Geçmişte ne yaşanmış olursa olsun tanıdığınız ve geçmişinizde bıraktığınız kişiler hayatınızda yeniden yer edinmek isteyebilir ancak şu soru her zaman aklımızda bulundurmamız gerekir: Niçin geri gelir, neden ister geri gelmek?... Ama en önemlisi hayatımızda hangi kefede yer edinmek için gelir: iyi kefesinde mi yoksa kötü kefesinde mi? Bazı insanların amacı olmaz hayatınıza girerken ancak her insanın zaten bir amacı bile olmaz mı ki yaşarken? İşte bunu bir türlü bilemedik ki ona göre koysaydık biz kefelere. Yavaştan herkes sınıflara doğru ilerlemeye başladığında ben sınıfıma daha yeni girip sırama oturmuştum. 12. sınıfların üç şubesi bulunuyordu: A şubesi, B şubesi ve C şubesi. Biz 12-A şubesiyiz. Aslında normalde bu şubeler ders başarılarına göre bir sınavla belirleniyordu ancak bu durum veliler ve öğrenciler tarafından tepki gösterildiğinden kaynaklı artık karışık belirleniyordu sınıflarımız. Glenth çoktan gelmişti. Başını sırasına gömmüş uyuyordu. Ya da ben öyle zannediyordum.“Bana baktığını hissedebiliyorum.” dedi Glenth. Sesi kafası kollarına gömük olduğundan kaynaklı boğuk çıkmıştı. Boğuk sesi bir anlık aklımın karışmasına neden olsa da hemen önüme döndüm ve hiçbir şey olmamışçasına etrafı izlemeye koyulmuştum. Onun sesi…kapa çeneni Sliena! Sınıfa en son giren Damien ve Linda olmuştu. İkisi el eleydi ve birbirlerine olan bakışlarından anlaşılıyordu. Ne ara sevgili olduklarını bilmiyorum ancak bakışlarından birbirlerine çok aşık oldukları belliydi. Bu içimi ısıtmıştı. Damien ve Linda çok uyuşuyorlar. İkisi de sakin ve nazik kişiler. İnsanlar ne kadar “Zıt kutuplar birbirlerini çeker.” dese de Linda ve Damien arasındaki çekim yeterince fazla duruyordu. Sandalyemde hafifçe sarsılmaya başladım. Birisi sandalyeme vurmaya başlamıştı. Bu kişi tabi ki de Glenth’di. Acaba neden vuruyordu? Bir az önceki durumdan mı bahsedecekti? Ne diyecekti ki? Niye sakin olamıyordum?Arkama hızlıca döndüm ve şaşkın bir ifadeyle Glenth’e baktım. Yayılarak oturuyordu. Ayaklarını uzatabildiği kadar uzatmış ve bana ciddi bir ifadeyle bana bakıyordu.“Bu teneffüs araştırmaya koyulalım, sincap.” dedi. Başlarım şimdi sincabına diyerek yüzünün tam ortasına bir tane patlatmak vardı ama neyse. “Ben ne zaman istersem o zaman araştırmaya koyulacağız Glenth Efendi.” “Ne zaman koyulalım o zaman orman gözlüm?” diye sordu. Orman gözlüm bana taktığı yeni takma isimlerden biri olmalıydı. Bana bulduğu lakaplar bir bakıma mantıklı ve beni yansıtan lakaplardı. Orman gözlü demesi koyu yeşil göz rengine sahip olduğumdan, sincap ise saçlarımın kahverengi olup ona göre kısa olmamdan kaynaklanıyordu. Sincapla kısa ve minik hayvanlardı. Glenth’e göre bende kısaydım ama aslında sınıfımızdaki kızlar arasında en uzun bendim. Malum onun boyu 1.90 cm olduğundan kaynaklı ona göre kısaydım.“Bu teneffüs araştırmaya başlayalım.” dedim. Evet biliyorum, Glenth de aynı şeyi söylemişti ama Glenth’in liderlik taslamasına izin yoktu.Glenth gülmeye başlamıştı. Onun gülmesiyle bende kendimi tutamamış onunla beraber deliler gibi gülmeye başlamıştım.