Çok uzak yerlerde yemyeşil ağaçların,rengarenk çiçeklerin ve bereketli toprakların olduğu bir Krallık.İnsanlar huzurlu ve adaletli bir yönetim altında yaşamlarını sürdürüyorlardı.Kral Harold ve Kraliçe Gale'nin yönettiği bu krallığın bekleyeceği daha çok şey vardı.Kral Harold ve Gale'nin hiç çocukları olmamıştı.Gale ilk hamileliğinde yaşadığı bir kaza yüzünden düşüş yapmıştı.O günden bu yana tekrar hamile olmaktan korktu.Kral Harold eşini hep cesaretlendirdi.Aradan baya bir süreç geçti ve Gale Millie'ye hamile kaldı.Gayet sıradan bir hamilelik süreci geçirdi ve normal bir şekilde Millie Dünya'ya geldi.İnsanlar çok sevindi,meydanlarla eğlenceler düzenlendi ve herkes bu mutluluğu birlikte paylaştı.Ordaki insanlar Millie'ye normal bir kız çocuğu gözüyle bakıyorlardı ancak Harold ve Gale'nin şüpheleri vardı.Millie daha 5 yaşındayken sürekli camdan dışarı bakıp nöbet tutan askerleri izliyor veya onlarla denk geldiğinde sohbet ediyor ve onların keskin ve delici aletlerine büyük merak salıyordu.Gale kızının böyle şeyleri daha küçük yaştayken meraklanmasına tedirgin oluyordu.Onun diğer kızlar gibi cici ve şirin olmasını istiyordu.Ona dans eğitimleri aldırıyordu,nasıl oturulup kalkması gerektiğini söylüyordu ancak Millie o zamandan beri bunlarla hiç ilgilenmedi.Daha doğrusu ilgisini çekmiyordu.Harold durumu fark ediyordu ancak Millie'nin büyüdüğü zaman bu şeyleri çok umursamayacağını düşünüyordu.Millie bazen eğitimlerden kaçıp askerlerin antremanlarını izlerdi.Zaman geçti ve Millie 12 yaşına geldi.Harold ve Gale bir geziye çıkmışlardı ve akşama doğru saraya varmış olacaklardı.Millie Saray bahçesinde geziyordu ve bir askere rastladı ve onu yanına çağırdı;
Millie:Hey Asker!
Adam Prensesin onu çağırdığını duyunca hemen hızlı adımlarla Millie'ye yöneldi ve önüne gelince kafasını yere eğdi;
Asker:Günaydınlar Bayan Millie size nasıl yardımcı olabilirim?
Millie:Şeyy aslında bana böyle ''Bayan'' kelimesini kullanmasan çok hoşuma gitmiyor direk ismimle seslen bana.
Asker Oğlan bunları duyunca çok şaşırdı ve kafasını kaldırdı Millie'de aynı şekilde ona bakarak gülümsedi.
Millie:Aslında öylesine sohbet etmek istemiştim seninle..Yani bir askerle
Asker:Bayan- Ahh kusura bakma Millie anlıyorum seni peki benimle ne konuşmak istiyorsun?
Millie:Bana kendimi korumayı,dövüşmeyi ve birçok şeyi öğretmeni istiyorum.
Asker bunları duyunca çok şaşırdı ve biraz sert bir ifadeyle;
Asker:Kralın bundan hoşlanacağını sanmıyorum Millie.Kızı olarak sana pek birşey demez belki ama benim işim sıkıntıya girer,risk almamalıyım
Millie bunları duyunca biraz gerildi ve biran duraksadı;
Millie:Babamın haberi olmaz merak etme hem senin karşında duran bu kız Kralın kızı.Hem babam konu ben olunca beni daha çok önemsiyor yani gerilmene gerek yok.
Asker:Hala emin değilim ama elimden geleni yapabilirim Millie.
Millie:Teşekkür ederim çok iyi oldu bu iş.Bu arada adın neydi?
