Wannart sitesinden açtığım hikayeyi İspanyolcaya çevirerek Andreas' a okumaya başladım.
Hades ve Persephone'nin hikayesi
Perseohone Zeus ve Demeter’in kızıdır, diğer bir adı bakire anlamına gelen Kore olan Persephone başka tanrıların ilgisini çeken güzel bir kızdı. Lakin Demeter tek kızına duyduğu takıntılı ilgi nedeniyle tek kızını diğer tüm erkeklerden uzak tutmaktadır. Persephone’nin en büyük talibi kuşkusuz yer altı dünyasının ve ölülerin tanrısı Hades’ti, orta yaşlarda karanlıkta ve ölülerin gölgesi altında yaşayan zor bir tanrı olan Hadesin kalbi Persephone’nin gençliği ve güzelliği ile yumuşamıştı. Demeter’e kızıyla evlenmek istediği söylediğinde Demeter sinirlenmiş ve bunun gerçekleşmesinin imkansız olacağını söylemişti, Kalbi kırılan Hades yine de Persephone’den vazgeçmemişti. Bir gün genç kız vadiden çıçek toplarken bugün e kadar gördüğü en benzersiz çiçek olan nergiz çiçeğine rastlar, çiçeği topraktan çektiği anda altında duran yer yarıldı ve bu yarıktan kara atlarıyla Hades çıkageldi. Hades Genç kızı daha çığlık bile atamadan tutar ve ardındaki yeryüzü tekrar kapanırken onu yer altındaki krallığına kaçırır. Olay çok hızlı gerçekleştiği için kimse göremez fakat Persephone’nin babası Zeus ve güneş Tanrısı Helios olay a tanıklık eder, ancak bu olaya karışmamaya karar verirler.
Kalbi kırılmış üzgün Demeter tüm dünyada kızını aramaya kara verir, yakın arkadaşı Hekate ise her şeyi gören güneş tanrısı Helios’un ona yardım edebileceğini söyler. Demeter ağlayarak yardım için Helios a yalvarınca üzülen Helios gördüklerini Demeter e anlatır. Demeter öfkelenir ve Hadesten intikam almak ister ama Helios ona Persephone’nin Hadesin karısı olup ölülerin kraliçesi olmasında bir problem olmadığını söyler ancak Demeter işin peşini bırakmaz, sinirden çıldırmış ve kendini hakarete uğramış hissetmektedir. Tek yaveri ölüler olan Hadesi kızına layık görmez. Aynı zamanda gerçeği açıklamadığı için Zeus a sinirlenir ve tanrıları cezalandırmak için Demeter görevlerini yapmayı bırakır. Bunun sonucunda dünya kurumaya, hasatlar ve bitkiler verimini kaybetmeye başlar, hayvanlar açlıktan ölür ve tüm dünyada kıtlık başlar. Dünyada acı çeken insanların çığlıkları Olimpos a Zeus’un kudretli işiten kulaklarına ulaşır, Tanrı Zeus bir şey yapmazsa tüm insanlığın sonunun geleceğini fark eder bu yüzden Demeter ve Hades arasında bir anlaşma sağlamaya çalışır.
Demeter e eğer persephone’nin istemediği halde Hades’in yanında tutulduğu kanıtlanırsa kızını geri vereceğini söyler aksi olursa Persephone kocasına aittir. Bunu öğrenen Hades ise tüm gün üzüntüden ağlayan ve gitmek isteyen isteksiz karısına birkaç nar tohumu yedirir. Bu yer altı dünyasının meyvesinin tohumları yiyenin yer altı dünyasını özlemesine neden olurdu. Herkes Zeus’un önünde toplanıp Persephone’ye nerde olmak istediği sorulduğunda Persephone kocamın yanında olmak istiyorum diyerek cevap verdi, bunu duyan Demeter çıldırdı ve Hadesi kızını kandırmakla suçladı. Büyük bir savaş yaşandı ve Demeter bir daha asla dünyaya verim getirmeyeceğini söyleyerek tehdit etti. Tartışmaya son vermek için Zeus Persephone’nin yılın yarısını kocasıyla birlikte yer altında diğer yarısını ise annesiyle birlikte Olimpos’ta geçirmesine karar verdi. Bu çözüm iki tarafı da tatmin etmedi ancak yapacak başka bir şeyleri yoktu, böylece Persephone Hadesin karısı ve yer altı kraliçesi oldu. Altı ay boyunca süre içerisinde Demeter üzüntüsünden dünyaya verimlilik getirmeyi bıraktı, diğer altı ay ise Olimpos a annesinin yanına geldiği dönemde ise mutluluktan parlayan Demeter tüm dünyaya verimlilik getirdi.
