"8 Temmuz 2021 çarşamba saat 7 FreeTV'desiniz ben, Arya Clark. Sayın seyirciler Amerika'nın ücra sokaklarında yeniden acımasızca işlenen bir kadın cinayeti haberi var."
Elevon gözlerini sıkıca yumdu ve disiplinli bir hayata sahip olup koltukta uyuklama işini bırakamayışına hayret etti. Gözlerini aralarken açık kalan televizyonun sesi uğultulu gelsede akıcı bir şekilde konuşan spikerin dediklerini idrak etmeye başlamıştı.
Üzerine bir battaniye bile almadan uyuduğu için üşüyen bedeninden bir serinlik dalgası geçti ve ürpermesine neden oldu. Kendine geldiğinde doğrulup kısa kollu tişörtünün açıkta bıraktığı kollarını sıvazladı.
Koyu gri koltuğun önünde duran siyah sehpaya uzanıp kumandayı aldı ve televizyona doğrultup işaret parmağıyla kırmızı tuşa bastı. Tüm hayatı bu vakaların içinde olmakla geçtiği için bir başkasından duymaktan hoşlanmazdı bu yüzden oluşan sessizliğe minnet duydu.
Derin bir nefes alıp koltuktan kalktığında telefonu da eşofmanının cebinde ağırlık yapıyordu.
Elevon lavaboda aynanın karşısına geçtiğinde yüzünde ilk göze çarpan ayrıntıya,gözlerini çevreleyen hafif morluğa baktı. Açık renkli teninde alışık olmadığı bu görüntü ona iki hafta önce gelen terfinin getirisiydi. Bir polis memuruyken başarısını saklamamış ve komiser olmayı haketmişti.
Yeni uyandığı için morluğa ek puslu bir grilik hakimdi göz çehresinde. Her sabah olduğu gibi kendini incelemeyi kısa kesip önce yüzünü sonra da dişlerini temizledi.
Aceleci olmayan adımları siyah dizaynlı yatak odasına girdiğinde derli toplu oluşunun verdiği huzuru hisetti. Annesinin ona öğrettiği gibi olması da onu tatmin ediyordu. Kıyafet dolabının kapağını açtığında hem ciddi hem rahat bir şeyler aramıştı.
Bundan tam iki hafta önce atandığı komiserlik her sabah bu düşünceyi getiriyordu aklına. Neyse ki en başından beri dizginleri tuttuğu hayatında değiştirmesi gereken bir düzen olmamıştı.
Basit siyah kot pantolonun üzerine kumaşı efil efil olan aynı renk bir gömlek giydi. Ciddiyet ve rahatlığın yanında yaşına uygun giyinmeye özen gösteren biriydi Elevon. Ne de olsa yalnızca yirmi beş yaşındaydı. Elleri kumral kafasına daldığında yumuşak saç tellerine şekil verdi. Annesinin her zaman özenle yıkadığı ama hiç okşayamadığı saçlarını seviyordu.
Elevon uyandıktan sonra yaklaşık yarım saat içinde hazırlanmıştı. Kahvaltı niyetine de ağzına attığı bademleri çiğnerken evinin önünde park halinde olan arabasına bindi.
Manchester şehir merkezi güneyinde bulunan Hulme semtinde oturuyordu. Kendi gibi sessiz ve düzenli bir hayat yaşamak isteyenler için oldukça maküldü. Gece kulüplerine ve sürekli gürültücü öğrencilerin dolup taşırdığı mekanlardan uzaktı. En önemlisi de ana merkez binasına yakın olmasıydı.
Her sabah olduğu gibi 7.50'de birlik binasının önünde,siyah fiat punto arabsını açık otoparka park ediyordu.
İkinci kattaki odasına ulaşmaya çalışırken bir kaç kişinin selam ve günaydınlarına mecburen karşılık vermişti. Aslına bakarsanız Elevon konuşmayı değil düşünmeyi daha çok seviyordu.
Üstünde koyu harflerle ELEVON COLE yazan kilitli odanın anahtarını,araba anahtarının da takılı olduğu demir halkanın arasından bulup deliğe taktı.Bu odadan içeriye ilk girdiğinde basit bir masa ve köşede duran tek kapaklı uzun bir giysi dolabı karşılamıştı onu.
Küçük odanın bu kadar basit olması bazen düşünmesine bile engel oluyordu. Her ne kadar iki haftadır burda olsa da bu süre içinde başına geçtiği 1 yıllık bir davayı dikkati sayesinde çözmüş ve davanın suçlusunu müebbete yollamıştı.
