İçeriğe geç

P.A.

Bölüm 2 · 5 dk okuma

P.A.

Bölüm 2

Bölüm II

Gözlerini büyük bir güçlükle açtı. Sanki birisi kafasına çivi çakıyormuş gibi başı ağrıyordu. Bakışlarını beyaz tavanda gezdirdikten sonra etrafına bakındı. Hastanede değildi, daha küçük bir yerdi. Bir anda sağ kolunda hafif bir sızı hissetti. Kolunu göz hizasına yavaşça kaldırıp baktı. Görüşü bulanık olduğundan tam net göremedi kolunda ne olduğunu. Kapı açılınca bakışlarını o tarafa yöneltti. İçeri beyaz önlüklü birisi girdi. Gülümseyerek Mehmet'in yanına geldi.

"Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"

"İyiyim."

Mehmet yattığı yerden doğruldu. Gariihtiyari sol eli başına gitti. Sadece sargı olduğunu hissetti.

"Ucuz kurtulmuşsunuz. Daha kötü de olabilirdi. Başınızda ufak bir yara almışsınız yere düşmenizden ötürü. Sağ kolunuzda da biraz ezilme olmuş ama kısa sürede iyileşir."

Mehmet gülümsedi.

"Anladım. Ucuz kurtulduğuma sevindim. Daha ilk iş günümde kendimi eve postalamak istemezdim."

Görüşü yavaş yavaş netleşmişti. Sağ koluna baktı tekrar, biraz morluk vardı ama canı yanmıyordu.

"Sanırım buraya geliyordunuz?"

Mehmet, adamın sorusuyla bakışlarını tekrar ona çevirdi.

"Burası neresi ki?"

"Karakol, karakolun revirindesiniz."

"O zaman evet. Cinayet Büro Amirliği'nde stajyer olarak çalışmaya başlıyorum da."

"Adınıza sevindim."

"Teşekkür ederim. Bu halim sizce çalışmama engel olur mu peki?"

"Eğer çok fazla ağrınız varsa evinizde dinlenmeniz daha iyi olur. Öte yandan hayati bir riske sahip değilsiniz, yani çalışabilirsiniz. Sağ kolunuza da dikkat etmenizi öneririm. Zaten ilk günlerinde stajyerlere pek bir şey yaptırmazlar."

"Hayır, ağrım çok yok. Peki ya çocuk?"

"Çocuk iyi. Annesinin bir anda elini bırakıp atlamış yola. Siz de olmasaydınız araba çocuğa çarpardı, sizin gibi ucuz kurtulabileceğini pek sanmıyorum."

"Çocuğun iyi olmasına sevindim. Ben gideyim artık."

"İlk iş gününüz hayırlı olsun, eğer zorlandığınızı hissederseniz dinlenmenizi tavsiye ederim."

"Tamamdır sağolun."

Mehmet revirden çıkarken doktor ona ne olur ne olmaz diye ağrı kesici de verdi. Zemin kattaydı. Karşısına çıkan bir polis memurdan stajyerlerin 4. katta olduklarını öğrendi. 4. kata çıktığında karşısına başka bir polis memuru çıktı.

"Bakabilir misiniz?"

"Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?"

"Ben staj için gelmiştim."

"İsminiz?"

"Mehmet Akıncı."

Memur elindeki listeye baktı.

"Mehmet Akıncı, siz 2. kata inin. Soldan 2. odada komiseriniz."

Mehmet teşekkür edip hemen merdivenlere yöneldi. İkinci kata indi, odanın karşısına geldiğinde kapının aralık olduğunu gördü. Tıklatıp içeri girdi. Etrafa bakındı. Oda genişçeydi ve dikdörtgen şeklindeydi. Sol tarafta bir pencere ve pencerenin önünde ahşap bir çalışma masası duruyordu; kapının karşısındaki pencerenin önündeyse siyah çift kişilik bir deri koltuk vardı, sağ taraftaki duvar baştan başa kitaplıkla kaplıydı ve kitaplığın cam olan bazı yerlerinde pembe dosyalar oldukça düzenli bir şekilde sıralanmıştı.

"Vay be, şu dosyalara bak. Bilmem kaç tane dava çözmüş adam. Helal olsun. Kesin iyi bir komisere denk geldim."

İçeride orta yaşlarını hafif geçmiş bir hizmetli yerleri siliyordu. Mehmet'in içeri girmesiyle hizmetli ona dönüp gülümsedi.

"Buyurun, komisere mi bakmıştınız?"

"Evet, bugün staja başlıyorum da."

"Komiser çay ocağında. Bu katta, koridorun sonunda sağda."

Mehmet teşekkür edip odadan çıktı. Hızlıca çay ocağına yöneldi. Küçük bir yerdi. Kapısı pimapendendi ve üst tarafı camdandı. İçerisi görünüyordu. Kapının önünde durup içeri baktı. Bir adam tezgahın önünde elindeki soğanı doğruyordu. Kendisine bakmadan sordu:

"Hayırdır, birine mi bakmıştınız?"

"Beni nasıl fark etti hemen?"

"Şey ben komisere bakmıştım da, stajyerim."

"Güzeel. Gel bakalım çaylak. Komiser benim."

