"Ceylin bu! " tanımadığım bir kadının çığlıklarını duydum. Herkes bir yana koşuşturup yerde kan kusan kıza yardım etmeye çalışıyorlardı. Gözüme gelen yağmur damlalarını hiçe sayıp havaya doğru baktım gözlerimin içine dolan yağmur damlaları gözümü acıtıyordu. Başka ölüm göremezdim. Bu beni çok yorar. Yapamam. Canım yanar. Kolumu tutan annemi sonradan fark ettim.
"Azra gidiyoruz! Çabuk! " Güldüm. "Tekrardan kaybettim anne. Yine koruyamadım kimseyi. Biri daha benim yüzümden öldü değil mi? " Annemin delice kafasını sallamasına gülerek baktım. Bütün mahalle toplanmış, yerde garip garip sesler çıkartan kıza bakıyorlardı. "Boşuna uğraşıyorlar anne. Ölecek o kız..."
---------------------------------------------------------------------------------------------------------Elimdeki bavullarımla yeni evimizin merdivenlerinden yukarıya doğru çıkıyordum. Buraya taşınmayı hiç istemedim, fakat hayat durmaksızın yüzüme vurmaktan geri çekilmiyor. Fakir ve serserilerle dolu bir mahalleye taşınıp tüm hayatımın değişeceğini nereden bilebilirdim? Normalde zengin, her istediği elinin altında olan biriyken birden hiçbir şeyi olmayan birisine dönüştüm. Bütün bunların asıl sebebi babam olacak o herif yüzünden.
Klasikler... anne ve babalar her iğrençliği yapar ama cezasını çocuklar çeker. Ne adalet ama... "Kızım?" Boş boş duvara bakmayı kesip annemin terli alnına sonrasında yüzüne baktım. Üst dudağı alt dudağına göre biraz daha ince, küçük ve kemersiz burun, ela rengine kaçan gözleri, boyattığı platin sarısı saçları ilgiyi üzerine topluyor. Tanımasam otuz yaşında derim ama tam olarak bir ay sonra kırk beş yaşını tamamlayıp kırk altı yaşına adım atacak. Boş bakışlarımı gördüğünde kaşlarını isyan eder gibi indirdi.
"İyi misin?" Elimdeki bavulları hızla yere atarak isyan edermişçesine yere çöktüm.
"Çok iyim anne! Zengin bir mahallede yüksek sosyete sahibi iken, şimdi İstanbul'un bile haberi olmadığı bir mahalleye taşındık, neden? Çünkü Kemal Bey'in bütün her şeyini, varını yoğunu sevgilisi çaldı. Bizde iflas ettik ve bu güzel mahalleye yerleştik." Şımarık mıyım? Konu para olunca evet, ama konu aile olunca ben hiçbir şeyim. Bana kızmayın, ben böyle büyüdüm şımarık biri olarak.
Annem de yanıma çöküp saçlarımı okşamaya başladı. Biliyorum, bencillik yapıyorum ama elimde olan bir şey değil. Daha düne kadar zenginken birden beş parasız kaldığınızı düşünsenize.
"Ne yapalım kızım? Orada kalıp eve haciz gelince isyan mı çıkartsaydık? Hem, o mahallede artık tehlikeye giriyordun. Ben yeni bir iş bulmaya çalışacağım, sen hiç merak etme." Tehlike. Neyin tehlikeli olduğunu sorduğunuzu duyar gibiyim. Daha çok erken ama kısaca belirtmem gerekirse 'Daha anne rahmindeyken oluşan bir sebepten ötürü, bazı özel yeteneklerim var.' Hayır uçmak falan değil. Sadece dokunduğum yerlerde istediğim olaylardan birkaç sahne görüyorum. Annem ünlü spor kulübünün takım başkanı. Tam olarak, on yedi yıldır master yapmış dövüş sanatlarında.
Annemin dolan gözlerine baktım. İçime büyük bir azap girince ne yaptığımın farkına varıp gülümsemeye çalıştım. "Kusura bakma, düşüncesizce konuştum. Hem belki o kadar da fena bir mahalle değildir ha?" Kim bilir... O güzel gözlerinden düşen göz yaşları yavaşça sildim. Sıkıca sarıldığımda ikimizde delirmiş gibi gülmeye başladık. Dışarıdan biri görse kesinlikle deli olduğumuzu düşüne bilir.
Anneme daha çok benzediğim söylenir. Yani kim görse benzediğimi söylüyor ama bence pek benzemiyoruz. Annem benden daha bir olgun ve seksi duruyor. Bende fena sayılmazdım ama annemin vücut hatları gibi hatlara sahip olmak isterdim.
Ben nasıl mıyım? Güzel soru, gözlüklüyüm daha doğrusu astigmat sorunum var. İleri düzey olmasa bile boş zamanlarımda daire gözlüklerimi takıyorum. İstanbul Teknik Üni. De Gıda Mühendisliği mezunuyum. Boyum, Türk kızların ortalama boyundan az biraz daha uzun. Türk kızlarının ortalama boyu, 158 civarı. Benimse; 175, yani fazla değil bence. Manken gibi kızım ayol
Kapalı kumral saçlarım var, ela ve yeşil karışımlı göz rengine sahibim. Sağ yanağımda ise ne az ne çok, gülünce ortaya çıkan bir gamzem var. Bu kadar, öyle ahamlı şahamlı biri değilim ama Allah var ilgi çekiciyim. Övünmek gibi olmasın.
