### 1. Bölüm: Ekran Parlaması, Mavi Duman ve Pembe Cızırtılar
Televizyon ekranındaki statik cızırtının sesi bir başkası için çıldırtıcı bir gürültüden ibaret olabilirdi; ama benim için dünyadaki en dingin, en hipnotik melodiydi. Odadaki tek ışık kaynağı, eski tüplü ekranın yüzüme vurduğu o soluk, titrek mavi-pembeden ibaret parıltıydı. Kirli duvarlara yansıyan ışık hüzmeleri, sanki bir sahnede duruyormuşum hissi yaratıyordu. Sigaramdan derin, ciğerlerimi yakan bir nefes çektim. Saçlarımın canlı mavi tonu, karanlığın ortasında taze bir morluk gibi parıldadı. Dumanı yavaşça tavana doğru üflerken gözlerimi bir an bile o görüntüden ayırmadım.
Parmaklarımın arasında tuttuğum fotoğrafa baktım. Kenarları hafifçe bükülmüş, cebimde taşınmaktan köşeleri yıpranmış vesikalık bir fotoğraf...
*Diana.*
İsmi dilimin ucunda her yuvarlandığında, ağzımda metalik ama bir o kadar da tatlı bir tat bırakıyordu. Onu daha önce hiç yakından görmemiştim. Parmaklarım cildine temas etmemişti, sesini doğrudan bana söylenmiş bir cümlede duymamıştım. Ama kokusunu, adımlarındaki o hafif tereddüdü, yağmurlu günlerde otobüs durağında beklerken ıslanmamak için omuzlarını nasıl hafifçe yukarı çektiğini, hatta sabahları kahvesini alırken sağ kaşını nasıl hafifçe havaya kaldırdığını ezbere biliyordum. O beni tanımıyordu. Benim gibi bir adamın varlığından, adının bu şehrin en karanlık sokaklarında, polis bültenlerinde ve izbe depolarda nasıl bir tehlikeyle birlikte anıldığından tamamen habersizdi.
Onun dünyası temizdi, sıradandı ve faniydi. Benimkiyse TV Girl şarkılarındaki o yıpranmış, vintage aşklar gibi retro bir hüzne, kirli ilişkilere ve bolca suça batmıştı.
Ekrandaki cızırtı birden kesildi, pikabın iğnesi plağın üzerine düştü ve odaya boğuk bir melodi yayıldı. *Who Really Cares* albümünün o hipnotik, nostaljik ritmi duvarlara çarpıp yankılanırken ağır hareketlerle ayağa kalktım. Siyah deri ceketimi omuzlarıma geçirdim ve duvara yaslanmış olan aynadaki yansımama baktım. Boynumdaki kalın altın zincir, omuzumdaki yeşil yıldız dövmesinin hemen üzerinde soğukça parıldıyordu. Bakışlarım boş ama yakıcı, dudaklarım kıpırtısızdı. Bir suçlu için fazla belirgin bir yüzüm vardı belki; mavi saçlarım ve gözlerimin altındaki o karanlık halkalar beni her kalabalıkta tek hedef haline getiriyordu. Ama umurumda değildi. Bu şehirde arandığımı biliyordum, peşimdeki polislerin adımlarını arkamda hissedebiliyordum. Yine de tek bir adım bile gerilemiyordum.
"Çok az kaldı, Diana," diye mırıldandım ekrana doğru. "O masum dünyana girip her şeyi mahvetmeme çok az kaldı."
Dışarı çıktığımda gecenin keskin soğuğu doğrudan yüzüme çarptı. Yağmur henüz yeni dinmişti; ıslak asfalt, caddedeki neon tabelaların pembe, kırmızı ve mor ışıklarını devasa bir ayna gibi yansıtıyordu. Ellerimi ceketimin ceplerine soktum, başımı hafifçe öne eğip onun oturduğu sokağa doğru yürümeye başladım. Adımlarım ritmikti. Sokak lambalarının altından geçerken gölgem bir uzuyor, bir kısalıyordu. Polisin peşimde olması, adımlarımın arkasında bıraktığım o kanlı ve karanlık geçmiş ya da her an bir sokak başından çıkabilecek bir kurşun... Hiçbiri zihnimde tek bir nöronu bile harekete geçirmeye yetmiyordu. Bu kokuşmuş şehirdeki tek gerçeklik oydu. Ben onun kurguladığı o tatlı, zararsız masalın içindeki tek siyah lekeydim.
Onun binasının karşısındaki karanlık köşede durdum. Sırtımı soğuk tuğla duvara yasladım. İkinci kattaki pencerenin sarı, sıcak ışığı yanıyordu. Bir süre sadece o ışığın varlığını izledim. Sonra perdenin arkasında o belirdi.
Kahverengi saçları omuzlarına dökülüyordu. Evin içinde rastgele hareket ediyor, muhtemelen yatmadan önceki rutinlerini tamamlıyordu. Bir an için hareket etmeyi kesti. Pencereye doğru yürüdü, camı hafifçe aralayıp dışarıya, gecenin karanlık ve ıslak sessizliğine doğru baktı.
Göz göze geldiğimizi hissettim. Biliyordum; o beni görmüyordu. Sadece sokağın siyahlığına, yağmurun bıraktığı buğuya bakıyordu. Ama ben oradaydım. Tam gölgenin içinde, neon ışıklarının ulaşamadığı o kör noktada... Onun hiç bilmediği, ama birazdan içine çekileceği o tehlikeli hikâyenin tam başrolünde.
Dudaklarımda beliren yarım, tehlikeli bir tebessümle cebimden çıkardığım sigaramı yaktım. Kibritin çakma sesi gecede kısa bir an için yankılandı. Duman, mavi saçlarımın arasından süzülüp geceye karışırken kendi kendime fısıldadım.
Oyun henüz başlamamıştı ama sahne tamamen bize aitti. Ve Diana, kaçacak hiçbir yeri olmadığını henüz bilmiyordu.
[100 bin görüntülenmede yeni bölüm gelecektir...]