Her güldüğünde yanağının kenarında oluşan ve beni hiçbir zaman böyle etkilemeyen gamzelerinden zorlukla bakışlarımı çektim. Çikolata paketini çöpe atıp ona cevap vermeden arkamı döndüm ve yeniden kurabiyelere odaklanmaya çalıştım.
Az önce ne olmuştu öyle? İlk defa ona bakarken farklı duygular hissetmiştim.
"O çikolataya karşı koyamayacağını biliyordum zaten,"deyip yanıma geldiğinde hiç başımı çevirip bakmadım. Çikolataya karşı koyabiliyordum ben sorun o değildi. Sorun bana hissettirdikleriydi. Çikolataya değil ama hislerime karşı koyamazsam işte asıl sorun bu olurdu. Hem bu yine neden gelmişti yanıma?! Uzağımda dursaydı iyi olurdu, her ikimiz için de.
Ona bakmasam bile onun beni dikkatle izlediğini hissedebiliyordum. "Kurabiyeye neden işkence ediyorsun?"
Karşımdaki duvara diktiğim gözlerimi elimde şekilden şekile giren kurabiyeye çevirdim. Düzgün bir şekilde verdikten sonra tepsiye koydum. "Sen niye kasada durmuyorsun, müşteri falan yok mu?"diye söylendim kendime engel olamayarak.
"Cık,"dediğinde istemsizce başımı kaldırıp ona baktım. "Patron ben değil miyim? Ben burada olmak istiyorum."
Ters ters baktıktan sonra yeniden kurabiyelerimle ilgilenmeye döndüm. Ben istemiyordum burada olmanı, onu ne yapacaktık?
Yanımdan uzaklaştığında sonunda derin bir nefes verip rahatlamıştım ama bu çok kısa sürmüştü çünkü elini yıkadıktan sonra yeniden yanıma gelmişti. Kurabiye hamurundan bir parça koparıp şekil vermeye başladı. "Ben yapıyordum kurabiyeleri,"dediğimde kaşlarını çatmış bütün dikkatini elindeki kurabiyeye vermişti. "Yardım ediyorum işte buna da mı itiraz edeceksin?"
İtiraz etme hakkım olsaydı ederdim de işte edemiyoruz maalesef. Biraz kenara çekilip ona alan açtım. Dikkatle kurabiye yaparken ona kaçamak bakışlar atıyordum. Hamura bir cerrah edasıyla yaklaşıyordu, kurabiye şekillerinin hepsi birbiriyle aynıydı. Surat ifadesi ise bir anda fazla ciddi bir hâl almıştı. O hamurdan yeni bir parça koparırken mutfakta neşeli bir ses yankılandı. "Kolay gelsin millet!"
Ben duyduğum sesle sevinirken Poyraz abi seslice oflamıştı. Son şekil verdiği kurabiyeyi tepsiye bırakıp sesin geldiği yöne döndü. Benim ise bakışlarım tepsiye bıraktığı o son kurabiyede takılı kalmıştı. Çünkü bu diğer yaptıklarından farklıydı, kalp şeklindeydi.
"Kızım senin evde işin gücün yok mu niye geldin?" Sesindeki memnuniyetsizlik zirve yapmıştı.
"Abi ya insan kardeşine böyle mi davranır? Senin sevinmen lazım geldim diye!" Abisine söylenirken yanıma gelip omuzuma dokundu. "Hem ben arkadaşımı görmeye geldim."
Ona dönüp gülümseyerek "Hoş geldin,"dedim. İçimden iyi ki geldin diye de eklemiştim.
"Bir kahve içeriz değil mi Defne?" Önümdeki kurabiye hamuruna bir göz attım. Biraz daha işim var gibi görünüyordu. "Çok isterdim ama kurabiye yapmam lazım."
Pelin'den önce cevap veren kişi Poyraz abi oldu. "Git hadi sen, kalanı ben yaparım."
İtiraz etmek için tam ağzımı açmıştım ki yeniden "Hadi!"diyerek konuşmamı engelledi. Ben de daha fazla uzatmayıp "Peki,"dedim. "O zaman sen git otur Pelin. Ben de kahveleri alıp geleyim."