Evin içerisine girip önce etrafı süzdüm. Kirli değildi, annem ve ben dün eve gelip güzelce temizlemiştik. 2+1 eve taşınmıştık. Dairenin girişinden girdiğinizde solunuzda büyük ama sade bir ayakkabılık sizi karşılıyor. Biraz ileride küçük bir balkon girişi bulunuyor. Kapıdan ilerledikten sonra sola döndüğünüzde direkt salona çıkıyorsunuz. Amerikan mutfağa sahip. Hoş ama küçük bir ev.
"İçeriye girip bir duş al. Bende yemek sipariş edeyim canım. " Gülümseyip kafa salladım. Saçlarımı okşadı ve ben odama geçtim. Salonun ilerisinde sol tarafta benim odam sağ tarafta annemin odası vardı. Benim odamın yanında banyo vardı ama her ikimizin de odalarında banyo olduğu için o banyoyu depo olarak kullanmaya karar verdik.
Yarım saat içerisinde eşyalarımı yerleştirip duşa girdim. Elbiselerimi, iç çamaşırlarımı çıkartıp oval şeklinde olan aynadan kendime baktım. Pollyana gibi olmasam da kendimi güldürmeyi pozitif düşünmeyi seviyordum. Kendi yansımama bir öpücük atıp duşa kabine girdim. Duştan çıktıktan sonra boy aynasının karşısına geçip derip bir nefes alıp verme gereği duydum. Nedenini bilmediğim şekilde, sıcak suyun altında kalınca güçsüz düşüp kusacak veya bayılacakmış gibi hissediyordum. Bir ara tahlil vermem gerekiyor.
"Bundan sonraki hayatım nasıl olacak acaba?" Omuzlarımı silkeleyip kafamda duran havluyu ellerimin arasına alıp saçlarımdan ayırdım. Önceki hayatımda çok zorluk çektim. Evet, fazla fazla zorluk çektim. Şimdi nasıl olacak? Üzerimde olan bu yüklerle nasıl devam edeceğim? Yükler... Evet, üzerimde olan birkaç yük var. Geçmişimden kaçmamı sağlayan ama sanki bir simülasyondaymışız da kontrol edemiyormuşum gibi o anıların üzerinde gidip geliyorum.
Annemin beni akşam yemeğine çağırmasıyla bakışlarımı aynadan çekip pijamalarıma döndürdüm. Üzerimde, lüks pahalı bir pijama takımı vardı. Uzun koridorun sağ tarafında duran mutfağa girdim. Annemi, hiç alışık olmadığım bir halde gördüm. Üzerinde mutfak önlüğü, elinde bir kaşıkla yaptığı çorbanın tadına bakıyordu. Tamam, annem yemek yapar ama fazla görmediğim için garip geldi. Dışarıda satılan tüm yemeklere karşıdır. Tabii, arada bir yenilir ama fazlaya kaçırmamak gerekir.
Beni görüp önce bir süzdü sonrasında eliyle masayı işaret etti.
"Duş alman iyi oldu. Yemekten sonra bende alırım." Cevap vermeyip dolaptan iki bardak çıkartıp yıkadım.
Ev eşyalı, fakat uzun süredir kullanılmadığından hem çok kirli hem çok eksiği var. Dün ev temizliği yapmıştık. Küçük ayrıntıları temizlemeden.
Annem, iki çorba tabağı masaya bırakıp yerine oturdu. "Kendini fazla sıkma. Ne derim hep? Her işte hayır vardır."
Elimdeki lokmayı ağzıma yerleştirdim. ''Haklısın. Ama korkuyorum anne, ya yine...'' Konuşmama izin vermeden ağzıma bir lokma tıktı.
''Sen çok güçlüsün. Sakın bana korkuyorum deme.'' Kafamı sallayıp yemeyi yemeye devam ettim. Konuşmaya devam edip canını sıkmak istemedim. Akşam yemeğini yedikten sonra, mutfağı düzenleyip yataklarımıza geçtik. Bugün fazlasıyla yorulmuştum, hemen gözlerimi kapatıp derin bir uykuya geçtim.
Ertesi sabah, kapının zil sesi ile uyandım. Yatağımdan kalkıp üstümü başımı düzelttim ve kapıya doğru ilerledim sabahın köründe kimin kapımızı çaldığını öğrenebilmek için kapıyı açtım. Kapıyı açtığımda elli, elli beş yaşlarında bir adam vardı. Beni görünce gülümseyip kafasındaki balıkçı şapkayı çıkarttı.
"İyi günler ablacığım." Kapının önünde, elinde iki ekmek poşeti ve bir zarf bir de gazete ile duran benimle aynı boylarda, göbekli, saçlarının sağ ve sol tarafı olan ortası kel birisini görmemle gülümsedim. Tatlı duruyordu.
"Buyurun?" Neyse ki, odadan çıkmadan evvel üzerime düzgün şeyler almıştım.
"Ablacım, bu sabah gazetesi. Bir hanım abla vardı geçenlerde rica etmişti ekmek için, ekmeğiniz ve birde gelecek Çarşamba olan balonun davetiyesi" Hızlı hızlı konuşup derin nefes aldı. Temmuz ayının ve sabah güneşinin sıcaklığıyla terlemiş olmalıydı. "Şey, çok terlemişsiniz. Bir bardak su ister misiniz?" Teklifimle adeta gözleri parıldadı. Cevabımı almış gibi gülümseyip içeriye geçtim. Dün gece dolaba koyduğum sürahiden su boşaltmaya başladım.
