Sinan ellerini masaya yasladı. "Bak kanka bu işler böyle yürümez. Bu herif tehlikeli. Canımız sıkılır." Ağzındaki sakızı çevirip masanın altına yapıştırdı. "Yerim lan canını hıyar herif! Ne zaman ödleklik yapmayı bırakıcaksın?" Harun hırsla soluyup bana döndü. "Gidip beklemediği bir anda ensesinden tutalım, sonra.." yumruğunu avucuna vurdu. Çıkan ses sinanın yutkunma sesiyle yarışıyordu.
"Başımıza iş alıcaz. Olmaz böyle." Birkez daha sinana hak verdim. "Öyle sesli işler yapamayız," harun ellerini öne uzatıp sertçe savurdu. Ama ben ona da hak veriyordum. "Durup sağda solda racon kesmesini doğal da karşılayamayız."
"Hay yaşa be!" Harun kazanmış bir ifadeyle sinana dönse de Sinan gayet ciddi bir şekilde bana bakmaya devam ediyordu. "Adam öldürmek yok dedik kanka!" Gerildiği belliydi. Masanın altından sakızı tekrar alıp ağzına attı. Gevşek tavırları nedeniyle ciddiye alınmayacak türden olsa da biraz oturup konuşsanız bir cevhere sahip olduğunu anlardınız. Onun mantığı sakin ve manidardı.
"Bunu öldürmeden de yapabiliriz. Biraz adama ihtiyaç var o kadar." Harun homurdanmalarına devam etse de kararlarımıza saygı duydu. Hep yapardı. "İstediğin adam olsun. Senin için ölecek yüz adam tanıyorum." Kafamı sallayıp kulaklığımı geri taktım.
"Aptalsın birde bununla övünüyorsun." Sinanın haruna attığı lafa kulak kesildim. Hep atışırlardı. Bazen bu küçük sohbetler ve müzik olmasa napardım diye düşünüyorum. Kesinlikle sesler kafayı yedirirdi. "Övünmüyorum gerçekleri söylüyorum."
"Senin gerçeğin değilse övünme kanka." Harun parmaklarını birbirine bastırarak kıtlattı. "Devam edersen tek gerçek dövülmen olacak, kanka!" Kanka kelimesini imalı söylemişti. Sinan hep bu kelimeyi kullanırdı. Onun ağzında sırıtmadığından dudaklarını yüzme fikrini kafasından attığını söylemişti harun. Alışmıştık.
Sinan yüzüne gelen saçları kibarca itip korktuğunu belli etmeyerek arka odaya geçti. Sonunda ayıracak kavga çıkmadığına emin olduğumda müzik listeme geri döndüm. İçinden bir tane seçmek dinlemekten daha çok kafamı oyalıyordu.
"Salonun sahibini getirdim abi." Erhanın sesi işimi böldüğünde ona doğru döndüm. Kulaklığı omzuma indirip, erhanın peşinden gelen Hasan'a yöneldim. "Sen misin çocukları salondan atan arkadaş?"
"Evet benim de bu ne muammele?" Erhan elini hasandan çekip odadan çıktı. Hasan kapıda tek kalınca yanına doğru yürüyüp elimi omzuna attım. "Gel oturalım şöyle konuşalım." Omzunu hızla geri savurduğunda garip bir şekilde baktım. "Dokunma kardeşim bana!"
"Tamam kanka yemedik." Sinan içerden sesleri duymuş olmalı ki hızla dışarı çıktı. Hasan aşırı sinirlenmişti. Anlamaya çalışarak birkaç adım geri çıkıp özel alanıyla baş başa kalmasını sağladım. Sinan bir sırtlan gibi gözünü dikmiş yanlış bir hareket kolluyordu. Ona oturmasını işaret ettiğimde ikiletmedi. "Hasan geç otur konuşalım. Büyümesin böyle saçma bir olay." Tahta sandalyeyi çekip oturdum.