Pelin beni başıyla onaylayıp mutfaktan çıkarken kahve makinesinin başına geçtim. Hızlı bir şekilde kahveleri hazırlayıp Pelin'in yanına gittiğimde Cenk'le konuşuyordu. Cenk'in bana beni kurtar bakışları attığını görünce gülümsedim. Pelin çok konuşkan bir kızdı, belli ki Cenk'i esir almıştı.
Kahveleri masaya bıraktığımda Cenk "Ben de müşterilere bakayım, size afiyet olsun."deyip yanımızdan kaçarcasına uzaklaştı. Gülmemeye çalışarak bir sandalye çekip oturdum.
"Bu çocuğun bir derdi var. Kesin aşık bu ben söyleyeyim." Öyle emin bir tavırla konuşuyordu ki tak diye kendince teşhisi koymuştu.
"Nereden anladın? Aşk doktoru musun sen?" Kahvemden bir yudum aldığımda gerçekten iyi gelmişti.
"Anlarım ben. Dertten de anlarım aşktan da anlarım. İnsan gözünden belli ediyor her şeyi ama işte görmeyi bilene,"deyip gözlerini üstüme dikti. Sanırım şimdi de benim gözlerimden bir şeyleri anlamaya çalışıyordu. Tedirginlikle gözlerimi kaçırdım.
"Bak var sende de bir şeyler ama neyse,"deyip kahvesini yudumladı. Belli ki bugün vicdanlı günündeydi, sorgulamıyordu.
"İstersen kahvenin yanına yiyecek bir şeyler getireyim?"dediğimde başını iki yana sallayarak reddetti.
"Bak yiyecek dedin de aklıma geldi. O Aslı ablanın yaptığı poğaçalar neydi öyle kızım? Harika bir şeydi ona gıcık olmasam tarifini isteyecektim ama işte gıcığım soramıyorum."
İçtiğim kahveyi bir an yutkunamadım. Önce sarma şimdi poğaça sırayla geliyorlardı resmen.
"Yiğidi öldür hakkını yeme demişler sonuçta değil mi? Kızın eli lezzetli yani ne yapsa güzel oluyor. Sarma da efsaneydi şimdi ne yalan söyleyeyim?"
Pelin buraya Aslı ablayı övmeye falan mı gelmişti?! Gittikçe yükselen gerginliğimle bir cevap veremeyip kahvemi yudumlamakla yetindim. Susmak benim için en hayırlı olanıydı.
"Ay bir düşündüm de Aslı abla abime aşık ya bunlar bir evlense Aslı abla ne güzel yemekler yapar valla. Ama olan bana olur,onun yaptığı yemeklerden yiye yiye kilo alırım."
Kahve boğazıma kaçarken şiddetle öksürmeye başladım. Duyduğum şeyleri sindirmekte zorlanıyordum. Ben daha yemek olayını aşamadan o çoktan ikisini evlendirmişti bile!
Yavaşça sırtımı ovalarken "Ay helal helal,"dedi. Birkaç saniye sonra kendime geldiğimde ifadesiz bir şekilde suratına baktım. Cidden bu kız niye gelmişti, amacı neydi anlayamıyordum?
"Ya Defne ben böyle konuşuyorum ama sonuçta sen abime karşı bir şey hissetmiyorsun bu yüzden rahatım. Sorun yok değil mi? Rahatsız oluyorsan söyle lütfen?" Beklentiyle bana bakarken yeniden öksürdüm. Boğazımdaki sızı yerli yerindeydi. Ama kalbimdeki hissin varlığı yeni yeni kendini belli ediyordu.
Rahatsız olmuştum, hem de fazlasıyla.
Derin bir nefes çektim içime. "Sorun yok,"diye mırıldansam da memnuniyetsiz oluşum sesime yansımıştı. Umarım Pelin de anlar bu konuyu burada kapatırdı. Yoksa ben kendime hakim olamayabilirdim.