Sürahiyi tekrardan dolaba yerleştirdim. Masadan su dolu bardağı aldım ve karşımdaki pencereden bir yansıma gördüm. Arkamda garip bir şeyin olduğunu, bana gülümsediğini gördüm. Hızlı nefes alıp arkama döndüm fakat bir şey göremedim. "Dün fazla mı yordum acaba kendimi?" Kafamı sallayıp kapıya ilerledim. Merdivenlerde oturmuş soluklanan adam geldiğimi hissetmiş gibi ayağa kalkıp bana döndü.
"Çok sağ ol hanım kızım." Tek bir dikişle bir bardak suyu içti. Kendisine gelmiş gibi mırıltılar çıkartıp bardağı bana uzattı. Yere bıraktığı ekmek, gazete ve zarfı kaldırıp bana verdi.
"Dün Ahmet Bey, yeni taşınan ailede bir genç kız olduğunu söyledi, ona da zarf vermemi rica etti. Baloya sanırım senin yaşlardaki gençler gidiyormuş." Tam anlayamasam da anlamış gibi yapıp başımı salladım. "Anladım. Peki teşekkür ederim." Gülümseyerek yavaştan kapıyı kapattım. Ekmeği mutfak masasına bırakıp zarfı incelemeye başladım.
Annem seslerden uyanmış, kırmızı geceliğiyle adeta süzülerek mutfağa geldi. "Kimdi o gelen?" Zarftan bakışlarımı kaldırıp annemi süzdüm. Elimde duran zarfı uzattım. "Emin değilim ama sanırım bakkalcı. Ekmek, gazete ve bir de zarf getirmiş." Zarfı alıp inceledi. "Ne zarfı kızım?" Bir sandalye çekip oturdu. "Balo mu ne varmış. Ahmet diye biri düzenliyormuş. Benim için yollamışlar." Kafasını anladığını belli eder gibi salladı.
"Ahmet kim ki? Beni nereden tanıyor?" Bakışları donuklaşıp yavaşça bana döndü. "Bilmiyorum. Her neyse gel güzelce kahvaltı hazırlayalım. Anne kız güzelce karnımızı doyuralım." Sen istersin de hazırlamaz mıyız sultanım. Gülümsedim.
⍱
Yemek yediğimiz süre zarfında annem hep öğüt verip durdu. "Sultanım, sen şimdi git yeni kişilerle tanış diyorsun değil mi?" Kafasını salladı. "O halde bende mahalleye çıkayım. Şöyle balık avlar gibi arkadaş avlayayım." Cümlemi tamamlar tamamlamaz hemen küçük bir çığlık attı.
"Ciddi misin sen? " Saçlarımı savurup "Hiç olmadığım kadar" dememle ayağa kalkıp beni de kollarımdan tutup kaldırmış ve sarılmıştı. Öyle bir sarılıyor ki, hani kafes dövüşünde adam boğar gibi. Kadın bir dur öleceğim. Lan? Ben niye nefes alamıyorum? Yumruklarımla anneme yavaş yavaş vurmaya başladım. Nefes alamadığımı fark edince hemen serbest bıraktı.
"Hulk musun be kadın?" Öksürüp yumruklarımla göğüsüme vurmaya başladım. "Kızım söylesene nefes alamadığını." Göz devirdim. Anneye göz devirilmez terbiyesiz. "Sen haklısın anne. Hani nefes alamazken neden konuşmadım aklım almıyor."
Çok uzatmadan yemeğimi yemiş balık, pardon arkadaş avına çıkmaya başladım. Yanıma biraz para almayı akıl ettiğim için kendimi tebrik ettim. Herkes birbirini tanıyor gibiydi, etraftakiler bana özürlü görmüş gibi bakmaktan çekinmiyorlardı. Hani ne var yani? Düğüne gider gibi abiye giyip mahalle dolaşıyorsam illa şaşıracaklar mı? Süslenmeyi seviyorum kardeşim. Şaka şaka öyle bir şey yapmadım. Tahminen tanıdık biri olmadığım için bu denli merakla bakıyorlar.
Mahallenin parkı olduğunu düşündüğüm yere gittim. Çocuk seslerini duyunca gülümsedim ve biraz ileriye gidip boş bir kamelyaya oturdum. Yan tarafımda oturan bir erkek dikkatimi çekmişti. Yan profili fazla mı güzeldi? Kalkık, ne küçük ne büyük burnu, şekilli çene hattı, kıvrımlı kirpikleri ilgiyi olabildiğince üzerine çekiyor. Bende de biraz yüzsüzlük olduğu için yerimden kalkıp yanına oturdum.
Hiç oralı olmayıp parkı seyretmeye devam etti. Hem oturmamda sıkıntı yok, belediyenin parkı. Sonuçta annem de arkadaş edinmemi istiyordu, görünen o ki bu mahallede uzun süre yaşayacağız, geleceğe yatırım yapmak gerekir.
Yanına oturup dişiliğimi kullandım, biraz hoş durmaya çalıştım ama nafile. Erkeğini etkilemeye çalışan iguanaya benziyorsun Azra. "Sus be." Adam çocuklara bakmak dışında bir şey yapmıyordu.
