İçeriğe geç

Papatya

Bölüm 6 · 11 dk okuma

Papatya

Bölüm 6

6. Bölüm - Geçici Bir Hevesmişsin

''Bak Ali, son kez anlatıyorum. X'e verdiğin değeri, Y'den çıkartıyorsun!''

Soruyu yarım saattir anlatıyordum fakat benim salak arkadaşım inatla anlamıyor ve beni sinirlendiriyordu. Gülerek arkasına yaslandı. ''Y'nin ne suçu var? Hem, X'e değer vermek istemiyorum ben. Götü kalkabilir, güvenemiyorum.''

Kafamı geriye atarak ellerimi açtım havaya doğru. ''Yarabbim!'' dedim isyanla. ''N'olursun bu kuluna sabır ver,'' kafamı düzeltip kaşlarımı çatarak Ali'ye baktım. ''Yoksa arkadaş katili olacağım!'' Ali kahkaha atarak bana sarıldı. Geri çekildikten sonra yanaklarımı sıkarak, ''oy oy oy!'' dedi beni alaya alarak. En sonunda dayanamayıp bende güldüm. ''Salak. Hadi ben mezuna kalacağım sen neyine güveniyorsun acaba?'' Göz kırparak, ''hakan abiye güveniyorum. Onun torpilleri sayesinde sırtım yere gelmez.'' dediğinde gülüşüm solarken dudaklarımı ıslatarak derin bir soluk verdim.

Ben test kitaplarını toplarken, Ali işkillenerek beni dürttü. ''Ne oldu lan? Hakan abinin adını duyunca turşuya döndü suratın.'' Kitapları çantama koyarken, ''bir şey yok,'' dedim. ''Ben artık gideyim, annemin hamileliği ağır geçiyor biraz, eve gidip yemek yapacağım.'' Ali de ayaklanırken güldü. ''Bu sefer kesin erkek olacak, hissediyorum!'' Ona gülerek göz devirdim. ''Nah. Kız olacak.'' Beni kolunun altına alırken bende bir kolumu onun beline sardım. ''Ya ikisi bir arada olursa?'' Diye sorduğunda kaşlarımı çattım. ''Lan oğlum sen mal mısın? Nescafe mi bu çocuk? İkisi bir arada ne? Kız veya erkek işte.''

Söylediklerime gülerken okul bahçesine gelmiştik bile. Ali Asaf gözüme takılırken, Hatice hocayla konuştuğunu gördüm. Kaşlarım çatılırken o da aynı şekilde Ali'yle bana bakıyordu. Yanımda çalan korna ile irkilerek yan tarafa döndüm. Hakan abi kafasını eğmiş bize bakarken kaşlarımı çatarak ona baktım. Ali hızla arabaya bindi. Fırsatçı ve beleşçi. ''Hadi Afra!'' Ali'nin sesiyle Hakan abiye baktım. ''Yok, yürüyeceğim ben.'' Hakan abi derin bir soluk verip emniyet kemerini çözerken ali bir kolunu camdan sarkarak, ''gelsene kızım, hem eve gidip yemek yapacağım diyorsun hem de yürüyerek yolunu uzatıyorsun.'' dediğinde gözlerimi kısarak, ''sana ne be!'' diye çemkirdim. Hakan abi bana yaklaştığında ona baktım. ''Afra, hadi bin arabaya, eve gidelim.''

''İstemiyorum Hakan abi, yürüyerek gideceğim. Israr etme lütfen.'' Derin bir soluk vererek ellerini üniformasının ceplerine koydu. Üzerindeki polis üniforması ve silahı herkesin bakışlarını üzerimize çekiyordu. ''Tamam, ama akşam her zaman dondurma yediğimiz yerde bekliyorum.'' Kafamı salladım. ''Tamam, geleceğim.'' Hakan abi tebessüm ederek kafasını salladıktan sonra arabasına ilerlediğinde bana yaklaşan adımlar ile kafamı yan tarafa çevirdim. Ali Asaf bana doğru yaklaşıyordu. Aramızda birkaç adım mesafe bıraktıktan sonra Hakan abiye baktı. Bende kafamı ona çevirdiğimde Hakan abi de bize bakıyordu.

