Ve sonunda akademinin önündeydim. Tam karşımda ihtişamlı ve zarif tasarımıyla duruyordu. Girişin önündeki merdivenler krem rengiyken üzerine yaldız işlemeler konulması akademiye büyülü bir hava katıyordu. Üç katının da dıştan yapısı aynı gözükse de ilk katın üzerindeki desenler, ikinci katın uzun pencereleri ve üçüncü katın da büyük terası göze çarpıyordu. Ayrıca yatakhanelerin olduğu dört ayrı binanın köşelere konumlandırılmasıyla saray edası veren bu akademide başka birçok yapı bulunuyordu. Şehrin en sessiz ve huzurlu köşesine yapılmış mükemmel bir yapıttı. Adeta peri masallarından çıkmış gibi.
Valizimi de alıp girişe doğru ilerlemeye başladım. Etraftaki insanların çoğu çoktan birbiriyle kaynaşmış, gruplar halinde takılmaya başlamışlardı. Danışman kısmına geldiğim de kadın yüzüne samimi bir gülümseme ekleyip “Siz Âsu Hanım olmalısınız. Lütfen beni takip edin. Yönetmelik şu tarafta.”, dedi ve yanında duran adama elimde ki valizi işaret ederek odama götürmesini söyledi.
Ardından hadi dercesine bir bakış atıp yürümeye başladı. Onu takip ederken “Umarım yolculuğunuz rahat geçmiştir. Zaten burada dinlenme süreniz oldukça uzun olacak. Akademiyi tamamen tanıyana ve sosyal ortamda kaynaşana kadar dinleneceksiniz. Bir de aramız da kalsın ama müdürümüz ve değerli hocalarımızın favorisi olduğunuzu söyleyebilirim.”, dedi ve durduğumuz kapıyı tıklatıp açtıktan sonra kafasıyla beni onaylayıp gitti.
İçeri girdiğimde hocaların yanında durmuş ve onları pür dikkat dinleyen bir öğrenci vardı. Boyu hocalara oranla baya uzundu ayrıca saygıdan da ödün vermeyip iki elini önünde kavuşturmuş bir şekilde bekliyordu. Müdür beni gördüğün de ayağa kalkarak yanıma geldi ve elimi sıktı. O an odadaki herkesin dikkati benim üzerime kesilmişti.
“Hoş geldiniz Âsu Hanım. Umarım yolculuğunuz rahat geçmiştir. Ben akademinin müdürü Kemal Almin.”
Derin bir nefes aldıktan sonra demin gördüğüm çocuk gibi iki elimi önümde kavuşturarak “Hoş buldum müdürüm. Ben Âsu Hara. Tanıştığımıza memnun oldum. Akademiniz de eğitim göreceğim için mutluluk ve gurur duyuyorum. Umarım bu üç ay da hiçbir hata yapmam ve değerli hocalarımızın gözünden düşmem.”, dedim.
Diğer hocalar da odağını bana çevirdiğin de kısa ve tombul olan bir kadın hoca söze girdi. “Sevgili Âsu, ben senin şan öğretmeninim. Adım Sakine Gökren. Ayrıca gözümüzden düşmeyeceğine sayın müdürüm ve sayın hocalarımızla hem fikiriz. Zaten derslerin işleyişini öğrenene ve akademinin çevresine alışana kadar dinlenebilirsin. Ayrıca ses alanında eğitim veren tüm hocalar seninle özel olarak görüşecek. Bölümümüzün başkanı da sana akademiyi tanıtacak ve sen buraya alışana kadar yanında duracak. Umarım senin için her şey güzel olur.”
Şan hocası sözünü bitirdiğinde diğer hocalar tek tek elimi sıkıp birkaç cümleyle kendilerini tanıttılar. Tanışma faslı bittiğinde bölüm başkanı dedikleri çocuk bana kapıyı işaret ederek “Hocalarla tanışma faslın bittiğine göre sana akademiyi gezdirmeye başlayabilirim.”, dedi.
Bir şey demeden açtığı kapıdan teşekkür ederek geçtim ve “Bana şu an sadece yatakhaneleri gezdirsen olmaz mı?”, dedim. “Cidden şu an gezmeye değil uykuya ihtiyacım var.”
Çocuk yüzüne hafif bir tebessüm ekleyerek “Hay hay, siz nasıl isterseniz.”, dedi ve yürümeye başladı. Ona yetişemediğimi fark ettiğinde biraz yavaşladı ve “Akademimiz ve insanları çok güzeldir. Bu arada ben Deniz. Resmiyete girmem gerekiyor mu bilmiyorum fakat öyle olması gerekiyorsa Deniz Parsoy. Buranın köklü öğrencilerinden biriyim. Yaklaşık on yıldır burada eğitim alıyorum. Fazla bir yeteneğim yok, sesim de o kadar iyi değil fakat her enstrümanı çalabiliyorum.”, dedi.