Yeniden kahvemi yudumlarken istemsizce kendimi sorguluyordum. Aslı ablanın Poyraz abiyi sevdiği uzun zamandır bilinen bir gerçekti. Şimdiye kadar umrumda olmayan bu durum şimdiye niye beni bu kadar geriyordu? Çok fena dengem bozulmuştu.
"Ama yani sırf güzel yemek yapıyor diye hemen evlensin mi abinle?" Ağzımdan çıkan cümleyle yüzümü buruşturdum. Bazen olasılıklar da insanın canını sıkabiliyordu. Ve ben şu an bu olasılıktan nefret etmiştim.
"Ben öyle mi dedim canım? Öylesine bir düşündüm işte. Hem sonuçta her an her şey mümkün. Ne olacağı hiç belli olmaz."
Soğumaya yüz tutmuş kahvemi tek seferde içtim. Bu konuşma hiç iyi bir yere gitmiyordu. "Neyse boş verelim bunları,"diyerek geçiştirmeye çalıştım. Çok şükür ki bu defa Pelin de uzatmayıp konuyu kapatmıştı. Yüzündeki muzip ifade sinirlerimi bozsa da sesimi çıkarmadım. Bir süre başka konulardan konuştuktan sonra ikimizde ayaklandık. Birlikte mutfağa gittiğimizde ben kahve fincanlarını tezgaha bırakırken o abisinin yanına geçti. "Ah abim ah! Benim gibi kardeşi mumla arasan bulamazsın ama değerimi bilmiyorsun!"
Poyraz abi ona göz devirirken Pelin kulağına yaklaşarak bir şeyler fısıldadı. Poyraz abinin bakışları bana dönmüştü. Bunlar ne iş çeviriyorlardı?
•••
Pelin'in kafeye gelirken amacı belliydi. Defne'nin ağzını yoklamak istiyordu. Ve bu görevi başarıyla yerine getirdiğine inanıyordu. Bilerek Aslı'yı övmüş ve Defne'nin tepkilerini ölçmüştü. Yoksa abisinin ve Aslı'nın evlenmesine zinhar razı değildi.
Defne'nin verdiği tepkilerden anladığı tek şey abisini kıskandığıydı. İnsan birini neden kıskanırdı? Pelin'e göre Defne de abisine karşı boş değildi ama belki bunun kendisi bile farkında değildi.
Bütün tespitlerine dayanarak abisinin kulağına eğildi. "Onu kıskandır,"diye fısıldadığında Poyraz önce bakışlarını Defne'ye çevirdi. Ardından Pelin'e döndü. Anlamaz bakışlar atarken Pelin "Sen güven bana,"diye ekledi. Ardından hiç oyalanmadan kafeden çıktı. İki şaşkını geride bırakıp gitmişti. Defne az önce hissettiği duygulara bir anlam vermeye çalışıyordu Poyraz ise kardeşinin verdiği fikri kafasında tartıyordu.
Defne düşüncelerinin gittiği yönde hiç güvenli hissetmeyince hızla bu düşüncelerden sıyrıldı. Aslı'nın ve Poyraz'ın isminin yan yana geçtiği bütün cümleler ona ilk defa tattığı şeyler hissettiriyordu. Kalbinde kıskançlık filizlenmeye başlamıştı, o ne kadar uğraşırsa uğraşsın bazı duygulardan kaçamazdı. Çünkü insan kalbini kontrol edemiyordu.
Poyraz, Pelin'in verdiği fikri düşündükçe kararsız kalıyordu. Güven bana demişti bir bildiği vardır diye düşünüyordu ama yine de söz konusu Pelin'di. Onun verdiği fikri uygulamak konusunda biraz tereddüte düşmüştü. Hem Defne'nin üstüne gitmek istemiyordu, çünkü o açık bir şekilde istemediğini dile getirmişti. Tamam belki ondan vazgeçemiyordu ama kendisini sevmesi için de zorlayamazdı. Şimdilik bu fikri zihninde rafa kaldırdı.
