İçeriğe geç

Onaylanma Çabası

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Onaylanma Çabası

Bölüm 1

Giriş

Okulun İlk Günü ​Okulun kapısı, eski hayatım ile aramdaki son bariyerdi. O demir parmaklıkların ardında, bir fısıltının bile beni nasıl yakıp kül edebileceğini deneyimlediğim günler kaldı. Annem elimi sıktı. "Güçlü ol, canım. Yeni bir başlangıç bu." dedi. Gülümsedim. O endişelenmesin diye gülümsedim, yoksa içerideki midem kasılıyordu. Güçlü olmak değil, görünmez olmak istiyordum. Ya da daha doğrusu, eleştirilemez olmak. ​Koridorlar gürültülü ve kalabalıktı. Her yüz, her bakış potansiyel bir yargıçtı. Adımlarımı yavaşlattım, sırt çantamı daha sıkı tuttum. Sınıf kapısının önünde durduğumda, kalp atışım kulaklarımda uğulduyordu. ​"Merhaba, ben Arisari," dedim, sesimin titrememesine dikkat ederek. Öğretmen, beni sınıfın önüne çıkardı. Tüm gözler üzerimdeydi. Nefesimi tuttum. Yanlış bir şey yapma. Yanlış bir şey söyleme. ​"Arisari çok başarılı ve nazik bir öğrencidir," dedi öğretmen. O an, zihnimde bir karar verdim, sanki görünmez bir sözleşme imzalamışım gibi: Öyle olacaktım. Mükemmel ve nazik. Kimsenin beni hedef alamayacağı kadar kusursuz. ​İlk oturduğum sıranın yanında, yüzü asık, somurtkan bir kız vardı. Tereddüt ettim ama hemen davrandım. "Merhaba," dedim, elimi uzattım. "Umarım iyi anlaşırız." Cevap vermedi, sadece gözlerini devirdi. İçim sızladı, ama pes etmedim. Hemen çantamdan yeni kalemlerimi çıkardım. "Bir şeye ihtiyacın olursa çekinme, kullanabilirsin," dedim, kalemliği önüne bıraktım. Bir anlığına bakışındaki soğukluk eridi. Küçük bir zaferdi. İlk hayat sigortamı yaptırmıştım. ​Haftalar Sonra: Maskenin Sıkılması ​Artık herkes beni tanıyordu: Herkesi memnun eden Arisari. Bu rol, yorucuydu ama güvenlik sağlıyordu. ​Ödevini yapmayı unutan Rowan'a hızlıca notlarımı verdim. "Merak etme, ben de kontrol etmek istiyordum," diye yalan söyledim, oysa gece 02:00'ye kadar kendi ödevimle boğuşmuştum. ​En popüler grubun lideri olan Nixi, elini omzuma attı. "Arisari, canım, sen olmasan biz ne yapardık? Sen tam bir kurtarıcısın." Omuzumdaki eli, bir lütuf gibiydi. Grubun kabulünü kazanmıştım. Ama kurtarıcı kelimesini duyduğumda, içimde bir yer ezildi. Kurtarmak için, boğulmayı kabul etmiştim. ​Bir akşam, Nixi beni aradı. Sesi panik doluydu. "Çok hastayım, yarınki İngilizce sunumunu tek başına yapman gerekiyor. Ama sadece sen yapabilirsin, çok iyisin!" dedi. ​Yutkundum. Benim de o akşam ailemle önemli bir yemeğim vardı. Günlerdir o yemeği bekliyordum. "Ama Nixi, ben..." demeye çalıştım. ​Nixi'nin sesi anında soğudu. "Ne? Bana yardım etmeyecek misin? Ben senin en yakın arkadaşınım. Yoksa beni yüzüstü mü bırakacaksın?" ​Yüzüstü bırakmak. O kelime, mideme bir yumruk gibi indi. Beynimde eski okul koridorları yankılandı. Aptal. Bencil. Yalnız kalacaksın. ​"Hayır!" dedim aceleyle, sesim titriyordu. "Hayır, tabii ki yapacağım! Ben hallederim. Merak etme, harika bir sunum olacak!" ​Telefonu kapattıktan sonra, sırtımı duvara dayadım ve yavaşça yere çöktüm. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı, ama ses çıkarmamaya dikkat ettim. Sunumun konusunu bile bilmiyordum. Yemeği kaçıracaktım. Uyumayacaktım. Ama onlar memnun olacaktı. ​Ağlamak istiyordum, çığlık atmak istiyordum. Ama yapamazdım. Gözyaşlarımı sildim, kalktım ve bilgisayarımı açtım. Omuzlarımdaki yükü kabul ettim. Çünkü bu yük, beni reddedilmekten koruyan ağır bir kalkan gibiydi. ​Karanlık Zıtlık ​Gecenin bir yarısı. Odanın ışığı titriyor. Sunumun son cümlesini yazarken, ellerim artık benim değilmiş gibi titriyordu. Ekran ışığında kendi yansımama baktım. Solgundum, gözlerimin altı mosmordu. ​O an, odanın karanlık köşesinde, eski okulda bana en çok acıyı veren çocuğun silüetini gördüm. Büyümüştü, ama gülüşü aynıydı; alaycı. Sessizce, fısıltıyla konuştu: "Bak sana ne oldu. Bizi bu yüzden kovmuştun, ama