Hızla arabayı çalıştırıp bize doğru çevirdiğinde kendimi geriye attım hızla. Ali Asaf da uzaklaşırken araba ikimizin de ortasından geçip gitti. Ali Asaf gülerek arabanın arkasından bakarken sertçe yutkundum. Az önce ne yaşadık lan biz? Ali Asaf bana yaklaştığında ona döndüm. ''Neden onlarla gitmedin?'' Sorusuna alayla kahkaha attım. ''Senin gül cemalini görmek için.'' Sırıttı. ''Bunu zaten biliyorum. Bilmediğim bir şey söyle bana.'' Gözlerimi kısarak bende güldüm. ''Elimin tersindesin.'' Gülüşü yüzünden eksilmeden bana doğru eğildi. ''Elinin değdiği yerde gül biter.''

''Gül sevmem.'' Kaşlarını kaldırarak gülümsedi. ''Ne seversin?'' Alayla gülümseyerek kafamı omzuma doğru yatırdım. ''Sen benimle flört etmeye mi çalışıyorsun?'' Yüzüme düşen perçemlerimi geriye doğru iterken, ''sence?'' dedi. Eline vurdum hızla. ''Benden uzak dur.'' Kahkaha atarak doğruldu. Dilini damağına vurarak kafasını olumsuz bir şekilde salladı. ''Yapamam. Çok geç.'' Gözlerimi devirerek çantama tutundum. ''Hayal kırıklığına uğrayacaksın, demedi deme bak.'' Gözlerini gözlerime kenetledikten sonra elini saçlarıma götürerek saçımın ucuyla oynamaya başladı. ''Bence,'' dedi gülerek. ''Tam tersi olacak.''

Bu sefer kahkaha atan taraf bendim. ''Bir ay, en geç iki ay sonra bana karşılık vereceksin. Eminim.'' Kahkaha atmaktan gözümden yaşlar gelmişti. ''Ay sen çok mu film izliyorsun?'' Dedim kahkahalarımın arasında. Gözümden akan yaşları sildikten sonra, ''neyse,'' dedim derin bir soluk vererek. ''Gitmem lazım.'' Ona arkamı dönüp giderken bileğimi tuttu. Gözlerimi devirerek ona döndüm. ''Slow motion mu çekiyoruz, hayırdır?'' Dudağının bir kenarı yukarıya doğru kıvrılırken, ''ben sana başka şeyleri ağır çekimde göstereceğim zamanı gelince.'' dediğinde gözlerimi kısarak bileğimi çekmeye çalıştım. ''Terbiyesiz, sapık, zorba adam.'' Gülerek, ''haydi bin arabama, bırakayım seni eve.'' dediğinde kafamı iki yana salladım. ''Yürüyeceğim.''

''Afra,'' dedi sabrı tükenmişçesine ismimi uzatırken. ''Pekâlâ,'' dedim. Ama bahçede bize bakan gözler rahatsız hissettiriyordu. Ona doğru yaklaşarak fısıltıyla, ''arka sokaktan al beni, öğrencilerin bakışları rahatsız ediyor beni.'' dediğimde gülüşü genişledi. ''Tamamdır.'' Parmakları bileğimi okşadıktan sonra bıraktığında hızlı adımlarla okuldan çıktım.

Kalbimin çarpışını hissederken elimi kalbimin üzerine koydum.

Kalp krizi mi geçiriyorum?

