İçeriğe geç

Örgülü Ressam

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Örgülü Ressam

Bölüm 1

KAMPÜS HAYATI

Tramvay durağında bekliyordum.Elimde tutalım vardı hava soğuktu. Kapşonlu ceketim ve kargo pantolon giymiştim Kulağımda kulaklık ve saçlarım örgülüydü. Üniversiteye yetişmeye çalışıyordum.Bir ses duydum "Elfida" “Haa… evet,” dedim, Selin’in sesini duyunca sadece başımı salladım.İlk tramvay gitmiş, beş dakika daha beklemem gerekiyordu. Soğuk rüzgar yüzüme çarpıyordu, kulaklıklarımda müzik hâlâ çalıyordu ve saçlarım örgülü hâlde omuzlarımın üzerinden düşüyordu.Selin yan bölümde kendi dünyasında oturuyordu, bana seslenişi dışında hiçbir hareketi yoktu. Ben de kendi yoluma devam ettim, tramvaya bindim ve üniversiteye vardım.Sabahın sessizliğinde, her şey normaldi. Sadece hafif bir yorgunluk ve soğuk vardı, başka hiçbir şey.Selin gözlerini bana dikti, biraz da tebessüm ederek:“-Efendim, Selin.”İçimden iç geçirdim. Nefret ettiğim, kendini her zaman bir şey sanan biriydi. Tam o sırada fark ettim ki ilk tramvay çoktan gitmiş, yani beş dakika daha bekleyecektim.Selin yan bölümde oturuyordu, kulaklığından müzik sesi geliyordu ama sanki her kelimesi bana ulaşmak için özel olarak seçilmiş gibiydi.“-Elfida, duyuyor musun?” dedi, sesi soğuk ve meydan okuyucu.Kalbim bir anlığına durdu. Hemen fark ettim ki bu beş dakika, Selin’in oyunu için yeterince uzun bir süreydi.Üniversiteye girdim, dersler, sunumlar, notlar derken bir baktım öğlen olmuş. Karnım acıkmıştı, biraz bir şeyler atıştırmak için kampüsün sakin köşelerine yöneldim.Tam adım attım ki ayağım takıldı ve yere yapıştım. Fırçalarım, defterlerim, her şeyim etrafa saçıldı. Sessizlikle bakakaldım, hangi fırça nereye düşmüştü, ne yapacağımı bilemez hâle gelmiştim.O an bir gölge yaklaştı ve uzattığı el ile bana seslendi:“İyi misin?”Başımı kaldırdım ve gözlerim karşısındakine takıldı. Saçları dalgalı, hafif rüzgarda hareket eden biri… Sanki sahneye bir yıldız gibi gelmişti.Kalbim bir anlığına durdu; bakışları bana dostça, ama bir o kadar da merak doluydu.“Teşekkürler,” dedim kısık sesimle.Arya ayağımı kaldırmama yardımcı oldu, sonra teker teker eşyalarımı topladı. Her fırçayı, defteri, kalemi dikkatle yerine koydu.Tam işini bitirip arkasını döndüğünde, korkuyla seslendim:“Adın ne?”O ise başını bile çevirmeden, hafif bir gülümsemeyle cevap verdi:“Adım Arya. Küçük prenses.”Ve yürüyüp uzaklaştı, geride bıraktığı sessizlik ve dalgalı saçlarının rüzgarla savruluşu, aklımda uzun süre yankılandı. O günkü karşılaşmadan sonra haftalar geçti. Üniversitede dersler, ödevler ve yoğunluk derken Arya’yı neredeyse unutacak gibi oldum… ama bir bakıyorum, kafamın bir köşesinde hep dalgalı saçları, o hafif gülümsemesi ve “küçük prenses” demesi duruyor.Her gün kampüste yürürken ya da bir şeyler çizerken, gözlerim istemsizce etrafı tarıyor, Arya’yı arıyor gibi hissediyordum. Onun o sessiz, ama aynı zamanda etkileyici duruşu aklımdan çıkmıyordu.Ve bir gün, bir anda göz göze geldiğimizde kalbim hâlâ hızlı atıyor, o hafif gülümsemesini hatırladığımda bile yüzümde istemsiz bir tebessüm beliriyordu. Haftalar geçmesine rağmen, Arya hâlâ zihnimdeydi; sanki oradaymış gibi.Yatağımda uyanırken gözlerimi ovuşturdum, gün ışığı odama hafifçe sızıyordu. Başımı yastıktan kaldırdım ve derin bir nefes aldım. Bir an için “Heralde kafayı yedim, öyle biri yok,” diye düşündüm. Ama sonra aklıma geldi: Üniversitenin 1. sınıf öğrencilerine düzenlediği yarışma.Tam o sırada annem odaya girdi.“Hayırdır Elfida, sıkkın gibisin?” diye sordu.Yatağın kenarına oturdum, saçlarımı hafifçe araladım ve bir an durakladım. İçimde hem heyecan hem de tedirginlik vardı.“Yok anne,” dedim yavaşça, “ama… bizim sınıfın bir yarışması var. Bizim takım üç kişiydi: ben, Efe ve Yağız. Yarışma… işte biraz farklı, hani sadece bilgiyi değil, hızlı düşünmeyi, iş birliğini de ölçüyor.”Annem koltukta otururken ellerini dizlerine koymuş, merakla bana bakıyordu. “Hımm… ne tür bir yarışma bu?” diye sordu.Ben heyecanla anlatmaya başladım:“Önce kayıt olduktuk, sonra bize birkaç görev verilecek. Bazıları sınav gibi, bazıları pratik. Mesela bir problem veriyorlar, çözmemiz lazım. Sonra küçük sürpriz görevler var, hızlıca iş birliği yapmamız gerekiyor. Hedefimiz… işte en iyi takım olmak.”Annem hafifçe gülümsedi ve başını salladı. “Sen her zaman böyle heyecanlı şeyleri seversin. Peki takımın? Efe ve Yağız iyi mi?”“Evet anne,” dedim, “ama biliyorsun… ikisiyle bazen tartışıyoruz, fikirler çatışıyor. Ama yarışmada birlikte çalışmak zorundayız. Aslında bu… biraz zorlayıcı ama bir yandan da eğlenceli.”Annem kahve fincanını eline aldı ve bana baktı:“O zaman hazır ol, Elfida. Hem eğleneceksin, hem de bir şeyler öğreneceksin. Ama sakın unutma, eğlenceyi kaybetme.”Gülümsedim. İçimde hem heyecan hem de hafif bir gerginlik vardı. Yatakta doğrulup çantamı hazırladım, yarışma için notlarımı, kalemlerimi ve defterimi bir kenara koydum. Bir an için gözlerimi kapattım ve düşündüm: “Umarım her şey planladığımız gibi gider.”O an fark ettim ki bu yarışma sadece bir görev değil, bizim arkadaşlıklarımızı ve yeteneklerimizi test edecek bir macera olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.