İçeriğe geç

PARÇALANMIŞ UFUKLAR

Bölüm 7 · 9 dk okuma

PARÇALANMIŞ UFUKLAR

Bölüm 7

BÖLÜM 7: KIRILAN MİRAS

**Tapınak girişinde duran Stela’nın avuçlarından yükselen mavi enerji, kristal zemine düşen çift güneş ışığını bile gölgeliyordu.** İçindeki o tanıdık karıncalanma bu sefer farklıydı: Yakıcı bir fırtına değil, *odaklanmış bir nehir*. Kolundaki damarlar, elektrik mavisi bir harita gibi parlıyor, ama acı vermiyordu. Rais’in şaşkın bakışları altında, enerji katılaşıp iki uzun, ince **enerji kılıcına** dönüştü. Bıçaklar sessizce vınlıyor, havada ısı dalgaları yaratıyordu. "Stela, ne yapıyorsun?" diye uyardı Rais, tabancasını Veyra’nın bulunduğu yöne çevirirken. "Onlar profesyonel katiller! Tek başına—" "Tek başına değilim," diye kesti Stela, sesi şaşırtıcı derecede sakin. Gözleri, uzaktaki karartılmış bölgeye, orada beliren üç mekanik siluete kilitlenmişti. Onikiler. Hareketleri örümcek gibi keskin ve acımasızdı. "Sen sol kanadı koru. Ben merkezle ilgilenirim." Rais bir an tereddüt etti. Stela’nın gözlerindeki o yeni, çelik gibi kararlılık onu şaşırtmıştı. Sonra başını sertçe salladı. "Tamam. Ama risk alma. Gücünü savurganca kullanma!" Kayalık bir kristal kütlenin ardına sıçradı, tabancasının namlusu hedefini arıyordu. Veyra’nın sesi, keskin bir hoparlörden yükselir gibi çınladı uzaktan: "Çok duygusal, melez! Atalarının tozunda son bir dans? İzin ver yardım edeyim!" Elindeki silahı kaldırdı – uzun namlulu, garip bir enerji projektörü. **Tısss!** diye bir sesle, avcı yeşili bir ışın fırlattı, doğrudan Stela’nın durduğu tapınak girişine. Stela düşünmedi. *Hareket etti.* İçgüdüleri, Ara Bölge’deki o çılgın kaçışlardan keskinleşmişti. Bir yana savruldu, yeşil ışın az önce durduğu yerdeki kristal kapı pervazını eritip buhar yaparken. Sıcaklık yüzünü yaladı. Ama korkmadı. **Öfkelendi.** Bu kadın, annesinin hatırasını bile kirletmişti. "BENİMLE UĞRAŞIYORSUN!" diye haykırdı Stela, sesi kristal ormanda yankılandı. Enerji kılıçlarını çaprazlama savurdu. İki gümüşi şimşek, Veyra’nın bulunduğu yöne fırladı. **Vınnnng! Kraaak!** Veyra bir kalkan projektörüyle ışınları savuşturdu, ama darbe onu geriye savurdu. Kalkanı çatırdadı, projektör aşırı ısındı. "İlginç!" diye güldü alaycı, tozlar içinden doğrulurken. "Gelişiyorsun! Ne kadar... *cesaret verici*." Ama konuşması, Onikiler’in saldırısıyla kesildi. Üçü birden harekete geçti. Hareketleri akıcı ve ölümcüldü, sanki tek bir zihin tarafından yönetiliyorlardı. Biri doğrudan Rais’e doğru zıpladı, mekanik pençeleri titanyum çeliği parçalayabilecek güçte. Diğer ikisi, kristal ağaçların gölgesinde kaybolup, Stela’yı çapraz ateşe almak için konumlandı. **BİP-BİP-BİP!** Rais’in bileğindeki cihaz çılgınca uyarı verdi. "Stela! Arkanda! Saat iki yönü!" diye bağırdı, kendisi de bir enkaz yığınının arkasına atlarken. Onikiler’den birinin enerji mızrağı, az önce durduğu yerde zemini delip geçmişti. Stela döndü. Saat iki yönünde, bir kristal ağacın arkasında, kırmızı optik lensler parlıyordu. İkinci Onikiler, sessizce bir enerji topu yüklüyordu. Zaman yavaşlamış gibiydi. Stela’nın içindeki enerji nehri kabardı. Avuçlarındaki kılıçları değil, *kendini* fırlattı. Bir düşünce, saf bir niyet: ***Engelle!*** Parmak uçlarından, önceki kılıçlardan daha küçük ama yoğun bir gümüşi disk fırladı. Sessizce döne döne, Onikiler’in tam ateşlediği enerji topunun önüne geçti. **BOOOM!