“Cidden hepsini çalabiliyor musun?”, dedim olduğumuz yerde durarak. Çocuk yeşil gözlerini benimkilere sabitledikten sonra kafasını hafifçe bana yaklaştırıp “İlk duyduğunda herkes şaşırıyor ama öyle.”, dedi. Bu kadar uzun süre göz temasına alışık olmadığımdan kafamı sallayıp geçiştirdim ve “Şey, şaşırdığımdan değil de… Odam nerede acaba?”, dedim
Göz temasını kesmeden bana doğru bir adım attı. Kafasını iyice eğdikten sonra gözleriyle arkamızdaki kapıyı işaret ederek “Odan burası. Acil bir şey olduğun da bana haber verirsin.”, dedi ki ben hala demin ki göz temasının ve yakınlaşmanın etkisinden çıkamamıştım. Bu yüzden Deniz iki adım geriye çekildiğinde sadece kendimin duyduğunu düşündüğüm bir şekilde “Aslında bu kadar aksiyona gerek yoktu da neyse.”, dedim.
“Efendim bir şey mi dedin?”, deyip gözlerini yine benimkilere diktiğindeyse bu göz temasının devam etmesi durumunda mevta olacağım sonucuna vardığımdan “Ha, şey… Rica ederim dedim. Bu arada iyi geceler, görüşmek üzere. Yani benimle görüşmeyi istersen tabi.”, deyip parlak yeşil gözleriyle bana anlamsız bakışlar atan Deniz’e karşı fazla saçmalamadan hızlıca odama girdim.
Kapıyı arkamdan kapattığımda parmak uçlarımdan başlayıp tüm vücuduma yayılan o utanç duygusunu iliklerimde hissettim. Yüzümün kızardığına emindim fakat telefonumu çantamdan almaya üşeniyordum. Birkaç dakika olduğum yerde hayatı sorguladıktan sonra odama şöyle genişçe baktım. Yani odam olduğunu zannediyordum. Ve görülene bakılırsa bir oda arkadaşım vardı. Odanın sol tarafına oda arkadaşımın yatağı ve masası, sağ tarafınaysa benim yatağım ve masam konulmuştu. Ayrıca odanın ilerisinde büyükçe bir cam ve avangart bir oturma grubu bulunuyordu. Odanın her detayı altınla kaplanmak için düşünülmüştü. Duvarda işlemeler pencerelerde kadifeden fonlar ve parıldayan perdeler bulunuyordu. Şahsen sadece perdeler bile bir sultanın dairesindeymiş gibi hissettirmeye yetiyordu. Ayrıca bir banyosu ve giyinme odası da vardı.
Kısacası oda komple altın döşenecekmiş de oda arkadaşım buna karşı çıkmış gibi duruyordu. Çünkü duvardaki posterleri ve dolabında ki elbiseleri tam bu tasarımın zıttıydı. Odaya iyice baktığımdan emin olduktan sonra elbiselerimi yerleştirmeye başladım. Önce uyumayı düşünmedim değil. Fakat oda arkadaşımın düzen ve tertibini görünce dağınıklıktan hoşlanmayacağını düşünüp eşyalarımı yerleştirmeye başladım.
Tüm işlerimi bitirip valizimi bana ayrılan dolabın üstüne koymaya çalışırken kapım çalındı. Görevlilerden biri olduğunu düşünüp girebilirsiniz kapı açık dedim.
“Ooooo, bu kadar çabuk yerleşeceğini düşünmemiştim.”
Sesin kaynağına kafamı çevirdiğim de girenin Yağız olduğunu fark ettim ve bu şoktan sonra dengemi sağlayamayıp yere kapaklandım. Sakin ama seri adımlarla yanıma gelip elini uzattı ve “İyi misin?”, dedi. Elini itip ayağa kalktığımdaysa “Bu kadar heyecanlanmana gerek yoktu, Âsu’cum. Ne o sürprizimi beğendin mi?” , dedi.
Ona cevap vermeden odamdan çık dedim. Kapıya doğru ilerlerken bana dönüp “Ağrı kesici bantlar işine yarayabilir.”, dedi ve odadan çıktı. O odadan çıkarken sırtımdaki acıyı fark ettim. Sanırım bu sefer gerçekten iyi bir uykuyu hak ediyorum.