Antik Yunanlılara göre Demeter’in üzgün olduğu dönem son bahar ve kış mutlu olduğu dönem ise ilk bahar ve yazı oluşturdu, diğer bir deyişle ise bu mit mevsimlerin değişimini ve doğanın sonsuz ölüm ve yeniden dirilişini açıklamak için oluşturuldu.
Hikaye bittikten sonra Andreas' a dönüp konuştum.
" Bunu iyice aklında tut çünkü aklımda başka hikayeler de var en güzel olanı seçeriz."
O da kafasını sallayarak beni onayladı. Ben de diğer hikayeleri okumak için Google' ye yazmaya devam ettim.
Pyramus ve Thisbe birbirlerine çok seven iki aşıkmış. Evleri yan yana, duvarları birbirlerine bakan evlermiş. Bu iki aşık birbirlerini çok sevmelerine rağmen aileleri anlaşamayan ailelermiş ve bu iki aşığın evlenmelerine karşı çıkmışlar. Hiçbir şartta ve koşulda evlenmeleri mümkün olamıyormuş. Bu iki aşık odalarının duvarları bitişik olduğu için duvarlarından gizli gizli konuşuyorlarmış. Yine böyle olan bir gün, bu iki aşık kaçmaya karar vermişler. Kaçacakları yeri planlamış, her şeyi konuşmuşlar. Buluşacakları yer dut ağacının altı olacakmış. Kaçacakları günün gecesi Thisbe Pyramus’dan daha önce oraya varmış ve orada beklerken sesler duyarak korkmuş ve bir mağaraya doğru koşmuş. Koşarken boynundaki şalı yere düşmüş. Thisbe’in duyduğu ses aslında bir aslana aitmiş ve aslan Thisbe’nin düşen şalını ağzına alarak parçalamaya başlamış ve aslandan şala kan akmış. Tam bu sırada Pyramus dut ağacının altına gelmiş ve gördüğü şey kanlı bir şal olmuş. Bu gördüğü manzaraya karşı Thisbe’in öldüğünü düşünerek bir hançer ile hayatına son vermiş. Daha sonra Thisbe de saklandığı mağaradan çıkarak dut ağacının altına gelmiş. O da geldiğinde karşılaştığı manzara karşısında şok olmuş. Pyramus kendini bıçaklamış kanlar içinde yerde yatıyormuş. Pyramus’un akan kanı karadut ağacının köklerine karışmış ve dutun rengini koyu hale getirmiş. Onu bu halde gören Thisbe ise gözyaşlarına tutulmuş ve Thisbe’in gözyaşları dut ağacının yapraklarına düşmüş. Böylece bu iki aşık asla kavuşamamış. Ve karadut bu ölümsüz aşkın meyvesi olmuş.
" Dansın konusunun imkansız aşklar olmasını mı istiyorsun?"
- kesinlikle öyle. Açıp şarkı sözlerini bı çevir bence en uygun tema imkansız aşk.
Kısa bir süre bilgisayara baktıktan sonra bana döndü.
" Galiba gerçekten bu şarkıya en uygun tema imkansız aşk olacak. Eee var mı başka hikâye? Hem çok ilgi çekiciler hem de çok güzel anlatıyorsun."
( Arkadaşlar burda Füsun benim yazdığım gibi değil de hikaye gibi anlatıyor. En azından öyle düşünün bu kadar fazla hikayeyi kendi tarzımda yazamadım kusura bakmayın.)
