İçeriğe geç

OYUNBOZAN

Bölüm 4 · 8 dk okuma

OYUNBOZAN

Bölüm 4

B

Three Days Grace – home

Günümüz..

Ayık kalmaya çalışıyordum ama nafile, bütün çabalarım boşaydı, alkol beni resmen esir alıyordu. telefonumu elime alarak Leyla hanımı aradım. Leyla hanım dedim, bana yarın Asren Kaya'nın dosyasını getirir misiniz?

. . .

Sabah ofisime gitmek için hazırlanıyordum ki telefonuma Leyla hanımdan, dosya masanızın üzerinde duruyor doktor hanım diye bir mesaj bildirimi geldi. Çantamı da alarak hızlıca evden çıktım. Yolda giderken müzik dinlemeye bayılırdım, bana bir tür terapi gibi gelirdi. Şarkı listemi karışık moda geçirerek başlattım. Ses yükseldikçe benim sesimde yükseliyordu. Dünya güzel bir yer değil, içim acı içim kederli bak yine. Benim solup giden, güzel kokan çiçeklerim var diyordu. Ne kadar da güzel bahsediyordu hiçlikten. Ofisin önüne arabamı park ettikten sonra hızlıca hareket ederek içeriye girdim. Leyla hanımdan bir kahve istedikten sonra odama geçerek masama kuruldum ve dosyayı elime aldım. Asren Kaya'nın dosyasını. Daha doğrusu Asren Kaya'nın günlüğünü.

''Çizdim kendi aklımca hayatın resmini birşey bilmezdim aslında karıştırdım tüm renkleri, hata yaptım tabi. Herkes başka bir şeyden kaçırmış kendini bazen yaşlı gözlerle kabullenmiş gerçekleri, bazen memnun gibi. Artık çok uzaklaştım en çokta kendimden evden, senden göçmen kuşlar gibi, çok geç kaldığım halde solmuş resimlerde kabullendim gerçekleri. Karıştırdım şarkı sözlerini yine aklım kim bilir nerede?

Benim aklım onda. İçimden sökülerek alınan çocuğumda ve aşkımdan ölmeme rağmen nefret ettiğim adamda. Annem beni evlendirmek istiyor onunla çünkü herşeyi öğrendi ama ben onu istemiyorum ki. Belki de o beni istemediği için istemiyorumdur yada nefretim ön planda kaldığı için ama ortada bir isteksizlik var ve büyük bir yüzdesi bana ait.''

Derin bir soluk alarak başka bir sayfa çevirdim, rastgele bir sayfa. Doktor bey emekliye ayrılmadan önce kütüphane arşivini bana teslim ederken gerçekten çok dikkatli olmam gerektiğini, çünkü çok tehlikeli insanların çok büyük ve içinden asla çıkamayacağım olaylara bulaştıkları, sırları olduğundan bahsetmişti. Merakla ismi geçmeyen bu insanların arayışındaydım fakat sadece bilgilenmekti amacım, ve merakımın altında yatan asıl şey sırlarıydı, gerçi neden bu arşiv bana emanet edilmişti henüz bunu da anlamlandıramasam da sorgulamayı tercih etmiyordum.

Bir yaz gecesi yanımda bir şişe kola ve biraz çekirdek ile baş başayım. Havaya biraz yosun karışmış biraz da toprak. Ciğerlerim havayı soludukça nefes aldığımı hiç hissedemediğim gibi hissediyorum. Arkamda, ellerimden bir çırpıda savurduğum dibine kadar dolu sırt çantam, önümde koca bir deniz. Yukarıda bana sanki göz kırpan bir hilal ay ve yanımda son ses şarkı çalan telefonum. Etrafım ise bomboş. Kaçmak, kurtulmak mıydı aslında? Bilmiyorum ama bu kadar huzur vereceğini bilmediğimden çok geç kaldığımı anlıyorum.

Başladı şarkı sözleri. Aşk yüzünden diyorlardı. 'Ben vurulduğum yerlerden yaralanmış izlerden yorgunum ezelden aşk yüzünden' diyorlardı geceyi doldururcasına. Vay be aşk, sen ne imişsin ki bu kadar şarkılar yazdılar sana. Evden kaçmak ne saçma bir fikir diye düşünürken hayattan kaçtım. Kendi hayatımdan yok oldum adeta. Yolun sonunu bilmeden bir sırt çantası ile bindim arabaya. Param vardı, evim vardı, bir işimde vardı. Yolumu çizmiştim ama kalamadım. İnsanlara daha fazla dayanamadım. Çok insan vardı hayatımda gereğinden fazlası ile fazla. Derin bir nefes çektiğim süre zarfında telefonumun yanında duran sigara paketine uzandım ve bir sigara yaktım. Çıkan duman ile gözlerimi kapattım. Nereye gidecektim bilmiyorum ama kendimi özgür sanarken bir hapishaneden farksız yaşadığımı biliyorum. telefonuma bakmak istediğim de saatin bire doğru geldiğini farkettim. Toparlanarak arabaya bindim hemen. Kapıları kilitledikten sonra biraz uyumaktan zarar gelmez diye düşündüm. Gözlerimi kapatarak uyumayı denedim. Beş dakika on dakika yarım saat derken tam tamına iki saati deviriverdim farketmeden. Uykum beni, bana gelmeyi, benimle olmayı istemiyordu sanki. Birşeyler vardı ve beni uyutmamaya yemin etmişcesine kafamdan ayrılmıyorlardı.