Defne pişen kurabiyeleri fırından çıkarıp tezgahın üstüne bıraktı. Mis gibi kokuyorlardı. İçlerinden gözüne en güzel görünen kalpli olanıydı.
"Abi bir misafirin var,"diyen Cenk'in sesiyle ikisinin de dikkati dağıldı. Poyraz kimseyi beklemiyordu bu yüzden şaşırmıştı. "Kim?"diye sordu.
"Aslı abla geldi, seninle görüşmek istiyormuş."
Poyraz'ın kaşları şaşkınlıkla havalanırken Defne'ninkiler sinirle çatıldı. Aslı her yerden çıkmaya mı başlamıştı yoksa Defne'ye mi öyle geliyordu?
Poyraz pek konuşmak istemese de geri çevirmek olmazdı. Bu yüzden "Tamam geliyorum,"deyip mutfaktan çıktı. Defne ise arkasından bakakalmıştı. Ama bugün Defne'yi çok zorluyorlardı, yeterdi yani!
Poyraz mutfaktan çıktığında bakışlarıyla kafeyi taradı. Cam kenarında iki kişilik bir masada oturan Aslı'yı görünce oraya doğru adımladı. "Hoş geldin Aslı,"deyip sandalyeyi çekerek oturdu.
Aslı gülümseyerek "Hoş buldum,"dedi. Karşısında oturan adamı aylardır seviyordu. Bunu ona fazlasıyla belli etse de hiçbir zaman karşılık alamamıştı. Yine de pes etmiyordu, umut etmekten hiç vazgeçmiyordu.
"Benimle görüşmek istemişsin,"diyerek doğrudan konuya girmek istediğini belki etti Poyraz. Burada oturacağına bir an önce sevdiği kadının yanına gitmek istiyordu. Ondan ayrı geçirdiği her zaman ziyandı sanki.
"Evet istedim ama ne bu acelen Poyraz? Bana bir kahve ikram etmeyecek misin?" Aslı onunla geçireceği vakti uzatmaya çalışırken Poyraz gerilse de bunu Aslı'ya yansıtmadı. Kaba davranmak istemiyordu. Cenk'i yanına çağırıp iki kahve getirmesini söyledi. Aslı bu duruma sevinirken Poyraz bıkkın bir nefes verip bir an önce gitmesi için dua ediyordu.
Cenk kahveleri hazırlamak için mutfağa gittiğinde Defne mutfakta bir sağa bir sola yürüyüp duruyordu. Cenk ona tuhaf bir şekilde baksa da sorgulamadı hızlı bir şekilde kahveleri hazırladı tam çıkmak üzereyken Defne "Ver ben götüreyim siparişi,"dedi. Burada dönüp durmuş içi içini yemişti. En azından içeriye geçip bir bakmak istiyordu. "Hangi masaya?"
Cenk memnuniyetle kahveleri uzatıp "Poyraz abilere,"dedi. Aldığı cevap ters bakışlar olmuştu. Defne'nin içindeki ateş iyice harlanırken kahveleri alıp sert adımlarla mutfaktan çıktı. Kahveye de geçtiklerine göre belli ki sohbet koyuydu.
Masaya yaklaştığında Aslı'nın çekemeyen bakışları Defne'ye ulaştı. Defne'yi hiçbir zaman sevememişti. Onu görünce yüzü asılsa da moralini bozmamaya çalıştı. Poyraz'la geçirdiği bu kısa zaman diliminde Defne'yi düşünüp huzurunu kaçırmak istemiyordu.
Defne tam olarak masanın yanına geldiğinde ikisi de sustu. Zaten konuşan sürekli Aslı'ydı. Poyraz arada kısa cevaplar veriyordu.
Defne geldiği anda oluşan sessizlikle kaşlarını çattı. Kahveleri masaya bırakıp uzaklaşacakken durdu. Gitmesi gerekiyordu ama ayakları olduğu yerde kalmıştı, gidemiyordu. Merak duygusu zehir gibi yayılmıştı damarlarına. Engel olamadı kendine, yan masadan bir sandalye çekip kuruldu yanlarına. Aslı iyice gıcık olurken Poyraz onun ne yapmaya çalıştığını anlamak için uğraşıyordu.