Afrodit ve Ares aşkı efsaneye göre Ares'in Afrodit'e aşık olmasıyla başlamıştır. Çünkü o sırada Afrodit, demirciler tanrısı Hephaistos ile evlidir. Ancak Afrodit bu evliliği kendi isteğiyle gerçekleştirmemiştir. Afrodit'in güzelliğinden dolayı tanrılar arasında savaş çıkabileceği endişesinden dolayı Afrodit, babası Zeus'un da isteğiyle Hephoistas ile evlendirilmiştir. Hephaistos hem en çirkin tanrı olduğu hem de iki ayağı topal olduğu için Afrodit'in babası Zeus tarafından tehdit olarak görülmemiştir. Ares o kadar severmiş ki Afrodit'i, onu etkilemek için diğer sevgilileriyle yaptıklarının aksine, ona bir sürü hediyeler alıyor ve durmadan iltifat ediyormuş. Afrodit'in Ares'in aşkına tümüyle karşılık vermesi uzun bir zaman almıştır. Bu zaman zarfında birlikte çok vakit geçirmişlerdir. Afrodit artık tümüyle Ares'in aşkına karşılık verdiğinde de bu iki aşık Hephaistos'un her geceyi atölyesinde geçirmesini fırsat bilerek şafak vaktine kadar birlikte oluyorlarmış. Ares bu durumun ortaya çıkmasından çok korktuğu için kapıya gözetmen olarak Alectryon adlı bir genci görevlendirmiştir. Alectryon'un görevi Helios'un ufukta göründüğünü Ares'e bildirmekmiş. Çünkü korkusunun en büyük sebebi Helios'un her şeyi görmesi ve Hephaistos'a anlatmasıymış.Günlerden bir gün yine Ares ve Afrodit, Hephaistos'un atölyede olmasını fırsat bilerek Afrodit'in sarayında buluşmuşlardır. Geceyi birlikte geçirmişlerdir. Alectryon ise o gece beklemekten bitap düşüp uyuyakalmıştır. Helios her şeyi görmüştür ve hiç vakit kaybetmeden Hephaistos'a anlatmıştır. Hephaistos ise aldatılmayı hazmedemeyip bir ihanet planı hazırlamıştır. Hephaistos demir ocağında çalıştığı sırada bir ağ yapmıştır. Sonra da yaptığı bu ağı gizlice yatağın üzerine örtmüş ve saklamıştır. Afrodit ve Ares her gece gibi yine birlikte olmak için odaya gelmişlerdir. Hephaistos'un intikam planından bihaberdirler. Yatağa uzandıklarında ise neredeyse görünmeyecek kadar incelikte olan ağ büzüşerek Ares ve Afrodit'i yakalamıştır. Hephaistos'un bu ağı yapmadaki amacı Ares ve Afrodit'i rezil etmekti. Bu yüzden de Ares ve Afrodit neye uğradıklarını anlayana kadar Hephaistos sarayına Olimpos'taki bütün tanrı ve tanrıçaları toplamıştır. Saraya gelen bütün tanrı ve tanrıçalar hem Ares ve Afrodit'e, hem de Hephaistos'a kahkalarla gülüyorlarmış. Erkek tanrılar ise Ares'e güzellik tanrıçası Afrodit'i kendisine aşık ettiği için imrenerek bakıyorlarmış. Ares ve Afrodit artık insanların yüzüne bakamayacak hale gelmişlerdir. Bu olaydan sonra Afrodit Kıbrıs Adası'na kaçmıştır. Ares ise gözetmen olarak görevlendirdiği Alectryon'u horoza dönüştürmüştür ve Trakya'ya kaçmıştır. Bu olay yüzünden horozlar her sabah Güneş'in doğuşunu insanlara haber vermeye mahkum olmuşlardır.
" Yakalanmışlar ve rezil olmuşlar sevmedim ben bunu."
