye koyuldum. “Bayan-”

“Mama,” diye düzeltti o da eline bir bez alırken. Yutkunup bu sefer bastırarak “Mama,” dedim. “Hayatın bundan ibaret olduğu bir dünyada yaşamak istemiyorum,” dedim hiç tereddüt etmeden. “Şşşş böyle konuşmuyoruz,” dedi sakince. Su foşur foşur akarken bezi elimde sıktım ve ona dönerek. “Ben basit bir temizlikçi olmak istemiyorum,” dedim. Bezi özenle sıkıp biraz silkeledikten sonra “Temizlik basit bir iş değildir Azura,” dedi mavi kumaşı temizlerin arasına yerleştirirken.

“Reşit olmana birkaç yıl kaldı ve gittiğinde güzel yerlere gelebilirsin. Buradan çok daha büyük ve farklı bir yer seni bekliyor olacak.”

Sinirle göz devirdim. “Ah evet en fazla amir komutanının parmak aralarını temizlerim. Yüce komutan diğer ayağınızı uzatın lütfen. On iki saat boyunca botunuzda havasız kalmış ayak parmaklarınızı temizlemek için yedi yıldır bu boktan yerde çalışıyorum!”

Birden yüzüme su sıçradı. Bayan Gilmy ayağa kalkmıştı ve bana bakarken su değil de tokat atılmış gibi hissetmiştim. Yüzümden akan kirli su gururumu incitmişti. Aldığım tepki karşısında soluklarım sıklaşmış, gözlerim kızarmış, hışımla iri kadına bakıyordum. “Ağzına tehlikeli laflar alıyorsun Azura. Seni buraya getirdiklerinden beri yetiştiriyorum ve sevdiğim çocuğumun başına kötü bir şey gelmesini istemiyorum. Bezleri yıka, bir duş al ve dediklerini bir daha düşün. Ağzında bir daha o kelimeleri duyarsam yetkililere iletmek dışında başka bir şey yapamam. Anladın mı?”

“Evet,” dedim içime kaçan sesimle.

“Anladın mı dedim?”

“Anladım Bayan Gilmy.”

Gözleri, üzerimdeki hakimiyetinden emin olduktan sonra arkasını döndü ve hızlı bir şekilde odadan ayrıldı. Usulca önüme döndüm ve daha temizlenmesi gereken bir deste beze baktım. Elimde sıkım sıkım olan bezi hışımla musluğa doğru fırlattım. Derin bir nefes alarak gözümden tek bir yaşın düşmesine izin vermeden “Buradan gitmek istiyorum,” diye fısıldadım dişlerimin arasından. “Kahrolası bezler!” İkinci nefes. Burnumu çektim. Kirli suya düşen bezi zar zor görerek aldım ve suyu açarak temizl

emeye devam ettim.

Bölüm sonu

9 yorum