"Çocukları seviyor gibisin." Konuşma açmam gerekiyor gibi hissedip direkt araya girdim. Kardeş niye hayaletmişim gibi davranıyorsun? Boynu mu tutulu acaba? Ondan mı dönemiyor?
Omzuna dokunup dokunmamak arasında gidip geldim. Azra, sapıklaşma. Kim tanımadığı birisinin omzuna dokunur? Ben. Omzuna dokunduğum an sanki yeni uyanmış gibi bir anda bana dönüp bileğimden kavradı. "Kimsin sen?" Bunu sormak için canımı acıtmana gerek yoktu. "Tanışmıyoruz." Kaşlarını olabildiğince çatıp daha bir yakınıma girdi. "Kim yolladı seni?" Aklından zorun mu var? Daha fazla bileğimi sıkmaya başladığında yüzümü buruşturup sol dirseğimle köprücük kemiğine sertçe vurdum.
Canı acımış gibi geriledi. Uzaklaştığı an faydalanıp ayağa kalktım. Bir anda eli beline gitti ve bir silah çıkardı. "Siktir." Sesli bir küfür ettikten sonra elimi hızla kaldırdım. "Masumum ben. Sadece tanışmak istedim." Etrafa baktı. "Ne yani, her tanışmak istediğin kişiye bu denli yaklaşır mısın?" Kaşlarımı çattım. "Ne yani, sana nazikçe dokunan her kişinin bileğinden kavrayıp canını mı acıtırsın?" Silah tutuşu gevşemiş gibiydi.
"Eğer tehlike olarak algılarsam kesinlikle. Kimsin diye bir daha sormayacağım." Gözlerimi devirdim. Göz devirmeme biraz daha kaş çattı. "Azra KerimOğlu. Mahalleye yeni tanıştım." Çenesini sıkmayı kesip silahını indirdi. Derin bir nefes alıp verdi. "Pek güzel tanışmadık." Yüzümü ekşiterek silahına baktım. Silaha olan bakışımı fark edip silah kabına yerleştirdi. "Bir daha tanımadığın insanlara bu denli yaklaşma Azra." İsmimi söylediğinde nedensiz ürperdim. Bir şey dememe izin vermeden arkasını dönüp gitti. "Hey, hey! Sen kimsin?" Ne terbiyesiz adam.
Kalktığım yere tekrardan oturdum. Derin bir iç çektim. Ulan, akıllısı bizi bulmaz. Delisi peşimizden ayrılmaz. Rahatlamak için kafamı geriye attığım sıra sabah pencereden gördüğüm şeye benzer bir şey gördüm. Pozisyonumu düzeltip arkaya baktım ama tekrardan bir şey göremedim. Omzuma dokunan elle irkilip önüme döndüm.
Benim yaşlarımda duran sarışın bir kız omzuma dokunmuştu. "Kimsiniz?" Gergin kaşlarıma bakıp gülümsedi. "Selam, Zeynep ben." Yanıma oturdu. "Mahallede yenisin sanırım." Az önce olanları idrak etmek için gözlerimi yumup derin bir iç çekip gözlerimi tekrardan araladım. Kıza doğru döndüm. "Evet, nereden bildin?"
Bir süre düşünür gibi durup güldü. "Seni daha önce hiç görmedim, ayrıca Ekin'le konuşmalarınızı duydum oradan anladım." Tek kaşımı kaldırıp yanımda oturan kıza baktım. "Ekin?" Az önce konuştuğum kişiden bahsediyor olmalı. Elinde ki içeceği içmeye devam etti, bakışları benden çocuklara döndü.
"Ekin, az önce konuştuğun kişi." Anladığımı belli eder gibi kafamı sallayıp baştan aşağıya süzmeye başladım. Beyaz tenli, açık kahverengi gözlere, tombul dudaklara sahip. Benim aksime daha bir tatlı duruyor ama bir o kadar da ilgi çekici. "Düzgün bir şekilde tanışamadık. Zeynep ben, 1999 doğumluyum. Yirmi üç yaşındayım. En sevdiğim renk turuncu. Turuncu demişken az önce gelirken çok güzel bir çiçek gördüm. Keşke kopartıp sana gösterseydim ama başka sefere. Annem kuaför sahibi, ayrıca orada çalışıyor. Moda tasarım mezunuyum, en sevdiğim yemek sarma. Immm sarma demişken annem bu sabah bir yaprak sarma yapmıştı var ya parmaklarını yalars..." Konuşmasına daha fazla izin vermeden yüksek sesli bir kahkaha attım.
Ne olduğunu anlamaya çalışır gibi kaşlarını çattı. Benim bir gün toplam kullandığım kelime sayısı kadar kız bir dakika da bir o kadar konuştu. "Zeynep, nefes almak diye bir şey var canım." Evet, herkese çabucak güvenmem. Güven problemin var Azra. Kesinlikle! Ama bu kız gözüme çok tatlı geldiği için samimi kalıplar kullana bilirim bence. Ne için güldüğümü anlayınca gülümseyip ensesini kaşıdı. Gülünce gözleri kayboluyor. "Biraz fazla konuştum değil mi?" Elimi olumsuz anlamda salladım. "Hayır, rahat olabilirsin. Sadece garip hissettim. Hiç bu kadar nefessiz konuşan biri görmediğim için tatlı geldi." Sevimlice gülümseyip bacaklarını kendine çekti. "Gülüşün gerçekten çok güzel." Ani gelen iltifatla bende az biraz utandım. "Teşekkür ederim, o senin güzel bakışın."