O kadar masum bir şekilde konuşmuştu ki gerçekten yanaklarını sıkasım, sarılasım gelmişti. Hayran hayran yüzüne bakıyordum. Onun sert bir yüz yapısı vardı ama yine de şuan gözüme çok masum geliyordu. Simsiyah saçları, yeşil gözleri, beyaz teni ve sert mizacı ile çok yakışıklı bir adamdı zaten. Ama sabahtan beri hikayelerimi dinlerken , benimle birlikte burda otururken bir anda çok samimi bir ortamda bulmuştuk kendimizi ve ben sıcacık hissetmiştim. Çok hoşuma gitmişti bu durum ve burda kalmak istiyordum.
Gözümün elinde aşağı yukarı giden el ile kendime gelmiş ona dönmüştüm.
" Daldın gittin ohoo. Yoksa senin de mi imkansız aşkın vardı?" Gülerek tatlı bir şekilde sormuştu. Yanıtsız bırakmak içimden gelmemişti aslında.
" Hayır, bugüne kadar kimseye aşık olmadım, kimse ile ilişkide olmadım."
Söylediğim şey ile yüzündeki gülümseme daha da artmıştı.
" Güzell."
" Ee. Eliyorum bunu o zaman. Şuana kadar en iyisi birinci diyorum sen ne dersin?"
" Bende şuan birincisi diyorum. Devam et sen belki daha güzel bir şeyler çıkar."
Aşk gördüğünü gözleriyle değil ruhuyla görür
Kanatlı Cupid (Eros) resimlerde işte bu yüzden kördür
Durup düşünme nedir hiç bilmez aşk
Kanadı var, gözü yoktur; bakmadan uçar gider
Shakespeare
Bir Yaz Gecesi Rüyası
Ege kıyısında bulunan Milet kenti kralının üç güzel kızı vardır, fakat üçüncü kızı Psyche (Ruh) (Ruh bilimi (Psikoloji) kökenini Psyche’den alır) kardeşlerin en güzelidir. Psyche bir türlü evlenemez, çünkü hiç kimse bu kadar güzel bir kızla evlenmeye cesaret edemez. Halk Psyche’nin güzelliğine kendini o kadar kaptırır ki; tanrıça Afrodit’i unutup, tapınağına gitmez olurlar. Aphrodite, güzeller güzeli Psykhe (Psyche)’yi kıskanmış, başına getirmedik şey bırakmamıştır. Oğlu Eros, Psykhe’ye aşık olunca ona daha zorlu görevler vererek yıldırmıştır. Aynı zamanda kıskanç tanrıça, oğlu Eros’u çağırır ve Psyche’yi aşk oklarıyla dünyadaki en çirkin yaratığa aşık etmesini emreder. Kral kahinlere danıştı, kahinlerden aldığı bilgiye göre, Psyche’nin kocası olacak çirkin yaratık, gece yarısı bir kaya üzerinden gelip onu alacaktı. Bu duruma çok üzülen kral, kadere boyun eğip biricik kızı güzeller güzeli Psyche’yi kendi elleriyle Dilek Dağı’na götürüp, kayanın üzerine oturtup, kente geri döndü. Ne var ki Eros’un oku bu kez kendi yüreğine isabet etti ve Eros kıza aşık oldu. Meltem tanrısının da yardımıyla gecenin sessizliğinde esen rüzgarla birlikte kızı alıp saraya götürdü. Eros kimliğini Psyche’den sakladı ve ona yüzünü asla göstermedi.