“Gülmen çok hoşuma gidiyor.” dedi. Bu cümleyle dehşete düştüm ve yüzümdeki gülümseme anında silindi. Nedense Glenth de söylediği şeyle beraber dehşete düşmüşe benziyordu. Glenth hemen başını hemen kollarına gömerek uyku pozisyonuna geçti. Utanmış mıydı? Bende hemen önüme dönüp ders kitabımın sayfalarını çevirmeye koyuldum. Belli ki bu olay hiç yaşanmamış gibi davranacaktık. En doğrusu buydu. Bu etüt hiç odaklanamadım. Neden hiç bilmiyorum ama aklımı kurcalayan çok fazla şeyin olduğunu biliyordum. Aklımın tam bir karmaşaya dönüşmesinin nedenini bilmesem de sanki Glenth’le vakit geçirmenin de biraz etkilediğini düşünmeye başlamıştım. Fazla vakit geçirince oluyor heralde. Zil çaldı. Glenth önden ilerlerken ben de onu takip ettim. Nereye gideceğimi veya ne yapacağımı bilmiyordum. O yüzden şu anlık Glenth’i takip etmek en mantıklısıydı. Bir süre sonra Glenth’in nereye gittiğini anlamıştım. Kütüphaneye gidiyorduk. Mantıklıydı. Kütüphane çoğunlukla boş olurdu. Konuşmak ve plan yapmak için iyi bir yerdi. Kütüphaneye girdiğimizde en köşeye gittik. Glenth hemen konuşmaya başladı.“Diğer teneffüs müdürün odasına gitmen gerek. Müdür bilgisayarında kendisiyle alakalı bilgiler de olabilir eski müdürümüz hakkında da bilgiler olabilir. Ben müdürü bir şekilde oyalayacağım.” dedi. Bunu dediği an gözüm fal taşı gibi kocaman açıldı. “Ben nasıl gireyim müdürün şifreli odasına?” dedim. Bilerek şifre kelimesini daha baskın söylemiştim. Sesim biraz fazla yüksek çıkmıştı ama neyse ki etrafta kimse yoktu.“Şifreyi ben biliyorum, sen kafaya takma. Şifre ”0205” dedi. Bunu nasıl biliyordu? Glenth gerçekten de müdürle kafayı bozmuş gibiydi.“Bu bilgileri nasıl öğrendin diye hiç sormuyorum.”“Sorma bence de.” dedi hafif bir tebessümle. Bu tebessüm sahteydi ama yüz ifadesinden anlamıştım. Garip bu çocuk. Hem de çok garip. Zil, bu sefer sınıflara geçmemiz gerektiğinin uyarısını vermek için çaldı. Sınıfa doğru ilerlemeye başladık. Glenth önden ben ise onun arkasından ilerliyordum. Gözüm Glenth’in koluna çarptı. Bir şey dikkatimi çekti. Kolunun bir kısmı morarmış görünüyordu. Bir yere düşüp veya çarpıp olmuşa benzemiyordu. Sanki birisi kasten morartmıştı.“Glenth koluna ne oldu?” diye sordum dayanamayarak. Glenth hemen koluna baktı ve bir anda bana çıkıştı.”Seni ilgilendirmez.” dedi sert bir şekilde. Bir iyi bir kötü davranıyordu. Onu anlayamıyordum.“Tamam, merakımdan sordum. Sakin ol.” dedim. Sesimi bilerek en soğuk halde, yüzümü ise en sert tavrımı takınmıştım. Ben insanların davranışlarına ve tavırlarına karşı ayna gibiydim. Kim nasıl davranırsa ya da nasıl bir tavır takınırsa aynı davranışı ve tavrını bende görürdü. Glenth’le yerlerimize yerleşir yerleşmez Zyra hemen koşarak yanıma geldi ve” Pazar günü balo varmış!” dedi istemsizce bağırarak. Okulumuzun bitmesine çok az kalmıştı bu sınavın da yaklaşmasına az kaldığı anlamına geliyordu ve bu beni geriyordu. Allah’ım başımda