"Hoş geldin Aslı abla, hayırdır hangi rüzgar attı seni buraya?"
Aslı boğazını temizleyip sahte bir gülümseme yerleştirdi dudaklarına. "Poyraz'ı görmeye geldim Defne'ciğim."dediğinde sahte bir şaşkınlık gösterdi Defne. "Yaa öyle mi?"diye mırıldandı. Defne'nin içindeki alevi harlıyordu Aslı.
"Öyle ama,"diye mırıldanıp Poyraz'ın koluna dokundu Aslı. Defne'nin gözü seğirirken "Biz biraz özel konuşuyorduk da bize müsaade eder misin?"diyerek sözlerini bitirdi.
Poyraz olayın şaşkınlığını yaşıyordu. Özel falan konuştukları yoktu. Aslı alakasız şeyler anlatıp duruyordu ve Poyraz da bir an önce bu masadan kalkıp kurtulmanın planlarını yapıyordu. Ama Aslı onun kolunu tuttuğu anda Defne'de gördüğü bakışlarla Pelin'in verdiği tavsiye geldi aklına. Defne'yi kıskandırmayı denese ne kaybederdi? Zaten şu an kolunu tutan Aslı'ya öldürücü bakışlar atıyordu. Defne onu kıskanıyor olabilir miydi?
Ateş eden bakışların hedefi Poyraz olduğunda Defne tehditkâr bir tonda "Özel mi konuşuyordunuz?"diye sordu. Poyraz Pelin'e güvenmeyi seçti. Umarım pişman olmam diye düşündü. Çünkü kaş yapayım derken göz çıkarmak istemezdi.
"Evet,"diyerek onayladığında hâlâ kararından şüphe duysa da artık yapacak bir şey yoktu. Söz ağızdan çıkmıştı. Defne'nin parmakları masanın üstünde sinirle ritim tutarken bakışları Aslı'nın elindeydi. Poyraz'ın koluna dokunan elinde.
"Peki,"deyip öfkeyle ayaklandığında oturduğu sandalye geriye doğru kaydı. "Ben gideyim siz de rahat rahat özel konularınızı konuşun Poyraz abi!"
Ayaklarını yere vura vura mutfağa doğru ilerlerken abi kelimesinin üstüne neden bu kadar basarak söylediğini düşünmekle meşguldü. Mantığı onu terk edip gitmiş bedenini tamamen duyguları kontrol ediyordu. Ama kontrol edebildiğinden pek emin değildi.
Poyraz sinirle giden sevdiği kadının arkasından neye uğradığını şaşırmış bir hâlde kaldı. Fakat yaptığı ilk şey kolunu çekmek olmuştu. Giderken yine yapacağını yapmış ve Poyraz'a yine en nefret ettiği şekilde hitap etmişti. Yine abi demişti...
Ama davranışları hiç normal değildi. Eğer kıskanmıyor olsa umursamazdı fakat Defne sinirlenmişti. Aslı koluna dokunduğunda sinirlendiğini gözleriyle görmüştü Poyraz. Yani şimdi Defne onu kıskanıyor muydu? Peki bu ne anlama geliyordu? Poyraz içine dolan umut tohumlarıyla genişçe gülümsedi. Galiba Pelin bu işi biliyordu.
Aslı yeniden konuşmaya başlayacağı zaman Poyraz ayağa kalkarak bunu engelledi. "Birazdan gelirim,"diyerek ayrıldı Aslı'nın yanından. Aceleci adımları mutfağa yöneldi.
Defne bütün hırsını yıkadığı bulaşıklardan çıkarıyordu. Öyle dalmıştı ki mutfağa giren adamı fark etmedi.
"Defne."
Suyu açarak duyduğu sesi bastırmaya çalıştı Defne ama bu hamlesi Poyraz tarafından durduruldu. Musluğu kapattığında Defne'nin sert bakışlarının hedefi olmuştu. "Ne oldu özel konuşmanız bitti mi?!"
