İçeriğe geç

Papatya Yankısı

Bölüm 9 · 8 dk okuma

Papatya Yankısı

Bölüm 9

5. Bölüm

Papatya Yankısı 5

Derin bir nefes aldım ve yutkundum. Çakıyı elime tutuştururken camdan dışarı baktım. İtiraf edemesem bile Aral'ın gelip beni buradan çıkarmasını bekliyordum. Kendimden utandım. Bir süreliğine uzaklaşmıştı yerde bir şey aradığını fark edince camı kırma planı olduğunu belli etti. Tüm bunlar onun yüzünden olmuştu. Ondan kurtulduğum an diğer belalarda onunla birlikte gidecekti.

Çakıyı aldıktan sonra Ener'in şaşırmasına fırsat tanımadan aracı işaret ettim. "Gidelim." Ener gözlerimin içine baktı hiçbir şey yapmadı. Ne yapmaya çalıştığımı bile anlamadı.

Öyle insanlardan uzak dur. Babam hep öyle derdi. Ama etrafımı sarınca ne yapmam gerektiğini söylememişti. Ablamda yanımda yoktu. Şüheda olmaktan nefret ediyordum. Bu yüzden kısa bir süreliğine bende öyle insanlardan oldum.

Aral elinde kaldırım taşıyla gelirken camı indirdim. Taşı bir eline alıp kapıyı açabilmek için kolunu içeri uzattı. Onu durdurdum.

"Şüheda hemen çık o arabadan!" derken ya da bir yandan Ener'i "Seni bu yaptığına pişman edeceğim!" diye tehdit ederken farkına varmadı. Benim bağırmam gerekti.

"Defol!" Elindeki taş parmakları arasından yere düşerken çıkardığı sesi arabanın içinden duyabildim. Aral'ın uzun kirpikleri birbirine değip durdu.

Bıçağı daha görünür olması için biraz havaya kaldırdım. "Senin yüzünden hayatım mahvoldu. Eğer bir daha seni görürsem. Seni mahvederim!"

Sesim ne kadar soğuk ve ciddi çıkarsa çıksın söylediğimi yapamayacak bir insandım. Sadece rol kesiyordum. Fakat Aral beni tanımıyordu. Bunun gerçek mi yoksa sahte mi olduğunu bilemezdi.

Ener sonunda arabayı çalıştırıp süratle onun yanından uzaklaştığımızda tuşa basarak camı kapattım. Elimdeki bıçağı ne yapacağımı bilemedim. Avucumun arasındaki koyu ahşap saplı bıçağa baktım.

"Bunu yapamazsın." Ener uzanıp bıçağı elimden aldığında sahte tehdit ile ilgili yorum yaptı.

"Fakat o bunu bilmiyor." Diye mırıldandım. Beni tanımıyordu ama yanımdaki adam beni tanıyordu. Neyin gerçek neyin yalan olduğunu fark edebilirdi. Buna rağmen gözleri görmemeyi seçti.

Çünkü yalancı adamın söylediği tek gerçek olabilirdi. Ener sadece intikam almak istiyordu. Yolda karşılaşmamız, o sahte adres, herkese mesafeliyken bana yakın davranması, hepsi bir oyundu.

Yol boyunca hiç konuşmadım. Ne söyleceğimi zaten bilmiyordum. Onun da söyleyecek sözleri olduğuna inanmıyordum. Aramızda kelimelerin hiçbir etkisi yoktu. Giderek normale dönüyordum, kendimi daha az yorgun ve uykulu hissediyordum.

Bu araba hiç durmasa aramızdaki sessizlik hiç bozulmadan ömrümüzün sonunda kadar bir yolun üstünde gidelim isterdim. Ama apartmanın önünde durdu.

Ener'in eli direksiyondaydı ve bir an önce inmemi istermiş gibi ön camdan yola bakıyordu. Sesli bir şekilde nefesimi dışarı verdim. Bilmek istediğim bir şey vardı.

"Sonrasında..." Dönüp bana baktığında sözlerimi daha anlamlı hâle getirdim. "İntikamdan sonrasında ne olacaktı?"