"Adam gibi çağırsanız ya da gelseniz problemim yok sizinle. Ama Erhan bey yaka paça çıkarttı bizi kendi mekanımızdan!" Karşımdaki adamla beraber büyümesek daha farklı davranırdım. Ama ona yanlış yapılmadığı müddetçe bize yanlış yapmazdı. "Erhanla bilare konuşuruz bu konuyu. Aranızdaki olay aranızda hallolur ben seni başka birşey için çağırdım," yanımdaki sandalyeyi çekip oturması için teşvik ettim. "Ben Erhana yaka paça getir demedim. Kusura bakma kardeşim." Bir süre bakıp onayladı. Samimiyetimi almasa oturmazdı. Erhan yine başıma iş açmak üzereydi de zor toparlamıştım.
"Yaptığın yardımları unutmadım baran. Aramızda kusur olmaz olsa da bakılmaz." Sandalyede oturup bana doğru döndü. "İşte bende onu diyorum. Ben birine bu işi benim sayemde yapabildin demedim hiç hasan. Duydun mu hiç böyle birşey?" Olumsuz anlamda kafa salladı. "Çocukları ben yolladım, selamımı söyleyin dedim. İçeri almamışsın. Onu da geçtim," Ağzı gözü patlamış yüzleri aklıma gelince ellerim titredi. Gizlemek için ellerimi önümde bağladım. Bu daha az baskıcı bir konuşma yaptığımı da Hasan'a hissettirmişti. "Çocukları döverek atmışsınız mekandan lan ayıp değil mi? Aynı sokakların çocuğuyuz lan biz?"
Hasan gözlerini büyütüp şaşkınlıkla bana baktı. "Abi yemin ederim benim haberim yoktu." Ayağa kalkıp telefonunu eline aldı. "Bak ben sadece dışarı atın dedim. Kapıdakiler yapmış haberim bile yok. Selamını da aldım abi ama mekanı kapattılar. Herkesin programını ertledik bir günlüğüne. Çocuklar çıkmadı. Bende sinirlendim atın dedim. Haklısın ama-" sözünü kestim.
"Mekanı mı kapattılar?" Başıyla onayladı. "Evet abi yoksa ben yapar mıyım böyle birşey." Sandalyeyi tekrar çekip oturması için bekledim. Yüzündeki şaşkınlık da pişmanlık da gerçekti. Ama ahmaklık da gerçekti. "Bizim semtte mekan kapatan kim hasan?" Buna vakti yetecek kim vardı buralarda. Restoran olsa anlarım da spor salonu kapatmak birisi için aşırı lüks bir hareketti.
"Abi, bizim semtten değildi. Aslında kapattılar da kimse gelmedi. Bende anlamadım. Sekreter ismi verdiler. Onun üzerine kapattılar para da onun hesabından atıldı. Bilgilerini istersen veririm."
"Çok konuşuyorsun yine hasan. Naptın lan yine?" Harun kafasında havluyla içeri girdi. Duş almıştı. Birkaç kez silip havluyu omzuna indirdi. Hasanla uğraşmayı seviyordu. Herkesle uğraşmayı seviyordu gerçi. "Bensiz duşa mı girdin kanka?" Ağzıyla onaylamaz sesler çıkarırken harun sırtındaki havluyu sinanın suratına fırlattı. "Ulan ibne elalemin yanında bari yapma."
"Elalem mi olduk kardeş?" Hasan haruna elini uzattı. Basitçe tokalaşıp sarıldılar. "Yok be ayıp ediyorsun."
"Arkadaşlar bölüyorum ama hasan birşeyler anlatıyordu." Haruna iğneleyici bir bakış attığımda hasanın kolundan tutup olduğum yere doğru itti. "Geç lan sorguya puşt!" Hasan gülüp harunun kolunu itti. Gülümseyerek ayağa kalktım.
"Tamam sen bildiklerini erha- sinana yazarsın sinana."
"Tamam abi hadi gideyim ben. O çocukları da yolla vip müşteri yapmayan şerefsiz." Kafamı sallayıp sarıldım. "Tekrardan erhanın kusuruna bakma." Sorun yok der gibi omzuma eliyle vurup odadan çıktı.
