Azra ablanın gelmesini beklerken çay demlemiş çay içiyorduk. Çok samimi bir ortam vardı şu an. Annemlerin Hafize teyzeye olan özlemleri oldukça belli oluyordu. Çok normaldi, tam on beş sene olmuştu görüşmeyeli.
Normalde onlar da bizim mahallede oturuyorlardı. Sürekli gider gelirdi annem Hafize teyzelere. Hayal meyal hatırlıyordum. Sonra Hafize teyzenin eşi vefat edince gitmişlerdi buradan. Burası eşinin memleketiymiş aslında öyle demişti annem. Gitmişlerdi ve ön beş yıl boyunca bir daha hiç gekmemişlerdi. Muhtemelen anılarını kaybetmek istemedikleri için evlerini de satmamışlardı. Şimdi yeniden o evde yaşayacaklardı.
Çayımdan bir yudum alırken zil çalmıştı. Pelin yerinden kalkarken heyecanla arkasından baktım. Azra ablayı eskiden çok severdim. Beni hep koruduğunu hatırlıyordum.
Önden Pelin girmişti salona hemen arkasından ise çok güzel bir kız. Bize kalmadan Pelin bizi tanıştırmıştı. Ya da hatırlattı desek daha doğru olurdu.
"Azra abla bak bu abim, Poyraz." dediğinde Poyraz abi "Hoş geldin Azra."dedi gülümseyerek. Azra abla "Hoş buldum."demişti. Sonra beni gösterdi Pelin "Bu da Defne."dedi. Ayağa kalkıp kollarımı boynuna sardım. Hiç yabancılık çekmeden o da sarılmıştı bana.
"Hoş geldin Azra abla."dedim kollarımı ayırırken. "Hoş buldum Defne'ciğim." diyerek karşılık verdi bana. Bu faslı bozan da Hafize teyze olmuştu.
"Kızım aldın mı boyayı?"
Azra abla annesine bakıp başını aşağı yukarı salladı. "Aldım anne aldım. Ama ne çektim bir sor." Elindeki boya kutusunu kenara bırakıp annesinin yanına oturdu. Ben de geri yerime oturmuştum.
Hepimiz Azra ablaya merakla bakarken o anlatmaya başladı. "Tam boyayı almış eve geliyordum bir adam çarptı bana. Boyanın hepsi yere döküldü. Zaten zorla tutturmuşum rengi! Tepem attı valla. Mecburen gidip tekrar almak zorunda kaldım."
Azra abla konuşmasını bitirdiğinde Hafize teyze "Olsun kızım aldın sonuçta, boş ver."dedi. O sırada Pelin Azra abla için çay getirmişti.
Sonra köyü bir sohbet başladı yine aramızda. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki ne kadar anlasalar da bitmezdi. Biraz muhabbet ettikten sonra yeniden zil çalmıştı. Pelin yine ayaklandı. Kapıyı açıp döndüğünde arkasından içeriye Yusuf abi girmişti.
Yusuf abinin annesi yani Feride teyze seslendi. "Yusuf geldin mi oğlum?"dedi.
"Geldim annem geldim."dedi Yusuf abi sonra bakışları bir noktaya takıldı. Azra ablaya. Azra abla ise elinde tuttuğu çay bardağıyla donmuş gibiydi. Pelin ikisine bir bakış attı. Sonra Yusuf abinin elindeki poşetleri alıp "Yusuf abi bu Azra abla."dedi. "Hafize teyzenin kızı."
Yusuf abinin bakışları hâlâ aynıydı, şaşkın. Pelin bu defa Azra ablaya döndü. Yusuf abiyi işaret ederek "Bu da Yusuf abi. Feride teyzenin oğlu."dedi.
Yusuf abi hala şaşkın şaşkın bakarken "Nasıl yani?"dedi. "Şimdi sen Azra mısın?"
Azra abla da aynı şaşkınlıkla "Sen de Yusuf'sun?" dedi. Kendi söylediğine kendi inanamıyor gibiydi. Ama şu an olanları anlamayan bizdik.
"Siz önceden karşılaştınız mi?"diye sordu Pelin. Çünkü öyle duruyordu. Sanki daha önce birbirlerini görmüşler gibiydi.
"Ben gelirken boyayı döken oydu işte!"dedi Azra abla. Pelin hafifçe gülümsemişti. Ben de aynı şekilde. Çünkü bu tesadüf oldukça anlamlı gelmişti bana. Eminim Pelin de benim düşündüğüm şeyi düşünmüştü.
Yusuf abi ve Azra abla küçükken birbirlerinden hoşlanıyorlarmış. Böyle tabir etmek ne kadar doğru bilmiyorum ama söyleyecek başka bir şey bulamamıştım. Hep yan yanalarmış eskiden,hiç ayrılmazlarmış. Hep birlikte oynarlarmış, bazen birlikte ödev yaparlarmış. Birbirlerini hep korurlarmış. Şimdi böyle bir tesadüfün oluşu oldukça manidar olmuştu.
"Yalnız bu kaçıncı bilmiyorum ama tekrar söylüyorum, ben dökmedim."dedi Yusuf abi. İkisi de birbirine tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Dalgın dalgın da diyebilirdik. Bu bakışmayı bölen Neriman Teyze olmuştu.
"Ee boyalar geldi, boyacılar da burada. İşe koyulalım artık. Yapacak bir sürü şey var."dedi. Herkes ayaklanırken gerekli eşyaları evden alıp çıkmıştık.
Hafize teyzelerin evinin önüne geldiğimizde Hafize teyze içli bir nefes almıştı. Elbette onu anlayamazdım ama buraya dönmek onun için oldukça zor olmalıydı.