Kaşlarını çattı, benden daha öfkeli olması beni delirtecekti. Kandırılan, duyguları ile oynanan bendim ama kurban olduğumu bile söyleyemiyordum. Koparılan bir papatya gibi güzel kokmaktan başka çarem yoktu sanki. Öldürmüşlerdi beni, ama hâlâ daha güzellik bekliyorlardı.

Etli alt dudağını dişledi. Bağırıp çağıracak sandım ama kendini koltuğa bıraktı. Direksiyondaki elini çekip sağ kolundaki saatle oynadı.

"İntikam öyle mi? Bu yüzden pazar günü seni ailemle tanıştırmaya götürecektim. İntikam öyle mi? Bu yüzden bugün kız kardeşime yengesini övüp durdum. Onu kesinlikle çok seveceğini söyledim." Sesi titriyordu. Saatiyle oynamayı bırakıp yüzünü sertçe sildi.

"Öğrenmem iyi oldu. Yoksa Aral'ın eski sevgilisini yemeğe götürecektim. Ailem bunu kaldıramazdı." Yüzümü buruşturdum. Gerçekten bilmiyor muydu? Buna inanmak istiyordum. Zaten inanmak isteyen birini kandırmak için söylenen yalana benziyordu.

Onu bölmedim ve kendi kendine konuşur gibi söylendi.

"Ben bunun üstesinden gelemem. Sen söylüyordun ya bazı sorunlar sadece sorundur, üstesinden gelemezsin diye. Sende öylesin. Ne diye çıkaracağım onların karşısına. Bunu yapamam." Bana döndü birden odaklanabildi. Yüzünü buruşturdu bana bakarken iğreniyor muydu? "Bana yalan söyledin. Ciddi bir ilişkin olmadığını söylemiştin. Çocuğunuz olacaktı sizin. Sen onunla..."

İçinde bir şeyler parçalanıp döküldü. Onun bakışlarından midesini bulandırdığımı fark ettim. Kaçmak istedim onun kara gözlerinden, beni hayal kırıklığına uğratışından, tüm bu yalanlar zincirinden kendimi kurtarmak istedim.

Kapıya döndüm ve açmak için kulpu çeksem bile işe yaramadı. Yavaşça ona doğru döndüm. Ona söyleyecek çok şeyim vardı ama neyi hak ettiğine emin değildim. "O adamın ne dediği umrumda olmazdı. Sen elimi tutmaya devam etseydin. Tüm gerçeği sana söylerdim. Bana iğrençmişim gibi bakmasaydın. Hak ederdin."

Aracın içinde kilidin açılması sesi yankılandığında son bir kez ona bakmadım bile. Çok öfkeliydim, bunu bile hak ediyor mu emin değildim. Usulca kapıyı kapatıp arkamı dönerek yürüdüm. Belki o gün o durakta bunu yapsaydım. Şimdi acı çekiyor olmazdım.

Belki de hepsi Aral'ın değil benim suçumdu. Hayata ve insanlara karşı fazla sessiz kalmıştım.

•

Siyah arabasını garajın girişine getirmeden yoluna Aral atladı. Ener son anda refleks olarak frene basmıştı ama yaptığına pişman oldu. Sadece kaza olarak ona zarar verme şansı vardı ve bunu kaybetmişti.

Aral araç durunca hemen şoför kapısının yanına geldi ve kapıyı açtı. Kuzenini kolundan tutup sürükleyerek, canını acıtıp tartaklayarak dışarı çıkarma niyetindeydi ama Ener gönüllü olarak indi. Hemen etrafı kolaçan edip evin penceresinde onları görebilecek biri var mı diye baktı.

Sonra Aral'ın kolundan tutup aracın arka tarafına doğru çekti. Tüm gücüyle onun kolunu sıkıyordu, bir şekilde ondan hıncını almak istiyordu.

Aral onun çekiştirmelerine fırsat verdi. Bunu yapmasının nedenini biliyordu. Ailesinden kimsenin onu görmesini istemiyordu. Özellikle de kız kardeşinin.

"Şüheda nerede?"

Ener önce gözlerini devirdi. Onun bu korumacı tavırlarına sinir oluyordu. Hastahanede Şüheda ile ilgilenirken üstüne atlamamak için kendini zor tutmuştu. Yine de ondan daha üste çıkıp sevgilisine sahip çıkmamıştı. Bu adamın elinde kır çiçekleri ile Şüheda'yı beklediğini gördüğünden beri aralarındaki bağdan emin olamamıştı.

