VİRA
Bugün yıllar sonra yeni bir göreve gidecektim. Görevim ise gideceğim gruptaki herkesi öldürüp TUTUNAMAYANLAR'I dağıtmaktı.
Odada hazırlanırken kapı açıldı. Ejderi gördüm.
"Hazırlanıyor musun Vira?" Dedi bana doğru yürüyerek.
"Evet. Kıyafetlerimi topluyorum. Birazdan gelirim." Dedim.
"Tamam. Çok geç kalma. Bu görev önemli. Onları öldürmeden gelme." Dedi ve çıktı odadan.
Tüm kıyafetleri koyarken gardıropta bana annemden kalan yadigarı buldum.
Yeşil renkli bir zümrütü olan yüzük.
Ejder bu yüzüğü atmamı söylemişti. Ben ise atamadım. Bu yüzük benim için bir şanstı.
Çok zaman geçmeden yüzüğü alıp parmağıma taktım. Onu Ejder'den gizleyecektim.
Bavulumu alıp merdivenlere doğru yöneldim.
Ejder kapıda beni bekliyordu. Merdivenlerden inerken beni süzdü.
Altıma siyah bir tayt ve üstüme de vücudumu öne çıkartacak dar kırmızı bir kazak giymiştim.
Ejder beni iyice süzdükten sonra hazırlattığı arabaya doğru yöneltti.
Arabanın arka koltuğuna yerleştiğimde araba çalışmıştı.
Ejder ise arabanın dışından bana doğru birkaç adım atıp karşımda durdu.
"Ya onları öldürürsün Ya da sen ölürsün."
Dedi ve arkasını dönerek uzaklaştı.
Evet. Ejder bunu yapardı. Beni o eĝitti ve bu normal bir eğitim değildi. Söylediği şeyleri yapamazsam bacaklarıma kurşun sıkardı ben küçükken. Tabi büyüdükçe cezalar da büyümeye başlamıştı. Ben öksüz büyüdüm. Babam itin tekiydi. Sürekli içip annemi döverdi. Annem ise ben 5 yaşındayken vefat etti. Babam o günden beri bir daha da ortaya çıkmadı.
YIL 2005
Annem öleli 6 gün olmuştu. Babam ise ortalarda yoktu.
Çıplak ayağımla dışarı yiyecek bişeyler bulmak için çıkmıştım.
Kaldırımda yürürken yanımda siyah bir araba durdu. Ellerimi açık saçlarıma geçirdim ve okşadım.
Arabadan bir amca indi ve yanıma geldi.
Simsiyah giyiniyordu. Korkuyordum.
Yanıma gelip bir dizinin üzerine çöktü ve benimle aynı boya geldi.
"Merhaba küçük. Adın ne bakalım?" Dedi.
Ben ise korktuğum için hiç birşey demedim.
Elini kaldırıp saçlarıma götürdü ve okşadı.
"Benden korkma. Ben Ejder." Dedi ve elini uzattı.
En son annem sevmişti saçlarımı.
"Bende Vira." Dedim çekingen bir şekilde.
"Hmm. Çok güzel bir ismin varmış Vira."
Yüzümde tebessüm oluştu.
Üstüme başıma baktıktan sonra ellerini koluma koydu.
"Annen nerde Vira?" Dedi.
"Annem yok benim. Öldü o. O şuan beni izliyor gökyüzünden. Çünkü melekler uçar."
"Aç mısın Vira?" Dedi.
"Biraz açım galiba." Dedim çekinmeden.
" İyi bakalım. Gel seni çok büyük bir yere götüreceğim. Orada bir sürü şekerler var."
Dedi.
Ben ise hiç itiraz etmeden bindim arabaya.
----
Birkaç saat sonra bir yere gelmiştik.
Büyük bir ev.
Ejder amca elimden tutarak beni o eve götürdü.
Kapıyı bir kadın açmıştı.
Hizmetçisi olmalıydı.
Ayakkabılarımı çıkarmak için eğildim fakat Ejder amca beni durdurdu.
"Hayır hayır. Gerek yok ayakkabılarını çıkartmana." Dedi.
Yavaş adımlarla içeriye doğru yöneldim.
Ejder amca hemen peşimden geldi ve masaya oturmam gerektiğini söyledi.
İkiletmeden masaya geçtim.
"Vira'cığım, abla sana yemek hazırlıyor. Bir sürü şeker ve çikolata getirecek. Birazcık beklemen lazım ama." Dedi.
"Tamam Ejder amca." Dedim.
Birkaç dakika sonra abla önüme bir tepsi koydu. Önümde gördüğüm şeylerle bozguna uğramıştım.
Tepside çikolata ve şeker yok, sadece 1 bardak meyve suyu vardı.
