Barın içi, daha kapının eşiğinden girerken insanın yüzüne çarpan ağır bir sıcaklıkla doluydu. Kırmızı ışıklar, yoğun sigara kokusu, kalabalığın uğultusu… Hepsi aynı anda hem boğuyor hem de insanı içeri doğru çekiyordu. Sude, omzuna asılı çantasını düzeltip adımını attığında sahnenin tam ortasında duran siyah elektro gitarı gördü. Bir de gitarı akortlayan kızı… Sena. Keskin çene hattı, sol kolundaki siyah-gri dövme, ensesindeki küçük piercing… Sude daha ilk saniyede onunla anlaşamayacağını anlamıştı. Çok sessiz. Çok cool. Çok “beni ilgilendirmez” tavrı. Ve Sude böyle şeyleri hiç çekemezdi. Sena başını kaldırdı, Sude’ye baktı. Bir saniyeliğine göz göze geldiler. Sude’nin içinden geçen ilk şey: Bu kız kesin beni sevmeyecek. İkincisi: Ve sinirimi bozacak kadar güzel. “Vokal sen misin?” diye sordu Sena. Sesi alçak, kayıtsız, hafif umursamazdı. Sude kollarını göğsünde bağladı. “Evet. Bir problem mi var?” “Yok.” Sena gitarının burgularını çevirdi. “Sadece gereksiz yüksek enerjilere alerjim var.” Sude’nin dudakları sinirle titredi. “Merak etme, ben de ukalalara tahammül edemem.” Ege ile Arda, ikisinin ortasında kalmış gibi bakıştılar. “İlk provanın daha başlamadan kavga çıkması iyiye işaret…” diye mırıldandı Arda. Sude sahneye adım attı. Sena’nın yanından geçerken hafifçe omzuna çarptı. Bilerek. Sena başını kaldırdı ama hiçbir şey demedi. Sadece dudaklarının kenarı küçücük yukarı kıvrıldı—kışkırtıcı, hafif alaycı o gülüşle. Sude mikrofonun önüne geçti. “Tamam Firewire… görelim bakalım bu gitarist ne kadar iyiymiş.” Sena gitarı omzuna taktı, parmakları tellerin üzerinde gezindi. “Merak etme,” dedi. “Isırmazsam iyi çalarım.” Sude kaşlarını kaldırdı. “Isırdığın da oluyor yani?” Sena göz kırptı. “Yanlış insanları sinirlendirince.” O an… ne barın kalabalığı duyuldu Sude için, ne kırmızı ışıklar. Sadece Sena’nın gözlerindeki o karanlık, keskin parıltı. Siniri, merakı ve başka bir his birbirinin içine girmişti. Bu kız kesin tehlikeliydi. Arda bagetleri kaldırdı. “Üç—iki—bir!” Firewire’ın ilk notası patladığında barın uğultusu bir anlığını sustu. Sude, Sena’ya dönüp ilk satırını söylediğinde Sena’nın gitarıyla ona meydan okuduğunu anladı. Bu ikisi kesin kavga edecekti. Ve belki… daha fazlası. Nakaratın ortasında Sude sesini yükseltti. Sena ise tempoyu bilerek hızlandırdı. Sanki: Ritmi yakalayabilecek misin? Düşecek misin? Ama Sude mikrofonu sıkıca kavradı, Sena’ya yan gözle bakıp kışkırtıcı bir gülümseme gönderdi. Hadi bakalım. İstersen uç. Sude’nin sesi sahneyi doldurdukça Sena’nın parmakları telleri daha sert tırmaladı. Gitarın sesi kirli, agresif ve kışkırtıcıydı—aralarındaki gerilimi daha da yükseliyordu. Sude, Sena’ya doğru bir adım attı. Şarkıya devam ederken gözlerini ondan ayırmadı. Sena gitarıyla cevap verdi, melodiyi keskin bir kıvrımla yukarı çekti. Sude dudaklarının kenarını sahte bir tebessümle kıvırdı. Sanki “beni düşüremedin” der gibi. Arda ve Ege, arkadan ikisine bakıp sessizce güldüler. Onlara göre bu kesinlikle kavga değil; flörte yakın bir şeydi. Ama iki kız da bunun farkında değildi—ya da farkında olmamayı seçiyordu. Şarkı bittiğinde bar bir anlığına sessizliğe gömüldü, ardından alkışlar yükseldi. Ama Sude’nin dikkati sadece Sena’daydı. Sena telleri susturup gitarı beline indirdiğinde nefes nefese, terli ve sinir bozucu derecede çekici görünüyordu. Sude, mikrofondan