Kaçıncı defa olduğunu bilmesem de annemi yeniden dikkatle izledim. O çok güzel yapabiliyordu, ben niye bir türlü becerememiştim?
"Tamam tekrar deneyeceğim anne. Beni izle oluyor mu?" Önümde duran tabaktan yeni bir yaprak aldım. Yaprağı güzelce açıp içine harcı yerleştirdim. Özenle sarmaya çalıştım. Öyle dikkatle yapıyordum ki beni izleyen yaprak sarma değil de ameliyat yapıyorum zannedebilirdi.
"Kızım öyle değil. Tombik oldu bak, ince saracaksın. Kalem gibi olacak." Hüzünle anneme baktım. Gerçekten zor bir işti. Yapabilene helal olsundu. Ama ben de kolay pes edecek değildim. Kalem gibi yapana kadar durmak yoktu.
Bu sabah Poyraz abi hastaneden çıkmıştı. Pelin'in anlattığına göre hâlâ hastaydı ve hiçbir şey yemiyordu. O böyle deyince de benim aklıma daha önce yaptığımız bir konuşma gelmişti. Pelin demişti ki abisi yaprak sarmayı çok seviyormuş ve hasta bile olsa dayanamaz mutlaka yermiş. Sonra ben de dayanamayıp anneme yaprak sarma yapalım demiştim. Sonuçta benim yüzümden hasta olmuştu, içim hiç rahat değildi. Sonuç olarak annemle oturmuş yaprak sarıyorduk. Tabi ben pek yapamadığım için annem bana laf söyleyip duruyordu.
"Zamanında ben sana gel birlikte yapalım dediğimde yapmıyordun bak şimdi de yapamıyorsun işte!" Yine alayla laf çarpıtıyordu bana hatta direkt söylüyordu. Ama kadın da haklıydı şimdi, inkar edemezdim.
"Tamam annem tamam haklısın. Ama ben bunu nasıl öğreneceğim şimdi?"dediğimde omuzlarım düşmüştü. Belki de annem öğretmek istediğinde dizinin dibinde oturup öğrenmeliydim.
"Bak bir daha gösteriyorum yap artık şunu. Boşa gidiyor yapraklar." Annem sitemle yeniden sarmaya başladığında dikkatle izledim. Birazcık sinirlerim bozulmuştu. Yeniden denerken bir yandan da gözlerim annemdeydi. Biraz daha düzgün sarabilmiştim ama yine de kalem gibi olmamıştı. En azından öncekine göre daha iyi görünüyordu.
Saatler süren bir çalışma sonunda sarma işlemi bitmişti. Ama ben de bitmiştim. Parmaklarım ağrıyordu artık, biraz fazla sarmıştık. Annem ise gayet normal bir şekilde kalkıp yemeği ocağa koydu. Hiçbir yorgunluk belirtisi göstermiyordu.
Ellerimi yıkayıp odama çıktığımda biraz odamda oyalandım. Kitap okudum, sosyal medyada dolaştım, biraz uzandım. Kısaca biraz zaman öldürdüm. Yeterince zaman geçtiğini düşündüğümde odamdan çıkıp yeniden mutfağa gittim. Sarma kokusu etrafı sarmıştı.
"Anne pişti mi sarma?" Kurduğum cümleyle birlikte annem ocağın altını kapattı. "Pişmiş."deyip mutfaktan çıkmak için kapıya yöneldi. Televizyonda programı vardı fazlasıyla aceleci davranıyordu.
"Anne ben diyorum ki biraz da Neriman teyzelere mi götürsem sarma?" Annem beni duyunca kapıda durdu. Ona sadece canımın sarma çektiğini söylemiş ve yapmaya zorlukla ikna etmiştim. Söyle canına daha kolay bir yemek çeksin demişti. Bilmiyordu ki bu yemeği seven Poyraz abiydi.
