Bölüm – Perilerin DiyarıSarayın kapıları bana her zaman yasak olmuştu. Altın işlemeli duvarların ardında, gölgelerle anlaşma yapmış lordlar hüküm sürüyordu. Ama sarayın gerçek sahipleri insanlar değildi; fısıltılarla dolaşan, ışıkla gölgeyi aynı anda taşıyan perilerdi. Onları ilk kez gördüğümde, kanatları geceyle gündüz arasında titriyordu. Ne tamamen ışık, ne tamamen karanlık… Her biri, parçalanmış ruhumun bir parçasını biliyormuş gibi bakıyordu. Deymır’ın sarayı, aslında onların diyarına açılan bir geçitti. Ve ben, o geçidin eşiğinde duruyordum. Diyarın kendisi bir çelişkiydi: gökyüzü siyah bir perde gibi, ama yerden yükselen çiçekler ışık saçıyordu. Nehirler şarkı söylüyor, taşlar fısıldıyordu. Her şey canlıydı, ama aynı zamanda her şey bana karşıydı. Çünkü bu diyar, parçalanmış ruhların sınandığı yerdi. Periler bana yaklaştığında kalbim hızlandı. “Senin parçaların burada,” dediler. Sesleri hem şarkı hem de tehdit gibiydi. Sarayın gölgeleriyle birleşen kanatları, bana hem kurtuluşu hem de ölümü vaat ediyordu. Ben sustum. Çünkü biliyordum: bu diyarın bana sunduğu her şey, Deymır’ın hükmüyle mühürlenmişti. Ve ben, o mührü kırmaya hazır mıydım, emin değildim.
Bölüm 4
Perilerin diyarı