Bir süre daha konuştuktan sonra ikimiz de parkı izlemeye başladık. Aklıma düşen soruyla yanımda duran kıza döndüm. "Ya aklıma bir şey takıldı. Tabii yanlış anlamazsan." Bana döndü ve kafasını salladı. "Ne yanlış anlayacağım? Sor istediğini, rahat ol lütfen." Derin bir oh çektim. Karşımdaki kişi nasılsa bende aynen o oluyordum ve şimdi rahat olabileceğimi anlıyorum. "Ekin dedin o adama, kim ki o?" Düşünür gibi oldu sonra tam olarak döndü bana.
"Ekin, mahallenin polisi. Asayiş de komiser olduğunu biliyorum. Doğrusu onun hakkında pek bir bilgiye sahip değiliz. Anası kim? Babası kim? Bilmiyoruz. Bildiğimiz şeyler çok sınırlı." Nefes alıp devam etti. "Yirmi yedi yaşında sanırım." Benden üç yaş büyük. Anladığımı belli etmek için kafamı salladım. "Dayanamayacağım bende sana soru soracağım." Güldüm. "Sor tabii."
"O kadar zengin bir semtten neden buraya taşındınız? Yani çok gizli değilse..." Gizleyecek hiçbir şey yok. Rahatça söyleyebilirim. "Bazı maddi sorunlarımız oldu, dolandırıldık. Bu sebepten buraya taşındık." Üzülmüş gibi bir hali vardı. "Üzülmene gerek yok, demek ki böylesi hayırlıymış." Kafasını sallayıp gülümsedi. "Sabah bir adam geldi sanırım mahalle bakkalında çalışıyor. Bana bir zarf verdi. Balo mu ne varmış. Bir bilgin var mı?"
Şaşırmış gibi oldu. "Aaa sende mi davet edildin. Evet, haberim var tabii. Ahmet amcanın düzenlediği bir balo. Bir nevi geleneksel. Her yıl, temmuz ayında böyle balo düzenleniyor. Gidecek misin?" Bir süre düşündüm, aslında gidip gitmemekte pek emin değilim açıkçası. "Bilemiyorum, yani hiç tanımadığım ortama girmek ister miyim emin değilim." Dudağımı sarkıttım. Elini omzuma koydu. "Alındım gerçekten, birlikte gideriz. Alışırsın hem. Daha iki gün mü ne var, bu süre zarfında düşün. Kesinlikle gelmelisin. Çok şey kaçırırsın yoksa." Bu kız satıcı olmalı. İnsanları ikna etme konusunda pek bir başarılı.
Kafamı salladım. "Düşüneceğim." Gülümsedim. Cevabıma karşılık gülümseyip rahat bir nefes aldı. Aklına bir şey gelmiş gibi doğruldu. "Şerif mahallesini duydun mu?" Olumsuz bir şekilde kafa salladım. "Şerif mahallesindekilerle pek bir aramız yok. Nedenini pek kişi bilmiyor. Yani daha doğrusu, erkekleriyle bizim mahalle erkekleri pek anlaşamaz. Dikkat et bu yüzden, kalbini kırmasınlar." Ne garip.
"Dikkat edeceğim." Bakışlarında eee dermiş gibi bir ifade vardı. "Bir şey mi oldu?" Güldü. "Kendini tanıtmayacak mısın?" "Ha o yüzden, Azra ben. Yirmi dört yaşındayım. Hımm, ne desem başka? Bu kadar sanırım." Kahkaha attı. "Çok açıklayıcı oldu çok sağ ol." Bende güldüm. "Ben yavaştan eve geçeyim." Ayaklandığımda kolumdan tuttu. "Numaranı alabilir miyim?" Kafamı salladım. Telefonunu çıkartıp bana uzattı. Numaramı yazıp çaldırdım ve geri ona uzattım.
"Tanıştığıma memnun oldum Azra, umarım mahalleyi seversin. Bir sıkıntın olursa ara lütfen." Kafamı salladım ve el sallayıp hatırlamaya çalıştığım evin yollarında yürümeye başladım. Kim bilir? Belki burada çok mutlu oluruz? Aynen öyle. Belki çok mutlu olacağız.
Peşimde biri veya bir şey varmış gibi hissedince arkamı döndüm fakat kimseyi göremedim. Ensemde bir nefes hissedince tekrar arkamı döndüm ama yine kimse yoktu. Deliriyor muyum acaba? Düz yolda ilerlerken bir topluluk gördüm. Kız topluluğu. Yanlarından geçip gidecekken aralarından birisinin eliyle temas ettim. Başıma giren ağrıyla gözlerimi yumdum.
Bir sokaktaydım, etrafıma baktım. Yeni taşındığım mahalleye benzeyen bir yer. Görüş açıma bir kız ve bir adam girdi. "Bak bunlar çok iyi kafa yapıyor." Erkek, kızın eline bir torba verdi. Yüksek ihtimalle uyuşturucu olmalıydı. Eline verilen uyuşturuculara baka durdu kız. "Bunlar hep aldıklarımdan mı? " Karşısında duran adam kıpırdadı. Adamın yüzü net değil, bulanık görünüyordu. "Evet, onlardan." Kız tek kaşını kaldırıp torbayı inceledi. Daha fazla durmadan uzaklaştı. Üçüncü kişinin sesini duydum. "Kız ölecek mi patron?" İkisinin de yüzü net değildi. "Ölüp ölmeyeceğini bu gece öğreneceğiz."