Vazgeçtiklerimi düşünmeye başladım bir anlığına, herşeyden vazgeçişimi düşündüm. Özgürlüğüm için kendimden vazgeçmiştim. Kim bilir belkide kendim sandığım birinden vazgeçmişimdir. Belki de bir yabancıyı yalnız bırakmışımdır. Geri vitese aldığım arabamı yavaş yavaş yola doğru sürmeye başladı. Düz yola geçince bire alarak devam ettim. Nereye gitmek istediğimi bilmiyorum. Özgür insanlar nerelere giderdi? Aşkını kaybeden bir insan nereye giderdi? Kalbini bir mezara bırakan insanlar nereye giderdi? İnsanlar bir mezara kalbini bırakırlar mıydı ki? Kaç sene oldu diye düşündüm. Kaç sene doluyordu onsuz. İnsanlar ne kadar da çabuk unutmuştu, nefret ettim tüm insanlardan. Çevremdeki herkesten nefret ettim. Ben rahat rahat gülemiyorken bile karşımda kahkaha atan insanları öldürmek istedim. Fakat öldürsem ne olacaktı, dönmeyecekti ki. Bende dönmeyecektim. Beş sene geçmiş on beş sene geçse ne olacak yirmi beş sene geçse ne olacak? ''Of yeter!'' diye mırıldandım kendi kendime. Bir yandan araba kullanırken bir diğer yandan arabaya kablo yardımı ile bağladığım telefonumdan şarkı açtım. Cevapsız sorular çalıyordu. Sustu bu gece dedi karardı yine ay dedi geriye sadece cevapsız sorular kaldı dedi Ferman Akgül acıma acı katarcasına yarama tuz basarcasına.

Şarkının değişimi ile gök gürleme sesi duymamla hafiften bir ürkmüş bulundum. Nakarata girmesi ile aynı zamanlama da feci şekilde sanki gökyüzü yarılıyor ve bulutlar kendini yırtarcasına haykırıyormuş gibi yaz mevsiminin ortasında bir yağmur başladı. Şarkıda bahsedilenler beni yıllar öncesi duyduğum bir cümleye, sanki dün yaşamışım gibi hissettiren bir anıya götürdü. ''Uyan artık Açelya o rüya çoktan bitti.'' Tek elim ile akan iki damla göz yaşımı sildim. Artık nereye gideceğimi çok iyi biliyordum.

Kafam iyice karışmaya başladı. Kurgu muydu acaba bu yazılanlar ya da yaşananlar. Bu doktor beyin bahsettiği suçlu, acaba Açelya mıydı? Hapishanede ölü bulunan sabıkalı dosyası kabarık olan ve yakalanamayan Açelya mıydı? Asren'in defterinde Açelya'nın ne işi vardı. Araba kazasının olduğu gün, tarihine baktım hemen, hatta daha doğrusu saatine. Asren'in günlüğünde kaza gününe ait bir sayfa yoktu fakat arşivde bulunan hasta mahremiyet dosyasında bir yaşantı vardı. Hemen dosyadan o sayfayı çıkararak okumaya başladım, karşılaştıracaktım. O gün Asren Kaya'nın sürdüğü arabada boynu kopan ve kanlar içinde bulunan kızı araştıracaktım.

Balkandan gelen soğuk hava dalgasında mı boğuluyorum emin değilim. Biraz sarsılmış durumda bir bünyeye sahibim çünkü şu an bir kasa birayı dertten kederden içmek yerine evleneceğim için içmiş bulunuyorum. Üstüne üstlük hiç alkol kullanmamış olan en yakın arkadaşımın akşam akşam başıma kalacağını bilmeme rağmen.