"Doğru söylüyorsun aslında. Poyraz oğlum yer belki." Kapıdan dönüp bir saklama kabı çıkardı. Ve sarmaları doldurmaya başladı. Annem Poyraz abiyi bir ayrı seviyordu gerçekten. Onun yaptığı karışım yüzünden hasta olduğu için fazlasıyla üzülmüştü. Umuyordum ki bundan sonra böyle yollara başvurmazdı.
"Anne sen hazırla ben geliyorum." Hızlı adımlarla odama gidip dolabımı açtım. Üstüme daha düzgün bir şeyler giyinecektim. Tek tek kıyafetleri elerken pembe bir elbisede takıldım. Ama bunu giyersem de çok abartmış olurdum. Altı üstü karşı komşuya yemek götürecektim. Güzelim elbiseye üzgün bir bakış atıp onu da elediklerimin yanına gönderdim.
Yeterince oyalandığımı fark ettiğimde pembe bir bluz ve siyah kot pantolon giyindim. En azından bluzum pembeydi. Aynada bakıp saçlarımı açtım. Sonra kararsız kalıp tekrar tokayla tutturdum ve odamdan çıktım. Resmen yanlışlıkla süsleniyordum. Kendime bir dur desem iyi olurdu.
Annem salonda televizyon keyfine devam ediyordu. Tabi akşam yemeği yapıldığı için rahattı. Akşam olmasına da birkaç saat olduğu için güzel bir televizyon keyfi yapabilirdi. "Anne sarma nerede?"dediğimde bana dönmeden "Tezgahın üstünde git al."dedi.
Mutfaktan sarmaları alıp evden çıktım. Terliklerimi ayağıma geçirirken gözüm karşı evin penceresindeydi. Görünürde kimse yoktu. Birkaç adımda karşıya geçip zile bastım. Kapıyı Neriman Teyze açmıştı.
"Hoş geldin kızım."dediğinde gülümseyip "Hoş buldum Neriman Teyze. Sarma getirmiştim size."dedim. Elimdeki kabı uzattığımda alıp "Elinize sağlık kızım. Gel hadi içeriye."dedi.
"Yok gideyim ben."desem de Neriman Teyze beni dinlemeyip ısrar etmişti. En sonunda kabul edip içeri girdim. Ben salona geçtiğimde Pelin mutfaktan çıkıyordu. "Defne sen mi geldin?"dediğinde Neriman Teyze bana bırakmayıp Pelin'i cevapladı. "Sarma getirmiş kızım."
Pelin'in gözleri önce annesinin elindeki kaba kaydı. Sonra imalı bir şekilde baktı bana. "Ne iyi yapmış."dedi ardından. "Anne biz nasıl akıl edemedik bunu? Abimin en sevdiği yemek. Bir şey yemiyor diye üzülüyorduk sarma yer şimdi."
Sesinden bile anlaşılıyordu yaptığı ima. Belli ki yaptığımız konuşmayı hatırlamıştı.
"Doğru söylüyorsun Pelin. İyi oldu valla. Al sen bunu mutfağa götür, birazdan veririz abine." Pelin annesinin elinden sarmaları alıp mutfağa götürürken biz de Neriman teyzeyle koltuklara oturduk.
Neriman teyzeyle muhabbet ederken pek bir sorun yoktu gayet rahattım ama Pelin gelip karşıma oturunca biraz gerilmiştim. Çünkü o çaktırmadığını zannetse de bana bakarak güldüğünü fark ediyordum.
Bir süre konuştuktan sonra Neriman teyzenin telefonu çaldı. Sanırım telefonu burada değildi. O kalkıp telefonuna bakmaya gittiğinde Pelin'le yalnız kalmıştık. Gerginlikle boğazımı temizledim.
"Nereden esti sarma yapmak? Sen mi yaptın doğru söyle?" Bakışlarımı Pelin'e çevirdiğimde bu defa gülüşünü gizlemeye çalışmıyordu.
"Nereden esecek Pelin? Canım çekti işte." dedim. "Hem ben yaptım tabi yapamaz mıyım?" O ne kadar yapamayacağımı düşünse de valla ben yapmıştım. Tabi annemden biraz yardım almıştım ama sonuçta ben de yapmıştım.