Derin bir nefes alıp gözlerimi açabildiğim kadar açtım. "İyi misin?" Tanıdık olmayan bir ses işittim. Ön gördüğüm kızdı bu. Yerde oturduğumu fark edip ayağa kalktım. Kafa salladım. Karışamazdım, tekrardan o yaşananları yaşamak istemiyordum.
"İyiyim." Sesim çok güçsüz çıkmıştı. "Korkuttun bizi." Sıcak gülümseme sundu bana. Karşılık olarak zorla gülümsedim. Hiçbir şey demeden oradan uzaklaştım. İşte bu bendim, işte korkarak gizlediğim sırrım buydu. Gerçeklerden kaçmaya çalışan genç bir kızım. Görüyor fakat elinden bir şey gelmeyen genç bir kızım.
Evin kapısını açıp içeriye göz gezdirdim. Annem salonda oturmuş gazetelerden iş ilanlarına bakıyordu. Yanına geçip sıkıntılı bir iç çektim. Kafasını kaldırıp yüzüme sonra bedenime baktı. "Bir sorun mu var?" Söyleyip ya da söylememek arasında gidip geldim. Çünkü biz, o olaylardan sonra artık ön görmediğimi düşünüp fazlasıyla sevinmiştik. Şimdi tekrardan gördüğümü söylersem ne olur? Ne tepki verirdi bilemiyorum.
Gülümsedim ve kafa salladım. "İyiyim, sadece..." tekrarladı beni. "Sadece?" "Sadece yoruldum biraz, park ve ev arası uzun bir mesafe var." Gülümsedi. "Korkuttun kızım ya, ee nasıl geçti? Ne yaptın parkta?" Düşündüm bir süre. "Çok tatlı bir kızla tanıştım. İsmi Zeynep." Ayrıca bir polis bana silah doğrulttu. Bunu da söyle kadın kalpten gitsin. "Yaa ne güzel, neler konuştunuz?" Masada duran sürahiden bardağa su boşalttım. "Öyle, mahalleyi anlattı falan." Bardağı dudaklarıma götürdüm.
⍱
Annemle bir süre konuştuktan sonra yanından kalkıp odama geçtim. Kendimi gelişi güzel şekilde yatağıma atmış tavanı seyrediyordum. "Mahallede uyuşturucu kaçakçılığı yapılıyor ve işin ironisi mahallede polis var." Kendi kendime mırıldandım. Gördüklerimi hatırlamaya çalıştım. Akşam saatleri gibiydi. Saati bilsen kaç yazar? Bulaşmayacaksın değil mi? İç sesime cevap vermeye tenezzül etmedim. Hey, duymamazlıktan gelme! Bulaşmayacaksın değil mi? Kafamı sirkeler gibi salladım ve tuvalet masamın karşısına geçip sandalye çekip oturdum.
Yüzüme bir süre baktım. "Acaba ne tür bir günah işledim de bu lanete sahip oldum?" Azra, bu güç ana rahminden beri peşinde bir günah işleme şansın yoktu. Haklısın... Ama yoruluyorum. Korkuyorum. Olabilecek her şeyden korkuyorum. Pencereme bir anda çarpan kuşla yerimden sarsıldım ve hızla pencereye ilerledim. Pencereyi açıp etrafa baktım. Hiçbir şey yoktu. Pencereye çarpan kuşu aradım fakat o da yoktu. Gerisin pencereyi kapatıp perdeyi çekecektim ki bir kız gördüm. Gergin gergin yürüyen genç bir kız.
Tanıdık simaya bir süre baktım ve o kız olduğunu hatırladım. Etrafına bakıyor ve hızlı hızlı adımlarla alt sokağa geçiyordu. Kendime düşünme şansı vermeden yatağımın üzerinde olan ceketimi alıp odadan çıktım. Annem ortalıkta yoktu, bu iyiydi. Akşam sekiz de nereye çıktığımı açıklayamazdım.
Kapıyı sessizce kapatıp ayakkabımı giydim ve kızın peşinden sessizce ilerledim. Aramızda neredeyse elli metre vardı. Görüş açımdan uzaklaşmasına izin vermiyordum. Tanıdık mahalleye girince yüzümü ekşittim. O vakit bu vakit olmalı. Tam yerinde durup beklemeye başladı. Bir duvar kenarına saklanıp onunla beraber bekledim.
On dakika bekledikten sonra adım sesi işittim. "Hoş geldin ya, niye bu kadar beklettin? Yarım saat daha beklerdim." Diye ikaz da bulundu kız. "Kes tatavayı, parayı getirdin mi" diye fısır fısır konuştu adam. Kız kafasını salladı. "Bak bunlar çok iyi kafa yapıyor." Erkek, kızın eline bir torba verdi. Yüksek ihtimalle uyuşturucu olmalıydı. Eline verilen uyuşturuculara baka durdu kız. "Bunlar hep aldıklarımdan mı? " Karşısında duran adam kıpırdadı. Adamın yüzü net değil, bulanık görünüyordu. "Evet, onlardan." Kız tek kaşını kaldırıp torbayı inceledi.
