Ben Asu.
Evet, öyle dümdüz Asu…
Hayatta pek bir başarısı olmayan Asu…
Çoğu şey de kendisini hep geri plana atmış Asu…
Bu sefer bir şeyleri değiştirebilmek isteyen Asu…
Bir şeyleri değiştirirken kendisine önem vermek isteyen Asu…
Hayallerini -hani şu siyah poşete koyduklarım- gerçekleştirmek isteyen Asu…
“Ya ben Asu’yum Asu. Bırakın gideyim şu akademiye. Hem beni beğenecekleri ne malum? Belki ilk haftadan atılacağım. Belki… Belki de bitiriş konserinde başarısız olacağım. Ne fark eder? Bırakın deneyeyim, bir şeylerden pişman olmadan yaşamımı sürdüreyim. Üniversiteye de geçtim. Artık bunları ikinci plana atmamın ne faydası olacak bana? Hadi! Söyleyin sesimi, hayallerimi, kendimi neden artık ikinci plana atayım?”
Evet, evden kovulmadan önce söylediğim son sözler bunlardı. Gerçi ben buna kovulmak demezdim. Hatta ne kovulması be! Kendim çıktım o evden. Hem de sırtıma bir ceket bile geçirmeden. Tabi akademiye giriş sınavına nasıl gizli gizli hazırlanıp girdiysem, aynı şekilde gizli gizli hazırladığım valizimi arkadaşıma bıraktığımı saymazsak.
Hem beni suçlamayın. Biliyorum, burada asi bir kız gibi duruyorum. Fakat insan ailesini tanımaz mı Karşim? Şahsı zururiyetime -böyle bir şeydi sanırım- dayanaraktan ben gayet iyi tanıyorum ailemi. Benimkilerin izin vermeyeceği vs. hepsi benim A planımda yer alıyordu zaten. Ayrıca hayallerime destek olmamaları onların suçunu on yıl daha arttırıyor bence.
Bu arada ceket konusuna tekrar gelecek olursak eksi kırk derecede - ben biraz üşütmüşüm yoksa hava soğuk değil- yapılacak en mantıklı hareketimin bu olduğunu söyleyebilirim. Tabi Aslı’cığımın evine donmadan varabilirsem. Neyse şükürler olsun ki şu köşeyi de dönünce onun evine varıyorum.












