İçeriğe geç

ÖZGÜRLÜK

Bölüm 3 · 12 dk okuma

ÖZGÜRLÜK

Bölüm 3

SAVUNMASIZ

"İnsanları savunmak ne kadar acınası öyle değil mi? Bir insan kendini savunamadığı koruyamadığı için onu savunması, koruması için birisine ihtiyaç duyuyor. İnsanı savunmak ne kadar acınası olsa da çocukları savunma durumu bir o kadar takdire şayan.

Herkes insanları korumaktan bahsetse de geldikleri yeri çocukluklarını unutuyorlar ve bu çocukları savunmasız bırakıyor. İnsanların savunulmaya ihtiyacı olmasa da çocuklar savunulmaya muhtaç. İnsanlar savunmasız kalmasa da çocuklar hep savunmasız. Peki çocukları kim savunmaya çalışıyor. Onları savunmasız bırakanlar, insanlar..."

2.BÖLÜM

24 Yıl Önce

Yazarın Anlatımıyla

Demiştim ya insanların savunulmaya ihtiyacı yoktur diye. Bazen gerçekten öyle olmuyor. İnsanlarında savunmasız olduğu anlar oluyor. Evet belki onları o an koruyacak savunacak birisi olmasa da sonradan tutunacak bir dalı elbet ki oluyor. Zor oluyor, o tutunacak dalın güçlenmesi için zaman gerekiyor. Zamanla açılan yaralarsa o dala tutunduğunda geçiyor, peki ya o dal koparsa...

Ezgin ablasının uyuduğu odadaki koltukta uyumuştu. Ablası gece 02.30'da su istemişti. Ezgin hiç sızlanmadan mutfağa su almaya gitmişti. Suyu almıştı, ablasına verip lavaboya gitmişti. Lavabodan çıkıp odaya doğru yürürken bir kol tarafından kenara çekilmişti. Ezgin'in o geceye dair hatırladığı iki şey vardı.

Bir tanesi o adamın iğrenç yüzü ikincisi ise saatti. O gece Ezgin'in hayatını darmaduman eden olayın saati 02.48'di. Ezgin bir daha asla bu saati unutamamıştı. Bu saat Ezgin için ölüm saati olmuştu...

Günümüz.

Lâl'in Anllatımıyla

Aile denilen şey nedir ki? Sana yaşaman için bakan mı yoksa para verip eksiklerini gideren mi? Peki, nedir o eksikler sadece para mı? Sevgiye hiç mi muhtaç değildir insan? Sevilmek hakkı değil midir insanın?

Çocukluğunda sevilmemek nasıl bir his bilir misiniz? Ben biliyorum. Bilinmemesi gereken bir duyguyu ben biliyorum. Kimsenin bilmeyi hak etmediği duyguyu ben biliyorum. Sevilmeyen çocuk ya da torun olmak insanın o kadar zoruna gidiyor ki. Diğer çocuklara verilen sevgiden bir parça bile sana verilmemesi nasıl da yakıyor canını, bilmek bile istemezsiniz.

Günün sonunda annemin yanına gitmiştim. Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü. Annemin ağlamasına dayanamadım ve gidip sarıldım. Ben sarıldığımda annemin ağlaması daha da hızlandı. Ben sakinleşmesi için sarılmışken hayata tutunmamı sağlayan kadın kollarımda ağlamaktan helak olmuştu. Hayatta olmamı sağlayan, beni hayata bağlayan kadın şuan mağf oluyordu. Ne olduğunu bilmediğim olay yüzünden annem gözlerimin önünde eriyip bitiyordu.

"Bu gece benimle uyumak ister misin, kraliçem?" dediğimde bana gülerek baktı.

"İstemez olur muyum güzel kızım. Hadi sen git, bende yüzümü yıkayıp geliyorum." tamam anlamında başımı sallayıp, odama gittim.