"Ne bileyim sen pek uğraşmazsın böyle şeylerle." dediğinde sesindeki bütün iğnelemeleri görmezden geldim. Her şeyi de bu kadar anlamasa iyi olurdu.
Neyseki Neriman Teyze salona girmişti. "Pelin ben gidiyorum kızım. Teyzen aradı acil gitmem lazım."
"Tamam da ne oldu ki anne?" Pelin olayı anlamaya çalışırken Neriman Teyze "Bilmiyorum gidince öğreneceğim. Fazla geç kalmam."dedi. Sonra bana dönüp "Kusura bakma kızım böyle sana da ayıp oldu. Siz Pelin'le oturun artık."dedi. Başımı iki yana sallayıp "Estağfurullah Neriman Teyze git tabi sen."dedim. Benim için hiç sorun yoktu. Zaten birazdan ben de gidecektim.
Neriman Teyze evden çıktıktan sonra kendimi köşeye sıkışmış gibi hissetmem normal miydi? Ben ne zaman Pelin'in yanında eskisi gibi hissedecektim? Sürekli diken üstündeyim.
"Ben bir kahve yapayım o zaman?"
"Hiç gerek yok Pelin ben gideceğim şimdi."dediğimde beni dinlemeyip kalktı. "Ne gitmesi Defne? Hem laflarız biraz, fena mı?"
Fena Pelin fena! Senin ne laflayacağın hiç belli olmaz be arkadaşım.
Salonda yalnız kaldığımda başımı önüme eğip geçen gelişimde desenlerini ezberlediğim halıya baktım. Derin bir nefes aldığımda Pelin yeniden salona geldi. Bu kadar kısa sürede kahve yapmış olamazdı sanırım diye düşünüyordum ki sözleriyle bunu doğruladı.
"Defne ben çok önemli bir şeyi unutmuşum yaa!" Telaşlı görünüyordu. "Ne oldu?"dedim merakla.
"Abimin ilaçlarını almadım. Sabah eczanede yoktu öğleden sonra uğrayacaktım unutmuşum. Yani eczaneye gitmem lazım ama abimi de yalnız bırakmak istemiyorum ne olur ne olmaz. Hazır sen buradayken bir gidip gelsem olur mu?"
Duyduklarımla şaşkınlıkla kalakaldım. Ben bir an önce gitmenin derdindeydim. Pelin ise beni onunla aynı evde yalnız bırakacağını söylüyordu.
"Annemi bekleyeyim diyeceğim ama kim bilir ne zaman gelecek. Abimin ilaçları alması lazım. Zaten durumu kötü çok halsiz daha da kötü olur ilaçlarını içmezse."
Tereddütle Pelin'e bakarken ne yapacağımı düşünüyordum. Pek bir seçeneğim de yoktu zaten. Nasıl hayır diyebilirdim? Çok hasta diyordu, ilaçlarını alması lazım diyordu...
"Tamam,"diye mırıldandım. Bu kabulleniş beni zora sokacaktı biliyordum. Buraya gelirken sadece sarmayı verip döneceğimi düşünüyordum şimdi ise Poyraz abiyle evde baş başa kalıyordum. Harikaydı cidden(!) Şimdiye kadar odasından çıkmamıştı umarım Pelin dönene kadar da çıkmazdı.
"O zaman ben gidiyorum,"deyip hızlıca önümden uzaklaştı Pelin. Çantasını alıp evden çıktı. Ben ise öylece kalakaldım salonun ortasında. Stresle birkaç tur attım odanın içinde. Sonra geçtim oturdum yerime. Ama zaman geçmiyordu ki! Ne yapacaktım ben?
En iyisi telefonumla oyalanmak diye düşünüp telefonumu açtım. Arada bir oynadığım için hâlâ yüklü olan oyunu açtım. Biraz oynadıktan sonra canlarım bitince telefonu kapatıp cebime sıkıştırdım. Gözüm duvardaki saate kaydı. Pelin gideli sadece on dakika olmuştu.