Yanımda beliren arabayla yanağımın içini ısırdım gülümsememek için. Benimle aynı anda ilerliyordu araba. ''Afra!'' dedi camı açarak. ''Efendim?'' dedim ona dönmeden yürümeye devam ederek. ''Hadi daha fazla yürüme de bin şu arabaya.'' Dedi içi geçercesine. Etrafa baktıktan sonra arabaya bindim. Emniyet kemerimi bağlarken o da hızını arttırıyordu. ''Eve bırakma. Şu ileriden sağa dönünce biraz ileride bir market var, orada bırakırsın. Alacaklarım var.'' Kafasını sallayarak arabayı sürerken ışıklarda durduğumuzda arabanın dijital ekranına dokunarak youtube'a girip müzik açtı. Parmakları ritim tutarken bende gülmemek için kendimi tutuyordum. Sessiz bir yolculuğun ardından markete geldiğimizde arabadan inmeden önce ona dönüp, ''teşekkür ederim.'' diyerek arabadan indiğimde markete ilerlerken hâlâ gitmediğini biliyordum. İstemsiz bir şekilde dudaklarımda oluşan tebessüm ile markete girip alınacakları alıp çıktım.

Eve doğru yürürken arabada çalan şarkıyı mırıldanarak eve vardım. Anahtarla kapıyı açıp içeriye girdiğimde, ''anne, ben geldim!'' diye seslenerek kapıyı kapatıp poşetleri mutfağa bıraktım. Oturma odasına girdiğimde annem koltuğa uzanmış gülümseyerek bana bakıyordu. ''Hoş geldin güzelliğim.'' Yanaklarından öperek, ''hoş buldum sultanım.'' dedim gülerek. ''Üzerimi değiştirip geliyorum.'' Odama ilerleyip üzerimdeki üniformadan kurtularak şortlu pijama takımımı giydim. Lazer epilasyonun gözünü seveyim, istediğim zaman şu şortları giyebiliyorum. Saçlarımı da topuz yaptıktan sonra oturma odasına gittim tekrardan.

Etrafı toplarken, ''bugün nasılsın?'' diye sordum anneme. Yattığı yerden biraz doğrulup oturduktan sonra sırtındaki kırlenti düzeltti. ''Biraz daha iyiyim. Bu kadar ağır geçmesinin sebebi yaşımdan dolayıymış.'' Otuz sekiz yaşındaydı annem, ama kadınlar için otuz beş yaşından sonraki her gebelik biraz riskliydi tabii. ''Kalp atışlarını duyabildiniz mi?'' dedim etrafı da toparlayıp kendimi koltuğa atarken. Annem heyecanla kafasını salladı. ''Duyduk duyduk, hatta bir ay sonra cinsiyetini öğreneceğiz!'' Gülümsedim. Çok değişik bir histi aslında, on sekiz yaşından sonra abla olmak. Daha doğmadan böyleysek doğunca nasıl olacaktı bilmiyordum. ''Canının çektiği bir yemek var mı? Onu yapayım.''

Annem kafasını iki yana sallayarak, ''istediğini yap yavrum, ama kendini de yorma.'' dediğinde kafamı sallayarak ayağa kalkıp mutfağa ilerledim. Annem hamile olmasaydı ve hamileliği bu kadar ağır geçmeseydi kolay kolay mutfağa girip de 'aman bugün de yemeği ben yapayım' diyecek bir kız değildim, fakat hayat şartları her zaman bizi şaşırtabiliyordu. Anneannemin zamanında yapıp gönderdiği sarmaları buzluktan çıkartıp pişmesi için ocağa koyduktan sonra aldığım hazır börekleri de kızartıp, çocukluğumun tatlısı olan pudingli pastayı yaptım. Tüm günüm mutfakta geçmişti.

Mutfakta işim bittikten sonra odama ilerleyip üzerimdekileri çıkartıp bornozumu giyerek banyoya ilerledim. Kısa bir duşun ardından temiz bir pijama takımını üzerime geçirdikten sonra havluyla saçlarımın suyunu sıkıp, saçlarımı serbest bırakarak yatağa uzandım.

