"Ya nerde kaldı bu prens ya iki saattir bekliyorum bu tabutta hareketsiz." diye düşündüm kendi kendime. Tahmin ettiğiniz gibi ben ünlü prenses Pamuk Prenses ve şu anda prensimin gelip beni öpmesini bekliyorum ama bir türlü gelmedi artık hareket etmeye etmeye uyuştu her yerim. "Kar kızım hadi uyan artık okula geç kalacaksın." diye bir kadın ses duydum. Benim ikinci adımı nerden biliyordu bu kadın ve kızım derken? Benim annem öldü ve üvey annemde hiç böyle uyandırmaz beni. Ayrıyeten de hikayemde böyle bir kısım yoktu ki nerden geldi bu kadın. Gözümü açtığımda bir odadaydım, küçük bir odaydı ama saraydakinden daha güzel olduğu kesindi. Etrafıma bakındığımda oda beyazdı yanımda da bir komodin ve üstünde bir elam şeklinde gece lambası vardı. Tam öbür tarafa dönüyordum ki gözüme lambanın önünde ortadan ikiye katlanmış küçük bir kağıt parçası vardı. Doğrulup kağıttı alıp açtığımda içinde -Pamuk prenses ben bu sefer seni elmayla zehirlemedim bu sefer seni gelecekte bir tarihe gönderdim üç ayın var üç ay boyunca o evrendeki beyaz atlı prensini bulup onu kendine bağlarsan o evrende kalmana izin veririm ama başaramazsan seni geri bu evrene getiririm ve buradaki prensle evlenmek zorunda kalırsın. Sevgilerle Üvey Annen-
Bu kadın beni çıldırtacak galiba ne demek gelecekteki farklı bir evrene gönderdi beni. Ben ne anlarım ki buradan. "Kar hadi ama kalk bir tane hadi kar beyazım" diye aynı kadın gene seslendi bana. Her halde benim adım gene aynıydı Kar Beyaz. Annem doğduğumda bembeyaz tenim olduğumdan bu adı koymuş "Kar hadi ama" dediğinde gene aynı kadın bu sefer kalktım ve odamın içindeki kapıya doğru gittim açtığımda içinde bir banyo vardı ve bir hap kutusu vardı aynanın önüne üstünde de bir not - Gene ben Pamuk, dünyanın en iyi kadını olduğum için sana bir hediye gönderdim yapa bildiğim en iyisi bu. Bu hap senin bu dünyadaki yenilikleri sanki bu dünyada yaşamış gibi yapacak ama insanların adlarını hatırlamıyorsun onunla ilgili bir şey yapamam ama bu hap ta hemen etki etmiyor bir gün falan geçmesi gerekiyor yani hemen içsen iyi olur ve odandaki dolabı açınca kıyafetler var onları giy yada yeni annenden izin al okula gitme seç neyse benden bu kadar pamuk iyi şanslar- bu kadın cidden kafadan üşütük. "Neyse içiyim bari şu metal şey nasıl açılıyor ki" diye denerken tak diye açıldı su tazyikli bir şekilde akmaya başladı. Ne yapacağımı bilemeden hapı ağızıma attım ve sudan içtim. Birkaç dakika sonra başım dönmeye başlamıştı. Ben kendime aynada bakarken bir anda içeriye bir kadın girdi "Kar Beyaz eğer bu gün de okulu ekmeyi düşünüyorsan hiç böyle bir şey düşünme-" derken bir anda dünyam karardı.