"Ee abi nolmuş şimdi?" Sinan üzerindeki havluyu parmak uçlarıyla tutup yere bıraktı.
"Bende anlamadım. Arif bunun mekanı kapayıp bizim çocukları da sarsmış galiba."
"Vay orospu çocuğu!" Harunu sakinleşmesi için telkin ettim. "Tamam oğlum halledicez dedik ya. Az sakin ol."
"Yalnız abi arifin sekreterle mekan kapatmayla ne işi olur?" Sinan yine kurcalayacağı yeri bulmuştu. "Bende ona takıldım işte. Sanki Arif değil la bu?"
"Arif değilse kim abi?" Harun sonunda doğru soruyu sorduğunda Arif şüpheli listesinden tamamen çıkmıştı. Kapı birkaç kez tıklatılınca içeri Erhan girdi. "Neriman abla yemek hazır diyor abi gidiyor muyuz?"
"Sabah söz verdim gidiyoruz tabi. " Bu günlük işleri geri plana atıp annemin davetini kırmadım. Harun dünden meraklı üzerine gömlek çekip bizden önce kapıya çıktı. Aslında Neriman anne öz annem değildi. Ama beni bu yaşıma getirdiği için ona anne diyordum. Büyütmek demişti anne ne demek diye sorduğumda. Büyütmüştü beni. Birde öz kızı Nurbanu vardı. Nurbanu vardı harbiden. Var olduğunu bağıra çağıra söylüyordu durduğu yerden. O doğduğunda ben dört yaşındaydım. Pek birşey hatırlamıyorum doğal olarak ama evde yorgan yığınları arasında uyurken sokakta çalan kornayı duyduğumu hatırlıyorum. Neriman annem elinde bir bebekle eve geldiğinde hissettiğim o heyecanı hatırlıyorum. Şimdi eve giderken aynı heyecanla adımlarımı sayıp ellerimin titremesini durdurmayı deniyorum.
Her sinirlendiğimde titreyen ellerim ona doğru gittiğim her an daha çok titriyor. Kendime olan öfkem beni yiyip bitirmeden önce bir kez daha görmek için yürüyorum.
"Abi duymuyor musun ne diyor amına koduğumun ibnesi!" Harunun kalın sesi kulağımın dibinde patladığında kulaklığı kafama çıkarıp telefonu elime aldım.
"Herif seni siklemedi bile kanka" kocaman bir kahkaha patlatıp kendini yanından geçtiğimiz direğe çarptı. Gülerken sağa sola zarar veren tipleri anlarım da kendine zarar veren bu aptalı anlamıyordum. Bir şarkı seçmeye o kadar odaklanmıştım ki sonunda evin oraya geldik.
"Harun," sinanın ensesindeki elini bırakıp bana döndü. "Şu eşikten geçtiğin anda küfür etmeyi bırakıyorsun kardeşim." Kafasını sallayıp üzerini başını toparladı. "Sinan sende saygılı bir hetero rolü yap bilader." Gülmek üzereyken kendimi toplayıp yanımdaki sinanın kolundan tuttum. "Bu seferlik duymazdan gel, benim için."
Derin bir nefes alıp ağzındaki sakızı harunun ayak ucuna doğru tükürüp içeri girdi. Harun birkaç küfür homurdansa da içerden gelen Neriman hanım sitemleri sesini kesmesini sağladı.
"Sinan sen beni delirtecek misin oğlum bu havada tişörtle gezilir mi annem?!" Sinana sıkı sıkı sarıldığını görünce yüzüme bir gülümseme taktım. "İncecik de kalmış oğlum geç ben sana yemekler yaptım mis gibi geç." Sinan hızla yemek masasına oturup ağzına bir sarma attı.
Harun beni itip masaya daha çabuk ulaşmak adına anneme sarılıp elini öptü. Sinanın yanına oturup elindeki sarmayı almaya çalışması çok kısa bir süre içinde gerçekleşti. Bu şerefsiz, sinana rahatsızlık vermek için canını bile verirdi. Anneme sarılıp elini öptüm. "iki gündür nerdesin oğlum? Evinde kal başka yerlerde değil aklım kalıyor, yüreğim hopluyor." İki gündür bizim dairede kalıyordum. Arif oynadıkça bize rahat uyku da olmuyordu.
