Atlas yatağında bir sağa bir sola dönüp duruyordu. Dört duvar üstüne geliyordu artık. O hiç böyle hayal etmemişti. Geç olmadan, yol yakınken durmak istemişti ve şimdi anlıyordu ki çoktan geç kalmıştı.
"Yine eski Atlas oldun birden."
Atlas karşısındaki koltukta oturan Tuna'ya baktı. Kollarını göğsünde birleştirmiş anlamaya çalışır gibi Atlas'a bakıyordu.
Eski Atlas olması çok normaldi. Eskiden konuşmaz, gülmez doğru dürüst yemek bile yemezdi. Ama Neşe'yle tanıştıktan sonra bu alışkanlıkları biraz değişmişti. Etrafindakiler onu sık sık gülerken görüyorlardı ve bu durum herkesi sevindiriyordu.
"Bir süredir telefonun hep elindeydi. Bir haftadır telefona da bakmıyorsun."
Bir hafta geçmişti Neşe'yi engellediği günün üstünden. Kaç kere telefonunu eline almıştı, engeli kaldırıp mesaj yazmak istemişti. Ama kendini tutmayı bu defa başarmıştı. Fakat ikisi de harap oluyordu sadece birbirlerinden haberleri yoktu.
"Sen o kızla konuşmayı bıraktın değil mi?"derken yerinden doğruldu Tuna. Kuzeninin yaşadıklarını farkındaydı. O kız Atlas'a iyi geliyordu.
Atlas başını önüne çevirip cevap vermediğinde Tuna tahmininde haklı olduğunu anladı. Zaten çok şaşırmıştı bir kızla konuştuğunu gördüğünde. "Neden?"diye sordu ama alacağı cevabı gayet iyi biliyordu.
"Tuna bilmiyormuş gibi sorma lütfen."dedi Atlas. Bu defa fizikten değil ama ruhen çok yorgundu. Bir haftada çökmüştü.
"Kendine bir şans ver Atlas. Hayatta hiçbir şey imkansız değildir. Ama sen kendini her şeye kapatıyorsun. Senin de mutlu olmaya hakkın var, hayattan böyle soyutlama kendini."
Atlas yarım ağız gülümsedi alayla. "Benim bir hayatım mı var sence Tuna? Ben kimseyi bu hayata çekemem. Yeterince zor zaten, daha fazla zorlaştırmak istemiyorum." Gerçekler bazen çok can acıtıyordu. Atlas hayatının gerçeği yüzüne her vurduğunda biraz daha yıkılıyordu.
"Onu seviyorsun Atlas." Tuna umutla Atlas'a baksa da Atlas fazlasıyla kararlı görünüyordu.
Kendi içinde bile dile getirmemişti bunu Atlas. Ama hislerinden korktuğu için yapmıyor muydu zaten hepsini?
"Bu neyi değiştirir? Onunla konuşmam baştan hataydı." Belki de hayatında yaptığı en güzel hataydı. Şimdi parmak uçları sızlıyordu sanki ona yazmak için can atıyordu ama yapamıyordu. Bazen ses tonunu düşünüyordu, acaba şiir okusa nasıl olurdu diye hayaller kuruyordu kendi kendine.
"O kız sana iyi geliyordu Atlas. Birbirinize bir şans verin. Nereden biliyorsun her şeyin düzelmeyeceğini?"
"Ya düzelmezse Tuna? O zaman ne olacak? Ben onu üzemem anlıyor musun?! O hep ismi gibi kalsın, hep neşeli olsun istiyorum. Gülüşünü solduramam!" Farkında olmadan sesi yükselmişti Atlas'ın. Yorulmuştu artık o da böyle olsun istemiyordu. Ama hayat da fazla seçenek sunmuyordu.
"Neşe mi adı?" Tuna fazla üstüne gittiğini düşünerek biraz sakin olmaya karar verdi. Belli ki onu böyle ikna edemeyecekti. Atlas başını sallayarak onayladı.
"Belli,"dedi Tuna. "Senin hayatına da neşe getirmişti."
Şimdi de kendiyle birlikte götürmüştü işte. Atlas'ın bütün mutluluğu yok olmuştu.
•••
Neşe önünde duran mezar taşına buğulu gözleriyle baktı. Buraya gelirken attığı her adımda zorlanmıştı. En çok da ona ihtiyacı vardı şimdi. Annesine...
Bugün annesinin ölüm yıldönümüydü...
Mezara yaklaşıp kenara oturdu. Elini toprağın üstüne koyup gözlerini kapattı. Yanağından bir damla gözyaşı süzülmüştü.
İnsan acılara alışır diyorlardı ama onun kalbindeki acı hiç geçmiyordu. Neşe hiç alışamamıştı. Aksine bu acı, bu eksiklik gün geçtikçe daha da zorlaşıyordu.
"Neden beni yalnız bıraktın anne? Ben yapamıyorum sensiz..." Elinin tersiyle durmadan akan gözyaşlarını sildi.
"Yalvardım sana anne, beni bırakma dedim... Ama sen gittin." Dudaklarının arasından hıçkırıklar kaçmaya başlamıştı.
"Biliyor musun seninle birlikte babam da bıraktı beni. Belki senin elinde değildi ama babam neden beni görmüyor anne? Neden bir kızı olduğunu unuttu?!"
Gözlerini açıp zorlukla yutkundu. "Keşke yanımda olsaydın. Dizine yatıp dertlerimi öyle anlatsaydım sana. Keşke karşımda mezar taşın yerine yüzün olsaydı anne..."
Burada daha fazla kalırsa kendini tutamayacağını anladığında ayağa kalktı Neşe. Uzaklaşmadan önce son defa baktı annesinin mezarına. "Seni seviyorum anne."diye fısıldadı ve hıçkıra hıçkıra ağlarken çıktı mezarlıktan.
Nereye gittiğini bilmeden öylece yürüdü. Gözünün önünden o görüntüler gitmiyordu. Annesinin hastane odasında hayattan koptuğu anlar. Babasının koridorda yankılanan çığlıkları...
O çığlıklar hâlâ kulaklarını tırmalıyordu.
Gözlerini sertçe ovaladı, bu görüntüleri unutmak istiyordu. Başaramayınca kulaklarını kapattı, belki sesler susardı.
Hiçbiri işe yaramadı.
Gözlerini yanından geçtiği denize çevirdi. Sahile gelmişti. Normalde ona huzur veren bu yer şimdi hiç etki etmiyordu. Boş banklardan birine oturup derin derin nefesler aldı. Ağladığı için başı da ağrımaya başlamıştı.
Dakikalarca oturdu o bankta. Karşısındaki denizin dalgaları karaya vururken o da zihnindeki düşünce denizinde boğulduğunu hissediyordu.
Cebine sıkıştırdığı telefonunu çıkarıp mesajlara girdi. Yine iletilmeyecekti biliyordu ama şansını denemek istiyordu.
Neşe: Biliyorum benimle konuşmak istemiyorsun ama
Neşe: Sana çok ihtiyacım var Atlas
Neşe: Keşke yanımda olsaydın...
Görüldü
Atlas yazıyor...
Atlas: Konum at, geliyorum.