Telefonumu elime alıp İnstagram'da dolaşmaya başladığımda Ali Asaf'ın hesabına girerek stalk yapmaya başladım. Hep kendisini paylaşmıştı, sadece bir fotoğrafta ailecek gülümsüyorlardı. Fotoğraflarından çıkarak attığı story'e tıkladım.

Beynimin durduğunu hissettim bir an. Ali Asaf ile bir kadın karşılıklı oturmuş yemek yiyorlardı. Kadın selfie yaparak çekmişti fotoğrafı. Dudaklarımı ıslattım.

Kendi denginde kızlarla sevgili olmak istemesini anlardım, ama bana ümit vermişti. Bazı şeyleri içimde kabullenmemi sağlarken bu yaptığına ne denirdi ki?

Hesap sormaya hakkım dahi yoktu.

Gözümden süzülen yaşlarla fotoğrafa bakarken üstten Hakan abinin mesajı düştü.

Gönderen: Hakan abi

- Çıktım işten, dondurmacının önünde bekliyor olacağım.

Gönderilen: Hakan abi

- Geliyorum.

Mesaj attıktan sonra yataktan kalkarak gardolabımın karşısına geçtim. Aynalı bir dolap olduğu için kendimi gördüğüm anda sinirden yumruk yaptım ellerimi.

Niye ağlıyordum ki şimdi?

Bir yalana inandırmıştık zaten kendimizi.

İlk başta ben hayır diye diretirken şimdi ağlamam niyeydi?

Derin bir nefes alarak yüzümü sıvazladım ve gardolaptan tişört ile eşofman çıkarttım. Kıyafetleri üzerime geçirdikten sonra cüzdanımı ve telefonumu alarak odadan çıktım. Oturma odasına girdiğimde annem televizyon izliyordu. ''Ben çıkıyorum anne, Hakan abiyle buluşacağım.'' Bakışları bana döndüğünde gülümseyerek, ''hayırdır kız, bu Hakan ile çok sıkı fıkı oldunuz bu aralar?'' dediğinde yüzümü buruşturdum. ''Adam benden kaç yaş büyük anne, abi diyorum adama.'' Annem gülmeye devam ederek, ''şimdi abi dersin, sonra sevgilim dersin, sonra...'' derken sözünü keserek, ''anne!'' diye yükseldim. Annem ani çıkışım yüzünden afallayarak bana bakarken, ''kimseyi almayacağım hayatıma, tamam mı? İstemiyorum kimseyi ya, beni bir rahat bırakın.'' diyerek odadan çıkarak kapıyı açıp evden çıktım.

Ayakkabılarımı giydikten sonra merdivenlerden inerek binadan çıktım. Dondurmacının önüne geldiğimde Hakan abi dışarıdaki masalardan birisine oturmuş telefonuyla oynuyordu. Yanına ilerlemeden arka kapıdan içeriye girerek onun en sevdiği sütlü dondurmadan, kendim için de karışık alarak yanına ilerledim. Beni gördüğünde gülümserken, elimdekileri gördüğünde hafiften kaşlarını çatmıştı.

''Seni ben çağırdım Afra, ben alsaydım keşke.''

Omuz silkerek dondurmasını önüne koydum. ''Bu seferlik benden olsun, öğrenciyim ben her zaman param olmaz. Olmadığında da sen alırsın işte.'' Gülerek dondurmasından bir kaşık alarak dudaklarına götürdü. Bende dondurmamı yerken o konuya girdi. ''Geçen gün yaptığım şeyler yüzünden özür dilerim Afra. O şekilde çıkışmamalıydım.'' Kafamı salladım. ''Sorun değil, affettim.'' Gözlerinin içi parlarken elimi tutarak, ''teşekkür ederim.'' dedi.

