Esen serin rüzgar Neşe'nin daha fazla üşümesine sebep oldu. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı, kapkara bulutlar vardı. Muhtemelen yağmur yağacaktı. Yağmura yakalanmadan evine gitse iyi olurdu.
Üşüyen ellerini montunun cebine koyarken Atlas'ın ellerini üfleyerek ısıttığı an geldi aklına. Şimdi de üşüyordu ama montuyla yetinmek zorundaydı.
Kafeden çıkıp birlikte yürümeye başlamışlardı. İkisinden de çıt çıkmıyordu. Atlas hüzünlü düşüncelere dalmışken Neşe'nin kalbi heyecanla atıyordu. Kış günü onu evden çıkarmak gerçekten zordu ama o üşenmeyip kafeye ders çalışmaya gelmişti. Tabi dersi Atlas'ın anlatacak olması da önemli bir etkendi.
Şiddetli bir gök gürlemesiyle Neşe korkuyla sıçradı. İstemsizce Atlas'a doğru yaklaşmıştı. "Bu mevsimi sevmene inanamıyorum gerçekten."derken yüzü korkudan değişik bir hâl almıştı.
"Neden? Kış bu kadar kötü mü sence?"dediği anda yeniden şimşek çaktı. Neşe bu defa korkuyla Atlas'ın koluna yapıştı. "Sus Atlas! Al sana kış! Birazdan yağmur da yağar görürsün,"deyip sinirle soludu.
Atlas kolunu Neşe'den kurtarıp beline sardı. İyice kendine doğru çekip "Korkma ben yanındayım."dedi.
Neşe anın büyüsüyle başını kaldırıp Atlas'a baktı. Bu yakınlık zihnindeki bütün düşünceleri yok ediyordu. Zira şu an hiçbir mevsim umurunda değildi.
Bu bakışmayı bölen şey ise şiddetle yağmaya başlayan yağmur oldu. "Söylemiştim ben işte bak! Yağmur da başladı tam oldu."
Neşe'nin aksine Atlas hiç söylenmiyordu. Aylardır geçirdiği en güzel günlerden birindeydi. Bu günler zaten hep Neşe'yle olan günlerdi.
"Yürüsene Atlas sırılsıklam olduk!"deyip Atlas'ın elinden tuttu Neşe. Onu çekiştirmeye başladı. Koşar adımlarla yürürken Atlas birkaç kez takılmıştı çünkü önüne bakmıyor birbirine kenetlenmiş ellerinden gözlerini ayıramıyordu. Yağmuru bir kez daha sevmişti, ona Neşe'nin elini tutma fırsatı verdiği için.
Neşe yağmurdan korunmak için bir yerler arıyordu. Bir süre yürüdükten sonra aradığını bulduğunda tuttuğu eli bırakmadan oraya yöneldi. Bir dükkanın çatısının altıydı, yağmur yavaşlayana kadar burada durabilirlerdi. Başka uygun bir yer bulamıyordu. Atlas'ı da yanına çektiğinde alan dar olduğu için birbirlerine oldukça yakın duruyorlardı.
Neşe tam da o an fark etti el ele tutuştuklarını. Ne yapacağını bilemeyip duraksadı, heyecandan hızlanan kalbini dinledi. Atlas rahatsız olsaydı elini çekerdi değil mi? Çekmediğine göre demek ki rahatsız değildi. Neşe de bırakmadı tuttuğu eli. Başını kaldırıp karşısında duran adama baktı. Soğuktan burnunun ucu kızarmıştı. Alnına düşen saçlarında yağmur damlaları asılıydı. Uzun kirpiklerini yine sık sık kırpıştırıyordu.
Neşe boşta kalan elini kaldırıp Atlas'ın alnına düşen saçlarını çekti. Aralarındaki mesafe belki bir belki iki karıştı ama daha fazlası değildi.
Dinmesini bekledikleri yağmur aynı hızda yağmaya devam ederken yeniden gök gürlemesiyle birlikte şimşek çaktı. Neşe'nin gözlerinde oluşan korkuyu görünce tıpkı Neşe gibi ellerini ayırmadan boş olan eliyle Neşe'nin belini sardı. "Sakin ol güzelim, yanındayım."