üç tane dert var: sınav, balo ve şu garip müdür. Ne yapacağım ben? diye düşünürken Zyra çoktan nasıl elbise istediğini anlatmaya başlamıştı. Lacivert, askılı ve arkası sırt dekolteli elbise istiyordu. Zyra bunları anlatırken “Kim demiş olacak diye?” diye sordu Glenth arkamdan Zyra’ya bakarak. “Yeni müdür dedi hani şu sabah ilk derse gelen.” dedi Zyra umursamaz ifadeyle. Aynı anda şaşkına uğramış şekilde Glenth’le göz göze geldik. Bunu fark eden Zyra “Telaş etmeyin bu akşam gideriz AVM’ye.” Ama biz telaş etmemiştik sadece şaşırmıştık. Aslında şaşırmamız saçmaydı. Ne yani bir müdür öğrencileri için balo yapamaz mıydı? Bu gayet doğal bir durumdu.“Herkes bir çift olup gitmeye karar verdi. Ben de Blane ile gideceğim ancak sana ilk başta gelip sormak istedim. Biz oraya Blane’e geçsek olur mu? Yani seni satar gibi olur muyum?” dediğinde Zyra şok içinde ona bakakaldım. Normalde her insana karşı pek de nazik olmayan birisiydi ancak konu yakın olduğu insanlar olunca özellikle bu konularda çok ama çok hassas olurdu.“Tabi ki de Zyra. Saçmalama. Bunu bana sorman hata.”“Ya sen bir tanesin!” diye haykırdı Zyra. Herkes onun haykırmasıyla yerinden sıçramıştı. Benim ona bu konu hakkında kırılacağımı sanmıştı. Yanılıyordu benden izin alması gereken bir konu yoktu ancak Zyra da eski arkadaşlarının bıraktığı travmaların izleri vardı. Bu konularda Zyra’yı çok zor düşürmüş insanlardı. Zyra’mı hak etmiyorlardı. Bunu bana sormasının ne kadar da saçma olduğunu ona söylesem istesem de anlamayacağını bildiğim için ona gülümsemekle yetindim. Geçen seneki 12. sınıflarda balo yapmıştı ve yanlış hatırlamıyorsam o balo da balo kraliçesi ve balo kralı seçilmişti. Bizde de olacak mıydı acaba? Bence olursa en güzel balo kraliçe ve balo kralı Zyra ve Blane olurdu. Canım, bir tane arkadaşlarım olurdu. Balo elbisem hakkında hemen düşünmeye koyuldum. Aslında aklımda nasıl bir elbise giyeceğim hakkında bir fikrim yoktu ancak koyu yeşil renkli bir elbise giyeceğim belliydi. Bana göre bana en çok yakışan renklerden biri koyu yeşildir. Gözlerimle çok iyi uyuşuyor bence. Glenth ile beraber koridora çıktık. Glenth son birkaç detayı daha anlattıktan sonra bana nereden geldiğini bilmediğim bir telsiz uzattı bana.“Sen bunları nereden buluyorsun, ne zaman getiriyorsun okula?” dedim şaşkınca ona gözlerimi dikerken. “Sen onları boş ver. Odaklan.” dedi sakince ve bana telsizi almam için uzattı. “Ya bir dakika, neden telsize ihtiyacım var?”“Her an bir durum ters gidebilir diye.”“Telefonlarımızı vermeyebilirdik mesela Glenth.” dedim ortaya bir seçenek sunarak. Zaten çoğumuz vermezdik ancak başımıza pek de bela almak istemediğimizden kaynaklı aramızdan birkaç kişi dikkat çekmemesi için telefonları koyardı.“Aklıma gelmedi ne yapayım? Ayrıca telefonlarımızı şimdi almayı denesek bile telefonlarımız kilitli çekmecenin içerisinde ve müdürün odasında bu yüzden almamızın pek de mümkün değil.”