Artık bir şeyden emindim, Hakan abi bana kardeş gözüyle bakmıyordu. Bakamıyordu. Elimi çekerek dondurma kabını tuttum. Tebessüm ederek, ''rica ederim.'' dedikten sonra dondurmamı yemeye devam ederken telefonuma gelen bildirim ile telefonumu elime aldım. Ali Asaf yine story paylaşmıştı. Öfkeyle story'e tıkladığımda yine o kadını gördüm. Ali Asaf arabayı kullanırken kadın da radyoda çalan şarkıyı söyleyerek Ali Asaf'ı çekmişti. Story'e cevap verdim hemen. ''Hayırlı olsun hocam. Yüzük falan görememiştim okulda, tez vakitte o da olur inşallah.''

Mesajı gönderdikten sonra dondurmamı yemeye devam ettim. ''Sahile gidelim mi, vaktin var mı?'' Hakan abinin sorusu ile, ''bu halde mi?'' dedim üzerimi göstererek. ''O zaman şöyle yapalım. Ben seni eve bırakayım, sen hazırlan. Ben seni aşağıda beklerim, gelince de boğazda güzel bir yemek yeriz.'' Fena fikir değildi aslında, hem kafamı dağıtmış olurdum. ''Olur.'' Teklifini kabul ettiğim için memnun bir ifadeyle dondurmasını bitirdi.

Bende dondurmamı bitirdiğimde beni eve bıraktı. Şu an odamdaki gardolabın önünde ne giyeceğime karar vermeye çalışıyordum. Kırmızı, beyaz çiçek desenleri olan bir elbiseyi alarak üzerime geçirdim. Yeni almıştım bu elbiseyi. Saçlarımı düzleştirdikten sonra hafif yazlık bir makyaj da yaptıktan sonra hazırdım. Odadan çıktığımda oturma odasına ilerledim. Annemle babam oturmuş konuşuyorken sahte bir öksürük ile dikkatlerini üzerime çektim. ''Ben çıkıyorum.'' Babam kafasını sallayarak, ''tamamdır kızım, gel para vereyim.'' dediğinde yanına ilerledim. Cebinden çıkarttığı dört yüz lirayı verdikten sonra, annemi de babamı da öperek evden çıktım.

Binadan çıktığımda Hakan abi hâlâ bıraktığım yerdeydi. Beni görünce telefonu cebine koyarak kapımı açtı. Açtığı kapıdan arabaya binerek emniyet kemerimi takarken, o da arabaya bindi. Arabada geçen sessiz yolculuğun ardından restoranta geldiğimizde yemek siparişini vermiş oturuyorduk. "O adamla..." Hakan'ın sesiyle ona döndüm. "Kim ile?"

"O öğretmen ile aranda ne var Afra?" Gözlerimin içine bakarak sorduğu soruyla sertçe yutkunarak masanın üzerindeki su şişesini alıp birkaç yudum içtim. "Bir şey yok. Öğretmenim sadece."

Kafasını salladı. "Sevindim."

Kaşlarımı attım. "Ne alaka?"

"Sana bir şey söylemem gerekiyor Afra." Söyleyeceği şeyi tahmin etmek zor değildi, duygularını çok saklayabilen birisi değildi Hakan abi. Hakan abi konuşacakken yanımdaki sandalye çekildiğinde kafamı yan tarafa çevirdim.

Ali Asaf masaya oturup bizi umursamadan elini kaldırarak garsonu çağırdı. Diğer kolunu sandalyemin arkasına uzatarak avucunu sırtıma yerleştirdi. Garson yanımıza geldiğinde gözlerimi kısmış ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Nasıl bulmuştu bizi? ''Hanımefendi ne istediyse bana da aynısından getirir misin?'' Garson not alarak yanımızdan uzaklaştığında Ali Asaf'a döndüm. ''Ne işin var senin burada?'' Sert çıkışım ile bakışları bana döndüğünde, ''kuzenim ile oturuyorduk, sizi gördüm birazda burada oturayım dedim.'' Kafamı çevirip arkamızda kalan masalarda hemen çaprazımda oturup bize bakan kadına baktım.

