Atlas hiç böylesine Tuna'nın yolunu gözlediğini hatırlamıyordu. Aksine git başımdan diye söylenip dururdu. Şimdi ise gözlerini kapıya dikmiş gelsin diye neredeyse dakikaları sayıyordu.
Sonunda kapı açıldığında karşısında pişkin pişkin sırıtan bir adet Tuna vardı. Tabi Atlas eline düşmüştü.
"Atlas bey bakıyorum da beni pek bir özlemişsiniz. Durmadan arayıp duruyorsun, hasretime dayanamadın değil mi?" Tuna geçip her zamanki koltuğuna kurulduğunda Atlas içinden kendine söyleniyordu. Ne vardı daha dikkatli olsaydı da Tuna'nın diline düşmeseydi. "Tuna boş yapma. Telefonunu ver."
"Niye benim telefonum halkın ortak malı da benim mi haberim yok?" Tuna ne zamandır kendini böyle keyifli hissetmemişti. Biliyordu ki Atlas'ın ona bir işi düşmüştü yoksa böyle alel acele kendisini çağırmazdı.
"Bir kere de dediğimi yapsan, sorgulamasan olmuyor mu lan?!" Yerinden doğrulup elini Tuna'ya doğru uzattı. "Ver şu telefonu."
"Yalnız ben ciddiyim. Ne yapacaksın telefonumu?" Oysa suratındaki sırıtmayla hiç de ciddi görünmüyordu.
"Bir mesaj göndereceğim Tuna. Rahatladım mı?! Şimdi verecek misin şu lanet telefonu?"
Tuna küçük bir kahkaha atarken Atlas gözlerini devirdi. Neşe onu bu işkenceye maruz bırakmıştı, onun da alacağı olsundu.
"Engelledi seni değil mi lan? Yaa olacağı oydu. Hak ettin sen."
"Hak mı ettim?"diye sordu şaşkınca.
"Hak ettin tabi. Sen git kızla buluş konuş sonra yanından ayrılınca engelle."derken sonunda biraz daha ciddi bir hâl almıştı. Belki de sözlerinin haklılığı bunu sağlamıştı.
"Tamam Tuna tamam. En haklı sensin." diyerek konuyu uzatmamayı seçti. "Telefonunu verecek misin vermeyecek misin?"
Biraz düşünür gibi yaptıktan sonra telefonu uzatmıştı. "Al hadi yazık kıyamadım."
Atlas telefonu aldığında "Sağ ol ya."diye mırıldandı alayla. Aslında Tuna ona gerçekten büyük bir iyilik yapmıştı. Çünkü çıkıp yeni bir hat alamazdı. Yeniden Neşe'ye yazabilecek olmanın verdiği huzurla rehbere girdi. Yengem yazısını görünce yüzünde oluşan tebessüme engel olmadı. Küçük bir kelime insanı mutlu etmeye yetiyordu. İnsanı mutlu eden belki de o kelimenin kurdurduğu hayallerdi.
Tuna: Neşe
Yengem: Efendim Tuna?
Tuna: Tuna değil, Atlas ben.
Tuna: Ama dur engelleme hemen.
Yengem: Ne oldu dayanamadın mı yokluğuma
Tuna: Dayanamadım.
Tuna: Engelimi kaldır da konuşalım be güzelim.
Yengem: Ben, keyfim ve kahyası seninle konuşmak istemiyoruz Atlas.
Yengem: Canım ne zaman isterse o zaman kaldırırım engeli.
Yengem: Tıpkı senin gibi.
Yengem: Hoşça kal!
"Al şu telefonu Tuna. Hiçbir işe yaramadı zaten." Telefonu sinirle Tuna'ya uzatırken bu işi çözmenin başka bir yolunu arıyordu. Ama bunun pek de bir çözümü yoktu.
Eğer yirmi dört saat içinde engeli kalkmazsa gidip yeni bir hat alacaktı.