Bir an önce Aral gitsin diye cevap verdi. "Evine bıraktım."

"Evi nerede?"

Ener'in kaşları çatılırken burnunu buruşturdu. Kafasını hafifçe geri çekerken aklında şüpheler oluştu. İki yıl önce uğruna herkesi karşısına aldığı, bebeğini taşımış kadının ev adresini bilmiyordu. Şüheda çocukluğundan beri aynı yerde yaşıyordu.

Aklına Şüheda'nın arabada kısık sesle söylediği cümle geldi. "O beni tanımıyor." Demişti. Zaten Şüheda'yı tanıyor olsa elinde bıçakla tehdit edildiğinde geri çekilmek yerine kahkahalarla gülerdi.

Şüheda karıncaincitmez, temiz kalpli ve narin bir kızdı. Gerginliğe ve strese bile gelemiyordu. Anında kalbi deli gibi atıp nefesini kesiyor ve ter basıyordu. Sonrasında bugün olduğu gibi bayılıyordu.

Ener sağ bileğindeki saatin kordonunu çekiştirirken etrafa yeniden baktı. Onun cevap vermesi uzun sürünce Aral yakasına yapıştı.

Gömleğinin yakasından tutup onu arkasındaki arabaya itti. "O masum! Ne diye bu işe onu karıştırdın?"

Ener onu kendinden uzaklaştıracak güce sahipti ama denemedi bile yakasına yapışmış ellerin sahibine baktı. "Bugün neden Şüheda'nın yanına gittin?" Aralarındaki her şeyin bitmiş olması gerekiyordu.Konu bu değildi, Aral onun bunu merak etmesine bile aldırmadı. "Eğer bir daha ona yaklaşırsan seni mahvederim."

Ener daha fazla sabır göstermedi. Yakasındaki elleri çekti ve ona iğrenerek baktı. Onunla kavga dahi etmeyecekti. Arkasında bırakıp kafa karışıklığı ile uzaklaşmaya başladı. İki adım atmıştı ki durdu ve kafayı yemek üzere olan Aral'a döndü.

"Şüheda kır çiçeklerinden sadece papatyayı sever." Bunu bile bilmiyordu. Birini ailenizden vazgeçecek kadar sevse onun hakkında her şeyi biliyor olmalıydı. Ener sevgilisinin burnunun sol tarafında hafif bir makyajla bile kapanan beni bile biliyordu.

*

"Şüheda iyi misin ablacığım?" Ablamın saçlarımı okşayan eli ve şefkatli sesi ile uyandım. Gözlerimi kırpıştırarak açtım ve boğazıma kadar çektiğim yorganı hafifçe ittim.

"Hâlâ daha iyileşmedin mi? Hastahaneye gidelim mi?"

Yaklaşık bir haftadır hastaydım. İlk üç günü şiddetli, diğer günler ise kütüphane gidip ders çalışacak kadar iyi ama akşam eve gelip sabaha kadar yatacak kadar kötüydüm.

Kimseye Ener hakkında bir şey söylemedim. Beni eve bıraktıktan sonra zaten hiç iletişime geçmedik. Birbirimizi aramadık ya da mesaj atmadık. Zaten konuşacak hiçbir şeyimiz kalmamıştı. Her şey gün gibi ortadaydı.

Üç gün köşe bucak ailemden kaçarak ağladıktan sonra onun için ağlamamaya söz verdim. Her gün yeniden ağladım. Hasta olmak güzel bir bahaneydi. Böylece ayrılık ve ihanet acısını içimden atıyordum. Ablam bir şeylerin yolunda gitmediğini fark etti. Her zamanki ince düşünceli ve sevgi dolu halleri nedeniyle apaçık soramadı.

Ener hakkında hiçbir şey duymak ya da konuşmak istemiyordum. Aileme gerçekleri anlatacak kadar cesaretli değildim. Biraz daha zaman geçtikten sonra ayrıldığımı söylemenin yollarını arardım. Ama şimdi kendimi toparlamam gerekiyordu.