Kesinlikle zaman göreceliydi ve geçmesi gerektiğinde geçmiyordu!
"Pelin!"
Duyduğum sesle gözlerimi sıkıca kapattım. Şans benden yana değildi. Kaçtığım her şey beni buluyordu. Ne yapacağım diye kara kara düşünürken aynı sesi yeniden duydum.
"Pelin bir bardak su getirsene!"
Az önce kapattığım gözlerimi açıp yerimden kalktım. Stresliyken yerimde duramazdın ve elim ayağıma dolaşırdı. Yeniden odanın içinde birkaç tur attım. Sakinleşmem zor olacaktı. Ama sonunda durumu kabullendiğimde mutfağa gittim. Bir bardak su doldurduktan sonra mutfaktan çıkıp Poyraz abinin odasına doğru yürüdüm. Kapısının önüne geldiğimde derin bir nefes alıp kapıya iki kez vurdum.
"Gel Pelin."dediğinde kapıyı yavaşça aralayıp içeri girdim. Yatağında sırtı kapıya dönük bir şekilde uzanıyordu. Kapı sesini duyduğunda doğrulurken "Pelin suyu kaynağından mı getirdin? Bir saattir bekliyorum." diye söyleniyordu. Beni gördüğünde gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Oturuşunu düzeltirken "Defne,"diye mırıldandı. "Senin en işin var burada?"
İçimden kendimi sakin ol Defne diye telkin ederken ona yaklaşıp suyu uzattım. Hâlâ şaşkın şaşkın bakarken suyu aldı.
"Annem yemek göndermişti. Onun için geldim." Beni dinlerken elindeki suyu içti. Ben yine bakışlarımı halıya çevirdim. Çünkü o gözlerini bana dikmişti ve çekmiyordu.
"Neriman Teyze, teyzene gitti. Pelin'in de acilen eczaneye gitmesi gerekiyormuş. Ben burada olduğum için kendisi gelene kadar burada kalmamı rica etti." Bu kadar uzun konuşabildiğim için kendimi tebrik etmeliydim. Bu bakışlar altında konuşmak zordu çünkü.
"Anladım sağ ol,"deyip elindeki bardağı bana uzattı. "Eğer benim için kalmanı istediyse sorun yok iyiyim ben gidebilirsin."
Bardağı alıp yanından uzaklaştım. Kapıya doğru yürürken bakışlarını sırtımda hissediyordum. Odadan çıkmadan önce ona dönüp "Ben salondayım. Bir şey olursa seslenirsin."demiştim. Onun söylediğini görmezden gelmeyi tercih etmiştim. Bardağı mutfağa götürürken az önce kurduğu cümleyi düşündüm. Sesi ne kadar da soğuktu benimle konuşurken. Oysa eskiden böyle değildi. Şimdi bu soğukluk kalbimi buza çevirmişti.
Salondaki tekli koltuğa geçip oturdum. Pelin'in ne zaman geleceğini hiç bilmiyordum. Bir şeyler yapıp oyalanmalıydım. Telefonumu açıp sosyal medya hesaplarıma bir göz gezdirdim. Yaklaşık on dakika oyalandıktan sonra ayak sesleri duymuştum. Başımı kaldırıp baktığımda Poyraz abi salonun girişindeydi. Gözlerimiz kesişince bakışlarını kaçırdı.
"Bir şey mi istemiştin?"dediğimde beni umursamadan karşımda duran koltuğa oturdu. Hâlâ ona baktığımı hissettiğinde başını iki yana salladı. "Bir şey istemiyorum. Burada oturacağım biraz." Sırtını arkaya yaslayıp bana döndü. "Sıkıldım odada."
Zorlukla yutkunup bakışlarımı ondan çektim. Telefonumu kapatıp yanıma bıraktım. Gerilmiştim hem de fazlasıyla. Neden buraya gelmişti ki şimdi? Ah Pelin, tam da gidecek zamanı buldun!