Asker:Mark
Millie:Memnun oldum Mark
Mark samimi bir tebessümle kafasını hafifçe eğdi.Millie ise sabırsızlanıyordu o gün Millie ve Mark isimli asker Harold ve Gale Saraya dönene kadar baya yoruldular.Mark Millie'ye bir çok askerlik detayından,kendisini nasıl koruyabileceğinden ve bir çok şeyden bahsetti.Millie ise odak noktasını Mark'a kitleyip onun anlattıklarını bir bir dinledi.Mark ona basit savunma ve saldırma hareketlerini gösterdi.Millie biraz da olsa yeni şeyleri öğrenmiş oldu ve hemen ayak uydurabildi.Hava kararmaya başladığında Millie Mark'ın yanından ayrılıp odasına döndü.Harold ve Gale gelene kadar öğrendiği şeyleri tekrar tekrar odasında denedi ve Mark'In ona anlattığı şeyleri kafasından sürekli tekrar etti ve en sonunda o da yorgun olmasının etkisiyle yatağın üzerinde uyuya kaldı.Millie uyurken Harold ve Gale saraya dönmüşlerdi.Harold yardımcılarıyla konuşuyordu,Gale ise akşam yemeği konusunda hizmetçilere bir takım şeyler söylüyordu.
Harold:Tim bütün işler yolunda demek.Bunu duymak gerçekten güzel.Bu arada Millie nerde?
Tim Harold'un en sadık yardımcısı sayılırdı.Harold sarayda yokken Tim önemli işlerle ilgilenirdi.
Tim:Efendim Millie'yi en son sabah saray bahçesinde görmüştüm.Saat geç olduğu için büyük ihtimalle odasındadır.
Gale:Harold ikimiz gidip Millie'ye bakalım mı? Sonuçta tüm gün yoktuk ben de kızımı özledim.
Harold:Peki Hayatım nasıl istersen.
Tim:Bay Harold ben de izninizi isteyeyim.
Harold başını olumla anlamda salladı.Gale ve Harold merdivenlerden yukarı çıkmaya başladılar ve bir yandan da konuşuyorlardı
Gale:Biricik Millie'm kim bilir bugün biz yokken gününü nasıl geçirdi?
Harold:Canım Millie küçük çocuk değil bu kadar üstüne düşünmeyi bırakmalısın.
Gale:O hala benim gözümde küçük bir kız.
Harold ve Gale Millie'nin odasının önüne geldl ve yavaşça kapıyı araladılar ve sessizce içeriye girdiler.
Gale kısık bir sesle;
''Aman Tanrım Millie'nin üstü hep pislenmiş bi de kocaman kız diyorsun''
Millie o an yavaş yavaş ayıldı ve esnedi.Harold yavaşça kızının yanına yaklaştı ve baş ucuna oturdu.
Harold:Millie?
Millie babasının sesini duyunca gözlerini hafifçe araladı ve yine esnedi ve biraz doğruldu
Millie:Ne zaman geldiniz?
Gale:Kızım biz geleli çok olmadı ancak ne bu senin halin? Üstün başın hep toz.Bahçede ne yaptın da üstünü batırdın böyle!
Millie:Kendi kendime eğleniyordum ondan.
Gale:Koskocaman kızsın eğlence anlayışın bu olmamalı.
Harold:Tamam neyse ne.Millie sende üstünü değiştir ve yemek masasına gel.
Harold olduğu yerden doğrulup kapıya yönelince Gale'de onun peşinden gitti.Sevgili Harold ve Gale biricik kızlarının onlardan gizli bir şekilde askerlik eğitimi aldığını bilmiyordu.Millie bu işi o kadar kusursuz ve gizli yürüttü ki kimse şüphelenmedi bile.Günler,haftalar..Hatta aylar ve yıllar geçti ve Millie 18 yaşına geldi.Çok güzel bir genç kız olmuştu.Annesi gibi güzel ve sevimli,babası gibi adaletli ve asildi.Aslında çoğu kişinin bilmediği bir şey daha vardı.Millie artık bu topraklardan daha doğrusu 18 yıldır görüp büyüdüğü yerden sıkılmıştı.Seferlere gitmek istiyor ve yeni topraklara adım atıp macera dolu şeyler yaşamak istiyordu.Bunu Ailesiyle erken yaşlarında paylaşmadı.Çünkü o da biliyordu ki o zaman küçüktü ve kimse onu ciddiye almazdı..Ama şimdi 18 yaşında genç bir kız olmuştu ve artık o da bazı şeylere inanıyordu...