Her şey o kadar ani ve beklenmedik oldu ki..
Ne zaman Mert'e sarıldım, ne zaman bunu düşünüp harekete geçtim ve ne zaman sımsıkı bir şekilde sarılarak ağlamaya başladım hiçbir fikrim yok.
Kapıma geldiği ilk anda zaten yüzündeki gülümsemeden iyi bir şeylerin olduğu belliydi ama elinde tuttuğu o küçük kutunun ne olduğunu anlamaya çalışırken bu mutluluğun sebebini düşünecek fırsat bırakmamıştım kendime.
En son hatırladığım elinde tuttuğu o kutuda, benim masum olduğum görüntülerin olduğu bellek vardı, öyle söylemişti. Masumluğumun kanıtlanmış olmasına ve gerçekten elimizde bunu kanıtlayacak belgelerin olmasına o kadar sevinmiştim ki, öne atılışımın, ardından Mert'e sıkı sıkıya sarılışımın benim kontrolüm dışında mutluluğumun beni yönetmesiyle gerçekleşen bir eylem olduğuna inanmak istemiştim.
"Ö..özür dilerim, aniden öyle.. heyecandan şey oldu.." Ne yaptığımın sonunda farkında varıp kendimi Mert'ten ayırmayı başarmıştım. Birkaç adım geri çekilip tekrar kapı eşiğinde durdum, Mert durmuş karşımda sadece bana gülümsüyordu. İnanılmaz derecede utanmış ama aynı zamanda çok da mutlu olmuştum. "Önemli değil, alışmaya başladım bu duruma." Söylediklerinden sonra göz kırpmayı da ihmal etmedi. Birkaç defa daha onunla böyle durumlar yaşamıştık ve o bu yaşananlara bir gönderme yapmıştı, alışmaya başlamıştı demek. Gariptir ki bende alıştığımı hissediyordum fakat bunun iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olduğunu bilemeyecek kadar da çekiniyordum bu durumdan.
"Kapıda kaldın.. geçsene içeriye." Yaptığım kabalığında sonunda farkına vararak kapının eşiğinde durmayı bırakıp Mert'e içeri geçebilmesi için alan oluşturdum, az önce yaşananlar kafamı allak bullak etmişti ve ben doğru düzgün düşünmeyi geçtim, doğru düzgün davranış bile sergileyemiyordum. Mert açtığım alandan sakince geçip kapının önündeki koridorda yürümeye başladı, nereye gideceğini doğal olarak bilmiyordu çünkü ilk defa evime gelmişti ve ilk defa bende eve bir erkek sokuyordum. Dışarıdan birileri gördüyse eğer çok farklı şeyler düşünebilirdi, içimden kimsenin görmemiş olması için dualar ederek Mert'in arkasından kapıyı kapatıp yürümeye başladım. Yetişmek için adımlarımı hızlandırmış son sürat ilerliyordum ki Mert'in aniden bana dönmesiyle burun buruna geldik, ağzını açmış bir şeyler söylemek istemişti ama o da burun buruna gelmiş olmamızdan kaynaklı olarak şaşkınlıkla susup kalmıştı, söyleyeceklerini unutmuş açık olan ağzını sakince kapatmıştı. Yaşanan olayın en garip tarafı, kimse geri çekilmek için bir atakta bulunmuyordu. İkimizde öylece koridorun ortasında kalakalmış, sanki bir güç tarafından dondurulmuştuk. Mert sonunda hareket edip elini kaldırdı ama ona fırsat bırakmadan geri adım attım, neden bilmiyorum ama geri çekilmek istemiştim o an. Mert'in az çok ne yapacağını tahmin etmiştim ve buna hazır olmadığımı biliyordum, korkmuştum.