"Ama bu ne? Ejder amca şeker ve çikolata yiyeceğimi söylemişti." Dedim hayal kırıklığıyla.
Abla çok geçmeden gitti ve Ejder amca geldi.
"Vira'cığım önce meyve suyunu iç. Çikolata kalmamış evde. Birazdan gelicek." Dedi.
Bu benim için inandırıcıydı.
Kafamı olumlu anlamda sallayıp bardağı elime aldım. Bardaktaki meyve suyu bitene kadar içtim.
Ama birşeyler ters gidiyordu. Başım dönmeye başlamıştı.
Ejder amca hızla yerinden kalkarak kulağıma bişeyler fısıldadı;
"Merak etme Vira. Uyandığında seni çok güzel çikolatalar bekliyor olacak. Ama sana vereceğim görevleri doğru bir şekilde yerine getirirsen yersin. Getiremezsen cezalarla yüzleşeceksin." Dedi korkunç bir tınıyla.
Ellerim karıncalanıyordu. Ve galiba uykuya dalıyordum.
İşte hayatımın hatasını da o arabaya binmekle yapmıştım.
GÜNÜMÜZ
Yaklaşık 6 saatlik bir yolculuktu.
Şehre yeni gelmiştim. Arabadan inip bavullarımı aldım ve tesise kadar yürüdüm.
İçeride bir adam vardı.
TUTUNAMAYANLAR'ın babası Erdal.
Aslında babası denmez. Ama gruptaki tüm üyeler öksüzmüş. Ve Erdal onları bir araya getirmiş.
Kapıyı tıklatıp içeriye girdim.
Adam beni görür görmez hemen ayağa kalktı.
"Hoşgeldin." Dedi elini uzatarak.
Erdal beni Ejder'in gönderdiğini bilmiyordu. Bildiği tek şey, benim de öksüz olup bir yetimhaneden buraya geldiğimdi.
Elimi uzatıp sıktım elini.
"Hoşbuldum. Erdal bey olmalısınız." Dedim.
"Evet. Birazdan grubun üyeleriyle tanışacaksın." Dedi.
Bişey demeden masanın karşısındaki koltuğa oturdum.
Erdal ise karşıma geçti.
"Yetimhane müdürü böyle güzel bir hanım efendinin geleceğini söylememişti."
Dedi.
Hafif gülümsedim.
Aslında ilk hedefim Erdal'dı. İlk onu öldürecektim. Ama daha hiç birini tanımadığım için plan şimdilik cepte kaldı.
"Teşekkür ederim Erdal bey." Dedim.
Gülümsedi.
1-2 dakika sonra kapı tıklatıldı. Kurbanlarım gelmiş olmalıydı.
Aslında daha ònce kimseyi öldürmemiştim. Ama bir kaç çatışmada yer almıştım ve eğitilmiştim.
Kapı açıldı. Fakat tek bir kişi vardı.
İçeri girer girmez göz göze geldik.
Yakışıklı bir beyefendi galiba kalbimi fethetmişti.
"Hoşgeldin evladım." Dedi Erdal.
Kapıdaki beyefendi içeri girdi ve Erdal'a ters ters baktı.
"Bana evladım deme diye kaç kere söyledim ben sana." Dedi yarım bağırarak.
Erdal önce bana baktı ve tekrardan bakışlarını o beyefendiye çevirdi.
"Tamam Atlas biliyorum. Bidaha demem."
Demek Atlas o gönlümü fetheden beyefendiydi.
Erdal eliyle beni gösterdi.
"Aranıza katılacak olan o arkadaş bu." Dedi Erdal.
Ayağa kalkıp elimi uzattım Atlas'a.
"Vira." Dedim.
"Atlas." Dedi elimi sıkarken.
Teni yumuşacıktı.
Elini ayırıp gözlerime odaklandı.
Ardından Erdal'a baktı.
"İşiniz bittiyse Vira'yı diğer üyelerle tanıştırayım." Dedi Atlas.
"Tamam Atlas. Sen Vera'yı götür." Dedi.
"Vira." Dedim üstüne baskılayarak.
Erdal bana baktı.
"Anlamadım?" Dedi Erdal.
"Adım vera değil Vira."
"Çok değişik ismin var Vira. Kim koyduysa." Dedi.
Kim koyduysa...
Annem koymuştu adımı. Ve Erdal'ın bu dediği hiç hoşuma gitmemişti. Kafamı ona bir anda çevirip ters ters baktım.
Ardından Atlas kapıya doğru yöneldi.
"E hadi. Gitmiyor muyuz?" Dedi Atlas kapıda beni beklerken.
Kafamı olumlu anlamda salladım.
Kapıdan dışarıya çıkarken beni sürekli incelemişti.
Dışarı çıkmıştık.