Yatağım tek kişilikti. Annemle ben sığabilirdik oda annemin minik olmasından kaynaklıydı. İri bir insanla yatağa sığmak zor olurdu. Annem geldiğinde hala kötüydü. Babamın anneme söylediği sözler asla affedilemezdi ama annem göz yumuyordu. Kaç kere demiştim kaçalım gidelim diye. Dinlemedi beni baban o senin dedi, olur böyle dedi. Oda biliyordu ki bir baba böyle olmazdı.

Annem hep ablamla bana 'Evleneceğiniz eşinizi düzgün seçin, çocuklar babalarını seçemez ama siz eşinizi seçebilirsiniz. Ben sizin hayatınızı maf ettim. Siz çocuklarınızı düşün onların hayatını sağlama alın güzel kızlarım.' hep bunu söylerdi. Ablam tam anlamıyla annemin dediği gibi birisini bulmuştu. Levent ağabey ablam için en doğru karardı. Ablam düzgün bir insan bulduğuna göre annemin kaderini yaşayacak olan bendim. Acıydı, evet.

Hani hep en güzelleri senin olsun derler ya çocuklara, hiçbir zaman en güzelleri ne benim oldu ne de ablamın. Bu sebepten ablam mutlu olmayı hak ediyordu. Ben mutlu olmasam da olur. Zaten hiçbir zaman olmadım ki.

Annem bana sarıldığı anda içimde bir şeyler koptu. Onu bu halde görmeye dayanamıyorum. Zaten kafasını yastığa koyar koymaz uyudu. Ağlamak onu o kadar yormuş ki. Annem tüm gün ağlarken babam tek kelime bile etmemişti. Belki de annemin üzülmesi onun mutluluğuydu.

Sabah uyandığımda keşke hiç uyanmasaydım dedim. Annemin kollarındaydım. Uzun zaman sonra uyuduğum en güzel uykuydu. Annemi uyandırmadan kalktım. Uyumalıydı, uyuyup dinlenmeliydi. Bol siyah bir t-shirt ve siyah bol pantolon giymişti. Saçımı ise kendi haline bırakmıştım.

Salona gittiğim de Hejja tek başına oturmuş bana bakıyordu. Hejja kuzenim amcamın kızı, dedemin biriciği. Bana yavru kedi gibi bakıyordu. Bu benden bir şey istediğini gösteriyordu. Yolun sonunda umarım başı derde giren ben olmam, hadi bakalım. Yanına gittiğimde dayanamamış olacak ki konuşmaya başladı.

"Lâl biliyorsun hiç huyum değil ama senden bir şey istemem gerekiyor." bilmem miyim canım. Asla benden bir şey istemez dedemden gizli gerçekleşmeyecekse tabi ki.

"Kesinlikle biliyorum, bilmem miyim hiç. Konuş!" iki cümle arasındaki duygu değişimim onu şaşırtmamıştı. Her zaman ona karşı mesafemi korumuştum. Çocukken bile.

"Ben bir arkadaşımla bulu-" sözünü kesmiştim en nefret ettiğim olaylardan birisi bu olabilirdi ama kendimi tehlikeye atacaksam yalan dinleyemezdim.

"Açık konuş, bir arkadaşınla buluşmak için benimle asla bir yere gitmezsin. Malum ben ailenin utanç kaynağıyım ya." son söylediğimle gözleri gülmüştü. Evet, kuzenim beni utanç kaynağı olarak görüyordu ve bundan zerre umursamıyordu.

"Tamam be! sevgilimle buluşacağım. Beni sen götürüp geleceksin. Oldu mu!?" sinirlenmişti.

"Oldu ama yapmayacağım." neden sünepe sevgilisiyle bulaşacak diye kendimi tehlikeye atayım ki. Aslında eğlenceli olabilirdi ama bunun için yalvarması gerekiyordu.

"Sana muhtaç olmasam söylemezdim Lâl. Ablanla da gidebilirdim ama seninle gitmek istedim. Bence iyi düşün." haklıydı. Ablamla da gidebilirdi ama bana gelmişti. Derin nefes alarak arkama döndüm.

"Dinliyorum, hızlı ol. Ay bekliyor." yüzünü değişik bir ifade kaplamıştı. Durum gerçekten kötü müydü yani.

