Bundan yıllar yıllar önce kahinlerden biri, en önemsizi ve kehanetlerinden birinin bile gerçekleştiği görülmeyen kişi, Ay'ın Güneş'e ev sahipliği yaptığı gece bir kehanet yazıyor taş tabletlere:
Bir kız çocuğu görüyorum,
gözlerinde bir çift ruh taşıyan.
Bir kurt görüyorum,
kalbinde ve koynunda bir kız uyutan.
Ve bir savaş görüyorum: Ay kana bulandığı ve toprak kana doyduğu vakit bitecek olan.
Kimse umursamıyor bunu. Gerçi kim bu zamana kadar kehanetleri gerçekleşmemiş bir adamı umursar ki? Tanrı, o umursuyor. Aradan günler, aylar ,yıllar hatta ve hatta yüzyıllar geçiyor. Ama hiçbir şey olmuyor. Ta ki bir gün, Ay ve Güneş'in birbirine yüzyıllar sonra tekrardan kavuştuğu gece, farklı rahimlerden iki can dünyaya geliyor. Birbirinden farklı ama bir o kadar benzer. Ruhlarında birbirinin izi olan iki can. Çanlar çalıyor. Yüzyıllar önce kehaneti gerçekleşmemiş kahin saklandığı inden çıkıp Tanrı'ya yalvarıyor.
Ey ulu Tanrım! Bizlere acı...