Boya fırçalarını ve gerekli diğer eşyaları getirmiştik. Biz buraya geldiğimizde abim de gelmişti. O da boya yapmaya yardım edecekti.
Poyraz abi boya kutusunu önüne çekerken annem "Çocuklar boya yapsın biz de bizim eve geçelim olur mu? Hem çocuklara yemek hazırlarız biz de."dedi. Anneler bu fikri onaylamıştı. Çantalarını kollarına takıp evden çıkmaya yeltenmişlerdi ama arkalarından gelmeyen biri vardı.
Azra abla.
"Ben de boya yapacağım. Siz isterseniz gidin."dedi kararlılıkla. Hafize teyze hiç şaşırmadı aldığı bu tepkiye. Zaten bunu bekliyormuş gibiydi. Ama annem kayıtsız kalamadı.
"Kızım gel gidelim bize işte. Çocuklar halleder."
Azra abla o kadar kararlı bakıyordu ki herkes dikkatle onu dinliyordu. "Neden yapmayayım ki? Kızlar boya yapamaz mı?"diye sordu. Annem şaşkınlıkla kalakalmıştı.
"Yok yani ben ondan demedim de."diye mırıldandı annem.
"Selma teyzeciğim siz şimdi gidin dinlenin. Boyayı da bize bırakın."dedi özgüvenle. Bakışları da bize dönmüştü. "Değil mi kızlar?" Anlaşılan oydu ki Azra abla bizi de yanına çekmeye çalışıyordu. Neden olmasındı? Eve gideceğime burada boya yapardım, hem eğlenceli olacağına emindim.
Kısa bir an diğer kızlarla bakıştım. Onlar da benimle aynı düşünüyor gibi görünüyordu.
"Evet Azra abla."dedim. Sonra annemlere döndüm. "Annem siz gidin, biz de burada kalalım. Yardımcı oluruz abimlere." dedim.
"Peki madem öyle olsun."dedi annem. Ardından evden çıktılar. Şimdi salonun ortasında yedi kişi kalmış ve hepimiz birbirimize bakıyorduk. Söze ilk giren Yusuf abi olmuştu.
"Siz niye kaldınız ki? Yedi kişi boya mı yapacağız?"
Onu duyan Azra abla dönüp ters ters baktı. "Evet, bir itirazın mı var?"dedi.
"Yani gerek yoktu. Zaten boya yapmak size göre değil, hiç bulaşmasanız daha iyi olurdu." dedi Yusuf abi. Bence bugün oldukça cesur bir günündeydi.
"Niye bize göre değilmiş?" Azra abla ellerini belime yerleştirmiş dik dik bakıyordu Yusuf abiye.
Yusuf abi bir an afalladı. "Hani genelde erkekler yapar ya."dedi yavaştan kısılan sesiyle. Vay be dedim içimden, demek ki Yusuf abinin de sesinin kısıldığı durumlar vardı.
"Evet ama kadınlar da gayet yapabilir. Hatta izle ve gör nasıl boya yapılırmış!" Gerilim neden birdenbire böyle yükselmişti?
Tam da gerginliğin en üst safhada olduğu anda tiz bir ses yükselmişti.
"Bu renk ne yaa?!"
Sesin geldiği yöne döndüm. Pelin boya kutusunu açmış yüzünü buruşturarak boyaya bakıyordu. Aynı saniyelerde küçük bir kahkaha ulaştı kulağıma. Yusuf abinin kahkahası.
"Umarım boya yapman da renk seçimine benzemez!" derken hala kıkırdıyordu. Azra abla önce Pelin'e sonra da Yusuf abiye baktı sinirle. Hiçbir şey demedi, boya eşyalarının yanına ilerledi. Vakit icraat vaktiydi.
Herkes dağılıp bir işin ucundan tutmuştu. Herkesi şaşkına uğratan ise Azra ablanın büyük bir ustalıkla boya yapıyor olmasıydı. Cidden bunu beklemiyorduk. Bence en çok şaşıran Yusuf abiydi. Çünkü sık sık dönüp Azra ablaya şaşkın bakışlar atıyordu.
Ben de elimdeki küçük fırçayla pencere kenarlarını boyuyordum. Önümdeki pencereye işim bittiği anda Pelin bulunduğum odaya gelmişti.
"Yan odanın penceresinin kenarlarını da boyar mısın Defne yaa?! Bittim ben."dediğinde gerçekten bitkin görünüyordu. Burada zaten işim bitmişti. "Tamam."deyip yan taraftaki odaya girdim. Burada sadece Poyraz abi vardı ve duvarları boyuyordu.
"Pelin şu kenarda ince bir fırça vardı versene onu."
Poyraz abi bana bakmadan seslenmişti. Gösterdiği yerdeki fırçayı alıp yanına ilerledim. Arkasına doğru uzattığı eline fırçayı bırakırken ellerimiz birbirine temas etmişti. Fırçayı almadı elimden, durdu birkaç saniye. Tam fırçayı avucuna bırakıp elimi çekeceğim esnada birden parmaklarını kapatarak fırçayla birlikte elimi de tutmuştu. Sonra aniden arkasını döndüğünde gözlerimiz kesişti. Dudaklarına ufak bir gülümseme yayılmıştı.
Elimi biraz çektim kendime doğru. Bırakmadı, bakışlarımı yüzüne çevirdim. O anda gevşedi parmakları. Fırçayı alıp "Teşekkür ederim Defne."dedi. Boşlukta kalan elim yanıma düştü.
Derin bir nefes çektim içime. Kalbimi alışık olmadığım duygular ziyaret ediyordu ve bu hiç hoş değildi.