** İki enerji formu çarpıştığında, kör edici bir beyaz parlama ve şok dalgası yayıldı. Kristal ağaçlar çınladı, bazıları çatladı. Toz ve enerji artıkları yağdı. Stela sendeleyerek geri adım attı, başı dönüyordu. *Burnunda kan vardı.* Bedel hemen ödenmişti. Ama Onikiler’den biri de sırt üstü devrilmiş, mekanik gövdesinde kıvılcımlar çakıyordu. "İyi iş!" diye bağırdı Rais, kendi düşmanına birkaç usta atış yapıp onu bir kristal kolonun ardına sığınmaya zorlarken. "Ama sakın gevşeme!" Veyra’nın siniri bozulmuştu. "Yeterince oynadık!" diye gürledi. Bileğine takılı bir konsola hızla dokundu. "Karan! Anahtar melez. Canlı gerekli. Diğerini yok et!" Uzakta, karartılmış bölgede duran Onikiler Lideri, Karan’ın kırmızı lensleri bir an için daha da parladı. Sesi, mekanik bir uğultuyla geldi: "Emir kabul. Hedef: Rais Dorran. Yok et." Karan aniden harekete geçti. Diğer Onikiler’den katbekat hızlıydı. Bir anda ortadan kaybolmuş gibiydi, sonra Rais’in sığındığı kristal kolonun tepesinde belirdi. Mekanik pençesi, Rais’in başına doğru ölümcül bir hızla indi. "RAİS!" diye çığlık attı Stela, dehşetle. Rais kendini yere attı. Pençe, kolonun üst kısmını paramparça etti, kristal parçaları yağmur gibi yağdı. Rais bir parçayla omzundan yaralandı, inledi. Karan’ın bir sonraki darbesi için kollarını kaldırdı. Kaçacak yeri yoktu. Stela’nın içinde bir şey koptu. Rais… Onu kurtaran, ona yol gösteren, gerçekte *ailesi* olan tek kişi. Karan’a doğru koştu, ama çok uzaktı. Enerji kılıçları yetersizdi. *Başka bir yol. Daha güçlü bir şey. HIZLI OL!* Gözü, tapınağın hemen yanındaki dev bir **kristal monolit**e takıldı. Parlak, saf kuvars. İçgüdüsel olarak, enerji kılıçlarını bıraktı. İki elini de monolite doğru uzattı. Zihnini, içindeki o mavi nehre, onun *kaynağına* odakladı. Sadece bir kelime: ***KALDIR!*** **GRRRRRRR-OOOOOMMMM!** Yer sarsıldı. Monolitin tabanından çatırtılar yükseldi. Sonra, inanılmaz bir gürültüyle, tonlarca ağırlığındaki kristal kütle yerinden kopup *havaya kalktı*. Stela’nın ellerinin hareketini takip eder gibi, Karan’ın üzerine doğru savruldu. Karan’ın kırmızı lensleri genişledi. Hızla geri sıçramaya çalıştı, ama monolitin gölgesi onu çoktan kapsamıştı. **KRA-BOOM!** Dev bir cam kırığı sesiyle monolit, Karan’ın üzerine çöktü. Toz ve kristal parçaları fışkırdı. Etraftaki her şey titredi. Rais, şok dalgasıyla savruldu, ama hayattaydı. Stela dizlerinin üzerine çöktü. **Ağzından kan fışkırmıştı.** Kulakları uğulduyor, gözleri kararıyordu. Kolundaki mavi damarlar sanki yanıyordu, derisini yakacak kadar sıcak. Bu… bu öncekilerden çok daha kötüydü. Dünya dönüyordu. "STELA!" Rais’in sesi uzaktan geliyordu. Koşarak yanına geldi, yaralı omzunu umursamadan. "Tanrım, ne yaptın kendine?" Onu kaldırmaya çalıştı. Ama Stela’nın gözleri, monolitin enkazına takılmıştı. Parçaların arasından, mekanik bir kol kıpırdadı. Sonra bir diğeri. Karan, yavaşça, hasarlı ama hâlâ işlevsel, enkazdan sıyrılıyordu. Gövdesinde derin çatlaklar vardı, bir bacağı tamamen kopmuştu, ama kırmızı lensleri hâlâ öfkeyle parlıyordu. "İmkansız," diye soludu Rais, dehşetle. "Öngörülemeyen… güç düzeyi," diye gıcırdadı Karan’ın mekanik sesi. "Anahtar tehdit seviyesi: Kritik. Protokol: Tüm kaynaklar." Kırık bir elini kaldırdı. Bir sinyal gönderiyordu. Uzakta, gökyüzünde, iki nokta daha belirdi. Daha fazla Onikiler gemisi. "Hayır," diye inledi Stela, kanlı dudaklarıyla. Gücü yetmeyecekti. Bir monolit daha kaldıramazdı. Belki de ölecekti. Tam o sırada, tanıdık bir mavi parıltı, Stela ve Rais’in önünde belirdi. **Ara Bölge Bekçisi.