"Beni aldatıyor. Yani şüpheleniyorum. Oraya gidip hesap sormalıyım ve ben..." bir şeyden korktuğu belliydi.

"E sen konuş be kızım!" kendimi bir an abim gibi hissettim. Bana hep kızım der.

"Bana bir şey yapmasından korkuyorum onu engelleyecek biri varsa o da sensin. Şimdi beni götürüyor musun?" tamam yani bir ara kafes dövüşüne merak salmıştım. Ergendim o zaman ama yani koca adamı nasıl dövebilirim. 'Sana döv diyen yok engelle sadece Lâl!' hah bende nerde kaldı diyordum. Canım iç sesim.

Kıza cevap vermedim şimdi dizlerime kapanacak. Fena fikir değil ama bir kadının böyle bir muamele görmesine izin vermem.

"Tamam, geleceğim. Kaskı almaya gidiyorum, döndüğümde aşağıda ol." kafasını sallayıp aşağıya uçtuğunu gördüm. Lan insan aldatıldığının doğruluğunu kontrol etmeye uçarak gider mi? 'Koca avcısıysa gider' belki de.

Hejja'nın sevgilisiyle buluşacağı yere gelmiştik. O içeriye girmişti bende sıkılmıştım. Hejjaya yakınlarda dolaşacağımı yazdım, motoruma atlayıp dolaşmaya başladım. Ay'ın yanına gidememiştim. Ay benim atımdı. Abimle ablamın bana hediyesiydi. Gecenin karanlığını aydınlatan bir ay gibi içimdeki karanlığı hafifletmişti.

Aradan yarım saat geçmişti. Birden telefonum çaldı bir baktım Hejja. Telefonu açtığımda kavga ettiklerini ve çok kötü olduğunu söyledi. Yolumu hemen değiştirip kafeye gittim. Kafenin önünde motor için bir yer olmadığından motoru diğer motorların arkasına koymuştum. Umarım sorun olmaz.

Kafenin içine girdiğimde Hejja yerde, sevilisi ayakta ona bağırıyordu. Tam Hejjaya vuracaktı ki son anda onu durdurdum.

"Sakın ona dokunayım deme!" bana gülerek bakmıştı

"Neden parmağımı mı ısırırsın?" deyip kahkaha atmıştı.

"Bilemedin!" deyip, yüzüne yumruk atmıştım. Ayağı bir yere takılmıştı ve bu yüzden düşmüştü. Elim biraz kızarmıştı bunu önemsemeden hızla Hejjayı yerden kaldırdım. Çocuğa son kez baktığımda hala yerdeydi.

Dışarıya çıktığımızda motorumun başına bir grup vardı. Hemen aralarından sıyrılıp motoru çıkardım. Hejjaya kaskı verip kendim takmamıştım. Eve gitmemiz gereken saati çoktan geçmiştik. Dedem ve katı kuralları işte.

Eve geldiğimizde dedem balkonda durmuş bize bakıyordu. "Neredesiniz siz!? Hadi hazırlıklara yardım edin! Akşam Harun'a kız istemeye gidiyoruz." Ne? Benim neden bundan haberim yoktu. Bugünü bir atlatayım sorarım hesabını.

Bütün hazırlıkları bitirmiştik. Abimlerde geldiği için herkes odasına dağılmıştı. Odama gittiğimde yatağımın üstünde bir elbise gördüm. Kesin ablam koymuştu. Zevkli kız yani ne diyeyim.

Genellikle motor ya da ata bindiğim için pek elbise giymezdim. Bu yüzden pek giymezdim ama özel günlerde giyebiliyordum. Elbise severdim vücuduma da yakışıyordu. Ancak günlük hayatta çok fazla kullanmazdım.

Saçlarımı hafif dalgalandırdım, dudaklarıma hafif bir ruj ve ela gözlerimi ortaya çıkarması için bir göz kalemi sürmüştüm. Ablamın benim için ayırdığı ince askılı siyah elbisemi giymiştim. Ablamın elbiseme göre ayarladığı çantayı, ayakkabıyı ve kolyeyi taktıktan sonra hazırdım.