"Baran bey alıştı bir kere dışarda yatıya kalmalara anne. Unutur bu bizi."
Nurbanun mutfak kapısından gelen sesi kulaklarıma doldu. Her ses sustu. Omzumdaki kulaklıktan taşan müzik sesi beynimi tırmaladığında onu çıkarıp kanepeye attım. Gözlerim girişe bakıp çıkmasını bekledi. İki gündür yüzünü görmemek. Sesini duymamak. İşkence bitmek üzereyken daha çekilmez bir hal aldı. Mutfak kapısından çıka geldi. Siyah dalgalı saçlarını toparlamıştı. Beyaz teni kırmızı dudakları. Gözlerimi kaçırıp anneme döndüm. O çocuklara bağırıp duruyordu.
Gözlerim acıdı. Yine sahibine dönmek istediler. Nurbanu ellerini açmış bana geliyordu. Kalbim yarıldı uzattığı ellerine kondu. Sonra derin bir nefes alıp onu kollarıma aldım. Kokusu burnuma doldu. Saçları yüzüme karıştı. Şaşırtıcı bir şekilde daha sıkı sarılıp yüzünü omzuma bastırdı. Sanki o da özlemiş gibi sarıldı.
Ellerimi ince beline kaydırıp bende daha sıkı sarıldım. Beli öyle inceydi ki kırmaktan korktum. Bağladığı halde beline gelen saç tutamları ellerimi gıdıkladı. "Birşey mi oldu Nurbanu?" Endişe içimi sardığı vakit düşünecek çok soru birikti beynime. "Sen evde yokken bir kulağım kapıda camda oluyor. Aman biri girecek korkusuyla uyuyamıyorum. Ne işin olursa olsun günün sonunda eve gel." Benim yanımda güvende hissetmesine sevinemedim. Abisi olarak gördüğü birinin yanında elbet güvende hissedecekti zaten.
Saçlarından öpüp onu kendimden uzaklaştırdım. Saçları çok güzeldi. "Tamam tamam dikkat ederim." Masaya oturup harunla sinanın arasına girdim. "Ben bıktım siz bıkmadınız lan." Sinan ağzından sakızı çıkarıp tabağının kenarına sıkıştırdı. "Bir kere gördünmü sen şu salağa bulaştığımı kanka?" Nurbanu gülümseyip sinanın yanına oturdu. "Görmedim dersem çarpılırım Sinan ya." Kıskandım. Yer masasında yemek zorunda kalırdık çünkü annem diğer türlü başının döndüğünü söylerdi. Nurbanu bacaklarını kalçasının altına toplayıp siyah çiçekli elbisesiyle yere oturmuştu. Bir tablo gibi görünüyordu. Onu soluduğu havadan kıskanmamak elde değildi.
Annem elinde bir tabakla daha geldiğinde bağırdım. "Anne geç otur sanki uzun yoldan geldik alt sokaktan geldik!" Dizlerinde ağrıyla koşuşturuyordu fare gibi. Küçücük boyuyla hareket etmesi beni hep güldürürdü. "Tamam oğlum bak bitti oturuyorum şimdi." Bir kere daha mutfağa gitti. "Sinan masaya ekmek dil lan hıyar." Harunun sinana sessizce iş buyurmasıyla nurbanu kafasına vurup ayaklandı. "Unutmuşum ya dur." Annem içerden ekmekle geldi. "Otur kızım geldim ben." Nurbanu geri yerine oturduğunda annem de yerine oturdu.
"Ee kurtardınız mı dünyayı?" Nurbanunun iğneleyici tonla sorduğu soruya harun sarma atarak cevap verdi. Ensesine vurdum. "Atma lan kıza!"
