Anka
Her şeyin çok güzel olduğu bir hayat yaşamak o kadar güzeldi ki. Annem gidene kadar, hayatım altüst olana kadar, beni sevecek birisi kalmayana kadar, benimle ilgilenecek birisi kalmayana kadar. Babam ömrü boyunca benden nefret etti, sadece annemi sevdi. Yanımdaydı çünkü annem istiyordu. Beni sevmesini annem istiyordu, ama babam annemi paylaşmaktan nefret ederdi. Annemin sevgisi o kadar büyüktü ki, hepsini istiyordu. Annem gidince hissettiğim ilk şey boşluk oldu. Bana sevgi göstermeyen babam, ömründe ilk defa benimle ilgilendi. Sırf annem gittiği için, burada olmadığı için, kızına, bana, bakacak kimse olmadığı için baktı sadece. O da sadece üç gün sürdü. Keşke dedim, keşke beni gerçekten seven bir babam olsaydı. Keşke ailemle mutlu bir şekilde yaşayacağım bir hayatım olsaydı. Sevgisini hissedemedikten sonra yanımda olmasının ne anlamı vardı? İlgisini görmedikten sonra yanımda olmasının ne anlamı vardı?
Annem ölmeden sadece üç hafta önce doğan kardeşimin ne suçu vardı peki? O daha çok küçüktü. Beni sevmiyorsa, onu sevmek zorundaydı, onu mutlu etmek zorundaydı, onunla ilgilenmek zorundaydı. Hiçbir şey yapmadı. Umursamadı bile. Sadece beş yaşındaydım, erkek kardeşim ise sadece üç haftalıktı. Bu kadar küçükken üç haftalık bebeğin sorumluluğunu alamazdım.
Babam annem öldükten sonra yurt dışına gitmeye karar vermişti. Bizide yetimhaneye bıraktı. Kimsesizmişiz gibi. O hiç yokmuş gibi.
"Anka bana bak. Beni dikkatli dinle! Bundan sonra ben yokum. Sadece siz varsınız. Sen ve kardeşin."
"Geri gelecek misin baba?"
Çok kararlı bir şekilde bakıyordu. Kararından asla vazgeçmeyecekmiş gibiydi. "Asla. Bir daha asla burada olmayacağım. Bir daha asla sizin yanınızda olmayacağım. Babanız olmayacak artık." dedi ve gitti. Arkasına bile bakmadan yetimhaneden çıktı ve gitti. Hiçbir şey anlamıyordum. Sadece beş yaşındaydım.
On yıl o yetimhanede kaldık. On yıl boyunca babamızın bizi terk ettiği, annemizin öldüğü yüzümüze vurulup durdu. Emindim. Babam bizden nefret etmeye devam ediyordu ama, ben yine de onu sevmeye devam ediyordum. Nefret edemiyordum.
Nefret etmek göründüğünden daha zordur. Özellikle de nefret etmeye çalıştığınız kişi ailenizden biri ise.
Mert
Hep sorardım anneme, babama, tanıdığım herkese. Belkide ömrümde en çok merak ettiğim soru bu olmuştu. "Yalnızlık nasıl bir şey?" Kim merak ederdi ki bu sorunun cevabını. Ben ediyordum işte. Her gün sorardım bu soruyu. Vakit bulduğum her an. Birinden cevap alamadığımda, başka birine sormak için telefonun başına giderdim. Ne kadar çok denesemde aldığım cevap yedi yıl boyunca hiç değişmedi.
"Bilmek istemezsin."
Neden? Neden sürekli aynı cevap? Bu sorunun bir cevabı olmalıydı. Gerçek bir cevabı. Net bir cevabı. Bu kadar açık uçlu olamazdı. Her seferinde bir umudum olurdu. Her sorudan sonra, aynı cevabı alacağımı bildiğim her sorudan sonra. Biliyordum, bir gün bu sorunun cevabı alacaktım.
Yedi yıl. Yedi yıl boyunca canımı dişime takarak merak ettiğim sorunun cevabını aradım. Bulduğumda ise daha önce hiç hissetmediğim bir duygu vardı içimde. Nefret. Annemle babam ayrı olsa da o kadar büyük bir sevgi ile kucaklanmıştım ki, asla nefret hissetmemiştim. Kimseye karşı. Herkese sevgi ile yaklaşırdım. Sorumun cevabını aldığımda, içimdeki bütün sevginin yerini nefret duygusu almıştı. Hepsini. Hepsini aldı götürdü benden.
O zaman anladım. Annem bana her "yanındayım" dediğinde yalan söylüyordu. Kimse benim yanımda değildi. Tek başımaydım. Asla, asla yanımda olmayacaklardı. Bu yüzden terk etmişlerdi beni, daha fazla yalan söyleyemeyeceklerini bildikleri için.
Annem beni terk ettiğinde on yaşındaydım. Babam yoktu, annem yoktu, bir ailem yoktu artık. Kimsem yoktu. Eve geldiğimde annem çoktan gitmişti.
"Yalnızlık bu mu anne? Eğer bu ise, gitme. Artık merak etmiyorum. Yalnız kalmak istemiyorum. Babamı istiyorum. Seni istiyorum. Ben ailemi istiyorum. Korkuyorum. Nolur geri gel. Tek başıma kalamam. Yalnız kalamam."