"Ee.. şey, salon şu tarafta.." Beklemeden, yüzüne bile bakmadan yanından geçip salona yöneldim, utanmıştım oldukça fazla utanmıştım ve şu an ne yapacağım konusunda en ufak bir fikrim yoktu, Mert'le evde tek başımızdaydık ve az önce.. Kafamdaki düşünceleri başımı iki yana sallayarak dağıttım, salondaki tekli koltuklardan birine oturup Mert'in de gelip karşıma oturmasını bekledim. Göz ucuyla Mert'e baktığımda onun da bana, benim gibi bakamadığını gördüm, o da utanmıştı sanki. Sakince karşımdaki koltuğa oturdu, garip bir sessizlik vardı ve bu o kadar rahatsız ediciydi ki, daha fazla bu rahatsız edici ortama maruz kalmamak için ilk konuşan ben olayım dedim ve Mert'le aynı anda düşünmüş olmalıyız ki ikimizde aynı anda konuştuk.
"İçecek ya da yiyecek bir şeyler ister misin?"
"Kayıtlara bakmak için bilgisayarını getir istersen Esma."
Aynı anda konuşmanın verdiği ufak şaşkınlıkla ikimiz de birbirimize döndük, Mert usulca gülümseyerek bir şey istemediğini ifade edercesine kafasını iki yana salladı.
"Bilgisayarım odamda hemen getireyim." Oturduğum koltuktan hızla kalkıp odamın yolunu tuttum, hızla odama girdiğimde sakin olmasına özen göstererek kapıyı sessizce kapadım, sırtımı kapıya yaslayıp derin bir nefes aldım, buna ihtiyacım olduğunu derin nefesler aldıktan sonra fark etmiştim. Mert'i salonda tek başına bırakmıştım ve daha fazla yalnız kalmaması için, onu bekletmemek için bilgisayarımı yatağımın üzerinden alıp hızlıca yeniden salona yöneldim. Giderken mutfaktan Mert ve kendim için limonata getirmeyi de ihmal etmemiştim tabi ki. Her ne kadar bir şey istemediğini söylemiş olsa da, evime ilk kez gelmiş birini ikramsız bırakamazdım.
Salona girdiğimde Mert'i elindeki kutuyu izlerken bulmuştum, geldiğimi fark etmeyecek kadar dalgındı. Kendimi fark ettirmek için hafifçe öksürdüm ve kafasını kaldırıp bana bakmasını sağladım. Elimdekileri gördüğünde gülümsemeden edemedi, kolumun altına sıkıştırdığım laptopu yerinden hafifçe doğrularak aldı ve ortada duran sehpanın üzerine bıraktı. Bu defa tekli koltuğa değil, Mert'in oturduğu koltuğun yanındaki üçlü kanepenin kenarına, Mert'e yakın olan kısmına oturdum, sonuçta bilgisayarı açacak, görüntüleri inceleyecektik. Elimdekileri sehpaya bırakıp, bilgisayarı açtım. Lanet bilgisayar o kadar yavaş açılıyordu ki.. Bilgisayarın açılmasını beklerken yana bıraktığım limonatayı alıp birkaç yudum içtim, Mert direkt olarak bilgisayara bakıyordu ve benimle herhangi bir göz temasında bulunmaktan da kaçınıyordu. İkimiz de koridorda yaşanan o garip anın etkisinde kalmıştık ve ikimizde bunun oldukça farkındaydık.
"Bilgisayarım biraz eskidir, açılması uzun sürüyor kusura bakma." Aptal bilgisayarım açılmadığı için açıklamam gerekiyormuş gibi hissetmiştim kendimi. Mert bir anlığına kafasını bana çevirdi ama hemen tekrardan bilgisayara bakmak zorunda kaldı çünkü açıldığına dair olan o ses yankılanmıştı sessiz salonda.