O böyle karşımda otururken hiç sağlıklı düşünemiyordum. Ne yapacağımı bilemedim. Böyle oturacak mıydık yani? Ya bana bir şey söylerse, o zaman ne yapacaktım?
Ani verdiğim bir kararla yerimden kalktım. "Nereye?"diye sorunca şaşkınca ona döndüm. "Yani eve mi gidiyorsun?"
Şu an eve gitmek en çok istediğim şeydi aslında ama gidemiyordum. "Mutfağa,"deyip aceleci adımlarla salondan çıktım. Kendimi mutfağa attığımda masanın etrafında duran sandalyelerden birini çekip oturdum. İstemsizce bir elim kalbime gitti. Bu kadar hızlı atacak ne vardı?
Onunla yalnız kalmak beni tedirgin ediyordu çünkü hâlâ ondan çekiniyordum. Biraz da utanıyordum. Onun bana yaptığı itiraftan sonra hiçbir şey dememiştim. Olumlu ya da olumsuz hiçbir şey. O bunu hak etmiyordu. Yanlış yaptığımı biliyordum. Önünde sonunda ona bir şey söylemem gerekecekti ama ben bunu nasıl yapacağımı hiç bilmiyordum. Karşısına geçince gözlerine bile bakamıyordum ki!
Üstüne üstlük bir de hasta olmuştu benim yüzümden. Adam günlerdir çile çekiyordu ve ben bir kelime bile açıklama yapmamıştım.
Derin bir nefes alıp elimi saçlarımın arasından geçirdim. Belki de şu an iyi bir fırsattı. Yalnızdık ve onunla rahat bir şekilde konuşabilirdim. Peki ben buna hazır mıydım? Muhtemelen hiç hazır olmayacaktım. Bu yüzden beklemenin bir manası yoktu.
Gözüm tezgahta duran sarmalara kaydı. Oturduğum sandalyeden kalkıp raftan bir tabak aldım. Tabağa sarmaları koyup bir de çatal aldım. Küçük bir tepsiye bunları yerleştirdikten sonra ağır adımlarla mutfaktan çıktım. Salonun girişine geldiğimde göz ucuyla ona baktım. Başını ellerinin arasına almış dirseklerini dizine yaslamış ve gözlerini de yere dikmişti. O da benim gibi gergin görünüyordu.
Salona girdiğimde başını kaldırıp bana doğru baktı. Göz temasımızı kesmeden yanına doğru yürüdüm. Gözlerine bakmak zordu ama verdiği tepkileri de görmek istiyordum. Ben ona yaklaştıkça şaşırıyordu. Sonunda gidip yanına oturduğumda anlamaya çalışırcasına baktı bana. Ben ise elimdeki tepsiyi ortamızdaki boşluğa bıraktım. Kısa bir an baktı tepsiye fakat hızla bana dönmüştü gözleri.
"Sarma yapmıştık. Neriman Teyze söyledi seviyormuşsun sen,"deyip duraksadım. "Yani ben getirmiştim zaten sonra söyledi Neriman Teyze." Söylediğim cümle biter bitmez kızmıştım kendime. Bu kadar konuşmama gerek yoktu zira konuştukça batıyordum. Sanki o sevdiği için yapmışız gibi olmasın diye açıklama ihtiyacı hissetmiştim ama zaten öyleydi. O seviyor diye yapmıştık bu sarmaları. Bundan annemin bile haberi yoktu ama ben biliyordum.
"Seviyorum,"dediğinde refleksle ona baktım. Bu kelimeyi zihnimin en ücra köşelerine yollamıştım oysaki. Şimdi yeniden onun sesinden duyduğum an olduğu yerden anılarla birlikte çıkıp gelmişti. Ben ona bakmayı sürdürürken "Yani sarmayı, çok severim."diyerek benim gibi açıklamaya çalıştı. Sanırım o da benimle benzer duygular yaşıyordu. "Sen mi yaptın?"dediğinde başımla onayladım. "Evet, yani annemle birlikte yaptık. Ben pek yetenekli değilim bu konuda." Bakışları sarma tabağına kaydı fakat yemiyordu. Ben de tabağa bir göz attım. Yetenekli olmadığım fazlaca belliydi. Kalem gibi olması gereken sarmalar tombik tombikti. Hiçbiri diğerine benzemiyordu, sanırım olmamıştı. Bir süre sonra yeniden bana baktı.