Siyah rengine bayılırdım, kırmızıya da aynı şekilde. Sevdiğim bir renk daha vardı. Yeşil ama sade yeşil değil şu her rengi barındıran mükemmel yeşil gözler var ya işte o yeşil renk beni benden alıyordu.

Yatağımda öylece oturup düşüncelere dalmışken buldum kendimi. Eğer biraz daha aşağıya inmezsem kötü şeyler olabilirdi. Ayağımdaki ayakkabılarla gidebildiğim en hızlı şekilde aşağıya indim. Herkes beni bekliyordu, herkesten özür dileyip arabaya bindim.

Evlerine yani konaklarına vardığımızda bürün aile bizi avluda bekliyordu. Selen, iki abisi, annesi, babası, babaannesi, yengesi, amcası ve onların oğlu hepsi gözlerini dikmiş bize bakıyordu rahatsız ediciydi. Konak o kadar büyüktü Selen'in ailesi hariç biz bile sığabilirdik. Bu konakta nasıl kaybolmadan yaşıyorlar acaba şahsen oturma odasına gidene kadar ben çoktan kendimi kaybetmiştim bile.

Herkes bir yere yerleşmişti. Buraya geldiğimden beri birisi bana bakıyordu. Aslında iki kişiydi ama birisi daha çok dikkatimi çekti. Neden mi? Çünkü gözleri yeşildi. Geldiğimden beri bana bakıyordu. Levent abinin yanına oturmuştu. Benim neredeyse üç katım gibiydi. Simsiyah bir takım elbise giymişti. Yas tutuyordu galiba kardeşi evlenecek diye. Bu düşüncemin karşısında biraz kıkırdamış olabilirim. Gözler bana çevrildiği an ne yapacağımı bilemedim. Klasik bir taktik ola öksürme taktiğiyle kurtuldum. Yani sanırım.

Selen'in annesi kahveleri getirmemizi istemişti. Ablamla bende Selen' yardım amaçlı mutfağa gitmiştik. Selen kahveleri yaparken ablam dışarıda ne yaptığımızı soruyordu. Yalan söylemeye çalıştım ama yemediği için doğruları anlatım. Yumruk kısmı hariç yani Selen'in azından "A dediğin kafede bir kız çocuğun birine yumruk atmış gördün mü sen onu?" diyene kadar. Ablam duyduğundan sonra sol elime baktı. Kahretsin neden kapatıcı sürmedim ki!? Elimin kızarık olduğunu görünce beni öldürecekmiş gibi üstüme doğru yürüdü ki. Salondan "Kahveler nerede kaldı kızlar!" sesini duyunca vazgeçti. Çok teşekkürler Hatice teyze iyi ki varsın hayatımı kurtardın.

Kahveleri alıp içeri gittik. Selen kahveleri dağıttı. Kahveler içildi babam "Allah'ın emri Peygamber efendimizin kavliyle kızımız Selen'i oğlumuz Harun'a istiyoruz." şuan salonda ölüm sessizliği vardı ve bu durum beni çok geriyordu. İçime kötü bir his doğmuştu umarım kötü bir şey olmaz.

İnsanlarda gözümü gezdirdiğimde Hatice teyzenin yani Selen'in annesinin gözleri kayıyordu. Kadın bayılacak gibi olmuştu ki demeye kalmadan öyle de olmuştu. Kadın kocasının kucağına bayıldı.

Alelacele arabalara binmiş hastaneye doğru gidiyorduk ama 10 arabayla. 6 arabada biz 4 arabada korumalar vardı ne hikmetse. Herkes koşarak hastaneye girdi. Ayağımdakilerle koşamasam da koştum sayılır. Hatice teyzeyi doktorunun odasına götürdüler. Doktor muayene edip dışarıya çıktı. Verdiği haberle hepimiz hepimiz şok olmuştuk. Hatice teyze 2 aylık hamileymiş. Genelde bura da rastlanan bir durum ama yine de çok garipti. Düşünsenize sizden 20 yaş küçük kardeşiniz falan oluyor aşırı komik.