Daha fazla bekleyemezdim bir şey yapmam gerek. Yerden bir taş alıp benden çok uzak yere attım. İkinci taşı alacağım sıra ensemde bir el hissedip o tarafa döndüm bileğimi çevirip ağzımı sıkıca kapattı. Bileğimden gelen sızıdan dolayı bağırmak istedim ama sadece inleyebildim. Sırtım bir bedene yaslanmıştı. "Bak bak, burada kim varmış?" Tanıdık sese kaşlarımı çatıp yüzüne bakmaya çalıştım. Karanlıktı, ay ışığının çarptığı kadar görebildim yüzünü. Bu kehribar gözleri nerede görsem tanırım.
Bu o polisti. "Bu küçük kaçak ne yapıyor bu duvar kenarında?" Ağzımı açarsan anlatacağım. Bileğimi daha fazla sıktı. Gözlerimi yumdum acıya karşılık. "Ağzını açacağım ve sakin kalacaksın." Kafamı salladım. Bir şey yapmam gerekiyordu. Görüş önüme döndüm ve görebildiğim kadar ileride duran iki kişiye baktım. Daha vaktim vardı. Polis ağzımı açtığı an yüzüne baktım ve bağırdım. "İmdat! Sapık var!" Elimden geldiğince güçlü bağırdım. Karşıda duran iki kişi sesime karşılık hemen koşarak gitti.
Kız elindeki torbayı yere düşürmüştü. İşte bu! Helal kız sana Polis tekrardan ağzımı sıkıca kapattı. "Manyak mısın? Ne diye bağırıyorsun? Ne sapığı?" Kulağımın dibinde bağırma be adam. "Ne yapıyorsun burada? Ağzını açacağım ve bir daha bağırırsan hiç düşünmeden kelepçelerim seni." Kafamı salladım.
Temkinli bir şekilde ağzımı açtı. Arkamı dönüp gözlerine baktım. "Mahallede yaşadığıma göre nereye gidip gitmeyeceğim hakkında sana hesap vermek zorunda değilim." Güldü. Manyak mı bu adam? "Nerede olduğunu bilmiyor musun?" Tek kaş kaldırdım. "Neredeymişim?" Kulağıma yaklaştı. "Arafta, araf neresi biliyor musun? Senin gibi küçük kızların genelde satıldığı bölge." Duyduklarımla gözlerimi büyüttüm. Kulağımdan uzaklaşıp zevkle yüz ifademi izledi.
"Buraya gelenleri tutuklama emrim var savcılıktan. Ne yapsak? Tutuklasak mı bu küçük kızı?" Kaşlarımı çattım. "Mahalleye yeni geldim, nerede olduğumu nereden bileyim? Mahalle girişine bir tabela asın bu konu da kardeşim. Benim mi suçum?" Belinden kelepçesini çıkardı. Hayır, hayır! Annen duyarsa bitersin Azra. Kesinlikle! Bir şey yapmam gerek. "Mahallede yaşadığına göre nereye gidip gitmeyeceğini bilmen gerekir Pinokyo." Ne? "Pinokyo mu? Yalan söylemiyorum, gerçekten buranın neresi olduğuna dair bir fikrim yoktu."
Telefonum çalmaya başlamıştı. Cebimden telefonu çıkartıp ekranda yazan isime baktım. Annem arıyordu, karşımda duran adamın gözlerinin içine bakarak telefonu cevapladım. "Alo." "Neredesin Azra? Delirdin burada!" Yutkundum. Asıl şimdi Pinokyo olacaktım. "Şey, markete kadar çıktım." Evet, gözlerindeki o ışıltıyı görebildim. "Kızım, insan bir haber verirdi."
"Kusura bakma anne." Bir süre daha konuştuktan sonra kapattım telefonu. "Küçük Pinokyo seni." Gözlerine bakmayı kesip yere baktım. "Küçük yalan." Benden uzaklaştı, "Peki, bu küçük Pinokyo'yu bu seferlik af edelim. Bir daha yapma tamam mı küçük Pinokyo." Gözlerine baktım tekrardan. "Karşında bir çocuk yok." Diye çıkıştığımda güldü. "Öyle mi küçük Pinokyo?" Cevap vermeyip göz devirdim. Kaşlarını çattı. Yanından geçip gideceğim sıra bileğimden tuttu. "Bileğimi rahat bırak, en sonunda moraracak. Hele bir morarsın var ya..." Üzerime doğru yürüdü.
"Var ya?" Gözlerimi kısıp üzerine yürüdüm. "Gelir bileğini kırarım. Dediğim dedik biriyimdir. Bu yanımla tanışmak istemezsin." Şaşırmış gibi bir ifade oluştu yüzünden. "Aman tanrım! Ne kadar da korkutucu küçük bir Pinokyo." Üfleyip kolumu çektim. Bırakmadı. "Bu ikazı tek sefer yapacağım, gittiğin yerlere ve yaptığın şeylere dikkat et. Tek bir... tek bir yanlışından alırım içeriye." Gözlerine olabildiğince sert baktım. Cevap vermeyip kolumu çekti, zorlamadan bıraktı. Arkama bakmadan yürüdüm.
Neydi bu şimdi? Hiçbir fikrim yok. Bir markete gidip birkaç şey alıp eve gitmek için koyuldum. Bu akşam yaşadığım tüm gerçekleri aklımda ölçüp tarttım. Bu akşamlık kurtarmış olabilirim ama ya sonra? Ekin orada olduğu için gidip torbayı da alamadım. Hiç kimsenin zarar görmesini asla istemem. Asla!