"Nimet bu nimet!" Alıp ağzına attı. Kırmızı küçük dudakları yüzünden iki seferde ısırdı. Herşeyi güzeldi. "Arif şerefsizi durmuyor ki oturalım iki dakika evimizde." Sinan konuya açıklık getirse de benim beynimde dudak vardı. Ben Ariften değil, bu evde iş düşünemiyordum ondan kalasım gelmiyordu.
Evde bu kadın dolaşırken, yan odada yatağında yatarken, banyoda duş alırken aklım kalıyor kendime kızıyordum.
"Dikkat edin oğlum Arif delidir ne yapar bilinmez. Siz dikkat edin." Başındaki örtüyü ağzına getirip geri yukarıya kadar çekti. Kafam yine aşırı nurbanuya kaymaya başladığında kulaklığımı aradım. Dikkatimi dağıtmam lazımdı. "Teyzem bu bana vuruyor ya birşey söyle!" başım tekrar ağrımaya başladığından masadan kalktım. "Ben doydum ellerine sağlık anne." nurbanuya bakmamaya özen göstererek odadan çıktım. Bu annem dışında kimseye bakmamam anlamına geliyordu.
Üst kata çıkmak için merdivenleri tırmandım. Ara salonda durup aralık kapıdan gelen parfüm kokusuna baktım. Odasının kapısı bile dikkatimi dağıtıyordu. Kapıyı hızla örtüp onu evden sakındım. Yan odaya geçip kapımı kapattım.
Odam küçüktü. Yatak dolap ve bir çalışma masası vardı. Kapının hemen yanında dizilen okuma kitaplarım bir raf olmadığından yerdeydiler. Yine de taze toplandığını belli eder gibi çarşaflarım temiz, kıyafetlerim ütülü, kitaplarım düzenliydi. Nefes alamadığımı farkedip camı açtım. İçerisi boğuk geliyordu.
Annemin meşhur kahverengi büyük desenli perdesi rüzgar eşliğinde odama doğru dalgalanmaya başladı. Yüzüme vuran akşam seriniyle derin bir nefes aldım. Üzerimdeki siyah kapşonluyu yatağın üzerine atıp iki elimi camın pervazına yasladım. Kafamı acilen boşaltmam gerekiyordu. Tam o sırada kapı açıldı.
"Kulaklığını unuttun." İçeri girip kapıyı kapattı. Nurbanu içeri girdi. Odama girdi. Ben bu cümleyi sesli söylersem kulaklarım bana inanmazdı. İlk kez gelmiyordu ama ilk gibi heyecanlanıyordum.
"Yatağın üzerine koy alırım." Geri dönüp ona baktım. Çünkü yatağıma oturdu. Ayağındaki terlikleri çıkartıp elbisenin eteklerini dizlerinin altına kıvırdı. Yatağımda bağdaş kurup bir elinde kulaklığı sallayarak bana bakıyordu. Tokası gevşemiş saçları tel tel sökülüp yanaklarına çarpıyordu.
"Bak bu kulaklığın bir yeri var tamam mı? Senin hizmetçin değilim," gözleri yatağa attığım hırkaya değdi. Onu tekrar giymek istedim. "Hah! Hırkanı da at. Nurbanu topluyor diye dağıtmak zorunda hissetmeyin baran bey."
"Kaç yıllık kulaklığım ama yerinin olduğunu şuan öğreniyorum." Hafif gülümseyerek herşeyin yolunda olduğunu kendime hatırlattım. O güzel elleri gece kafamı koyacağım yastığa değmiyor gibi, kalçaları örtümü ezmiyor gibi davranacaktım.
"Seni kulaklıkla döverim baran, biliyorum hiç böylesini görmedin!" Gülmemek için kendini zor tutuyor, ciddi suratını dudaklarını ısırarak müdafa ediyordu. "Böylesini görmedim evet."
Sert sürat ifadesini bırakıp kulaklığı arkasına koydu. "Baran sen niye eve gelmiyorsun? Arif Arif diyorsun ama Esma teyze her gün oğlunu dışarı yollarken anneme nispet yapıyor. Çocuk itliği bile annesinin gönlünü alarak yapıyor be!" Yatağa biraz daha yaklaşıp onu yakından incelemek istedim. Kızınca öyle güzel bakıyordu ki siyah gözleri.