Geri uyandığımda yatağımdaydım annem dışarda bir telefon görüşmesi yaptığın duydum odamın köşesinde bir beyaz gömlekli bir adam çantasını topluyordu. Bir saniye ben nasıl telefon diye bir şey biliyordum -Vay üvey annem baya iyi bir iş çıkarmış- dedim kendimce. "Doktor bey kızım nasıl iyimi ne olmuş?" dedi. "Ebru hanım hiç bir şeyi yok kızınız fazla stresten dolayı bayılmış olabilir." dedi. Doktor gittikten sonra annem geri geldi odama "Kızım istersen bu gün okula gitme dinlen." dedi. Ben tam bir şey diyecektim ki bir ses geldi komodinden, baktığımda -Bilgoş- diye kaydedilmiş biri bana mesaj yazmıştı -Kar niye gelmedi hala Neşe ile seni beklemekten ağaç olduk hadii- diye bir şey yazılmıştı. Biraz düşündüğümde Bilge - Bilgin, Neşe - Neşeli bunlar benim cücelerimin adları gibiydi. Sonra bir anda gene telefonumdan bir ses daha geldi -Bu arada Neşe'nin planını yapıyoruz değil mi? Ama doğru sen gene unutmuşsundur diye Neşe bu gün sonunda Yorguna çıkma teklifi edecek- diye gene Bilgeden mesaj geldi. -Tamam tamam geldim kudurma hemen Bilge- diye yazdım Yorgun - Uykucu şimdi taşlar oturmaya başladı. Kalkıp üvey annemin dediği gibi elbiseleri giydim ve komodinin üstündeki tacı taktım. Kıyafetlerim çok tatlıydı; lacivert bir okul ceketi ve içimde beyaz bir tişört, altımda aynı renk ceketim gibi lacivert bir pileli etek vardı. Tacım ise eski dünyamla bağlantı gibiydi; kırmızı bir fiyonk ve ortasında camdan bir elma vardı. Çantamı aldıktan sonra aşağıya inmiştim. Yeni ailemin zengin olduğunu anlamıştım ama bu kadarı da fazlaydı. "Anne ben gidiyorum okula" diye içeriye seslendim. Tabii duyduysa. "Tamam tatlım aracın kapıda hazır" diye yeni annemin sesini duydum. Dışarı çıktığımda siyah bir cip vardı. Arabanın yanına gittiğimde kabımı bir adam açtı "Günaydın hanımım, okula değil mi?" dedi. Başımı hafifçe sallayım arabaya bindim. Kapımı kapatıp arabayı çalıştırdı.
Araba durduğunda okula geldiğimi anladım. Kapım açılıp aşağı indiğimde bana doğru gelen iki kız vardı. Biri bana çok sinirli gibi dursa da öbürü gülümsemekten duramıyordu. "Kar neredesin sen? Kaç saattir bekliyoruz Neşeyle." dedi. Kız beyaz bir teni ve ela gözleri vardı, kestane rengi orta boy saçı vardı önünde de biraz kâkül bırakmıştı. Yuvarlak gözlükleri vardı tahminen Bilge buydu. "Kızalar özür dilerim sabah bir kaza ge-" "Biliyoruz Kar iyiminsin nasıl oldu neyin var senin için çantanı taşıyım istersen." diye sözümü kesti diğer kız. Adı Neşe olan bu kız biraz saf birine benziyordu ama çok tatlıydı, sarışındı ve kocaman yeşil gözleri vardı. Sanki bir süs bebeği gibi duruyordu. "Yoo gerek yok ya." dedim ona. "Hadi kızlar çok işimiz var çok Kar seninle birlikte sınıfa çıkalım hem Neşe kendine son kere bakar biz de planın üstünden geçeriz." dedi. İşime gelirdi sonuçta kaç yaşımda olduğumu ve sınıfım hangisi bilmiyordum. Yukarı çıkarken 17 yaşında olduğumu ve 12-C diye bir sınıfta olduğumu öğrendim. Ayrıyeten de şu plan plan dedikleri şey ise; Neşe`nin lisenin ilk gününden beri Yorgun (yorgun - Uykucu) diye bir çocuktan hoşlandığını ve sonunda çıkma kararı aldığını da öğrendim. Tam aşağıya inecektik ki iki kız geldi ve Bilgenin kulağına eğilip bir şeyler söyleyip gittiler. "Okula yeni bir erkek gelmiş belki sen beğenirsin bunu." dedi bana Bilge. "Ne alakası var Bilge Allah aşkına." diye yakındım ona. Aşağıya inerken bir anda biri bana çarptı. "Ya dikkat etsene-" derken karşıma baktığımda hayatımda gördüğüm en güzel en yakışıklı çocuktu. Ben ona hayran hayran bakarken "Aa çok özür dilerim-" diye o da bana bakarken bir anda durdu, çok güzel gözleri vardı. Siyah saç mavi göz sanki o mavi gözler beni içine çekecekti. "Sen ne ayaksın oğlum!"....
/Nasıl oldu bilmiyorum ama umarım beğenmişsinizdir/