** Bu sefer daha somut, neredeyse katı bir ışık formundaydı. "Yeter," dedi Bekçi’nin yankılı sesi, ama bu sefer bir yorgunluk vardı tonunda. Eliyle – ışıktan bir el – havaya dokundu. **ÇIIITTT!** Tapınak alanının etrafında, hafif mavi bir **enerji kalkanı** belirdi. Dışarıdan gelen Onikiler gemileri, kalkana çarpıp geri sekerek uzaklaştı. İçeridekiler – Veyra, Karan ve diğer iki Onikiler – hapsolmuştu. "Bu müdahale kuralları çiğniyor, Bekçi!" diye bağırdı Veyra öfkeyle. "Kurallar," diye yanıtladı Bekçi soğukça, "dengeyi korumak içindir. Sen ve bu mekanik parazitler, dengeyi tehdit ediyorsunuz." Işık formu, Stela’ya doğru döndü. "Ve sen… gücünün bedelini ödemeden zafer istiyorsun. Bu evren böyle çalışmaz, Stela Vorn." Stela zorlukla nefes alıyordu. "Ne… ne yapmalıyım?" "Öğrenmelisin," dedi Bekçi basitçe. "Kontrol, sadece güç değil, *bedel* bilincidir. Şu anda bedelini ölümle ödüyorsun." Işık parmağını, tapınağın derinliklerine işaret etti. "Orada, kurucuların armağanı var. Ve uyarısı. Git. Öğren. Ben bu düşmanları oyalarım. Ama çok zamanın yok. Kalkanım sonsuz değil." Rais hemen Stela’yı kaldırdı, kolunu omzuna attı. "Dayan, Stela. Biraz daha." Onu tapınağın içine, heykellerin olduğu salona doğru sürükledi. Arkalarında, mavi kalkanın dışında, Veyra ve Onikiler Bekçi’nin ışık formuna saldırıyordu. Enerji darbeleri ve mekanik pençeler, mavi enerjiyi yalayıp geçiyor, ama ona zarar veremiyordu. Bekçi savunmayor, saldırmıyordu. Zaman kazanıyordu. Stela ve Rais, kurucu heykellerin önüne ulaştı. Stela’nın gücü, bu yakınlıkta daha da güçlenmiş gibiydi, ama bedeli de ağırdı. Titriyordu. Heykellerin kaidesinde, başka bir sembol vardı: İç içe geçmiş üç halka. Stela, kanlı elini sembole koydu. **VUUUUUMMMM!** Heykellerin arkasındaki duvar kayboldu. Yerine, dar, aşağı inen bir **kristal merdiven** belirdi. Altından, soluk mavi bir ışık yükseliyordu. "Derinlere iniyoruz," diye mırıldandı Rais. Stela’yı daha sıkı tuttu. "Hazır mısın?" Stela başını sallayamadı bile. Sadece gözlerini dikti aşağıdaki mavi ışığa. Cevaplar oradaydı. Belki de son gücü. Merdivene adım attılar. İniş uzun ve zorluydu. Kristal basamaklar kaygandı. Stela’nın adımları güçsüzleşiyordu. Sonunda, küçük, yuvarlak bir odaya vardılar. Odanın ortasında, yüzen bir platformun üzerinde, **parlayan mavi bir küre** vardı. İçinde, dans eden ışık tanecikleri, minyatür bir galaksiyi andırıyordu. Kürenin altında, Lumin dilinde tek bir kelime yazılıydı: **"ÖZ"**. "Bu… gücün kaynağı mı?" diye fısıldadı Rais. Stela küreye yaklaştı. İçindeki mavi vızıltı, küreyle uyumlu bir titreşime girdi. Küreye dokunduğu anda: **ZİHNİNE BİR PATLAMA OLDU.** İmgeler, duygular, sesler bir sel gibi aktı: * *Anya Vorn’un elleri, küreyi tutuyor: "Güç yaşam verir, ama kontrol edilmezse yok eder!"* * *Kaelan Dor’un öfkeli sesi: "Bu bilgiyi kilitli tutmalıyız! İnsanlık buna hazır değil!"* * *Luminlerin bölünmesi… Bir grup küreyi serbest bırakmak istiyor, diğeri kilitli tutmak…* * *Bir iç savaş… Kristal şehirlerin yıkımı…* * *Sonunda, Anya ve Kaelan küreyi bu tapınağa hapsediyor… Bedel: Kendi güçlerinin çoğunu feda ediyorlar…* Sonra, Bekçi’nin sesi, bu kez doğrudan zihninde: *"Gördün mü? Güç bedelsiz değildir. Onlar bile sınırsız gücü reddetti. Kontrol için, özgürlüklerinin bir kısmını verdiler."