"Onu nasıl yapıyor lan imkansız."
Yatağın kenarına oturup güzel yüzüne baktım. Tüm sesler susmuştu.
"He? Ney imkansız?" Bir anda elini omzuma vurup yataktan kalktı. "Kafamı karıştırdın bee!" Aşağıdan Neriman sultan adını seslendiğinde bana son kez bakıp arkasını döndü. Kalçasını çok belli ediyordu giydiği elbise. Sadece siyah bir bez parçasıydı üzerindeki.
"Nurbanu!" Sesimi duyar duymaz bana baktı.
"Efendim?" Ayağa kalkıp yanına gittim. Şuan onu kapıya yaslayıp deli gibi öpmek vardı. Yoktu.
Elimi belinin biraz altına doğru götürüp parmaklarımın sırtını kasık kenarlarından bacaklarına kadar götürdüm. Kısa bir an ona dokunuyor olmak beni dinlendirmişti. Eteğin ucuna yaklaştığımda iki parmağım arasına sıkıştırdığım bezi ona gösterir gibi havaya kaldırdım.
Beyaz bacakları porselen gibi ortalığa serilince dayanamayıp bakışlarımı yüzüne kaldırdım. Keşke yapmasaydım. Kızarmış yanakları, aralık kalan al dudaklarıyla bana bakıyordu bir kedi gibi. Sesimi bulup konuşabildim.
"Bu elbise bir bez parçası, herşeyini belli ediyor bence." Yutkundu.
"Evet ama evdeyim diye sorun etmedim. Birde rahatsız olunacak insanlar gelmiyor ya." Bir adım geri çekilip arkamı döndüm. Kız biz eve gelirken yabancı gelmiyor ya diye düşünürken kafamdaki şeylere bak! Tekrar kendimden tiksinmeye başladığımda ellerim titremeye başladı. Görmesini istemedim.
"Doğru diyorsun, annemi bekletme."
O odadan çıktığında kendimi tekrar camın ucunda buldum. Nefes almaya çalışırken bacaklarım da kendini içimdeki hapsolmuş hisse itti.
*
Dışardan gelen tartışma sesleriyle uyandım. Kafamı dinlemek için uzandığım yatakta uyuya kalmıştım. Ama kısa bir uyku olduğu verdiği rahat histen belliydi. Hava hafif kararmıştı. Yatağın üzerinde olan hırkayı üzerime giyip kulaklığı boynuma astım. Saçlarımı elimle tarayıp odadan çıktım. Seslere yaklaştıkça içim rahatlıyordu.
"Kanka bak her şakanın altında bir gay vardır haberin olsun." Sinan yine hasanla uğraşıyordu. "Lan bak!"
Salonun eşiğinde durup içeriye baktım. Sinan annemin omuzlarının ardından Harun'a bakıyordu. Harun, harunu Nurbanu tutuyordu. Ona odaklanmaya çalışan beynimi zorla durdurdum. "Bir daha bana gay dersen seni," annem hasanın sözünü kesip sinanı üzerinden itti.
"Ula gay ne de koskoca herif tutuştu sinirden?!" Kızgınlıkla cırlayıp başörtüsünü ağzına kadar çekip tekrar geri itti. "Anne gay şey demek, eee" çaresizce bana dönen siyah gözleri birşeyler söylememi emrediyordu. Ben ona itaat etmekten başka birşey bilmiyorum. O da bunu iyi biliyor.
"Erkeklerden hoşlanıyor diyor yani haruna anne." Herkes mal gibi kalınca gülerek mutfağa doğru kaçtım. Şimdi annemden bunun azarını yiyeceklerdi. Cebimdeki telefonu elime aldığımda erhandan mesaj geldiğini gördüm. Bir sürü de aramıştı. Telefon kulaklığa bağlı olduğundan duymamıştım. Telefonu masanın üzerine bırakıp bir bardak su almak için dolaba yöneldim. Nurbanu da saçını toplayarak içeri girdi. Nefes nefese kalmıştı.