uzaklaşıp Sena’ya yaklaştı. “Tempoyu bilerek hızlandırdın, değil mi?” Sena omzunu silkti. “Sen de düşmedin. Hoşuma gitti.” “Bu bir övgü mü, yoksa dalga mı?” “Hangisini sinir bozucu bulursan o.” Sude dişlerini sıktı ama gülmemek için zorlanıyordu. Sena bunu fark edip hafifçe başını yana eğdi. “Sesin güzel,” dedi. Sesi hâlâ umursamazdı ama içinde saklanmış bir samimiyet vardı. Sude şaşırdı, teşekkür edecekti ki Sena eğilip kabloyu topladı ve ekledi: “Keşke karakterin de sesin kadar güzel olsa.” Sude’nin gülümsemesi anında söndü. “Senin karakterinin de gitarın kadar sessiz kalmasını dilerdim.” Sena doğruldu. İkisi sadece birkaç santim arayla duruyordu. Nefesleri birbirine değecek kadar yakın. Sude geri çekilmeden önce Sena’nın gözlerinde bir şey parladı—keskin, yırtıcı bir ifade. Sude’nin aklından tek bir şey geçti: Bu kız gerçekten ısırır… Tam o sırada bar sahibi sahneye yaklaştı. “Harikaydınız! Yarın geceki canlı performansta da aynısını isterim.” Sude otomatik bir gülümsemeyle başını salladı. Sena ise sadece kısa bir “Olur” deyip kulise yöneldi. Sude, onun gidişini izledi. Kalbinin ritmi hâlâ sahnedeki gibi hızlıydı. Ege, Sude’nin yanında belirdi. Dirseğiyle onu dürttü. “Yani… şey… ikinizin arası bayağı ateşliydi.” Sude kaşlarını çattı. “Kes sesini. O kızla anlaşmam mümkün değil.” Arda güldü. “Tamam. Ama sen öyle diyorsun diye gerçek değişmiyor.” Sude gözlerini devirdi. “Ne gerçeği?” Ege sırıtıp Sena’nın gittiği yöne baktı. “Aranızdaki kıvılcım… bayağı ısırır gibi.” O an Sude durdu. Isırır. Sude istemsizce alt dudağını ısırdı. Sena’nın gözlerindeki o karanlık parıltı geri geldi. Saçmalama, diye söylendi kendine. Ama kendine söylediği şeylerin çoğunu dinlemezdi zaten. Sude kulisten çıkmaya hazırlanırken arkasından ağır, yavaş ama kararlı adımlar duydu. Hiç bakmadan kimin olduğunu anlamıştı. Sena’nın yürüyüşü… telleri tırmalayan parmaklar kadar sessiz, aynı sertlikte. Sude başını hafifçe çevirdi. “Ne oldu? Yine laf sokmaya mı geldin?” Sena cevap vermedi. Yaklaştı. Bir adım… bir adım daha… Aralarındaki mesafe birkaç santime düşene kadar. Sude’nin nefesi boğazında takıldı. Sena elini Sude’nin omzunun yanındaki duvara koydu; Sude istemeden arkasındaki duvara yaslandı. Kalbi kontrolsüzce hızlandı. “Az önce…” dedi Sena, sesi fısıltıdan biraz yüksek. “Şarkının sonunda bana baktığında…” Sude yutkundu. “Bakmadım,” dedi savunma olarak. Ama sesi titremişti. Sena yavaşça gülümsedi—o sinir bozucu, kendinden emin gülüşle. “Yalan söylüyorsun.” Sude bir şey diyecek oldu ama Sena bir anda eğildi—Sude’nin boynuna, çenesine, nefesinin en sıcak hissedildiği noktaya tehlikeli şekilde yaklaştı. Sude’nin gözleri büyüdü. Sena fısıldadı: “Benden korkuyor musun… yoksa merak mı ediyorsun?” Sude tepki veremeden—Sena’nın dudakları boynuna değmeden hemen önce— Barın kapısı gürültüyle açıldı. “Firewire! Yarın için sözleşmeyi imzalamanız lazım!” Sena geri çekildi. Sude duvara yaslanmış halde, soluğu kesilmişti. Sena gözlerini ondan ayırmadan fısıldadı: “Bu… daha başlangıç.” Sonra arkasını dönüp uzaklaştı. Sude yerinden kıpırdayamadı. Boynunda, Sena’nın dokunmamış ama bırakmayı başardığı hayali sıcaklık vardı. Ve kalbi çıldırmış gibiydi. Lan… neye bulaştım ben?
Bölüm 1
ısıran ritim
Bölüm sonu
3 yorum
Cok pis shipledim
Patlaması gereken bir kitap bu arada
Ayyy çok iyi olurlarrr