Mehmet büyük bir sevinçle kapıyı açıp çay ocağına girdi. Tam komiserin karşısında durunca komiser, Mehmet'in eline küçük bir kuru soğan tutuşturdu. Mehmet şaşkınlıkla elindeki soğana baktı.

"Ne bakıyorsun? Doğra, küp küp."

Komiser köşede duran sandalyeye oturdu. Arkasını yaslanıp derin bir nefes verdi ve Mehmet'e baktı. Mehmet hâlâ elindeki soğana bakmaya devam ediyordu.

"Hayatında ilk defa soğan görmüyorsun ya herhalde? Hadi çabuk doğra, açım ben."

Mehmet şaşkınca bir komisere bir soğana baktı ve derin bir nefes alarak sorgulamadan soğanı doğramaya başladı. Gözleri yaşarıyordu.

"Neden sargılı başın senin?"

Mehmet sol koluyla gözlerini sildi.

"Şey komiserim, karakolun önünde-

"Yola atlayan çocuğu kurtaran kişi sendin."

"Evet."

"Güzel. Kahraman bir çaylağımız var."

Mehmet, komiserinin bu sözüne gülümsemedi.

"Vay be. Kahraman da oldum ilk iş günümde. Şu an benden mutlusu olamaz."

Mehmet soğanları doğramayı bitirince koluyla son kez gözlerini sildi.

"Soğanları hemen karşında duran tavaya koy çaylak. Birde sıvıyağ..."

"Sıvıyağ nerede?"

"Tezgahın altında."

Mehmet eğilip sıvıyağı çıkardı. Komiser de ayağa kalkıp Mehmet'in yanına geldi.

"Doldur bakalım. Biraz daha. Elini korkak alıştırma. Hah, tamam kafi. Şimdi de 2 kavanoz domates sosu getir. Küçük kavanozlardan."

"Nerede?"

"-1. katta. Zaten kapının üzerinde koskocaman 'KİLER' yazıyor."

Mehmet çay ocağından çıkınca komiser arkasından seslendi:

"Hızlı ol. Soğanlar yanmasın."

-1. kata inip tek tek kapılara baktı. Kilerin kapısı aralıktı. Hızlıca içeri girip etrafına bakındı. Tavanı yüksek genişçe bir yerdi. Duvara yaslı raflara bakındı. Kavanozları gözleriyle bulup iki tanesini kaptığı gibi çay ocağına gerisin geri döndü. Komiser soğanları karıştırıyordu.

"Hah, geldin nihayet. Ver bakalım kavanozları."

Komiser iki kavanozu da açtı. Kavanozlardan birisine dikkatlice baktı. Emin olmak için kokladı.

"Hmm, bu tehlikeli. Git başka bi'tane getir. Riske girmeye gerek yok."

Mehmet bıkkınca nefes alıp çay ocağından çıktı.

"Allah'ım, resmen sınanıyorum. Bu nasıl komiser? Ben buraya polislik için gelmedim mi? Sanırım yavaştan aşçılığa evriliyor."

İçinden bunları geçirirken yeniden çay ocağına döndü. Elindeki kavanozu komisere verdi. Komiser gülümseyerek kavanozu açtı. Domates sosunu direkt tavaya boşalttı. Havaya yükselen buharı içine çekti.

"Mmmm, mis gibi kokuyor."

"Komiserim, ne yapıyoruz?"

"Pizza yapıyoruz."

"Pizza mı?"

"Aptal olma çaylak. Gördüğün üzere yemek yapıyoruz."

"Tamam işte, ne yemeği yapıyoruz?"

"Sence soğanı kavurduktan sonra üzerine domates sosu döküp pişirirken sonunda üzerine yumurta kırar ve karıştırırsan güneşin küresi kaçtır?"

"Yani menemen mi yapıyoruz?"

"Vaay. Elimizde bir adet zeki çaylak bulunuyor. Sevindim."

Komiser ocağın altını kapatıp küçük tavayı tutacaklarla tuttu.

"Çaylak, şurada bir ekmek poşeti var. Onu al ve beni takip et."

Mehmet denileni yapıp poşeti aldı ve komiserinin ardına takıldı.

Komiserin peşinden odasına girdi. Komiser elindeki tavayı çalışma masasının önünde bulunan küçük sehpaya koydu. Karşılıklı iki sandalye duruyordu. Komiser birisine heyecanla oturup Mehmet'in elinden ekmek poşetini kaptığı gibi menemeni yemeye koyuldu.

"Mmm. Sende ye. Tadı çok güzel olmuş."

"Komiserim, dersler ne olacak?"

"Ne dersi? Karşında öğretmen yok."

"Komiserim, hani staj için-"

"Haa, o ders... Neyse önce yemek sonra ders. Ne demiş atalar: aç ayı oynamaz."

"Peki komiserim."

"Çattık herhalde çatlağın tekine. İlk iş gününde yaptıklarıma bak. Ben dava istiyorum, suç istiyorum. Hem komiserler çay ocağını bunun için kullanabiliyorlar mı ya?"

Mehmet komiserinin karşısındaki sandalyeye oturup menemeni yemeye başladı.

"Nasıl tadı?"

"Güzel olmuş."

"Afiyet olsun."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.