İçeriğe geç

PAPATYA & BAŞKOMİSER

Bölüm 5 · 5 dk okuma

PAPATYA & BAŞKOMİSER

Bölüm 5

BÖLÜM 1

Öğrencilerimle vedalaştıktan sonra çantamı omzuma taktım, okulun merdivenlerinden inerken derin bir nefes aldım. Bugün de bitmişti. Tam kapıdan çıkacakken... İki minik kol bacaklarıma dolandı. Eğildim—karşımda Erol ve Mina. İkisi de sıkı sıkı sarılmıştı. — "Ne oldu çocuklar? Hadi servise," dedim gülümseyerek. Erol gözlerimin içine baktı. — "Hocammm sizi çoooook seviyorum!" dedi. Sonra cebinden minicik bir yüzük çıkardı: — "Artık lütfen evlilik teklifimi kabul edin! Bakın büyüdüm!" dedi ciddiyetle. — "Hee, büyüdün Erol!" diye güldü Mina. Ama Erol sinirle döndü kıza: — "Kızım bir sus be ya!" Ben eğildim, önce Erol’un yanağından bir buse kondurdum, sonra ikisini de kucakladım. — "Tamam, kocaman adam olmuşsun ama şimdi servise!" dedim. İkisi gülerek koştular. Ben de kulaklığımı taktım, elimde kitaplar… Yürüyordum. Tam şarkıyı değiştirmek için telefonumu çıkardığımda… Biri aniden bana omuz attı. Kitaplarım yere düştü. Gözlüğüm de. Bir anda her şey bulanıktı. — "Ne yapıyorsun ya?" dedim ağlamaklı sesle. Dizim çok acıyordu. Adam arkasına bile bakmadan yürüyüp giderken, mırıldandı: — "Mal, aptal kadın… Önüne baksaydın!" Gözlüğümü bulmaya çalıştım. Hiçbir şey göremiyordum. Dizlerimin üstüne çöküp yerde el yordamıyla ararken… Omzuma bir el dokundu. Bir anda panikledim. — "Dokunmayın bana!" diye bağırdım korkuyla. Ses tanımadığım bir adama aitti: — "Aptal kadına bak! Yardım ettik, hâlâ tribinde. Otur öyle!" diye bağırdı. Sonra çat diye bir ses… Gözlüğümün kırıldığını o an anladım. Çantamdan düşen her şey yerlerdeydi. Bir sürü insan başıma toplanmıştı. — "Ne oldu bu kıza?" — "Bayılacak mı?" — "Neden ağlıyor böyle?" Kafamda sesler dönüp duruyordu. Ama ben sadece… ağlıyordum. Sessizce. Titreyerek. Boğazımda kocaman bir yumruyla. Birileri kitaplarıma ve eşyalarıma uzanınca çığlık attım: — "Dokunmayın! Eşyalarıma... ne olur dokunmayın!" O an ben sadece, gözlüğünü kaybeden bir kız değildim. Görünmeyen yaraları olan bir kadındım. "Nefes alamıyorum," diyordum fısıltıyla... Ama duyan yoktu. Çığlık atmak istiyordum, içimden biri bağırıyordu: "Lütfen... biri yardım etsin." Kulağıma fısıltılar çarpıyordu: — “Anası yok mu bunun?” — “Tacize mi uğradı acaba?” O an... Kalabalık birden sustu. Ölüm sessizliği gibi bir sessizlik çöktü. Sadece bir adım sesi… Ve bir erkek sesi: — "Arkadaşlar siz eşyaları toplayın." Sonra kollarına alındım. Kalbim daha da hızlı çarpmaya başladı. — "Bıraksana! Aptal! Sapık mısın sen?! TACİZCİ MİSİN?!" diye çırpındım. Ağlıyordum. Korkuyordum. Güvenemiyordum kimseye. Yine mi kırılacaktım? Gözümü açtığımda kendimi küçük bir ormanın kıyısında buldum. O, ceketini yere serdi. — "Otur," dedi. Başım dönüyordu, gözlerim karıncalanıyordu. Oturmamla birlikte, başımı usulca dizine koydu. Parmakları saçlarımın arasına dolandı. — "Anlat. Kim ne yaptı? Ne yaşadın sen? Travmalar mı, başka bir şey mi… anlat." Ve ben… İlk kez biri dinlemeye hazırmış gibi geldi. Yılların suskunluğu dilime çöktü. Başladım... > “Bak... Bir gün okuldaydım. Sınıfta biri kötü bir koku yapmıştı. Ama herkes gelip, ‘Miray yaptı’ dedi. Beni suçladılar. ‘Kötü kokuyorsun’ dediler. İğrendiler benden. Oturduğum sıraya kimse oturmaz oldu. Kalemimi tutmaz oldular. Ağladım… Hüngür hüngür… Anlatamam sana.” > “İnsanlardan uzaklaştım. İçime kapandım. Kitap yazmaya başladım. Gökçe