Ateşin kızıl parıltısı, Austin'in yüzünde titrek bir gölge oluşturuyordu. Kalbi göğsünde bir kuş misali çırpınırken, silahını sıkıca kavradı. Karanlığa, sanki avını bekleyen bir yırtıcı gibi baktı. Çalılıklarda parıldayan iki yeşil göz gördüğünü sandı, nefesini tuttu ve dikkatle dinledi. Kalbi boğazında bir yumru gibi yükselirken, fısıltıyla Aaron'a seslendi:"Duydun mu?"
Aaron gözlerini kırpmadan ateşe baktı. "Sadece bir baykuştu, sakin ol. Tüm gece böyle devam edersen gelecek sefere seni arkasından gönderirim, haberin olsun" dedi. Austin ürperdi ama bunu belli etmedi. Saatine baktığında gece yarısını geçmişti; Becca ile Owen hâlâ kampa dönmemişti. Endişeli gözlerle Aaron ve Austin’i izleyen Aurora, "Sizce de artık Owen ve Becca için endişelenmeye başlamamız gerekmiyor mu?" diye sordu. "Onlar yola çıktığında güneş bile daha doğmamıştı. Şimdi ise saat gece yarısını geçti ama hâlâ geri dönmediler." Aaron, "Farkındayım Aurora" dedi. "Her beş dakikada bir bunu hatırlatmana gerek yok. Owen ve Becca başlarının çaresine bakabilirler. Hem bu ilk geç kalışları değil, bunu sen de biliyorsun. Belki yağmura yakalanmışlardır."Bir süre sessizce oturdular. Her biri kendi düşünceleriyle meşguldü. Sonra Aaron ve Freya yavaşça ayağa kalkarak çadırlarına doğru ilerlediler. Ayın loş ışığı altında ormanın derinliklerinden gelen uğultular kamp alanını sarmıştı. Aaron çadırına doğru ilerlerken, "İyi geceler, çocuklar," diye seslendi. Austin ve Aurora başlarını sallayarak karşılık verdi. Tam çadırının fermuarını çekmek üzereyken, uzaklardan ürkütücü bir çığlık yükseldi. Çığlık, ormanın sessizliğini parçalayarak kamp alanında anlık bir sessizlik yarattı. Austin ve Aurora gözlerini kocaman açarak birbirlerine baktılar. Aaron ise donup kalmıştı.Austin sesin sahibini tanımıştı: "O... Becca’nın sesi miydi?"
Austin oturduğu yerden hızla kalktı ve silahını aldı. Hepsi Austin’in peşi sıra sokağın başına doğru koştular. Sokağın başındaki tek sokak lambası, soluk bir şekilde yanan ampulüyle yerde uzun ve ürkütücü gölgeler oluşturuyordu. Gözleri yerde yatan bedene odaklandı: Becca... Yüzüstü yatıyordu ve hareketsizdi.
Austin'in nefes alışverişi hızlanırken elleri titremeye başladı. "Hayır," diye fısıldadı, sesi titrek ve çaresizdi.
Aaron, "Saklanmalıyız," diye fısıldadı ve Austin'i de peşinden sürükleyerek pembe harabe evin arka kapısından içeri soktu. İçerisi karanlıktı, bulundukları yerden sokak lambası görünmüyordu. Austin’in boğazında bir yumru oluştu; gözlerinden yaşlar süzülürken yaşadığı şokun etkisindeydi. Kendine geldiğinde Becca'ya doğru koşmak istedi ancak Aaron onu durdurdu.Austin, ormanda neler olup bittiğini bilmiyoruz, tehlikede olabiliriz," dedi Aaron. Hayır, bir adım bile atamazsın! Yerimizi ele verir, bizi tehlikeye atarsın. Ona ne olduğu belli değil, kimin işi olduğu meçhul. Burada kalacak, emrimi dinleyeceksin!"
"Orada yatan Freya olsa sen burada öylece durur muydun?!"