"Hayır,"diyerek şansını zorlamayı seçti Poyraz. "Sen iyi misin Defne, bir sorun mu var?"
Sorun Defne'nin susmayan kalbiydi. Damarlarında kol gezen kıskançlık hissiydi. Ama tabiki bunların hiçbirini söylemeyecekti. "Yok ne sorunu olacak,"demeyi seçti. "Hem kötü olmamı gerektirecek bir durum mu var?"
Oysa söylemek istediği cümleler bundan fazlasıyla farklıydı. O söylemese bile ses tonu söyleyemediği cümleleri yansıtıyordu.
"Bilmem, gergin görünüyorsun."
"Yoo gergin falan değilim,"deyip bulaşıkları yıkamaya kaldığı yerden devam etti. Poyraz'ın bir an önce buradan gitmesini istiyordu çünkü verdiği tepkileri kontrol edemiyordu.
"Defne,"derken Poyraz içinde yeşermeye başlayan umut tohumlarına sıkıca tutundu. "Acaba sen beni kıskanıyor olabilir misin?"
Defne telaşla "Hayır tabi ki,"diyerek arkasını döndü. Hızlı hareket ettiği için ayakları birbirine dolandı. Düşmek üzereyken köpüklü elleriyle Poyraz'ın koluna tutundu. Poyraz diğer kolunu Defne'nin beline sararak dengesini sağlamasına yardımcı oldu. Fiziki dengesini korumuştu belki ama kalbinin dengesi iyice bozulmuştu Defne'nin.
Tutunduğu kola az önce Aslı'nın dokunduğunu hatırlayınca elini hızla çekti. "Kusura bakma batırdım üstünü,"diye mırıldandı. Elindeki bütün köpük Poyraz'ın üstüne bulaşmıştı.
"İnan şu an hiç umurumda değil Defne." Belindeki kolun varlığı yerli yerindeydi. Hiç uzaklaşmaya niyeti yoktu Poyraz'ın. Kıskanıyor musun diye sorduğunda telaşlanmıştı. Kendini ele veriyordu. "Kıskanmıyorsun yani beni?"
Kalbinin bağıra bağıra verdiği cevabın tam zıttını söyledi Defne. Çünkü kendine bile bunu itiraf etmeye hazır hissetmiyordu. "Kıskanmıyorum,"dedi kalbindeki hislere inat. "Seni abim gibi gördüğümü söyledim, niye kıskanayım?"
Poyraz hissettiği kırgınlıkla Defne'nin belindeki kolunu çekti. Zorlukla yeşerttiği umut tohumlarını bir bir söküp atıyordu sevdiği kadın. Hiç acımadan canını yakıyordu. "İyi,"dedi Poyraz. Kırgınlıkla baktı karşısında duran kadına. "O zaman ben Aslı'nın yanına döneyim. Yalnız kaldı kızcağız."
Poyraz'ın gözlerinden geçen kırgınlığı net bir şekilde görmüştü Defne. Aynı zamanda öfkeli çıkan ses tonuyla söylediği cümle onu da öfkelendirmişti. "Git tabi yalnız kalmasın kızcağız. Hatta ben size kek kurabiye bir şey de getireyim mi ister misin?"
"Doğru söylüyorsun aslında fırından yeni çıkan kurabiyelerden getir sen bize en iyisi,"deyip arkasına bakmadan çıktı mutfaktan Poyraz. Defne sinirle söylemişti bir şeyler getireyim diye ama o kabul etmişti. Bir de buna sinirlendi. Kurabiye falan götürmeyecekti onlara!
Derin bir nefes aldı. Öfkesini kontrol altına almaya çalışırken dönüp bulaşıklara devam etti. Öfkesini de kontrol edemiyordu zihnine sızan düşünceleri de. Bu hisler nereden çıkmıştı başına? Neden Aslı'yı Poyraz'ın yanında görmeye dayanamıyordu. Bu düpedüz kıskanmaktı, insan birini neden kıskanırdı?
"Defne kurabiye getirecekmişsin galiba, Poyraz abi nerede kaldı diyor."