diye bir kız geldi bir gün, ‘Yaz bir şeyler’ dedi. Bütün gün hiç kimseyle konuşmadım. Derse bile girmedim. Sadece yazdım. Ertesi gün yazdıklarımı verdim. O ne yaptı biliyor musun? Sayfalarımı yırtıp çöpe attı. Ve bana ‘Sen bir daha yazma’ dedi. İçimdeki o hayal... o umut… Bir daha hiç yeşermedi.” > “Bir gün ön sırada oturuyordum. Sırtım biraz açılmıştı. Necati diye bir çocuk arkama bakmış. Bunu bana Pelin söyledi. Utandım, korktum.” > “Bir çocuğa aşıktım… Ama Alper’in yanına oturunca… O çocuk ve arkadaşları, ‘Alper’in ne suçu vardı da Miray’ın yanına oturdu?’ dedi. Ağır geldi. Çok ağır geldi.” > “Bir başka çocuğa daha âşık oldum. Bir kıza söyledim. O da beni tehdit etti: ‘Söylerim herkese, seni rezil ederim,’ dedi.” > “Hilal vardı… onun arkadaşı bir kız demiş ki, ‘Miray senin hakkında konuşuyor.’ Bir yıl boyunca… beni tehdit etti. Beni rahatsız etti. Beni sınıfa rezil etti.” > “Bir gün sınıf nöbetçisiydim. İrem yere su döktü. Bana bakıp, ‘Sen sileceksin,’ dedi. Öğretmene bile söyleyemedim. Sustum. Yere döktüğü suyu... Sildim. Onurumu... siler gibi.” > “Babam… Babam bir gün bizi evden kovacaktı. Daha 14 yaşındaydım.” Dudaklarım titredi. Yanağımda bir sıcaklık… Gözyaşım mı, onun eli mi bilmiyorum. Ama bir şey biliyorum: İlk defa… biri gerçekten ‘dinledi’. Gözlerim doluydu. Kalbim… bir çuval gibi, ağır. Başımı hafifçe sağa çevirdim, onun gözlerine bakmaya çalıştım ama her şey flu, her şey karışıktı. — “Ben… ben ne yaptım da bunlar başıma geldi?” Sesim çatallandı. — “Ben sadece mutlu olmak istedim. Hayatı yaşamak falan… Çok da bir şey istemedim ki.” Parmakları saçımda gezinmeye devam etti. Yüzüme yavaşça eğildi. — “Gözlerin… ela,” dedi yumuşak bir sesle. Boğazımdaki düğümü yutkundum. — “Evet… güzel mi?” dedim titreyerek. Bir an sustu. Sonra dudakları kıvrıldı. — “Çok güzel. Yakışmış sana,” dedi. — “Sanki… papatya gibi bakıyorlar.” Gülümsedim. Yorgun ama gerçek bir gülümsemeydi bu. — “Senin gözlerin ne renk?” dedim usulca. — “Yeşil.” — “Güzel mi?” — “Yeşil gözlü erkekler yakışıklıdır… hep öyle derler,” dedim hafif kıkırdayarak. Bir an sustu. Sanki gülümsemesi yüzümdeydi. Sanki bakışı, içimde bir yeri sarıyordu. O an... Göz kapaklarım ağırlaştı. Dünya biraz daha sessizleşti. Ve o sessizlikte… İlk defa huzurlu hissettim. Gözlerimi açtığımda… Hâlâ adamın dizindeydim. Hızla doğruldum. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. — "Saat kaç?" dedim panikle. — "Akşam altı." dedi sakin bir sesle. — "Her şey için... sağ ol." dedim başımı eğerek. Daha fazla bakarsam... ağlayacağım gibi. Ve koşmaya başladım. — "Okyanus beni kesin gebertecek. Vallahi billahi kafama vazo falan fırlatır." diye mırıldanıyordum kendi kendime. Yaklaşık otuz dakikalık koşturmadan sonra, sonunda evin kapısına varmıştım. Nefes nefeseydim. Yüzüm yanıyor, saçlarım darmadağın olmuştu. Zile bastım. Kapı açıldı. Karşımda... Okyanus. Kaşları havada, eller belde. — "Kız... iyi misin sen? Savaştan çıkmış gibisin!" — "Koştum eve." dedim nefesimi dengelemeye çalışarak. Koluma baktım. Ve o an fark ettim. — "Çantam... çantam... çantamı kaybettim!" dedim. Gözlerim büyümüştü. Sesim çatallı. — "İçinde kimliğim vardı, Okyanus!" Salona geçtim. Koltuğa kendimi bıraktım. Ve ellerimle kafama vurmaya başladım. — "Aptal. Aptal. Aptal!" Okyanus şaşkınlıkla bana bakıyordu. Ben ise bir daha çantamı bulamayacağıma emindim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.