Aaron sadece sinirli bir şekilde bakmakla yetindi. O sırada Freya çantasını karıştırıyor ve oradan mini bir drone çıkarıyordu. Kamptan ayrılırken yanına aldığı çantasının gizli bölmesinde, yüksek çözünürlüklü kameralara ve uzun menzilli alıcılara sahip üç adet mini drone saklıydı. Bu küçük casuslar, tehlikeli yolculukta ona hem keşif yapma hem de olası tehlikelere karşı erken uyarı alma avantajı sağlıyordu. Drone ile etrafı taradılar ve bölgenin güvenli olduğuna karar verdiler.
Becca’ya ulaşır ulaşmaz Austin onu çabucak sırtüstü çevirdi. Gözleri korkuyla Becca'nın solgun yüzünde gezindi. Sol omzunun üstünde açılmış kanayan bir yara vardı. Parmaklarını boynuna bastırdı; nabzı zayıf ve düzensiz atıyordu.
"Vurulmuş..." diye fısıldadı, sesi titriyordu.
Freya, arkadaşının solgun yüzüne bakarak, "Sakin ol Austin, onu kampa taşıyacağız," dedi. Elleri titrerken sırt çantasından ilk yardım çantasını çıkardı. Ormanın derinliklerinden gelen uğultu gerginliği artırıyordu. Becca'nın solgun yüzüne bakan Austin'in gözleri doldu; kalbi, o minik parkta salıncağın gölgesinde ilk kez karşılaştıkları gün gibi hızlı çarpıyordu. Onu kaybetmek, çocukluğunun bir parçasını kaybetmek gibiydi.
Freya'nın sözleriyle kendine gelen Austin, diğerlerini de peşinden sürükleyerek karanlık ormana daldı. Dalların arasından sızan ay ışığı yüzlerindeki endişeyi daha da belirginleştiriyordu. Aurora ve Freya önünde, Aaron arkasında olmak üzere küçük bir ekip halinde ilerlediler. Freya'nın çadırına ulaştıklarında Austin Becca'yı hemen yere yatırdı. Freya becerikli elleriyle yarayı incelemeye başlarken Austin'in yüreği ağzında atıyordu. Freya sakin bir sesle, "Ben hallederim, sen dışarı çıkabilirsin," dedi. Ancak Austin, "Hayır, yanında kalacağım," diye diretti.
Çadırın dışından gelen Aaron'ın sesi onları böldü: "Austin, çık dışarı!"
Austin çaresiz bir şekilde Aaron'ın elinden kurtulmaya çalışarak, "Becca'nın yanında olmalıyım!" diye bağırdı.
Freya, "Austin, içeri giremeyeceğini anlıyor musun? Dere kenarında mavi yapraklı bitkiler var, onları getirmen gerekiyor. Yarasında yerlilerin kullandığı türden zehir var, hızlı ol!" dedi.
Austin çaresizce çadırdan çıkıp ormana daldı ve kısa süre sonra ellerindeki bitkilerle geri döndü. Freya bitkileri karışıma ekleyerek yarayı tedavi etti. "Artık endişelenmene gerek yok," dedi rahat bir nefes alarak. "Bu karışım Becca'yı kısa sürede iyileştirecek." Sönmüş ateşi yeniden alevlendiren Aaron, çadırın önünde bekleyen Austin'e baktı. Austin çaresiz bir ifadeyle ateşin karşısına çöktü; içerideki fısıltılar ve tartışmalar onu daha da endişelendiriyordu.
Aurora ateşin karşısında ellerini havaya kaldırıp, "Becca iyiyse neden hâlâ burada duruyoruz? Owen'ı bulmalıyız!" diye bağırdı.
Aaron alaycı bir gülümsemeyle, "Sanki sen en çok umursuyorsun! Freya'yla ben aramaya gideceğiz," dedi.
Aurora'nın gözleri öfkeyle parladı: "Ben de geliyorum!" Aaron bir adım öne doğru yürüdüğünde Freya araya girdi: "Aaron! Ne yapıyorsun sen?"
Aaron öfkeyle dişlerini sıkarak, "Bırak beni Freya!" dedi.