Göğsü inip kalkıyor siyah tutamları ağzından gelen derin soluklarla sallanıyordu. Yanakları yine koşuşturmaktan al al olmuştu. Her haliyle güzeldi. "Ben senden böyle mi yardım istedim lan?!" Yüzüme doğru cırlayıp saçlarını tekrar topladı. Artık özgürlüğünü ilan etmiş telleri salınmıyordu içime içime.
"Ben anneme yalan söylemem." Onu omzumla itip dolaptan sürahiyi çıkardım. Sinirli bir homurdanmayla masaya oturup ellerini masanın tahta yüzeyinde tıkırdattı. "Bana da koysana."
Parmaklarımla sürahiyi sıkıp kendimi telkin ettim. İçtiğim bardağa tekrar su koyup kafaya diktim. "Telefonun çalıyor bir saattir he." Boş bardağı doldurup ona uzattım. Bardağı elimden alıp büyük yudumlarla içti. O ferahladıkça ben bunalıyordum. Sonunda bardağı bırakıp derin bir nefes verdi. Onunlayken gözlerimi ondan almak çok zor geliyor. Bu hiç paten sürmemiş birinin ayaklarına tekerlerler bağlamak gibi. Ayakta bile duramıyorum onunlayken.
"Bak Erhan gelip seni vurursa görürsün." Kafam cümlesiyle kendine gelince elimi telefona attım. "Bilerek yapıyorum biraz sinirlensin diye." Onu geçiştirip mutfak camına doğru yaklaştım.
"Abi sen niye telefonumu açmıyorsun?! Hayır bir saattir arıyorum ben seni, bana de ki işim var ben o zaman susarım ama sen benim delireceğimi bildiğin hald-" daha fazla dayanamayıp sözünü kestim. "Devam edeceksen kapatıyorum kardeşim." Önemli birşey olmadığı müddetçe beni aramazdı aslında. Bu yüzden buna katlanıp konuya girmesini bekliyordum. Birde arkamda beni deli eden bir kız varken ona odaklanmak kafamda fillerin tepinmesine sebep oluyordu.
"Kapatma abi. Hasan bana yazdı," parfüm kokusu burnuma doldu. Mutfakta bir fare gibi gezinip dolapları karıştırıyordu. "Hasanla tekrar kavga ettik deme bana." Kafamı çevirip ona baktım. Üst dolapta duran çekirdek paketine uzanmaya çalışıyordu. "Ya yok abi biz hallettik onu." Arkasını dönüp sandalyeye uzandı. Üzerine çıkıp almayı planlıyordu.
"Ne var o zaman bu kadar önemli?" Dikkatim asla erayda değildi. Bir adım atıp dolaptan çekirdeği indirdim. "Hasan bana belgeleri attı da, senin pek hoşuna gitmeyecek birşey vardı." Nurbanu bana gülümseyip çekirdeği bir tabağa doldurmaya başladı.
"Bak Erhan, şu olayı hece hece anlatma asabımı bozma! Mesaj niye atmadın lan it! Aile evindeyken önemli değilse sokak işi karıştırmayın dedik değil mi?!"
"Abi sen de bana bir odak yap da kolay değil! Mesajla söylenmez benim söylemem lazım gibi hissettim." Nurbanuya sırtımı dönüp camdan sokağı izledim.
"Tamam hadi söyle kardeşim." Derin bir nefes aldı
ahizenin diğer ucundan.
"Abi hasan bana dekontu cartı curtu attı. İsim olarak sekreter ismi var belli bir şey de yok. Fiyatı da epey ağır tutmuşlar. Ama özel bir notları varmış." Yeni çıkan sakallarımı parmak uçlarımla kaşıdım. Kart kart. Yoldan gri renk Honda geçti. Ay güneşten daha parlak bir hal aldı.
"Nurbanu hanım dışında kimse alınmasın diye not bırakmışlar abi. Nurbanu demirci adına not."

****