Öz`ün Okulu
Eylül Demir
Hikayen hakkında birşeyler yaz için dokun...
Ben Serephina Damiana Leks. Daha geçen haftaya kadar küçük kasabamda geçirdiğim sakin ve huzurlu günlerin sona erebileceğini öğrendikten sonra etrafta asık suratla gezip sürekli mızmızlanıyordum.
Öz'ün Okulu'ndan gelecek olan görevli büyücüler, auramın etkisini, elementimin yoğunluğunu, büyümün ve sihrimin özlerindeki saflığını ortaya çıkaran çeşitli büyü ve iksirlerle ,yani ben böyle tahmin ediyordum, ölçeceklermiş. Belirlenen alt sınırın üstünde olursa Öz'ün Okulu'na gitmeye hak kazanacaktım. Altında kalırsam, küçük kasabamın sakinliğini ve huzurunu teyzemle birlikte çıkarmaya devam edecektim.
Benim isteyip istememem önemli değilmiş; eğer güçlüysek, bunu yönetebilmeliymişiz. Bu, bizim diğerlerinden üstün ve güçlü görünebilmemizin yegâne sebebiymiş. Peki, diğer varlıklar neler mi? Vampirler, Kurtadamlar, Periler, Elfler, Deniz kızları, Sirenler ve daha fazlası.
Teyzem gitmemiş. Daha doğrusu, gitmek istemiş ama özü alt sınırın altında kalmış. Kaybettiği bu şans, ömür boyu içinde ukde olarak kalmış. Teyzem, Öz'ün Okulu'na seçilenleri çok şanslı görüyor. Farklı şanslar, deneyimler, yeni dostluklar ve arkadaşlıklar göze fazlasıyla cazip geliyor. Ama ben, teyzemi bu kasabada yalnızlığa terk etmek istemiyorum. Hem buranın sakinliğine ve huzuruna o kadar alıştım ki, oradaki kişilerin yaratacağı kaos ve derslerin yoğunluğu beni ürkütüyordu.
Tam da çıkmaza girmişken, teyzemin naif ve heyecanlı sesiyle düşüncelerime ara verdim:
— Damiana, aşağı gel. Birazdan buraya gelecekler!
Evet, teyzem haklıydı. Ama yinede bu kadar çabuk mu? Diye düşünmeden edemedim. Ben daha iç savaşımdan galip gelmemiştim. Biraz daha geç gelseler ne olurdu ki? Tüm bunları teyzemi daha fazla üzmemek için yuttum ve daha fazla gerilip kendimi hırpalamadan, teyzemi de meraklandırmadan cevap verdim:
— Tamam teyze, geliyorum.
Aşağı inen merdivenlere yönelmiştim ki, kapı çalma sesiyle irkildim. Gelmişlerdi. Pek kimse kapımızı çalmazdı; bugün sokağa çıkma yasağı da olduğuna göre onlardan başkası olamazdı. Hem meraklanıp heyecanlandım hem de gerildim. Merdivenleri bitirmemle görüş açıma girdiler. Biri kadın, diğeri erkek, iki pelerinli vardı. Benim gelmemle ilgiyle beni incelemeye başladılar.
İki pelerinli, kapının önünde dikilmiş, beni baştan aşağı süzüyorlardı. Kapalı yüzlerinden sadece keskin gözleri seçilebiliyordu, bu da ortamdaki gerginliği ikiye katlıyordu. Biri kadındı, diğeri erkek. Kadının pelerini koyu mavi, erkeğinki ise orman yeşiliydi. Teyzem hızla yanıma gelip kollarını ovuşturdu, yüzünde hem gururlu bir heyecan hem de belli belirsiz bir endişe vardı.
— Hoş geldiniz, buyurun lütfen, diye fısıldadı teyzem, sesi titriyordu.
Koyu mavi pelerinli kadın öne çıktı. Sesi buz gibi ve resmiydi.
— Biz Öz Okulu'ndan Büyücü Elara ve Büyücü Kael. Rutin değerlendirme için buradayız. Vakit kaybetmeye gerek yok.
Kael, yeşil pelerinli adam, başıyla onayladı ve elini pelerinin altından uzatarak parlak, kristal bir şişe çıkardı. Şişenin içindeki sıvı, soluk mor renkteydi ve ışığı yansıtıyordu.
— Teste hemen başlayacağız, dedi Kael. Bu, Saf Öz İksiri. Bunu içtikten sonra büyü özünüzün saflığı, yoğunluğu ve elementinizin doğası vücudunuzun yaydığı aura ile birlikte dışarı yansıyacak. Bu etki sadece on dakika sürer.
Teyzem panikle bana baktı, gözleriyle ‘Hadi yap şunu’ der gibiydi. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Yapacağım şeyi teyzemin hatırası için yapacaktım. Eğer gerçekten güçlüysem, kaçmamın bir anlamı yoktu. Belki de gitmek, teyzemin yıllardır kurduğu o gerçekleşmeyen hayali bir nebze olsun dindirebilirdi.
Uzattığı şişeyi aldım. İksir soğuktu ve elimde garip bir şekilde titriyordu. Şişenin ağzını açıp tereddüt etmeden bir dikişte bitirdim. Tadı, öğütülmüş yıldız tozu ve çiğ ot karışımı gibi, mide bulandırıcıydı ama yutkunmayı başardım.
İksirin boğazımdan aşağı inmesiyle birlikte vücudumda bir anda sıcak bir akım yayıldı. Önce parmak uçlarım, sonra göğsüm, en sonunda da alnım sızlamaya başladı. Gözlerimi açtığımda, teyzem ve iki büyücünün şaşkınlıkla bana baktığını gördüm.