Sevgilime sarılırken benim kadar mutlu olmadığını ve benden nefret ettiği gerçeğini sindirmem gerekiyordu. Her şeyin bir yalan olduğunu kabul etmem gerekiyordu. Sürekli Ener'in arabadaki halini hatırlayıp gerçekten bilmiyor olma ihtimalini düşünmemem gerekiyordu.

"Aslında bugün daha iyiyim. Yorgun olduğum için uyuyordum." Oysa sesim kısılmıştı. Sanki boğazımda pıtraklar varmış gibi çıkıyordu sesim.

Ablam üzerimdeki yorganı çekti. "O zaman kalkta çay içelim. Bak evlenip gidince beni çok ararsın, ablam olsaydı şöyle karşılıklı bir çay içseydik dersin."

Doğrulup kendimi geriye çekerek sırtımı yatak başlığına yasladım. Her şeyi ablama anlatmayı ve çok acı çektiğimi bu yüzden hayatım boyunca benimle kalmasını isterdim. Ama çok çocukça ve saçma bir davranış olurdu.

Ben kalkınca ablam ayaklandı. "Ben çay suyunu koyayım." Deyip odadan çıktı.

Sıcak yataktan çıkınca üşüdüm ablamın yatağının üzerine bıraktığı hırkayı alıp üstüme geçirdim. Ener kendi ile birlikte sıcaklığımı da götürmüştü. Üşüyordum sürekli. O hayatımda olmadan önce güzel bir hayatım vardı. İyiydim. Şimdi o gidince neden tüm iyilerimi kaybettim. Sadece onun gitmesi gerekirdi.

Ablam elinde tepsi ile odaya geri döndü. İçinde çay ve yanında atıştırmalıklar vardı. Bu kadar kısa sürede hazırlamasına şaştım.

Yataklarımız arasına giderken açıkladı. "Atakan'ın arkadaşı gelmiş. Annem çay koymuştu zaten." Tepsiyi yere koyup oturdu. Bende karşısına geçip oturdum, herkes kendi yatağına yaslanarak oturdu.

"Atakan'ın arkadaşı mı?" Pek rastlanan bir durum değildi. Hatta hiç demek pek yalan sayılmazdı. Ablamda benim gibi düşünüyordu. "Bende şaşırdım. Ama daha da şaşırdığım aklı başında bir adam, gittim baktım."

Bizim ikinci bir ebeveyn olan ablam her şeyimizi kontrol ederdi. Ağabeyimin arkadaşını incelemiş olması tuhaf gelmedi. Benden daha insan sarrafıydı. Ben adamın ne mal olduğunu gözünden anlarım derdi ve bize abartı gelmezdi.

Çayımı tepsiden çıkarıp yanına alırken cansız bir gülümse yerleşti yüzüme "Aklı başındaysa benim ağabeyimle neden arkadaş?"

"Bende ona şaşırıyorum. Saçma bir adı var. Söylediğinde Anıl sandım meğer Aral'mış. Aral ne demek?"

O yüzünü buruşturduğunda benim gözlerim kocaman açıldı. İmkanı yok diye düşünsem bile kalbim korkuyla hızlanmaya başlamıştı.

Çayı tepsiye geri koydum. "Ben bir tuvalete gideyim geliyorum abla."

"Gelirken limon getirsene, unutmuşum." Başımı sallayıp yavaşça kalktım. Ellerim terlememişti ama yine de avuç içimi üzerime sürerken buldum kendimi. Derin bir nefes alıp odadan çıktım. Koridordayken bile içeride sohbet eden babam ve ağabeyimin sesleri geliyordu.

"Ben size çok zahmet verdim, müsadenizle kalkayım. Lavaboyu kullanmak için geldim. Oturdum kaldım." Bu sakin, sevimli ve minnettar ses korktuğum kişiye aitti. Yeniden odama girmek istedim. Telaşla kapı kulpuna bile uzandım ama durdum.

Kendi evimde saklanacak ne hata yapmıştım? Ailemin benim yüzümden üzülmesini ve endişelenmesini istemiyordum ama kaçmam gereken durum neydi?

Korkuyordum...

O her gördüğümde başıma bir bela geliyor ve ben acı çekiyordum

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

10. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.