O bana bakarken ben derin bir nefes alıp kendimi cesaretlendirmeye çalıştım. An bu andı, fırsatı değerlendirmem lazımdı. Evet bu zor olacaktı ama yapabilirdim. Yapmam gerekiyordu.
"Ben seninle konuşmak istiyorum,"dediğimde artık ok yaydan çıkmıştı. Buradan dönüş yoktu.
Bir süredir üzerimde olan bakışlarını çekip halıya çevirdi. "Ne konuda?"diye sorduğunda bir miktar şaşırdım. Ne konuda olduğu açıkça ortada değil miydi? Bunu ona nasıl hatırlatacaktım?
"O gün kafede bana söylediğin şeyler hakkında,"dedim kendimi zorlayarak. Dönmedi bana, sadece dudağının kenarıyla gülümsedi. Bu gülümseyiş alay doluydu. Belli ki bana kırgındı. Bu zaten bildiğim bir gerçekti. Yine de bu gülüş canımı acıtmıştı.
"Konuşacak bir şey yok Defne." Bu defa bakışlarını duvara çevirdi. Odanın her tarafını dolaşan gözleri bir tek benim gözlerime değmiyordu. "Sen cevabını o gün verdin zaten."
Ben o gün cevap falan vermemiştim. Sadece bir aptallık yapıp kaçmıştım. Ama o an bana doğru gelen buydu. Belki de hiç düşünmemiştim ne doğru ne yanlış bilmiyorum. Sadece o an bu gerçekle yüzleşmek istememiştim. Ama sen ne kadar istemesen de bazı şeyler yaşanıyordu ve sen kaçamıyordun. Sadece kaçtığını zannediyordun.
"Bak ben..." Cümlemi yarıda kesmeme sebep olan şey çalan zildi. Gerçekten şanssız bir günümdeydim. Tam konuyu açmış kendimi konuşmak için hazırladığım zamanda zil çalıyordu. Muhtemelen Pelin gelmişti. Gitmesini istemediğimde gidiyor gelmesini istemediğimde de geliyordu. Zamanlaması hiç doğru değildi.
Zil yeniden çaldığında "Kapıya bakayım,"deyip ayaklandım. Ne olurdu yani biraz daha geç gelseydi?
Kapıyı açtığımda karşımda Pelin'i görmeyi bekliyordum ama şu manzarayı göreceğimi hiç düşünmemiştim. Gelen kişi Aslı ablaydı. Elinde bir tabak tutuyordu, üstü kapalı olduğu için içinde ne olduğunu anlayamamıştım. İkimizin de bakışlarına aynı anda şaşkınlık yerleşti. "Senin burada ne işin var?"diye sorduğunda iki kaşımı havaya kaldırarak şaşkınlığımı ona yansıtmaya çalıştım. "Asıl senin ne işin var Aslı abla?"dedim kendimi tutamayarak. O bana sorabiliyorsa ben de ona sorabilirdim. "Neriman teyzeler evde yok,"diye de ekledim. Bu kapıdan kovmak sayılmazdı değil mi?
"Zaten ben onları görmeye gelmedim. Hasta ziyaretine geldim. Çekil bakayım kapıdan,"deyip beni eliyle kenara ittirdi. Açılan boşluktan içeri girdiğinde ağzım açık bir şekilde ona bakıyordum. Hasta ziyareti mi demişti o?
Kapıyı kapatıp arkasından ilerledim. Hiç yabancılık çekmiyordu, çoktan salona girmiş Poyraz abinin karşısındaki koltuğa oturmuştu. "Poyraz'cığım çok geçmiş olsun."dedi ağzını yaya yaya. İtici olduğunu farkında mıydı? Çıkıp da gelecek zamanı bulmuştu cidden! Aslında hiçbir zaman gelmese çok daha iyiydi.
