Emily elini pencereye koyduğunda gök gürültüsünün şiddetiyle camın titrediğini hissetti.
Radyo bütün gün, beklenmedik ve şiddetli bir fırtınanın başladığını, fırtınanın Amerika Birleşik Devletleri'nin doğu kıyılarını vurduğunu bildirmişti. Emily'nin yaşadığı yerde yani New York'un kalbinde, fırtına çok şiddetli yaşanıyordu. Polis babasıyla birlikte yaşadığı apartman dairesinde, tek başına oturan Emily, basit bir fırtınanın bu kadar kötü olabileceğini tahmin edememişti.
Telefonuna sarıldı ve babasına yalan söylediği için kendini suçlu hissetti. Babası az önce kontrol etmek için kızını aramıştı.
"Tüm polisler göreve çağırıldı, tatlım." diye açıklamıştı babası. "Çift hatta üç vardiya yapıyoruz. Fırtına yüzünden şehir tımarhaneye döndü; herkesi görev başında istiyorlar. Bana bir iyilik yap ve pencelerden uzak dur, tamam mı? Şehrin her yerine yıldırım düşüyor. Üst katta olduğumuz için dairemizde tehlike altında."
Ancak babasının uyarılarına ve uzak duracağına söz vermesine rağmen Emily, büyük pencerenin yanındaki koltuğa oturmuş, dışarıda kopan fırtınayı izliyordu. Annesinin en sevdiği koltukta oturuyordu. Annesi buraya 'tünek' derdi. Burası onun oturup yirmi kat aşağıdaki dünyanın akışını izlediği özel yeriydi. Annesi öldükten sonra Emily koltukta daha sık oturmaya başladı. Sanki onunla aynı yerde oturarak annesine yaklaşıyordu.
Emily şimdi bunun için koltuğa oturmamıştı. Bulunduğu noktadan Empire State binasının tepesini görebiliyor, fırtınanın pençesinde kıvranmasını izleyebiliyordu. Babası ona, Empire State binasının dev bir paratoner işlevi gördüğünü, etrafındaki diğer binaları da yıldırıma karşı koruduğunu anlatmıştı. Fakat gittikçe daha çok çatal yıldırım, binanın antenine vuruyor ve Emily onun daha ne kadar dayanabileceğini merak ediyordu.
Emily bacaklarını karnına çekip dizlerine sarılarak titremesini önlemeye çalıştı. Annesi hayattayken gök gürültüsünden hiç korkmazdı. Birlikteyken kötü havayı eğlenceli ve heyecan verici hale getirmenin yollarını bulurlardı. Şimdi babası işteyken ve evde tek başınayken Emily, annesinin kaybını, öldüğü günkü kadar şiddetle hissediyordu.
Emily üzüntüyle pencereden dışarı bakıp "Keşke burada olsaydın, anne," diye fısıldadı. Daha önce defalarca olduğu gibi Emily'nin gözlerini dolduran yaşlar, yanaklarından aşağı süzüldü.
Birden, çok parlak bir şimşek çaktı ve çok şiddetli bir gök gürültüsü duyuldu. Empire State binasına o kadar güçlü bir yıldırım düşmüştü ki binanın tepesindeki anten, elektrik kıvılcımlarının parıltısı ve uçuşan enkazla birlikte patlamıştı.
Emily gördüklerine inanmakta güçlük çekiyordu Yüksek binadaki tüm ışıklar aniden sönünce Emily daha net görebilmek için gözyaşlarını sildi. Hemen sonra Empire State'in etrafındaki binaların ışıkları da gitti. Karanlık, halıya dökülen üzüm suyu gibi yayıldı ve şehir karanlığa gömüldü.
Emily, Broadway Bulvarı'na bakarak karanlığın ilerleyişini takip etti. Karanlık, cadde cadde ilerliyordu. Sokak lambaları ve trafik ışıkları bile söndü. Elektrik kesintisinin, onların sokağına ulaşması fazla uzun sürmedi. Apartmanları karanlığa büründü. Emily cama yaslanıp karanlığın nerde durduğunu görmeye çalıştı. Durmamıştı. Tüm şehir karanlıktaydı.
Telefonu çalınca Emily yerinden sıçradı. Titreyen elleriyle tuttuğu telefonun küçük ekranından babasının adını okudu.