Hatice teyze bebek için bir ay hastanede kalacakmış. Kırklı yaşlarda olduğu için bu süreç bebek için tehlikeli olabilirmiş. Buda demek oluyor ki isteme işi bir ay sonrasına kaldı. Tabi canım ağabeyim dayanamadığı için Selen'in babasıyla konuşmaya gitti. Selen'in babası da yarın onların evine gitmemizi Hazar Ağadan yani Selen'in abisinden istememizi o ne derse o olacağını söyledi. Bu ne kadar iyi bir şeydi bilmiyorum ama iyi sonlanmayacağını hissediyordum. Adam bir kere yas halinde abime olan öldürücü bakışlarını da sayarsak yarın işimiz vardı demekti bu.

Bütün aile şok olmuş şekilde eve gelmiştik. Kendimi direk yatağa atmıştım. Bugün yaşadıklarımı düşününce neden erkeklerin kadınları güçsüz görmesine hala bir anlam verememişimdir. Ben olmasaydım etraftaki insanlar o kavgayı izleyecekti. Yardım etmeye asla yeltenmiyorlar. Ne kadar acınası. Dövüldüğü için kadınlara acımak yerine yardım etmedikleri için kendilerine acımıyorlar. Konu kendileri olduğunda savunmasız olmak canlarını yakarken, başkası savunmasız kaldığında kıllarını kıpırdatmıyorlar. Bu durum beni gerçekten çok sıkıyor. Ben başıma bir şey gelmeden bunları düşünürken başına bu durum gelen insanlar nasıl düşünüyordu kim bilir. İşte bu yüzden sadece kendini düşünen insanlardan nefret ediyorum.

Düşüncelerimden kurtulup sonunda uyumaya karar vermiştim. En çok huzur bulduğum anlardan birisiydi uyumak. Genelde rüya görmezdim. Görsem de bu rüyaların bir kısmını yaşıyordum. Rüyalarım beni en kötü ana hazırlamak ister gibi bana uyarı veriyor gibilerdi. Bu biraz korkutucuydu ama bende böyleydim.

Saate baktığımda ikiye geldiğini gördüm. Artık uyumam gerekiyordu. Yarın pazartesiydi ve yeni ortaklarımızla bir antlaşma imzalayacaktık. Aslında ben pek bir şey yapmıyordum. Bir bilgisayar mühendisinin nakliyat yapan bir şirkette en fazla ne işi olabilirdi ki zaten. Sadece sunumları hazırlıyordum. Sigortam yatıyordu, maaşımda vardı. Az bir işle çok şey kazanıyordum. Tabi sonuçta şirket bize aitti. Ama parayla aile olunmuyor Lâl. Haklısın içses maalesef ki parayla aile olunmuyor. Evet kendi kendime modumu da düşürdüğüme göre artık uyuyabilirdim. İyi geceler.

***

Gözlerimi açtığım ablamın başımda dikildiğini görünce kalp krizinden öbür tarafa gidiyordum. "Abla tepemde ne yapıyorsun ya ödüm koptu." ölmediğime göre sorun yoktu ama ablam sanki beni öldürecek gibiydi. "İki tane sorunumuz var canım kardeşim. Hangisinden başlamamı istersin? Kötü olan mı daha kötü olan mı?" düşüneyim. "İyi bir haber yok mu?" dediğimde gözlerinden ateş fışkırıyordu. "Yok! Lâl iyi haber yok. Öncelikle yumruk attığın adamdan bir mektubun var harika değil mi?" harika mı;? Değil! "Başka!?" bu defa çok daha sinirliydi. "Adama yumruk atarken videonu çekmişler her yerde sen varsın!" nasıl ya? Koşarak bilgisayarı aldım. Gerçekten öyleydi ama sahte hesaplardan paylaşılmıştı bunu halledebilirdim.

"Abla bende ciddi bir şey sandım ya yarım saatlik işim var bekle şimdi." bana şaşkın bir şekilde bakmıştı. Yani sonuç olarak ilk defa böyle bir şey yapmıyordum. Zamanında bazı yaptığım hatalar vardı tabi ki ama şuanda yapmak zorundaydım. "Bak 1 saat önce paylaşılmış saatin 6 olduğu için saat 5de dedelerden başka kimse ayakta olmadığı için endişelenmene gerek yok canım ablacım." Ooo havalı kız. Sus içses sus.