Defne bulaşıklardan çektiği bakışlarını mutfak kapısından seslenen Cenk'e çevirdi. "Ne?"dedi kaşlarını çatarak.
"Kurabiye götürecekmişsin,"dedi Cenk yeniden. Fakat Defne zaten anlamıştı. Sadece sindiremiyordu.
Köpüklü ellerini temizleyip söylene söylene raftan bir tabak aldı. Gidip onlara kurabiye servis edeceğine inanamıyordu. Tepsideki kurabiyelerden alırken Poyraz'ın yaptıklarını es geçiyordu. Tabi ki Aslı'ya Poyraz'ın yaptığı kurabiyeleri götürmeyecekti. Gözüne ilişen kalpli kurabiyeyle kısa bir iç çekti. Onu da bir köşeye ayırdı. Ardından kurabiye dolu tabakla mutfaktan çıktı. Kendini sakin ol diye telkin ederek onların oturduğu masaya yürüdü.
Kurabiye tabağını masanın ortasına bırakıp "Afiyet olsun,"dedi. Ama hiç afiyet dilemediği oldukça belliydi. Tabağı masaya sert bir şekilde koyuşu bile bunu anlamak için yeterliydi.
"Sağ ol tatlım,"diye mırıldanan Aslı'yla yüzünü buruşturdu Defne. Tam gitmeye yeltenirken gördüğü manzarayla ayakları olduğu yere çakıldı. Aslı Poyraz'ın elini tutmuş ve "Poyraz'cığım sence de çok güzel bir fikir değil mi anlattıklarım?"diye sordu.
Defne'nin bakışları ikisinin eline kilitlenmişti. Zorlukla bakışlarını Poyraz'ın gözlerine çevirdiğinde onun da biraz şaşkın baktığını fark etti. Poyraz da şaşırmıştı çünkü elini tutmasını beklemiyordu. Bu biraz fazlaydı. Ama Defne'nin kararan bakışlarını gördüğünde elini çekmedi. Madem onu abisi gibi görüyordu bunun da umurunda olmaması gerekiyordu.
Defne ise elini çekmeyen Poyraz karşısında dumura uğramıştı. Durmuş sadece gözlerine bakıyordu. Defne, bana bakacağına çeksene elini be adam diye düşünürken buldu kendini. Ayak parmaklarından saç tellerine kadar hissettiği duygu kesinlikle kıskançlıktı. Bunun başka bir açıklaması olmazdı.
Yeniden masaya yönelip "Şu boşları da alayım ben,"dedi. Poyraz onu dikkatle izlerken fincanları aldı. Geri çekilirken masada duran su dolu bardağı elinin tersiyle iterek devrilmesini sağlamıştı. Aslı üstüne dökülen suyla ayaklandığında elleri otomatik olarak birbirinden ayrılmıştı.
"Defne ne yaptın ya, niye dikkat etmiyorsun?"diye söylenip üstünde oluşan lekeye baktı Aslı.
"Kusura bakma Aslı abla yanlışlıkla oldu. Hem su zaten kurur birazdan." Aslı Defne'ye ters ters bakarken Defne hâlinden gayet memnundu. Aslı da mesafesini biraz korusa iyi ederdi.
Aslı sandalyenin kenarında takılı olan çantasını koluna takıp öfke saçan gözlerini Defne'den çekerek Poyraz'a çevirdi. "Ben gideyim Poyraz. Bu konuyu sonra yine konuşuruz. Hoşça kal,"diyerek kafenin çıkışına adımladı. İçinden Defne'ye saydırıyordu çünkü Poyraz'a ilk defa bu kadar yakınlaşabilmişti ve Defne bunu bozmuştu.
Poyraz havaya kalkmış kaşları ve şaşkın gözlerle Defne'ye bakarken Defne hiç ona bakmadan ayaklarını yere vura vura mutfağa gitti. Elindeki fincanları sert bir şekilde tezgaha bıraktı. "Sonra konuşacakmış,"diye tısladı. "Biraz zor konuşursun Aslı hanım!"
