"Gözlerini kapat ve ona kadar say. Sakin ol, sakin ol, sakin olmalısın. Onlar senin akrabaların. Derin nefes al. Daha küçükler şımarık annelerinin şımarık çocukları sadece. Sakin ol."
Bunları içimden söyledim tabii. Sesli söylesem de biri duyarmıydı derseniz sanmam. Şu veletler o kadar gürültülü ki iç sesimi bile zor duyuyorum. Şu an neredeyim biliyor musunuz? Ailemin malikanesine abimin nişanı için davet edildim. Annem arayıp çağırdı. Bu sayede midem bayram eder diye geldim ama bütün akrabalarımızı çağırdıklarını tahmin edemedim. Umarım kısa sürer. Neden burda olduğumu sorgulayan bakışlara daha ne kadar katlanırım bilmiyorum. Şu hale bak en şık halimle bile aralarında çöp poşeti gibi kaldım. Düz siyah uzunkol gömlek düz siyah palazzo pantolon. En şık giysilerim bunlar. Paramı kıyafete harcayamam. Geçirmem gerek. Gidip masadaki ikramlıklardan yiyeyim bari zaten dokunmayacak kimse ziyan olmasınlar.
Tam köşede tepeleme doldurduğum tabağımla başbaşa kalmışken babam yanıma geldi. Benimle konuşmasına ihtimal vermediğimden yemeye başladım. Ama bana küçümser gibi bakarak;
- Seni affedebiliriz. Son bir şansın var. Dedi.
Şaşkınlıkla "hııııı" demiş olabilirim. Çok takılmamak gerek . Fakirlik ruhuma işlemiş. Tabi bu "hıııı"karşısında lordumuz sinirlendi. Ama yinede kendini tutup konuşmaya devam etti.
- Sana bu hayatı bizimle paylaşman için bir şans daha veriyoruz. O zamanlar aptal bir ergen olduğun için asi olman normal. Bu yüzden sana aynı teklifi tekrar sunuyoruz. Kabul edersen diğerlerinin sahip olduğu herşeye sahip olacaksın. Benim soyumdan geldiğin içinde daha fazlasını bile alabilirsin.
- Aptal bir ergen mi? Hiç öyle olmadım. Hiç birşey istemedim, istemiyorum ve istemeyeceğim. Bunun için mi çağırdınız beni. Telefonda söyleseydiniz ya. Bide izin almak zorunda kaldım sizin yüzünüzden.
- Aylık maaşından fazlasını doldurmuşsun tabağına. Buraya geldiğin için zararda olduğunu söylemen komik. Ve hala aptal olmana hiç şaşırmadım.
Ablam araya girdi bir anda.
- Baba ağır şeyler söyleme o misafir.
Bu ev neden bu kadar, büyük her yerden birileri çıkıyor. Ablamın acıyor taklidi yapan alaycı suratı yetmiyor gibi annem de çıktı bir köşeden.
- Bu ailenin çalışanları ondan daha akıllı. Aptal olduğun kesin. Bir utanç kaynağı olmakta ısrar ediyorsun. Dedi yine şaşırtmadı.
Alışık olduğum sözler ve yüzler. Niye çağırdılar ki . Madem utanıyor niye burdayım. Daha fazla katlanmak zorunda değilim. Maaşımdan pahalı tabaklarını bırakıp gitme vakti. Sinirle çekip gidecekken biri seslendi.Bu ses... Şaka olmalı.
- Işık benim güzel kızım.
Kollarını açmış beni bekleyen bu adam beni seven tek insandı.
- Dede!!
Şaşkınlık ve mutlulukla ona doğru koşup sarıldım. Gerçekten dedem değildi. Babamdan on yaş büyüktü. Bu servetin asıl sahibi ve herkesin titreyerek baktığı o kişiydi. Babamı, annemin, dayımın ve amcamın baba olarak gördüğü büyük ortaktı. O yüzden ailenin bütün çocukları ona dede derdi. Asıl dedelerimi hiç tanımadım. Garip aile bağlarımızdan dolayı birçok şeyi sorgulamadan kabul etmiştik ve bu onlardan en normal olanıydı. Ve burda olma sebebimi anlamıştım. Uzun süredir yurtdışında olan dedem de nişana gelmişti ve herkesi bir araya toplamıştı. Onu görmek çok güzel olsada hala gitmek istiyorum. Ama kalmak zorundayım. Yüzükler takılana kadar sabredip sonra gidebilirim. O zaman dedem kimseye kızmaz ve kimse bana yalandan sevgi gösterisinde bulunmaz. Aramızın kötü olduğunu bilmemeli. Sadece sabretmeliyim. Sadece bir kaç saat daha aptalı oynamalıyım. Dedemle biraz güzel zaman geçirmiş olacaktım en azından. Aralarında belkide insanlığını kaybetmemiş ve paranın kölesi olmamış bı tek o vardı. Kan bağımız olmasada saygı ve sevgi duyduğum tek kişiydi.