"Baba!" diye bağırdı. "Demin neler olduğuna inanamazsın. Empire State binasının tepesi havaya uçtu. Yıldırım düştü ve patladı. Parçaları her tarafa savruldu."
Babası endişeyle "Şimdi haber aldım," dedi. "İyi misin? Bizim binaya bir şey çarptı mı?"
"Hayır, her şey yolunda," diye cevap verdi Emily. İyi hissetmekten ne kadar uzak olduğunu gizledi. Aslında çok korkmaya başlamıştı. "Ama elektrikler kesildi. Görebildiğim kadarıyla şehrin tamamı karanlıkta."
Emily telefonda, başka birinin sesini duydu. Babası homurdandıktan sonra tekrar Emily' yle konuştu.
"Kesintinin tüm ilçelere yayıldığına dair bilgiler alıyoruz. New Jersey'e kadar ulaştı. Çok büyük bir kesinti, Em. Ve söylediklerine göre kısa sürede düzelmeyecek. Senden bir şey isteyece; banyoya gidip küveti duyla doldur. Sonra da mutfakta bulduğun tüm kaplara su koy. Bu kesintinin ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Suya ihtiyacımız olacak."
Emily' "Tamam," dedi. Sonra farkında olmadan, cılız bir sesle "Baba, ne zaman eve döneceksin?" diye sordu.
Babası, "Bilmiyorum, tatlım." diye cevap verdi. "Umarım yakında gelebilirim. Dinle, istersen Maureen teyzeni arayıp seninle kalmasını isteyebilirim."
Emily teyzesini severdi ama ona bebek gibi davranılmasını istemezdi. Artık on üç yaşındaydı; kendi başının çaresine bakabilirdi. "Yok, sağ ol, baba. İyiyim ben."
"Emin misin?" diye sordu babası. "Seninle birlikte olmak ona da iyi gelir."
"Evet, eminim." dedi Emily. "Fırtına biraz korkuttu sadece. Ama burada yapacağım bir sürü şey var. Hem maureen'in bu havada o kadar yolu gelmesi çok tehlikeli olur. Bir de üstüne yirmi kat merdiven çıkacak. Cidden, ben iyiyim."
Babasının sesinde önce bir tereddüt oldu sonra "Tamam," dedi. "Bana ya da bir şeye ihtiyacın olursa telefon açman yeterli. Anladın mı?"
"Anladım. Sağ ol, baba," dedi Emily. "Şimdi sular kesilmeden gideyim en iyisi."
Emily telefonu kapattı ve telefon ekranının ışığından yararlanarak mutfağa gitti. Hemen el fenerini bulup banyoya geçti.
Elektrikler kesilince yapılan rutin işlemdi bu. Küveti ve su doldurulabilecek bütün kapları doldururlardı. Yüksek binada yaşamanın olumsuzluklarından biri, elektrik kesilince dairelere su gönderen pompanın durmasıydı. Eğer ellerindeki tüm suyu depolamazlarsa büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya kalıyorlardı.
Emily küveti doldurmaya başladı, sonra da tencerelere ve tavalara su doldurdu. Son büyük çorba tenceresini doldururken suyun basıncı azalmaya başladı. Birazdan tamamen kesilecekti. Emily, "Eh, hiç yoktan iyidir," diyerek iç çekti ve bütün muslukları kapattı.
Bunlarla uğraşırken Emily birkaç dakikalığına fırtınayı unutmayı başarmıştı. Ama sular kesilince evi; gök gürültüsünün, şehirden gelen polis ve itfaiye sirenlerinin sesleri doldurdu.
Emily banyo penceresinin hemen dışında şimşek çaktığını gördü ve büyük bir gök gürültüsü duydu. Şimşek o kadar parlaktı ki Emily gözlerini kapattığında bile parıltısını görebiliyordu. Işık ve ses aynı anda ortaya çıkmıştı. Bu da son yıldırımın çok yakına düştüğü anlamına geliyordu.
Gök öfkeyle gürlemeye devam ederken Emily pencereden uzaklaştı. Bu kez babasının tavsiyesine uyacak, camlardan uzak duracaktı. Fırtına şimdi tam üstüneydi ve her geçen dakika daha da kötüleşiyordu.