Aheste aheste mutfağa giren Poyraz zevkten dört köşe olmuştu. Tezgahın önünde duran Defne'ye yaklaştı. "Sen var ya beni kesin kıskanıyorsun!"dedi. Defne sinirden inkar edecek gücü kendinde bulamadı. "Bardağı bilerek devirdin, gördüm."
"Elini tutmasına neden izin veriyorsun?!"diyerek Poyraz'a döndü Defne. Birbirine oldukça yakın duruyorlardı. İlk defa umurunda olmadı bu yakınlık Defne'nin çünkü sadece sinirli hissediyordu.
"Bu düpedüz seni kıskanıyorum demek farkındasın değil mi?" Dudakları iki yana kıvrılmıştı ve Pelin'i dinlediği için kendini tebrik ediyordu.
"Ona boşuna umut verme diye söylüyorum ben,"diyerek kıskandığını kabul etmedi. Kendi içinde kabullense de henüz itiraf edemeyecekti.
Poyraz hayran hayran Defne'nin kıskançlık dolu tavırlarını izlerken "Belki boşuna değil,"dedi. Defne'nin alev saçan gözleri hızla gözlerine ulaştı. Poyraz küçük bir kahkaha atmıştı, daha önce hiç bu kadar mutlu hissettiğini hatırlamıyordu.
Poyraz gülünce Defne iyice sinirlenmişti. "Ben komik bir şey göremiyorum,"diye söylendi. "Hem yalan söyleme boşuna olduğunu ikimiz de biliyoruz. Sonuçta ondan hoşlanmıyorsun."
Poyraz onu daha fazla sinirlendirmek istemedi. Öğreneceğini öğrenmişti zaten. "Evet çünkü ben bir tek senden hoşlanıyorum,"dedi. Saçlarından firar etmiş bir tutamı kulağının arkasına yerleştirirken Defne'ye biraz daha yaklaştı. "Sen beni hâlâ abin gibi gördüğüne emin misin? Çünkü buradan bakınca pek öyle durmuyor."
Defne hissettiği heyecanı kontrol etmeye çalıştı. Her şey çok hızlı gerçekleşiyordu ve hiçbir şeyi kontrol edemiyordu. Bir elini Poyraz'ın göğsüne koyup ittirirken "Çekilir misin şuradan?"diyerek duygularından yine kaçtı. Yeniden bulaşıklara döndüğünde bu defa bitmeyen bulaşıklara saydırdı.
"Sen kaçmaya devam et bakalım Defne hanım. Nasıl olsa ben anlamam gerekeni anladım."
Defne gözlerini sıkıca kapatıp derin bir nefes aldı. Daha kendi bile ne olduğunu anlamıyordu Poyraz ne anlamıştı acaba?! Bir şeyi de anlamasaydı keşke!
Poyraz ıslık çala çala yeni yaptıkları kurabiyelerin yanına gitti. Kalpli olanı eline alıp yeniden Defne'nin yanında yerini buldu. Kurabiyeyi Defne'nin dudaklarına yaklaştırıp "Bunu senin için yapmıştım,"dedi.
"Yemeyeceğim,"diyerek kendini geri çekti Defne. Hızlanan kalbine en güzel(!) iltifatlarını gönderiyordu.
Kurabiyeyi çekip küçük bir tabağa koyarak tezgahın kenarına bıraktı Poyraz. Dudağındaki gülümseme dakikalardır varlığını koruyordu. Kalbinde umut tohumları değil umut bahçesi oluşmuştu."Sen bilirsin buraya bırakıyorum. İstediğin zaman yersin,"diyerek mutfağın çıkışına yöneldi.
Poyraz çıkarken Defne kalpli kurabiyeye içli bir bakış attı. Derince bir nefes alıp ofladı. İnsan neden kalbine hükmedemiyordu? Kalp hep başına buyruk davranmak zorunda mıydı?
Bütün gün önüne geçemediği duygularıyla savaşıp durmuştu. Ve günün sonunda galip gelen kendinden çok duyguları gibi duruyordu.