Dediğim gibi yapmıştım. Yarım saat içinde halletmiştim. Ablam bana şaşkın şaşkın bakıyordu. Boşuna bilgisayar mühendisi olmadım yani. He yani ifşalanacak bir videonun paylaşılacağını bildiğin için kendi paçanı kurtarmak istediğinden mi bilgisayar mühendisi oldun. Evet içses , aynen öyle.

"Peki mektubu ne yapacaksın?" tabi ki bir kenara atacaktım. "Şurada bir yere at. Gereksiz bir şey boşver." odamda ki çöpe atmıştı. Hazırlanmamı söyleyip gitmişti. Bende hazırlanıp motorumla şirkete gitmiştim. Ben gidene kadar saat yedi olmuştu. Buda demek oluyor ki babamlar antlaşmayı imzalamak için ben, bekliyorlardı. Pazartesi günleri saat 6da açıyorlardı şirketi. Aslında hoşuma gidiyordu geç gitmek. Bana muhtaç olduklarını görmek çok hoştu.

Toplantı odasına girdiğimde herkes bana bakıyordu. Sessizce yerime geçip sunumu başlatmıştım. Abim sunumu yaptı antlaşmayı da imzaladılar. Ortak olduğumuz kişiler Selen'in abileriydi tek sorun yanlarında tanımadığım iki kişi vardı. Birisi esmer diğeri kumraldı. Gözüm bir yerden ısırıyordu ama çok da önemli değil. Antlaşmayı imzaladığımız için abimler beni eve göndermişlerdi. Akşam kız isteme olduğu için yardım edecekmişim. Senin de pek bir yardımın dokunur ya Lâl. Susar mısın içses!

Eve geldiğimde bütün hazırlıklar bitmişti. Ben de sadece kıyafetimi giymiştim. Abimlerde geldiğinde yola çıkmıştık. Çok mutluydum çünkü sadece biz gidecektik. Amcamlar ve dedemler gelmiyordu. Bu çok mutluluk verici bir haberdi.

Abim çiçek ve çikolatayı unuttuğu için biraz geç olmuştu. Aslında çok da geç sayılmazdı. Hazar Ağa bizi yemeğe çağırmıştı. Çok mu bonkör ne (!) İlk günden beri beni öldürecekmiş gibi bakan adamla aynı ortamda bulunmak hoşuma gitmiyordu ama ablamla abim için katlanmak zorundaydım.

Konağa gitmiştik ve şu anda içini geziyorduk. Oturma odasına gidene kadar 10 tane oda falan geçmiştik. Bence bunlar harem kurmuş biz bilmiyoruz Lâl. Olur mu olur beklerim yani.

Başımızda Selen ve Levent abi vardı. Hazar Ağa ortalıkta yoktu. Oturduk Hazar Ağanın gelmesini bekliyorduk ama gelmemişti. Benimde tuvalete gitmem gerekiyordu. Hazar Ağa geldiğinde burada olmazsam sorun olmazdı bence. Selen'e nerede olduğunu sormuştum. Selen'in söylediğine göre Yukarıya çıkmıştım. Şimdi sağdan 3. müydü soldan 3. müydü? Aklımda o kadar şey vardı ki unuttum. Bende kapıları tek tek açmaya başladım. Sağ taraf değilmiş, sola geçtim.

Birinci kapı değildi. İkinci kapıyı açtım. Açmaz olaydım. Hazar Ağa sadece altında havluyla yarı çıplak bir biçimde durmuş saçını kurutuyordu. Gözlerim kör olsaydı da görmeseydim.

2. BÖLÜM SONU

Bölüm hakkında düşünceleriniz neler

???

Umarım beğenmişsinizdir. Küçük yıldızı parlatmayı unutmayın ^^

En kısa sürede üçüncü bölüm sizlerle m>



Kendinize iyi bakın m>

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.