Poyraz abi "Sağ ol,"diye mırıldandı yarım ağız. Ben zorlukla duymuştum. Aslı ablanın da yüzü düştü. Çünkü yüz bulamıyordu, normaldi.
"Kaç gündür hastaymışsın nasıl hasta oldun böyle? Dikkat etmiyor musun kendine?!"dediğinde Poyraz abi biraz ters bir şekilde baktı. Rahatsız olmuş gibiydi. Aslı abla hiç duruşunu bozmadı. Elinde tuttuğu tabağa emin bir bakış atıp yerinden kalktı. "Duyunca dayanamadım sarma yaptım sana. Umarım seviyorsundur. Hemen getiriyorum bekle,"deyip yanımdan hızla geçti. Ben hâlâ kapı eşiğinde dikilmekle meşguldüm.
Sarma mı yapmıştı?
Aslı abla mutfağa girip gözden kaybolduğunda bakışlarımı yeniden salona çevirdim. Poyraz abiyle kesişti gözlerimiz. O da şaşkındı belli oluyordu. Ben henüz olayları hazmetmeden Aslı abla elindeki çatal ve üstünü açtığı tabakla geri dönmüştü.
Ayaklarım olduğu yere sabitlenmiş gibi öylece kalmıştım. Sadece onları izliyordum. Zaten kimsenin bana bir şey dediği de yoktu. Aslı abla tabağı Poyraz abinin yanına bırakırken az önce benim hazırladığım tepsiyi gördü. Suratı buruşurken "E burada sarma varmış,"dedi. Yine de tabağını bıraktı. "Gerçi bu hiç sarmaya benzemiyor ama. Kim yaptı bunu Pelin mi yaptı? Ben sonra öğreteyim ona sarma yapmayı. Olmamış hiç bunlar."
Aslı abla yaptığı yorumdan sonra koltuğa oturduğunda Poyraz abiyle göz göze geldik. Bir süre baktı gözlerime, hiçbir şey demedi. Ben o sarmaları yapmak için saatlerimi vermiştim! Şimdi bu gıcık gelip sarmalarıma laf söyleyemezdi. Ama içimde kendimi savunacak gücü bulamıyordum. Sanki kalbim birazcık kırılmıştı.
Merakla Aslı ablanın getirdiği tabağa kaydı bakışlarım. Sarmaları hepsi aynı boyda ve kalem gibiydi gerçekten. Tabağa özenle dizilmişti. Benim yaptığım tabağın yanında şaheser gibi dururdu. Yine de burun kıvırdım, benim tabağımdaki emek çok büyüktü.
Poyraz abi Aslı ablanın getirdiği tabağı eline aldığında şaşkınlıkla ona baktım. Sarmalardan birine çatalı batırıp ağzına attığında ona inanamadım. Gözlerimin önü bulanıklaşmaya başladığında bakışlarımı kaçırdım. Demek ki hayal kırıklığı böyle bir şeydi. Ben onun için saatlerce uğraşıp sarma sarmıştım ama o Aslı ablanın yaptıklarını tercih etmişti.
Sanırım az önce birazcık kırılan kalbim şimdi paramparçaydı. Bir daha onun için bir şey yapmayacaktım! Daha fazla burada durmak istemiyordum. Dakikalardır dikildiğim kapının önünden çekilip içeri girdim. Koltuğa bıraktığım telefonumu alıp "Ben gidiyorum Pelin gelir zaten birazdan."dedim. Bir saniye bile bakmadım ona. Sadece gitmek istiyordum. Fazla bile kalmıştım. Sarma yaparken ağrıyan parmaklarıma tutulan sırtıma acıyordum. Beyefendinin benim yaptığım sarmalara ihtiyacı yoktu!
Dış kapıyı açıp evden çıktığımda birçok duygu aynı anda kalbime hükmediyordu. Ama şüphesiz en belirgin olanı hayal kırıklığıydı.