Freya, Aaron'ı ateşin başına ittirerek, "Sakinleş artık! Ona vurmayı mı düşünüyordun?" diye sordu.
Aaron, "Tabii ki hayır, sadece biraz korkutmak istedim," diye mırıldandı.
O sırada sokağın derinliklerinden ayak sesleri duyuldu. Herkes silahlarını sımsıkı tutarken, karanlıktan beliren figür üzerlerine doğru hızla ilerliyordu.
Aaron sesi titreyerek, "Dur, yoksa ateş ederim!" diye bağırdı.
Bir an sonra ormanın içinden tanıdık bir ses yükseldi: "Benim, Owen!"
Owen yarım baygın bir halde yüzü kanlar içinde onlara doğru gelirken Aurora çığlık atarak ona sarıldı. Aaron ikisini ayırıp Owen'ı kenara çekti ve soğuk bir ifadeyle, "Konuşmamız lazım. Yalnız," dedi.
Owen başını sallayarak Aaron'la birlikte ateşin loş ışığından uzaklaştı. Diğerleri endişeyle onları izliyordu.
Aaron sabırsızlıkla, "Anlat, ne oldu?" diye sordu.
Owen titrek bir sesle, "Sakin ol dostum, her şeyi teker teker anlatacağım ama önce kendime geleyim, olur mu?" dedi.
Tam o sırada Aurora üstünde dumanlar tüten bir kase çorba ve yumuşak bir battaniyeyle yanlarına geldi. Çorbayı dikkatlice Owen'a uzatarak, "İyileşmen için bir şeyler yemelisin," dedi. Owen minnettar gözlerle ona bakarak battaniyeye sarındı ve anlatmaya başladı.
"Her zamanki gibi ormanı geçiyorduk. Orman her zamanki gibi sessiz ve karanlıktı; sadece uzaktan gelen bir nehir şırıltısı ve böceklerin zırıltıları duyuluyordu. Birden uzaktan tanıdık bir kükreme duyuldu: Yaşlı jaguarımız. Ama bu sefer kükremesi daha uzun sürdü. Ardından daha genç ve daha vahşi başka bir kükreme yükseldi."
Aaron'ın yüzü soldu: "Başka bir jaguar mı? Buraya nasıl geldi?"
"Becca da ben de senin kadar şaşkındık. Neredeyse yirmi yıldır bu ormanda yaşadığımız halde başka bir jaguar gördüğümüzü hatırlamıyorduk. Yaşlı jaguarın egemen olduğu bu topraklarda birdenbire ortaya çıkan bu yeni aile bize büyük bir şok yaşattı. Dişi jaguar yavrularını koruma içgüdüsüyle etrafa bakınıyor, büyük erkek jaguar ise kasları gerilmiş halde duruyordu. Yaşlı jaguar onlara meydan okumak ister gibi bir kez daha kükredi ama büyük jaguarın sesi onu bastırdı. Nihayet yaşlı jaguar yenilgiyi kabul ederek ormanın derinliklerine doğru çekildi."
Aaron gözlerini kocaman açarak ayağa fırladı ve sesi titreyerek, "Ne demek başka bir jaguar geldi? Bir sürü mü? Daha açık konuş, tam olarak ne demek istiyorsun?" diye bağırdı.
Owen bir an duraksadı: "Off, Aaron, biraz sabırlı ol olur mu? Anlatıyorum işte." Sanki olayları yeniden yaşarmış gibi derin bir nefes aldı. "Güneş tepemizdeyken saat tam 13:30'u gösteriyordu. Jaguarların kükremeleri hâlâ kulaklarımızda yankılanırken kalın gövdeli bir ağacın dallarına tutunmuş, nefes nefese kalmıştık. Bir saat kadar bu şekilde bekledikten sonra jaguarların derin uykuya daldıklarını anladık. Yavaşça ve sessizce ağaçtan indik; her dalın kırılması kalplerimizi ağzımıza getiriyordu. Ormandan olabildiğince uzaklaşmak için hızla adımlarımızı attık. Yaşadığımız sürpriz bizi daha temkinli davranmaya itmişti. Bundan sonra gideceğimiz her yeri drone ile dikkatlice tarayarak ilerlemeye karar verdik. Erzakları alıp kampa doğru geliyorduk ki birinin bizi takip ettiğini fark ettim. Çok iy—"
Austin araya girip bağırdı: "Nasıl kampa kadar takip edildiğinizi fark etmezsiniz?!"