"Yürümek mi istersin yoksa motorla mı gidelim?" Dedi bana bakarak.
"Yürüsem daha iyi olur." Dedim.
"İyi ozaman. Beraber yürüyelim." Dedi.
Hayır yani benim kurbanım niye bu kadar yakışıklı ki...
Ben kıyamam ona.
Gülümsedim. Fakat gözüm elimdeki yüzüğe kaydığında gülümsemem söndü.
"Vira." Dedi Atlas.
"Efendim?"
"Güzel isim. Annen koydu değil mi?" Dedi.
Kafamı önüme eğdim. Onun gözlerini üstümde hissediyordum.
Bişey demedim. Sadece yürüdüm.
"Annene büyük bir zaafın var. Bunu Erdal'a belli etme. O insanların zaafıyla oynamayı sever."
Atlas'ın bu söyledikleriyle ona döndüm.
"Nasıl yani?" Dedim.
"Boşver. İleride anlarsın." Dedi.
Israr etmedim.
Hiç konuşmadan yürüdük.
Az yürüdükten sonra sessizliği o bozdu.
"Bana yeni bir üyenin geleceğini söylemişlerdi. Ama böylesini beklemiyordum." Dedi.
Bu beni güldürmüştü.
"Nasıl yani?" Dedim.
"Ne bileyim. Sen dayanıklısın. Güçlü bir kıza benziyorsun." Dedi.
"Bir kitabı kapağına göre yargılama derim." Dedim.
Güldü. Onun o gülüşünü izlemek aşırı zevkliydi.
"Niye içindeki çocuğu çok mu incittiler?"
Dedi merakla.
"İncitmek demeyelim de. Ezdiler." Dedim.
"Senin adını kim koydu Atlas?"
"Babam." Dedi derin bir nefes alarak.
"Baban var yani?"
"Vardı."
"Peki şimdi nerde?" Dedim .
Fakat o susmayı tercih etti.
Aradan 1-2 saat geçti ve bir evin önünde durduk.
Erdal zengin biriydi. Ama bu ev...
Büyüktü, ahşaptı ama hiç renkli değildi.
Zenginlik bir insanın renkli olması değilmiydi?
Evi dışarıdan izledikten sonra kapıya yöneldik.
Kapıyı güzel bir kız açtı. Sarı saçları, yeşil gözleri, mükemmel bir vücudu ve sıcak kanlılığı ile tüm ilgileri kendi üzerine toplayacak kadar güzeldi.
Gülümseyerek kapının önünden çekildi.
İçeriden nefis kokular geliyordu.
Ve tabi bağırış sesleri.
"Hoşgeldiniz. Ben Lalin." Dedi sevecen bir şekilde.
Ona gülümsedim.
"Merhaba. Ben Vira." Dedim ve içeri geçtik.
İçerideki manzara karşısında şok olmuştum.
Masadaki nefis yemekler, çatal kaşık sesi ve bağıran iki erkek gördüm. Ve biri daha vardı. O çok sessizdi. Bir köşede oturmuş bişeyler düşünüyordu.
O kavga edenler Yağız ve Barın olmalıydı.
Buraya gelmeden dosyalarına bakmıştım.
Bir konu hakkında derin bir tartışmaya girmişlerdi.
"Hayır. Kesinlikle kız. Erkek niye alsınlar oğlum. Erkekse zaten öldürürüm ben onu."
"Hayır. Erkek. Bak görürsün."
Konu benim cinsiyetimdi galiba.
İkiside bizi görünce donup kaldılar.
"Kızmış..." Dedi benim erkek olduğumu düşünen şahıs.
"Merhaba ben Vira." Dedim çekinerek.
"Ben Yağız." Dedi beni erkek olarak tahmin eden kişi.
"Barın bende" Dedi cinsiyetimi doğru bilen kişi.
Merdivenlerden bir kız indi.
"Merhaba Vira. Ben Talya." Dedi gülümseyerek.
Kafamı sallayarak selam verdim.
Gözüm o sakin çocuğa takıldı. O da Aren olmalıydı. Sesiz ve sakin. Derin düşüncelere dalmış ve bizim geldiğimizden bile haberi yoktu.
Atlas kolumu dürterek O sessiz çocuğu gösterdi.
"O Aren. Hep böyle. Sürekli sessizdir." Dedi.
Herkes sofraya oturdu. Aren ise hâlâ koltuktaydı.
Talya, Aren'e seslendi.
"Aren, hadi sofraya." Dedi Talya.
Aren ilk defa kafasını bana çevirdi. Sofraya geldi.
"Hoşgeldin. Vira olmalısın." Dedi.
"Evet." Dedim.
Tam karşıma oturdu.
Önce etrafına baktı. Ardından yemeğini yemeye başladı.


(Oturma düzeni)