Atlas onun sakin olmasını isterken aksine heyecanlandırıyordu. Korku yerini terk etmiş saf bir heyecana bırakmıştı. Elini Atlas'ın saçlarından çekip yanağına dokundu. Baş parmağıyla yanağını okşarken "Atlas,"diye mırıldandı. Atlas cevap vermedi ama dikkatle gözlerine baktı. Bir an bile bakışlarını çekmedi huzur dolu harelerden. "Ben sana bir şey söylemek istiyorum."
Atlas ne söyleyeceğini tahmin edebiliyordu. Belki de bu dünyada duymayı en çok istediği cümleyi kuracaktı. Ama bunu yapamazdı. En başından engel olması gerekiyordu, farkındaydı ama ne kendini durdurabilmişti ne de duygularını.
"Atlas ben sana aşık..." cümlesini tamamlayamamasının sebebi dudaklarının üstüne kapanan ellerdi. Ne olduğunu anlamayarak Atlas'a baktı.
"Söyleme Neşe, söyleme güzelim."dedi Atlas. Kısa bir an gözlerini kapatıp nasıl bir açıklama yapacağını düşündü. Yeniden gözlerini açtığında karşısında hâlâ anlamsızca bakan gözler vardı.
"Olmaz yapamam,"derken elini Neşe'nin dudaklarından çekti. Atlas onu mutlu edemezdi, sadece acı çektirirdi. Buna hakkı yoktu. Neşe'ye gözyaşı değil gülümseme yakışıyordu.
Neşe daha doğru dürüst konuşamadan duyduğu cümleyle neye uğradığını şaşırdı. Bunu beklemiyordu. "Atlas beni bir dinleseydin,"deyip gözlerini kıstı. Gözleri biraz sızlamaya başlamıştı. "Ben sanmıştım ki sen de..."deyip duraksadı. Az önce onu susturan Atlas'tı. Fakat şimdi o kelimeleri bir araya getiremiyordu.
"Özür dilerim Neşe ama bizden olmaz,"derken hâlâ elleri Neşe'nin belini sımsıkı sarıyordu. Bizden olmaz derken bile ondan uzaklaşmak çok zor geliyordu. Fakat onun aksine Atlas'ın yanağındaki Neşe'nin eli hayal kırıklığıyla düştü. Gözlerini Atlas'tan çekip yere indirdi. Önünü bulanık görmeye başlamıştı ve Atlas'ın bunu görmesini istemiyordu. Ama Atlas çoktan fark etmişti. Ve bu yüreğini sızlatıyordu.
Yağmur dinmeye başlamıştı. Eskisine nazaran çok daha yavaş yağıyordu. Etrafa yayılan toprak kokusu burnuna dolarken zorlukla yutkundu Atlas. Yeniden "Özür dilerim Neşem,"deyip elini belinden çekti. Zaten yapabildiği tek şey özür dilemekti. Hayatına girdiği için, şimdi saçma sapan bir şekilde çıktığı için, ona aşık olduğu için.
Ve en önemlisi onu kendisine aşık ettiği için.
Yeniden gözlerine bakmadı sadece uzaklaşmak için birkaç adım attı.
"Beni böyle bırakıp gidiyorsun yani öyle mi?"
Atlas'ın adımları yere mıhlanmış gibi olduğu yerde kaldı. Gitmek istemiyordu, gitmek zorundaydı. Hatayı en başında yapmıştı. Neşe'den en başında uzak durmalıydı.
Atlas hiçbir cevap vermeyip zorlukla yürümeye devam ettiğinde Neşe arkasından duygusuz bir şekilde baktı. Hâlâ yaşadıkları ona çok anlamsız geliyordu, böyle olacağını hiç düşünmemişti. Böyle hayal etmemişti.
Neşe'nin tek yapabildiği arkasından mırıldanmak olmuştu. Dudağından tek bir cümle döküldü. "Öyle olsun Atlas, öyle olsun."