Gözleri masanın arkasındaki duvara kaydı. Zaman zaman çizidiği kelebek figürlerini bu duvara asıyordu ve epey birikmiş olan çizimler nerdeyse duvarı kaplamaya başlamıştı.
Koltuğuna geçerken mesaisinin yine susmayan telefonlar,imzası bitmeyen belgeler ve bir kaç sorguyla belki de olay yeri ziyaretleriyle biteceğini düşündü.
Kapı tıklatıldığında ve kendisi bir tepki vermeden açıldığında içeri Dave'in girdiğini anladı. Elindeki kahvelerle masanın önünde kalan deri sandalyelerden birine oturdu. Neşeli yüzü kahveleri masaya koyarken buruşmuştu.
"Sıcakmış." Elevon kaşlarını kaldırıp güldü.
"Girebilirsin Dave. Hatta buyur otur." Hiç çekinmeden sergilediği tavırların üzerine kahkahası eklendi. "Rica ederim Elevon. Afiyet olsun." Kahvesinden bir yudum aldı,sevdiği gibi az şekerli yumuşak içimdi.
"Saatlerdir çıkmadın odandan. Neredeyse öğle yemeği saati geldi." Elevon duyduklarına şaşırıp saatine baktığında dudakları 'o' şeklini aldı. " Unutmadan....."
Önünde duran dağınık kağıtların arasında küçük bir kağıdı arayıp buldu."Az önce bir kayıp ihbarı geldi.Adres bu.Yanına birini alıp bakmanı istiyorum." Memur Dave elini uzatıp aldığı kağıdı okurken başını salladı.
"Eric'le birlikte hemen çıkarız." Ayağa kalkıp elinde kahvesiyle asker selamı verdikten sonra odadan çıktı. Komiser yardımcılığını yapan Dave Wilson -belki de Elevon'ın hallerini çekebilen tek kişi- iş dışında da görüştüğü bir arkadaşıydı.
Her zaman anlaşılabilir,uysal ve sakin biriydi Memur Dave. Elevon'ın aksine saniyesinde parlayan bir sinire ya da sorgulananları ürkütecek tavırlara sahip değildi. Yemek vaktine sadece 20 dakika varken onu göndermesine bile sesini çıkarmamıştı. Açık kahve gözleri, kumrala kaçan kısa sarı saçları ve 32 diş sırıtışıyla Dave tam bir'iyi polis'ti.
Eric Christopher ise bir kaç belge getir götürü dışında muhattabı olmayan fakat Dave ile iyi anlaştığını bildiği bir memurdu.
Elevon önündeki sağa sola saçılmış kağıtları bir araya getirip masaya vurdu. Artık toplu olan kağıt destesinin gıcırdayarak açılan çekmeceye koyup yemek yemek için odasından çıktı. Uzaklaşan adımları karanlığa hapsettiği odasına geri döndü. Çünkü gündüz vakti olsa bile içerideki herhangi bir belgenin -gerekli veya gereksiz- kaybolma riskini dahi almak istemiyordu.
Kapısını kilitleyip yakıcı güneşin altında kalan arabasına atladı. Merkez binasına yakın ve sürekli gittiği restoranı rotasına aldığında içinde bir his vardı.
Belki endişe belki de kötü başka bir histi bu. Araladığı camdan giren havayla küçük ve camsız odasında saatlerce kaldığını ancak hissetti ve derin bir nefes aldı.
Elevon kendini bildi bileli bazı şeyleri gerçekten hissediyordu. Bazılarının '6.his' dediği şu şey onda olmalıydı. Ama öğrendiği başka bir şey daha varsa o da bu hislerine güvenip hareket etmemekti.
Altı dakikalık sürüşü ardından masaya oturmuş siparişini beklerken ne kadar istese de içindeki kötü hissi kendinden uzaklaştıramamıştı.
Yemek yerken durgun olan zihni,feryat çığlıkları atarcasına çalan telefon melodisiyle tekrar meşguliyet kazandı. Telefonu açıp kulağına götürürken dalan gözlerini ovaladı.
"Elevon. Yani efendim,aldığımız kayıp ihbarı sandığımız kadar basit çıkmadı. Olay yeri inceleme ve taktik ekibine haber verdim. Yeni bir cinayet vakanız var." Elevon derin bir nefes aldı ve ağzına götürdüğü çatalı bırakıp ayaklandı.
"Geliyorum Dave."