Owen, "Böyle yaparsan hikayeyi kendi kafanda tamamlarsın," diyerek yerinden kalktı.
Aaron onu ittirip yerine oturttu: "Ormanda neler olduğunu anlatmadan buradan bir adım atamazsın."
Owen canı sıkılmış bir tavırla devam etti: "Çok iyi saklanmış ki onu fark etmemişiz. Becca’ya ikiye ayrılmamız için işaret ettim, iki yana ayrıldık. Takip eden kişi Becca’nın arkasından gitmiş. Onun arkasından gittiğini anladığımda ben de o yöne yöneldim ve o sırada Becca’nın çığlığını duydum. Daha sonra yerlilerle karşılaştım, onlardan kurtulmak için başka yöne gitmek zorunda kaldım. Bir mağaraya saklandım, az kalsın yakalanıyordum."
Aaron, "Bu kadar mı?" diye sordu.
"Evet, bu kadar. Becca'nın durumu nasıl, iyi mi? Austin neden beni öldürecekmiş gibi bakıyor?"
Aaron, Becca’yı ağır yaralı bulduklarını ve yaşananları anlatarak durumu açıkladı. Owen şoke olarak, "Yani sen şimdi bana Becca’nın başına gelenlerin benim suçum olduğunu mu söylüyorsun?!" dedi.
Dayanamayıp ayağa kalkan Austin yavaş adımlarla yaklaştı ve Owen’ın yakasından tutup yukarı kaldırdı: "Becca’nın başına gelenlerin hepsi senin yüzünden! Onu koruman gerekiyordu."
"Ellerini çek çabuk üstümden!"
Aaron araya girdi: "Hey, kendinize gelin! Austin, Becca’nın başına gelenler Owen’ın suçu değildi! Başlarına gelenleri tam olarak bilmiyorsun. Herkese ne olduğunu anlatmak için ateşin başına gidelim."
Austin onlara son bir kez baktıktan sonra kamp alanından yavaşça uzaklaştı. Owen'ın anlattıklarını dinleyen herkes şaşkınlıkla başını salladı.
Bir süre sonra Freya, "Peki, şimdi ne yapmalıyız? Bir plan yapmamız gerekiyor," dedi.
Aaron, "Planımızı Becca uyandıktan sonra belirleyeceğiz," dedi. "Her şey aydınlığa kavuşmadan bir şey söylemek zor. Uyanıp bize her şeyi anlattığında daha net bir tablo ortaya çıkacaktır."
Herkes onay anlamında başını salladı. Freya yavaşça ayağa kalkıp çadıra doğru yürüdü ve Becca’nın bandajlarını değiştirdi. Tam çadırdan çıkmak üzereyken Becca titrek bir sesle fısıldadı: "Neredeyim ben, ne oldu bana?"
Sonra bir çığlık kopardı; kalbi delice çarparken zihninde film şeridi gibi geçen parçalı görüntüler onu panikletiyordu. Son hatırladığı şey vurulduğu, kan kaybettiği ve şimdi burasıydı. Becca’nın çığlığını duyan Austin telaşla çadıra daldı. Solgun yüzünü görünce yüreği ağzına geldi ve yanına çömelip, "Becca! İyi misin?" diye bağırdı. Becca Austin'in sıcak kolları arasında kendini güvende hissederek, "Başıma çok korkunç şeyler geldi," diye fısıldadı.
Austin saçlarını okşayıp, "Ben her zaman senin yanındayım, hiçbir şeyden korkmana gerek yok bebeğim," diyerek yüzünü elleri arasına aldı. "Ormanda ne oldu, nasıl bu hale geldin?"