Evin anahtarını cebimden çıkartıp deliğe yasladım. Kulağıma gelen uğultuyla yüzümü buruşturdum. "Anahtar, anahtar büyüdü. Anahtar." Anlamlandıramadığım fısıltılar duyunca etrafa göz gezdirdim. Hiç kimse yoktu. Uyuyup dinlenmem şart oldu. Yoksa bu gidişle delireceğim.
⍱
Annemden özür dileyip odama geçip sıcak suyla duş aldım. Islak saçlarımı kurutmadan yatağa attım kendimi. Tekrar ve tekrardan tavanı seyrede durdum. "Elimden geleni yaptım. Artık bir şey yapabileceğimi sanmıyorum." Yardım etmiştim. Belki bir şey olmazdı. Değil mi? Olmazdı. Olmaması gerekiyor, olamazdı.
Bir ölüm daha, bir annenin çığlığını daha duymaya tahammülüm yok. Yapamam, gücüm yetmez. Yataktan kalktım ve elime kurutma makinasını alıp fişe taktım. Kalbime düşen ağrıyla yüz buruşturdum. Ya bu mahalle bizim ölümümüz olursa? Ya biz ölürsek? Olmayacak öyle bir şey! Olamaz. Haksızlık olur.
Saçımı güzelce kuruttuktan sonra iki taraftan örgü yapıp yorganımı biraz kaldırıp çıplak ayaklarımı içine koydum. Yatağa tam girdikten sonra baş ucumda duran odayı aydınlatan gece lambasını söndürüp karanlığı seyretmeye başladım. Yavaştan ayaklarımda karıncalanma olunca uyuyacağımı anlayıp rahat bir pozisyona geçip kendimi sıcak uykunun kollarına bıraktım.
Ne kadar süre geçti fark etmediğim bir zaman diliminde dışarıdan gelen seslerle gözlerimi araladım. Bir kadının deli bir bağırdığını işittim. Doğrulup ışığı açtım ve algılamaya çalıştım. "Kızım yok, yardım edin. Ceylin'im yok!" Sadece bir kadın sesi değil sanki çoğul kişiler de vardı. Arkadan bir çocuk sesi işittim. "Ceylin abla araftaymış!" Diye bağırdı. Araf kelimesini duyduğum an odamdan çıktım. Annemin de evde olmadığını komşuların yanında olduğunu gördüm camdan. Hiç beklemeden evin anahtarını alıp evden çıktım. Bir grup insanın bir tarafa doğru koştuğunu gördüm. Hayır! Lütfen, Ceylin denilen kız o olmasın! Yalvarırım. Deli gibi koşuyordum.
Sanki gökyüzü o annenin feryadını duymuş gibi olacakları hissetmiş gibi şiddetli yağmur yağdırıyordu. Yüzüme düşen damlaları hiçe sayıp elimden geldiğince koştum. Kulağıma dolan ambulans ve polis aracı siren seslerinin olduğu yere koşmaya başladım. Araf'a gelmiştik. Korkarak adım atmaya başladım. Yavaş adımlarla kalabalığın olduğu yöne ilerledim.
Aralarından geçip yerde kan kusan kıza baktım. Evet... o kız. Yerde acı çekerek garip sesler çıkartarak kusuyordu. "Ceylin bu! " tandık ama kişi olarak tanımadığım bir ses duydum. Bir kadının çığlıklarını duydum. Bu çığlık bir annenin feryadı, gökyüzünün şimşeğiydi. Herkes bir yana koşuşturup yerde kan kusan kıza yardım etmeye çalışıyorlardı. Gözüme gelen yağmur damlalarını hiçe sayıp havaya doğru baktım gözlerimin içine dolan yağmur damlaları gözümü acıtıyordu. Başka ölüm göremezdim. Bu beni çok yorar. Yapamam. Canım yanar. Kolumu tutan annemi sonradan fark ettim.
"Azra gidiyoruz! Çabuk! " Güldüm. "Tekrardan kaybettim anne. Yine koruyamadım kimseyi. Biri daha benim yüzümden öldü değil mi? " Annemin delice kafasını sallamasına gülerek baktım. Bütün mahalle toplanmış, yerde garip garip sesler çıkartan kıza bakıyorlardı. "Boşuna uğraşıyorlar anne. Ölecek o kız..." Dediklerime tepki veremeden kolumu çekiştirdi. Polislerin arasında bana bakan bir çift kehribar gözlere takıldı gözlerim. Yüzünden ne tür anlamlara çıkartmam gerekiyordu?
O an bunu düşünmek istemedim. Şiddetli yağmur göz yaşlarımı silip süpürüyordu. Kehribar gözlere bakmayı kesip yerde kanlar içinde yatan kıza bakmaya başladım. İşte o an... her şeyin başladığı o an olduğunu bilmiyordum. Bedeninden yükselen bir şey görünce sendeledim. Bu Ceylin'di. Bedenin üzerinden kalkıp yerde yatan cesede baktı uzun uzun sonra gözlerini bana çevirdi. Göz bebekleri olmayan bir ruh ile bakışıyordum şu an.
Tüm gün hissettiğim şeyler gerçekmiş. Benim tek bir gücüm değil birçok gücüm varmış. O an öğrendim ki ben nereye gidersem gideyim bu lanet sonsuza dek veya ölüme dek peşimde olmaya devam edecek...