Bu sabah güne oldukça enerji dolu başlamıştım. Belki de bunun sebebi saatlerce uyuduğum deliksiz uyku olabilirdi. Yine kahvaltımı yaptığım nadir günlerden birindeydim. Annemle karşılıklı güzel bir kahvaltı yapmıştık sonra da beni işe postalamıştı. Ayağımın altında dolanma temizlik yapacağım demişti. Çok kibardı gerçekten(!). Ama bu beni hiç üzmemişti, evde temizlik yapacağıma kafede çalışmayı tercih ederdim. Çünkü yaptığım temizlik asla annemin istediği gibi olmuyordu. Kendisi bu konuda hiç memnun olmuyordu.
Kafeden içeriye girdiğimde birkaç masada müşteriler vardı. Poyraz abi de masaların birinde oturmuş karşısındaki kişiyle hararetli bir şekilde konuşuyordu. Kapının açıldığını fark edince bakışları kapıya dönmüştü. Beni görünce hafifçe tebessüm etti sonra yine karşısındaki kişiye dönmüştü.
Mutfağa geçtim. "Günaydın Cenk." Elindeki tepsiyle yanımdan geçerken "Günaydın."diye mırıldanmıştı. O siparişleri götürürken ben çantamı bırakıp önlüğümü üstüme geçirdim. Yeniden mutfağa döndüğünde "Şu siparişleri hazırlar mısın?"diyerek elindeki küçük defteri uzattı. Ben hazırlamaya başladığımda o da hazır olanları götürüyordu. Tüm siparişler hazır olduğunda son kalanları da ben servis etmiştim.
Cenk bulaşıkları yıkamaya başladığında ben de müşterilerle ilgileniyordum. Boşları toplarken bazen bakışlarım Poyraz abiye kayıyordu. Ne konuşuyordu acaba, karşısındaki kim olabilirdi? Merak içinde bütün boşları toplamıştı. Müşterilerin hepsi de gitmişti. Poyraz abiyle birlikte oturan kişi hariç.
İşim bittiğinde mutfağa geçtim. Cenk de bulaşıkları bitirmişti. Su içmek için bir bardak elime aldığımda Poyraz abinin sesini duymuştum.
"Cenk, Defne! Gelir misiniz?"
Daha su bile doldurmadığım bardağı tezgaha bıraktım. Sonra da su içerdim, şu an merak duygum ağır basıyordu. Cenk'le bakışlarımız kesiştiğinde aynı anda kapıya doğru adımladık. Poyraz abiyi gördüğümüz zaman kafenin kapısını kilitliyordu.
"Hayırdır abi?"dedi Cenk. Poyraz abi bize dönüp masayı işaret etti. "Oturun."dedi. "Günün geri kalanında kapalıyız."
Masaya oturduk üçümüzde. Hâlâ anlamaya çalışır gibi bakarken "Niye?"diye sordum. Bana döndü. "Çünkü bir iş aldık ve bununla ilgilenirken müşterilere yetişemeyiz. O yüzden kapalıyız."
Stresli görünüyordu. "Ne işi abi?" Ellerini saçlarından geçirip ofladı. "Pasta siparişi."dedi bıkkın bir tonda. Ne güzel iş almıştı işte neden sevinmiyordu?
"E yaparız abi kafeyi niye kapattık?"
Poyraz abi Cenk'e döndü. Kısılan gözleriyle "Beş tane pasta Cenk."dedi. "Hem de akşam beşte teslim edilecek."
Derin bir nefes alıp kollarını bağladı. Gözlerini masaya dikmişti. O zamana kadar beş pastayı yetiştirmek cidden zordu.
"Ne güzel işte abi, güzel para kazanırız bu siparişten." Poyraz abinin ters bakışlarıyla karşılaşınca suratı düşmüştü Cenk'in. Oysaki bence haklıydı.
"Kazanırız kazanmasına ama nasıl yetişecek!" derken oldukça düşünceli görünüyordu. "Hem bugün olmazdı be!"diye sitem etti. Yine ofladı. Bugünün ne özelliği vardı?
"Abi kızmazsan bir şey soracağım? Bugün niye olmuyor?"
Çok şükür ki Cenk benim merak ettiğim bütün soruları soruyordu. Böylece ben de merak duygumla baş etmek zorunda kalmıyordum. Bu benim için zor olurdu. Zira baş edemiyordum.
"Sanane Cenk!"
Bugün Poyraz abide bir haller vardı. Gergin, stresliydi. Anlam veremedim. Cenk önüne dönerken hafifçe gülmüştüm. Bakışları bana dönerken anında gülüşümü bastırdım.
"Kalkın hadi, çok işimiz var." İlk önce Poyraz abi kalktı. O mutfağa giderken biz de arkasından ilerledik.
"Beş pasta. Hepsi çikolatalı."deyip malzemeleri çıkarmaya başladı. Elindeki yumurtayı kabın içine kırarken "Cenk sen kremayı hazırla."demişti. Yumurta kabukları da kırılıp kabın içine düştüğünde "La havle!"demişti sinirle. Kendimi tutamayıp kıkırdadım. Bakışları bana döndü. Gözlerindeki sinir yavaş yavaş hafiflerken "Gülme Defne!"diye söylendi. "Çikolatalı sos yap."