Becca gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı: "Kampa dönüş yolundaydık... Sonra bir şey oldu..."
Austin elini sıktı: "Sakin ol, her şey yoluna girecek. Kendini zorlama, şimdilik sadece dinlenmen gerekiyor."
Becca başını salladı ancak gözlerindeki endişe kaybolmuyordu. Onu çadırda dinlenmeye bırakarak ateş başına döndüler.
Aaron, "Bizi nasıl bir tehlike bekliyor bilmiyoruz, bu yüzden bu geceyi tetikte kalarak geçirmeliyiz. Sabah Becca tamamen kendine gelince bir plan oluşturacağız," dedi ve karavana doğru gitti. Elinde kolonya ve kibritle geri dönerek, "Ben kampın sonuna ve başına birer ateş daha yakacağım. Aurora ve Owen, siz ikiniz kampın başında; Freya ve ben karavanın orada olacağız. Bu gece kimse gözünü bile kırpmayacak," talimatını verdi.
Herkes telsizlerini yanına alarak nöbet yerlerine dağılırken Aaron, "Kimse tek başına kahramanlık yapmaya çalışmayacak, anlaşıldı mı?" diye ekledi. Austin'e bakarak tekrarladı: "Anlaşıldı mı Austin?"
Austin dalgın bir şekilde, "E... Evet," dedi.
Gecenin ilerleyen vakitlerinde başka bir olay olmadı, tüm ekip geceyi diken üzerinde geçirdi. Sabahın ilk ışıklarında Becca uyanmıştı. Austin’in yanına gitmek için hareket ettiği sırada dengesini kaybedip yere düştü; yarası tam iyileşmediği için canı acıyarak inledi.
Çadırdan ses geldiğini duyan Austin fırlayıp içeri girdi ve yerde yatan Becca'yı görünce hemen yatağına geri yatırdı: "Neden kalktın, daha o kadar iyileşmedin!"
Becca, "Olanları anlatmak, konuşmak istiyorum. Gördüklerimi ve yaşadıklarımı hepinizin bilmesi lazım," dedi.
Austin endişeyle devam etmesini istedi. Becca anlatmaya başladı: "Owen buraya gelmeden birazını anlatmış olmalı; yerlilerle karşılaşmış ve benim arkamdan da başka biri varmış. Bilmiyorum ama dahası var... Beni ormanda köşeye sıkıştırdı, üzerinde astronot kıyafetine benzer bir şey vardı. Bana dokunmak istedi, çığlık attım. Sonra sese yerliler geldi, ben de onlardan kaçmaya başladım. Işığın olduğu yerde biri beni vurdu. Sanırım o oydu, yani iki ay önceki yerli. Tam olarak göremeden ok etkisiyle düştüm, sonrasını hatırlamıyorum. Uyandığımda buradaydım."
Austin elini tutarak, "Anlıyorum hayatım, burada yanımda güvendesin, kimsenin sana zarar vermesine asla izin vermem. Biraz daha dinlen, hemen çadırın dışındayım, ihtiyacın olursa seslen," dedi.
Diğerleri nöbet yerlerinden döndü ve Austin kahvaltı sırasında mantar buldukları anları ve Becca'nın anlattıklarını ekibe aktardı; Aaron bunları dinledikçe rengi soldu. Saatler geçmiş, akşam olmuştu. Owen ile Becca canlarını kurtarmak için kaçarken yiyecekleri kaybetmişti, bu yüzden akşam için tekrar yiyecek bulmaya gitmeleri gerekiyordu. Yaşanan olaylar nedeniyle bu kez gruplar halinde değil, tüm grup birlikte hareket edecekti. Günün ilk ışıkları gökyüzünü aydınlattığında kamptakiler uyanmış ve yiyecek aramak üzere keşfe çıkmaya hazır hale gelmişti; Aaron ve Austin ise diğerlerinden önce uyanarak dronelar ile güvenlik kontrolü yapmışlardı.