“Tamam tamam. Bekliyorum ben o zaman.” dedim ve Glenth’in bana uzattığı telsizi aldım.Pek bir zaman geçmeden Glenth müdürü uzaklaştırmıştı. Bana son bir kez arkasını dönüp bana bakıp girebilirsin anlamında kafasını aşağı yukarı salladı.Müdürün odasına doğru ilerlemeye başladım. Koridor boştu çünkü bütün 12. sınıflar yemekhaneye gitmişlerdi. İkindi zamanıydı. Malum kantinimiz hiçbir zaman açık olmadığından kaynaklı her cumartesi herkes bu saatlerde aç olurdu. Bundan kaynaklı da ikindi sırası çok ama çok uzun olurdu. Bunu bilerek bu teneffüsü seçmiştik.Müdür bizim katta olduğundan kaynaklı hemen girip çıkmam kolaydı ancak Glenth’le bir şeyi unuttuğumuzu fark ettim. Sınıflar ve müdür odasının arasında cam, kilitli bir kapı vardı ve onun şifresini hocalar ve müdür dışında kimse bilmiyordu. Sadece hocaların öğretmen kartlarının arkasında yazıyordu. Hemen telsizin konuşma tuşuna bastım.“Glenth cam kapının şifresini bilmiyorum. Ne yapacağım?” dedim gergin bir nefes vererek ancak Glenth cevap vermemişti bir süre. Yaklaşık iki dakika sonra telsizden Glenth’in sesini duydum. “Şifre 17 94.” dedi benim aksime sakin bir sesle. Her zaman çok sakin bir insan olmuştu. Benim gerildiğim ve paniklediğim her anda o her zaman sakin ve mantıksal olarak düşünen taraf olurdu ki açıkçası bu bana göre hayran kalınası yanlarından biriydi. Odaklan Sliena! 17 94 numarasını şifre yerine girdim. Kapı açıldı. İçeri girip arkamdan kapıyı kapattım. Aklımda sürekli 17 94 diye tekrarlıyordum çünkü unutursam geri sınıfların olduğu tarafa giremezdim ve bu benim müdüre yakalanmamı kolaylaştırırdı. Müdürün de odasına şifreyi girip hızlıca girdim. Oda epey büyüktü ve yüksek tavanlıydı. Odanın karanlık bir havası vardı. Büyük ihtimalle duvarların gri olduğundandı. Kocaman bir kitaplık ve onun yanında da kocaman bir bitki vardı. Bitkinin hemen önünde bir dolap vardı ancak dolabı zorladığımda açılmıyordu. Kilitliydi. Binlerce kez müdür odasına eski müdürümüzle sohbet etmeye gelirdim ancak bu dolabı ilk defa görüyordum. Bunlara kafa yormayarak kapının hemen önündeki masaya doğru ilerledim.Arkamdan kapıyı kapattım. Bundan sonrası sıkıntıydı. Müdürün bilgisayarını açamayacaktım şifreli olduğundan ama zaten daha devamsızlıkları girmedikleri için sisteme belgelerden halletmeye çalışacaktım. Çekmeceleri açmaya koyuldum. Normalde kilitli olurlardı ancak okul vakitleri açık tutarlardı. Sürekli kilitlemek zor olurdu onlar için. Çekmecelerde birkaç belge gördüm. Bunlar öğrenci belgeleriydi. Hemen aralarında Glenth’i aramaya koyuldum ancak aralarında sınıfımızda olmayan ancak aynı sınıf belgelerimizin arasında olan bir kişiyi gördüm. Belgeyi elime yavaşça aldım ve masanın üzerine bırakıp incelemeye başladım. Belgenin üst sağ kısmında birisinin vesikalık fotoğrafını gördüm dakika da kalp atışlarımın göğüs kafesimi delecek kadar hızlı çarptığını fark ettim. Vereceğim nefes boğazımda sıkışırken gözlerim dehşetle büyümüştü. Olamaz… Bu Quinlan’dı. Olamaz…
Bölüm 2
2. Bölüm: Glenth’e Ufak Bir Yardım
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.