Elara ve Kael, neredeyse aynı anda, pelerinlerinin altından gümüş birer levha benzeri bir aygıt çıkardılar. Bu aygıtlar üzerimdeki aurayı ölçmeye yarayan kadim cihazlar olmalıydı.
Elara'nın buz gibi sesi, bu kez şaşkınlık ve hafif bir gerginlikle doluydu:
— Bu... bu yoğunluk olağanüstü. Ölçüm cihazları kararsızlaşıyor. Kael, senin değerlerin ne gösteriyor?
Kael'in nefesi kesilmiş gibiydi. Gözleri levhadaki titreşen göstergeye kilitlenmişti.
Elara'nın yüzünde artık şaşkınlıktan çok bir hayranlık ifadesi vardı. Kael ise elindeki levhanın titrek göstergesine inanamayarak bakıyordu.
— Elementi... Ateş, dedi Kael titrek bir sesle.
— Hayır, durun... Aynı anda Toprak, Su ve Hava elementlerinin yoğunlukları da üst sınırları zorluyor. Dört elementin birden bu yoğunlukta tecelli etmesi... Bu, yüzlerce yıldır görülmemiş bir durum!
Elara, gümüş levhasındaki yazıları okurken gözleri büyüdü.
— Ve dahası var Kael. Cihaz, Işık (Lumen) ve Yaşam (Vita) özlerinin inanılmaz saflıkta olduğunu gösteriyor. Öz saflığı puanı, alt sınırı geçmek ne kelime, bizim bildiğimiz tüm kayıtları zorluyor. Bu, sadece güçlü olmak değil... Bu, doğanın kendisinin bir yansıması.
Kael, şaşkınlığını gizleyemedi.
— Ve bakın Damiana'nın aurasına! Hafif ama kararlı bir şekilde ejderha silueti titreşiyor. Bu da Ruh Hayvanı bağının ne kadar kuvvetli olduğunu gösterir.
Teyzem, söylenenleri tam anlayamamıştı ama yüzündeki gurur görülmeye değerdi. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
— Demek... Demek benim Serephinam seçildi?
Elara, saygıyla bana döndü. Artık buz gibi resmiyetinden eser yoktu; yerine hayranlık ve bir tür çekingenlik gelmişti.
— Alt sınırın çok ama çok üzerindesin, Serephina Damiana Leks. Sen sadece Öz Okulu'na seçilmedin. Sen, Okul'un en üst düzey yetenekli öğrencisi olarak kayda geçirildin. Bize sunulan protokollerin çok ötesinde bir varlıksın.
Yüzümdeki yanma geçmişti ama kalbim hızla çarpıyordu. Dört elementi, Işık ve Yaşam'ı kontrol etmek... Bu yoğunluk, kasabanın huzurunda kalma hayalimi paramparça etmişti. Güçlüydüm. Ve artık kaçacak bir yerim yoktu. Bu gücü yönetmeliydim.
Kael ciddiyetle konuştu:
— Normalde Okul'a kabul edilen öğrencilere bir hafta hazırlık süresi tanınır. Ancak senin durumun acil. Böylesine çok yönlü ve yoğun bir gücün kontrolsüz kalması risklidir. Okul, senin bu gücü en kısa sürede yönetmeye başlamanı istiyecektir. Hemen bizimle gelmelisin.
Teyzeme baktım. O an yıkılacak gibi görünüyordu ama hızla yüzüne bir gülümseme yerleştirdi, içindeki o ukdenin verdiği acıyı bir kenara bırakmış gibiydi.
— Gitmelisin Damiana. Benden çok daha fazlasına layıksın. Asla arkana bakma ve asla gücünden korkma. Bu benim hayalimdi... Şimdi sen bunu benim için, hepimiz için yaşayacaksın.
Gözlerim dolmuştu. Teyzemi o sakin, huzurlu kasabada yalnız bırakmak... Bu, kalbimi yakıyordu. Hızla ona sarıldım. O da beni sımsıkı kucakladı, kokusunu içime çektim.
— Seni çok seviyorum teyze. En kısa zamanda geri geleceğim.
— Biliyorum canım. Şimdi git. Kaderin seni bekliyor.
Hemen merdivenleri çıkarak sırt çantama birkaç eşya tıkıştırdım. Hayatımın son on dakika içerisindeki büyük ölçüdeki değişimini düşünecek halde değildim çünkü biliyordum: Düşünürsem ve sorgularsam gidemezdim. Emeği üzerimde fazlasıyla olan, hayattaki tek akrabam olan teyzemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyordum.
Hızlıca aşağıya indim teyzemin dolu gözlerini gördüm o da beni gözyaşları birer birer akmaya başladı gidip ikinci ve son kez sıkıca teyzeme sarıldım. Artık veda vaktiydi
Sırt çantamda sadece birkaç eşya vardı kalbimde ise teyzemi geride bırakmanın hüznü. Kael kapıyı açtı ve dışarıdaki sessizliğe adım attık. Hava kararmaya başlamıştı. Elara ve Kael pelerinlerinin bir kenarını tutarak beni ortaya aldılar.
— Hazır ol Damiana. Uzun bir yolculuk olacak, dedi Elara.
Kael elini havaya kaldırdı ve bir anda yerden fırtınalı bir hava akımı yükseldi. Rüzgâr etrafımızda dönmeye başladı, yaprakları ve küçük taşları havalandırdı. Sanki görünmez bir girdabın içine çekiliyorduk.
— Sıkı tutun, dedi Kael, sesi rüzgârda boğuluyordu.
Etrafımdaki dünya eriyip yok oldu. Kendimi dondurucu bir soğuk ve baş döndürücü bir hızın ortasında buldum.