* Stela gözyaşları içinde kendine geldi. Küre hâlâ avuçlarının arasındaydı. Ona inanılmaz bir enerji, sınırsız bir güç vaat ediyordu. Tek yapması gereken, onu *almasıydı*. Ama imgelerdeki yıkımı görmüştü. Annesinin gözlerindeki korkuyu. "Almalı mıyım?" diye sordu zayıf bir sesle, hem Rais’e hem de boşluğa. "Bu senin seçimin, Stela," diye yanıtladı Rais yumuşakça. "Ama güç… her zaman bir seçimdir. Ve her seçimin bir bedeli vardır." Stela küreye baktı. Sonra kolundaki parlayan mavi damarlara. Sonra Rais’in yaralı omzuna. Arkalarından gelen çatışma seslerine. Bekçi’nin kalkanı zayıflıyor olmalıydı. Bir karar verdi. Küreyi *almadı*. Ona *dokundu* kalmaya devam etti. Ama bu sefer, içindeki enerjiyi küreye doğru *yönlendirdi*. Kendi Lumin gücünün bir kısmını, kürenin içine akıttı. Bir *koruma*, bir *kilit*. Küre parlaklığını yitirmedi, ama titreşimi değişti. Daha sakin, daha *dengeli* oldu. Üzerinde yeni bir sembol belirdi: Bir halka ve içinde bir anahtar. "Ne yaptın?" diye sordu Rais şaşkınlıkla. "Kilitledim," diye soludu Stela, bitkin ama huzurlu bir ifadeyle. "Gücün tamamı burada kalsın. Ben… ben sadece bir anahtar olacağım. İhtiyaç olduğunda, kontrollü bir şekilde erişmek için." Kolundaki mavi damarların parlaklığı azaldı, yanma hissi durdu. Bedel ödenmişti. Bu sefer başka türlü. O anda, yukarıdan büyük bir gürültü koptu. Bekçi’nin kalkanı kırılmıştı. "Çıkış yolu!" diye bağırdı Rais, Stela’yı merdivenlere doğru çekerek. Koşarak yukarı çıktılar. Salon dağılmıştı. Heykeller paramparça olmuştu. Anya’nın başı, yerde duruyordu, yüzündeki hüzünlü ifade hâlâ görünüyordu. Stela’nın içi sızladı, ama durmadı. Bekçi’nin ışık formu solgundu, neredeyse şeffaflaşmıştı. Veyra ve kalan Onikiler (Karan hâlâ enkaz altındaydı) ona saldırmaya devam ediyordu. "Bekçi!" diye seslendi Stela. Işık formu onlara döndü. "Tamamlandı mı?" "Evet!" diye bağırdı Stela. "Anahtar… benim!" Bekçi’nin formu, son bir mavi parıltıyla güçlendi. "O zaman gidin!" İki elini birleştirip tapınağın tavanına doğru uzattı. **ÇATIRRT!** Tavanda, tanıdık bir **Eter Kapısı** açıldı. İçinde, buzlu bir dağ manzarası fragmanları dans ediyordu. "Hayır!" diye çığlık attı Veyra, öfkeyle onlara doğru koşarken. Ama çok geçti. Rais Stela’yı kavradı ve ikisi birlikte Eter Kapısı’nın girdabına atladılar. Dönüp son bir kez baktıklarında, Bekçi’nin ışık formunun Veyra ve Onikiler’in saldırıları altında parçalandığını gördüler. Mavi ışık parçacıkları, kristal enkazın üzerine yağmur gibi yağdı. Sonra, soğuk bir dağ rüzgarı yüzlerine çarptı. Yeni bir gezegendeydiler. Stela dizlerinin üzerine çöktü, ama bu sefer yorgunluktan değil, yas tutarcasına. Bekçi… bedel ödemişti. Rais yanına çöktü. "Güvende miyiz bilmiyorum. Ama… sen iyi misin?" Stela başını kaldırdı. Gözlerinde yaşlar, ama aynı zamanda yeni bir anlayış vardı. Kolundaki mavi damarlara baktı. Hâlâ oradaydılar, ama artık bir tehdit değil, bir *parçası* gibi hissediliyorlardı. "Evet," dedi, sesi hâlâ zayıf ama emin. "Öğrendim, Rais. Bedeli ödeyeceğim. Ama kendi yolumla." Uzakta, karlı zirvelere baktı. "Ve şimdi… yolculuk gerçekten başlıyor." Bekçi’nin son sözü kulaklarında çınlıyordu: *"Anahtar sensin."* Artık ne anlama geldiğini biliyordu. Gücün efendisi değil, bekçisi olacaktı. Ve bu, belki de en ağır bedeldi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.