"Açıldı bak, o kadar da uzun sürmüyormuş." Eline aldığı kutuyu açarak içindeki ufak belleği çıkardı, bilgisayarımın ekranında bulunan Oyuncak Hikayesi animasyonundan olan fotoğrafı görünce samimi bir gülüşle döndü bana. "En sevdiğim karakter Woody, senin ki kim?" Onun animasyon izlediğini, izlediği animasyondan bir karakteri çok sevdiğini kırk yıl düşünsem aklıma getiremezdim. Şaşkınlıkla gözlerimi gözlerine kenetledim. "Ne o, izleyebileceğimi düşünmemiş miydin?" Aptalca şaşkın bakışlarımı üzerinden çekip gülümsedim. "Doğruyu söylemek gerekirse düşünmedim, benimde en sevdiğim karakter Woody biliyor musun? Çocukluğum onlar benim çok seviyorum onları oyuncakları bile var odamda, senin de sevmene çok sevindim, mutlu oldum." Bu defa yüzümde şaşkınlıktan ziyade mutlu bir gülüş vardı. Mert'in de aynı benim gibi bana mutlu bir gülüşle karşılık vermesi çok hoşuma gitmişti. Birbirimize bakıp gülmeye devam ederken bunun çok garip bir an olduğunun farkına vardık. İkimiz de bakışlarımızı yeniden bilgisayara çevirdik, Mert elinde tuttuğu belleği bilgisayara taktıktan sonra, birkaç dosyaya girip belleğin içindeki görüntüleri açtı. Görüntüler otelin koridorunu boydan boya görmemizi sağlıyordu, otel koridorunun sol tarafında bulunan kameranın kayıtlarını erişilmiş, silinen kayıtları geri getirtmeyi başarmıştık.
Görüntülerde başta her şey normaldi, ben odaya giriyordum aradan yarım saat geçiyor -buraları hızlandırmıştık- işimi bitirdikten sonra odadan çıkıyordum, elimde temizlik malzemelerimden başka bir şey görülmüyordu, ben odadan çıktıktan sonra odanın kapısının önünde bekleyen yasemin ablayla konuşmaya başlıyordum, bana orada gitmemi söylemişti. Ben Yasemin ablanın yanından ayrılıp koridorun sonundan çıkarak gözden kayboluyordum ve hiçbir şey yapmadığım açıkça görülüyordu, görüntüyü hızlandırıp Yasemin ablanın çıkmasına kadar ilerlettik, odadan çıkarken cebine bir kolye sıkıştırdığı görülüyordu, ne kameraları görmüştü, ne de koridorda bir kamera olduğunun farkındaydı. Otelin kameraları koridor tavanlarına gizlenmiş şekilde dizayn edilmişti, mimarisini bozmamak ve güzel görüntü sunmak açısından böyle yaptıklarını anlatmıştı Mert bana. Yasemin ablada kameraları görmediği için var olduklarının farkında bile değildi, gördüklerimden sonra içim o kadar rahatlamıştı ki.. Ama yasemin abla içinde çok üzülmüştüm. Görüntülerin bittiğini düşündük, Mert belgeyi tam kapatacaktı ki, görüntünün devam ettiğini, Yasemin abla kadrajdan çıktıktan saniyeler sonra birisinin daha kadrajda belirdiğini gördük, ikimizde bakışlarımızı önce birbirimize ardından bilgisayardaki görüntülere çevirdik.
Görüntüde bir adam vardı, kafasına çuval tarzı bir bez geçirilmişti, kafasına bez geçirilen o adamı kollarından tutup sürükleyen iki izbandut gibi adamda vardı. Adamı sürükleyip koridorun sonundaki odalardan birine ittiler, izbandut kılıklı o iki adam kapının iki tarafına geçerek beklemeye, koruma gibi kapıda dikilmeye başladılar. Arkalarından bir adam daha geldi, bu adamın kim olduğunu biliyordum, bu adamın kim olduğunu tüm ülke biliyordu ve bu durum dehşete kapılmama neden olmuştu, gördüklerime inanamıyor aynı zamanda böyle bir şeye şahit olduğum için ölümüne korkuyordum. Bakışlarımı Mert'e çevirdim, gözlerini bir saniye bile kırpmadan öylece bilgisayarda dönen görüntüleri inceliyordu. O adamın kim olduğunu Mert'te çok iyi biliyordu. Adam yavaşça kameranın olduğu kısma yaklaşmaya başladı, kafasını kaldırıp kameraya doğru baktı, öyle korkunçtu ki.. Sanki bana, benim gözlerimin içine bakmış gibi hissetmiştim.
Agâh Andaç, kafasını kaldırmış bize bakıyordu sanki.