Gülüşümü durdurup tencereyi aldım. Sosu hazırlarken "Bula bula bugünü buldular! Sanki başka pasta satan yer yok! İlla buradan olacakmış!"diye söyleniyordu. Bu hâlleri çok komikti, niye sinirlendiğini ise hiç anlamamıştım.
"Biraz daha mı direnseydim acaba? Niye kabul ettim ki ben zaten?!" Söylenmeleri mırıltıya dönmüştü. Kendi kendine konuşuyordu.
"Abi bir şey mi dedin?" Cenk hazırladığı kremayı karıştırırken seslenmişti. Poyraz abinin mırıldanışını üstüne alınmıştı sanırım.
"Demedim Cenk,demedim."dedi ama sesi söver gibiydi. "Hiçbir şey diyemedim."
Cenk "Peki abi."deyip kremasına dönerken ben de sosu karıştırıyordum. Poyraz abi keki fırına attığında mutfağa telefon sesi yayılmıştı. Cenk'in telefonuydu. Aramayı cevapladı. Bir süre karşı tarafı dinledikten sonra "Ne?!"demişti korkuyla. Sonra "Tamam, tamam geliyorum."deyip kapatmıştı. İkimiz de ona bakarken "Abi annemi hastaneye götürmüşler, zaten rahatsızdı biliyorsun. Benim gitmem lazım."dedi.
"Git tabi Cenk. Geçmiş olsun. Bir ihtiyacın olursa haber ver."dedi Poyraz abi. Cenk önlüğünü çıkarıp mutfaktan çıktı aceleyle. Biz de arkasından gitmiştik.
"Çok geçmiş olsun Cenk."dedim ben de başını sallayıp "Sağ ol."demişti. Ardından çıktı kafeden. Biz de mutfağa döndük. Bu haberden sonra hepimizin modu düşmüştü doğal olarak ama elimizden bir şey gelmiyordu.
Cenk gideli ortalama bir buçuk saat olmuştu. Poyraz abiyle hâlâ mutfakta pastalarla uğraşıyorduk. Acele acele yapmaya çalışıyordu ama öyle yapınca da her şey daha beter oluyordu. Sürekli bir şeyler dökmüştü. Yani hem pasta hem de temizlik yapmıştık denilebilirdi. Poyraz abinin telefonu çaldığında kestiği keki bırakıp telefonunu açtı. Sanırım arayan kişi Cenk'ti. Sesi telefondan dışarı geliyordu.
"Tamam Cenk tekrar çok geçmiş olsun. Sen annenle ilgilen."deyip kapattı telefonu. Bana döndü. "Şimdi daha iyiymiş annesi. Yanında kalacağını söyledi, merak etmeyin dedi."
"Çok şükür."dedim içimdeki rahatlamayla. İşlerle ilgilensem de aklım kalmıştı. Neyseki bir sorun yoktu.
Poyraz abi keki kesmeye döndüğünde yamuk kesiyordu ama sanırım farkında değildi. Bıçak bir anda elinden kayıp yere düştü.
"Poyraz abi biraz sakin mi olsan?"dedim ılımlı bir ses tonu kullanmaya çalışarak. Yerdeki bıçağı alıp tezgaha bıraktı sert bir şekilde. "Sakinim ben."dedi. Gözlerine baktım emin misin der gibi.
"Taman sakin falan değilim."dedi pes edip. Belini tezgaha yaslamış omuzları düşmüştü.
"Niye?" Bakışlarını gözlerime sabitlemişken dudakları aralandı. Sonra kararsız kalmış gibi duraksadı ve dudaklarını kapattı. Sadece baktı gözlerime.
"Bir sorun mu var?"diye üsteledim. Ama keşke bunu yapmasaydım. Yaslandığı tezgahtan uzaklaşıp karşıma geçti. "Var."dedi.
"Ne?" Tedirginlikle baktı bu defa. Birkaç saniye süren sessizliğin ardından "Sen."dedi. Bakışlarıma yerleşen şaşkınlıkla "Ben sorun muyum?"deyiverdim. Hiç düşünmemiştim bunu sorarken, keşke düşünseydim.
"Cık."deyip yaklaştı. "Sen sorun değilsin. Sorun senin hissettirdiklerin Defne." Aramızda bir karış mesafe kalırken kızdım kendime. Kesinlikle sorarken düşünmeliydim. Hem de iki defa! Belki de üç!
"Seninle konuşmak istiyordum biliyorsun."dediğinde gözlerimi kaçırdım. Konu niye buraya gelmişti?
"Bugün konuşacaktım seninle kararlıydım ama şu pasta işi çıktı. Zaten konuşmak için sabırsızlanıyorum engel üstüne engel çıkıyor!"
O sitem ederken ben iyiden iyiye gerilmiştim. Kaçacak bir yerim de yoktu. Söyledikleri zihnimde sağlam bir zemine oturmuyordu. Anlayamıyordum, doğrusu bir şey anlıyordum ama anlamak istemiyordum.
"Sen benim için sorun olmaktan çok sabırsızlıksın Defne."
Gözlerimi kapattım,ne yapacağımı bilmiyordum. Neler diyordu? Beynimin son hücresi bile çalışmayı bırakmış gibiydi. Normal zamanlarda kırk tane tilkinin dolaştığı beynimde şimdi çıt yoktu. Düşün Defne düşün!
Burnuma dolan kokuyla gözlerimi açtım. Sanırım beyin hücrelerim hâlâ beni terk etmemişti. Yine bir kaçış yolu bulmuştum.
"Yanık kokuyor!"