Bu yüzden birlikte oldukları oda hep karanlıktı. Birbirlerini çok seviyorlardı, Eros’un tek isteği onu böyle kabul etmesi, aşkıyla yetinmesi kim olduğunu, bilmeyi ve görmeyi istememesiydi . Gündüzleri yalnız, geceleri ise kocasıyla geçiren Psyche’nin aklına ailesi gelmeye başladı. İnsanlar Psyche’nin canavar tarafından yok edildiğini düşündüler. Pscyhe bir gece sevgilisine, onun iyi olduğunu görüp üzülmemeleri için ailesiyle görüşmek istediğini söyledi ve Eros kabul etti. Ailesi, onu görünce çok sevindi. Kardeşleri yaşıyor olmasının sevincini çabucak unutup, kıskançlık içinde sarayı gezdiler, görkemi karşısında küçük dillerini yuttukları sarayda, Psyche’ye kocasını görmesi gerektiğini, eğer canavarsa ve bir çocuğu olursa onun da canavar olacağını söyleyerek içine kurt düşürdüler. Psyche’nin içini bir şüphe kapladı. Ne yapıp edip sevgilisini görmeye karar verdi. Gece olduğunda sevgilisi geldi. Psyche kendini, sevgilisinin ve uykunun huzurlu kollarına bıraktı. Sevgilisi uykuya dalınca; Psyche yataktan kalkıp, kandili eline aldı ve elinde kandille yatağa yaklaşıp biricik eşinin yüzüne baktı . Baktığında Eros’un güzelliğinden dili tutuldu. Karşısında kanatlarını serip yatan kocası, dünyanın en güzel erkeğiydi, gözlerinin önünde çirkin bir yılanı değil de, dünyanın en yakışıklı gencini görünce öylesine büyülendi ki aşkın verdiği dalgınlıktan elindeki kandilden birkaç damla yağı Eros’un üstüne damlattı. Büyük bir acıyla gözlerini açan Eros, aldatılmışlık duygusu ve hayal kırıklığı içinde uyandı. Aşkı ihanete uğramıştı bu yüzden kanatlarını açtı Eros, uçup gitti. Karşısında gördüğü karısına kızıp sarayı terketti ve tüm saray yok oldu.Psykhe, hatasını anladı. Eros’suz yaşamak istemiyordu bu yüzden kendini çetin sulara bıraktı. Fakat sular da hüzünlüydü, bu güzelliğe acıdılar onu öldürmediler. Psykhe, Eros’u bulmak için dünyayı dolaştı, bulamadı. Psyche, kaybettiği aşkını dünyanın dört bucağında çaresizce arar. Hatasını telafi etmek için tanrıları rahatsız aetti, kapılarında süründü fakat nafile. Son çare olarak gururunu hiçe sayıp Afrodit’e başvurur zavallı kızcağız. Yardımı için yalvarır, Afrodit bir anneydi, şefkatliydi onu anlayabilirdi. Hiç de öyle olmadı, öykünün kötüsü kıskançlık, Afrodit’in damarlarına işlemişti. Afrodit kızı sınamak için, bir dizi güç ve gerçekleştirilmesi oldukça zor olan görevler verir. Yerin yedi kat dibindeki, ölüler ülkesine inmek gibi çok tehlikeli görevlerdir. Psyche, görevlerini yerine getirir. Hayat yola çıkan herkesi varması gereken yere götürür.
Son görevinde Psyche, Persephone’nin kutusunu alıp dönerken kutuyu açar. Kutuda derin bir uyku vardır ve Psyche uykuya dalar. Eros, bunu görür ve çok korkar, ya ölüm uykusuna dalarsa?Kucaklayıp sarayına getirir. Uykusundan uyanmayan Psyche için yardım diler. Tanrıların tanrısı Zeus’a yalvardı, yakardı. Zeus da bu aşka üzülmüştü, bu yüzden Eros’un isteklerini kabul etti. Psyche’ye ölümsüzlük şerbeti yani ambrosia içirilir. Psykhe artık ölümsüz olmuştu ve Olimpos’ta kavuştular. Tanrıların huzurunda evlendiler. Sonsuza dek birleşirler. ‘Hedone’ (haz) adında bir kızları olur.
Ruh aşkını kaybetmişti fakat yine de peşinden koştu. Ruh ve aşk birbirlerine her zaman kavuşur.
" Yaaaa . Bu da çok güzelmiş ama bunun sonunda kavuşuyorlar sayılır mı ki. "
" Ya bence aklımızda bulunsun daha güzel bir şey bulamazsak eğer seçtiğimiz şarkı ile herhangi bir mix yapar, imkansız aşktan dillere destan bir aşka çeviririz."
" Bak bu fikri baya beğendim not ediyorum.
" Tamam o zaman bende hikayeleri anlatmaya devam ediyorum."