"Kanka şimdi sen evleniyorsun ya hani" onca alkole nazaran besmele çekerek döndürdüm kafamı. "Bakma öyle be neyse evleniyorsun ya işte" gülmek istesemde bozmadım kendimi "eee evleniyorum ee" baktı baktı ve sırıttı "He kesin evleniyorsun yani vallaha bravo ben gerçekten mi evleniyorsun diye hala aynı fikirde misin falan diye bir kontrol etmek istemiştim. Ama bak aşkım indir o tek kaşını yakışmıyor sana çok sıcak zaten burası bi de bakma öyle neyse ne diyordum ben şey bu damat var ya bana dediklerinde inanmamıştım ben yok dedim bizim deli evlenmez falan da dinlemediler beni evlenmiyorsun dimi aşkım"

Sakin sakin dinlerken tam kendimi tutarken sinirlerime hakim olmak için kendimi zorlarken kahkahaya boğuldum bir anda. "Manyak mısın Nur biz niye içiyoruz bu akşam? Tabiki evleniyorum ben söyledim sana bunu kimseden duymadın ki sen." Parmağını ağzıma getirerek susturdu beni bu defa. "Şştt! Duymuşum işte ya senden ne bana boş yapıyorsun şimdi." Kalk dedim gidiyoruz ve ayaklandım aniden. Tabi Nur için aynısını söyleyemeyeceğim çünkü kendisi beni tut diyemeden kayalıktan kaydı ve suyu boyladı.

"Kız Asreeen gel buraya bu su çok güzel."

"Ulan gecenin ikisinde ne suyu çıksana şurdan." Omuzlarını silkerek başladı yine "Banane banane bananeee" oturdum tekrar o çıkana kadar yaktım bir sigara ama sabırla bekliyorum tabi. Sinirlenmek istemiyorum çünkü içmişim ve sinirlenirsem bunu herhangi birisine sataşarak çıkaracağım biliyorum bu yüzden sakin ol dedim kendime. Sakin ol Asren.

"Nur hadi babana götüreceğiz arabayı çık şurdan" derken bir sigara daha yaktığımı farkettim daha doğrusu henüz yakmasam da elim çoktan pakete gitmiş ve sigarayı alarak dudaklarıma götürmüştü. Telefonun ekranına baktım ve canım arkadaşımın çalan müziği kapatmak yerine kıstığını farkettim. Boş boş baktığım birkaç saniyenin ardından sesi sonuna kadar açtım. Diyordu ki 'Sıradan geçen bir günü özelleştiren bu anı yazmak istedim.' Sancak dinlemeyeli kim bilir kaç sene olmuştur diye düşünüyorum da vay be Asren ne kadar büyümüşsün yada ne kadar küçükmüşsün sen ya.

Şarkının bitişiyle Nur'un sudan çıkışı mükemmel zamanlamaya eşdeğer olsa da arabayı ona kullandıramayacağım için ilk otomatik vites araba yolculuğuma hazırlanıyorum. Nur'un emniyet kemerini bağladım ve yerime geçtim. Allahıma şükür bu akşam bizde kalacaktı yoksa ailesine durumu izah etmem imkansız bir vaziyet. Bir yandan bangır bangır şarkı açmış araba da söylüyor bir yandan Asren yavaş laan diyerekten bana sövüyor olsa bile bana söylentisi şarkının cümlelerini bildiği saniyeye kadar sürüyordu. Ben ise camları açmış esen rüzgarla şarkıya göre hız yapıyorum.

"Ama bak sen seviliyorsun, bense bekliyoruuumm." ve başladık bağırmaya ama bu defa beraber. "Elinden geliyorsaaa azcık sevsene beniii içinden geliyorsaaa tutup öpsene benniiii.." ve Nur'un arabadan inişi benim arabayı parkedişim ardından koşarak eve gidişimizin ardından tam kapının şifresini yazıp içeri giriyordum ki ergen alkolik arkadaşım beni rezil etmekten asla gocunmayarak emin adımlarla yolun ortasına ilerledi. "Madem sonumuz morg, herkese benden tuborg ustaa.. hadii bakiiim." diyerek mahalleyi inletircesine bağırdı ardından koşarak apartmana girip saklandı. Ben buna nasıl kızayım ki şimdi. Gece saat üç civarı dışarıya çıktığımda Nur'un da peşimden beni takip ettiğini farkettim. Arabaya biner binmez peşim sıra o da bindi arabaya ve sonra bir ışık, yolda giderken bir araba tam üstümüze geliyordu, ne olduğunu bile anlamadan kapı açıldı ve Nur kayboldu. Sonra o kokuyu aldım, kan kokusunu. Arabanın arkasında, yerde yatan Nur'u gördüm ve koşarak dehşet bir hızla uzaklaşan onu, kızıl şeytanı. Sokak lambası saçlarını ele vermişti, fakat Nur kurtulamadı, boynundan darbe almıştı ve artık kafası vücuduna bağlı değildi.

Artık şüphelerimde haklı çıkmaya başladığımı farkettim fakat emin olduğum bir konu yoktu, daha fazla kaldıramazdım bu yüzden okumayı bıraktım, ama sadece şu anlık. Bir kişi daha vardı aklımda fakat arşivde dosyasını bulabilir miydim bilmiyorum. Aklımdaki tek bir fikir vardı, kitap. Açelya'nın yazdığı çok satan bir kitap. Vakti zamanında yazdığı bir otobiyografi. Çok eski fakat benim için bulması asla zor değil.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.