Bakışlarımı tekrardan Ali Asaf'a çevirdim. ''Tamam, sonra gelirsin tekrardan. Şu an bir şey konuşuyoruz.'' Ali Asaf daha da yayılarak Hakan abiye döndü. ''Öyle mi? Ne konuşuyordunuz?'' ''Sana ne!'' dedim dişlerimi sıkarak. Hakan abi masadaki elimi tutarak, ''önemli değil Afra,'' dediğinde Ali Asaf bakışlarını ellerimize çevirdi. Öyle soğuk bakıyordu ki ürperiyordum. Ama bugün gözümden süzülen yaşlar aklıma geldikçe ona asla acımıyordum. ''Daha sonra da konuşabiliriz. Ne de olsa ben her zaman yanındayım.'' Ali Asaf'a atıfta bulunmuştu.

Ali Asaf sertçe ona bakarak, ''açık açık konuş. Kelime oyunu yapma bana.'' dediğinde Hakan abi ona döndü. Alayla gülerek, ''sen kendini ne zannediyorsun ya?'' dedi. ''Diyorum ki; sen Afra'nın hayatında geçici bir figüransın. Ama ben onun hayatının her döneminde oldum, ve olmaya devam edeceğim.'' Ali Asaf dişlerini sıkarak, ''o biraz sıkar!'' dediğinde araya girerek, ''yeter!'' diye bağırdığımda birkaç insan bize dönmüştü.

Sandalyemi geri iterek, ''Ali Asaf, kalk!'' diyerek çantamı aldım. Hakan abiye dönerek, ''geliyorum birazdan.'' dedikten sonra Ali Asaf ile restorantın terasına ilerledim.

Kapıyı kapatır kapatmaz öfkeyle ona döndüm. ''Bu ne ya? Ben sevdiklerimle rahat rahat yemek de mi yiyemeyeceğim?!''

Tam konuşacağı sırada öfkeyle devam ettim. ''Bu kadar hastalıklı mı ya senin sevgin?! İstemiyorum tamam mı? Def ol git hayatımdan! Al duygularını da def ol git! Hatta ne yap biliyor musun? Benimle kurduğun tüm hayalleri bugün paylaştığın o kadınla yaşa. Çünkü ben artık yokum!'' Derin derin nefes alıp veriyor gözlerinde öfke ve hayal kırıklığı taşıyordu. Ama ben daha çok kırgındım. Bana ümit vermesine kırgındım. Beni seveceğine inandırmıştı. Bakışlarından bile belliydi. Bakışlar yalan söylemezdi...

Ama onun bakışları yalan söylemişti...

''Değmezsin.'' dedi.

Tek kelime.

''Değmezsin ulan değmezsin!''

Bağırdığında bir adım geriye gittim.

''Sen benim hayallerime yakışacak bir kadın değilmişsin! Balo akşamı da dediğim gibi, şımarık bir kız çocuğusun! Çevrendeki herkesten darbe yiye yiye gerçek sevgiyi hissedince-'' Elim hızla yanağına çarptığında kafasını yan tarafa çevirdi. Öfkeyle gülerek dilini dişlerinin üzerinde gezdirip bana döndü. ''Ne oldu, zoruna mı gitti?''

Gözlerim dolarken bir şey demedim. Sertçe yutkundum. ''Seni sevmekle o kadar büyük bir hata yapmışım ki Afra...'' Derin bir nefes vererek gülmeye başladığında gözünden yaşlar süzülüyordu.

Gözyaşlarını silerek, ''sen bunları bile hakketmiyorsun. Ama hata bende, geçici bir hevese kapılmışım. Az önce gördüğün kadın kuzenimdi, ama o story'lerde gördüğün kadın okula gelen yeni bir öğretmendi. Senin dediğin gibi belki de onunla yüzük takmalıyım. Demek ki bir tek sevmek

yetmiyormuş, sevilmek de gerekiyormuş. Hoş kadın, yaşı da yaşıma uygun. Geçici bir hevesmişsin sen Afra...''

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.