şimdi herkesin kölesi oldun. Yine de kimse seni gerçekten sevmiyor." ​Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Nefesim kesildi. Hayalet gerçek değildi, biliyordum. Ama sözleri gerçekti. ​Sırtımı bilgisayara döndüm. Ellimi hızla başımın yanındaki duvara çarptım. Acı. Acı, bana hâlâ var olduğumu hissettiren tek şeydi. ​Gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım. Sonra yavaşça açtım. yavaşça yerini boşluğa bıraktı. Yapacak çok işim vardı. ​ Dışarıdaki dünya için gülümsüyordum, ama içimde, o karanlık silüetin fısıltısı yankılanıyordu. Ve ben, o fısıltıyı susturmak için daha çok, daha hızlı çalışmaya devam etmeliydim. ​Çünkü durursam, beni unuturlardı. Ve unuturlarsa... tekrar yalnız kalırdım.Projeyi yetiştirmeye çalışıyordum ve "İşte oldu. " dedim. Bitmişti. Başımı geriye attım ve gülümsedim garip bir kahkaha attım. Bu ben miydim? Yoksa başka bir yüzüm falan mı? "Hayır kendimi kandırmamalıyım" bu gerçek bendim. Yarın sabah okula projeyi getmiş Nixi'ye vermiştim. Nixi'ye akşam hocanın bu projeyi 1. Seçecek kadar iyi yapacagımı şöylemiştim ama bazı şeyler ters gitti 2. Oldu. Kalbim duracak gibiydi sözümü tutamamıştım "ben bir zavllıyım" dedim içimden. Teneffüs olana kadar yerden sırılsıklam olmuştum Nixi'den korkuyorudum. Tahmin ettiğim gibi Nixi yanıma geldi ve gülümsedi sonra kulagıma şunları fısıldadı "Bana yalan söyledin!" bu kelimeleri duyduğum anda mideme bir yumruk inmiş gibiydi zorlanıyordum kusacak gibiydim. İç sesim konuşmaya başladı; "Yalancı","Yapamadım" , "Artık herkes senden nefret ediyor" diyordu. Etrafımda halüsinasyonlar görmeye başlamıştım dayanamıyordum içimden "Kaçmalıyım" diyordum ama yapamazdım. Sonra bir ses beni uyandırdı o ses konuşmadan ben daldım "Özür dilerim hepsi benim hatam cezamı çekmeye hazırım." dedim. Nixi gülmeye başladı "ne diyorsun sen iyi misin? dalmıştın. Teşekkür etmeye geldim ve sen bir an dondun" gülümsedi. Şaşırdım. Karşılık verdim gülümsedim. O an tam da şöyle düşündüm "Nixi kötü biri değil" Nixi’nin neşeli adımları uzaklaşırken, sınıfın uğultusu yeniden odaya doldu. Ama hemen yanı başımda, o uğultuyu bıçak gibi kesen bir sessizlik vardı. ​Yavaşça sırama çöktüm. Avuçlarımın içindeki tırnak izleri sızlıyordu. ​"Rolün bittiyse nefes alabilirsin artık." ​Ses, hemen yanımdan gelmişti. O somurtkan kız. Adının Elya olduğunu sınıf listesinden hayal meyal hatırlıyordum. Kitabından başını bile kaldırmamıştı ama varlığı o an Nixi’den daha tehditkardı. ​"Anlamadım?" dedim, sesime o yapay neşeyi katarak. "Sadece biraz yorgunum." ​Elya kitabının sayfasını yavaşça çevirdi. Göz ucuyla bana baktı; bakışları bir cerrahın neşteri gibi keskin ve duygusuzdu. "Nixi’ye bakarken az kalsın kusacaktın," dedi buz gibi bir sesle. "Korkudan rengin kireç gibi oldu. Neden?" ​"Korkmak mı? Saçmalama, o benim arkadaşım." ​"Arkadaşın mı?" Elya bu sefer tamamen bana döndü. Dirseğini sıraya dayayıp çenesini avucuna yasladı. "Senin ona bakışın, bir kölenin efendisine bakışı gibiydi. İkinci olduğun için seni sınıfta rezil edecek sandın, değil mi?" ​Sertçe yutkundum. Boğazımdaki o düğüm geri gelmişti. "Nixi öyle biri değil." ​"Nixi'nin kim olduğu umurumda değil," dedi Elya, gözlerini masanın altındaki titreyen ellerime indirerek. "Ama senin kim olduğun merak uyandırıcı. Bu kadar kusursuz görünmek için ne kadar acı çekiyorsun?" ​Gülümsemeye çalıştım ama bu sefer maske yüzüme ağır geldi. Dudaklarım titredi. "Ben sadece nazik olmaya çalışıyorum, Elya." ​"Hayır," dedi Elya, sesini daha da alçaltarak. "Sen sadece hayatta kalmaya çalışıyorsun. Ama dikkat et Arisari, bu kadar çok maske takarsan, bir gün aynaya baktığında kendi yüzünü hatırlayamazsın." ​Önüne döndü. Kitabına kaldığı yerden devam etti. ​Ben ise öylece kalakaldım. Kalemliğimi ona verdiğim gün buzlarını erittiğimi sanmıştım ama o, buzun altındaki asıl uçurumu görmüştü. O an Elya, hayaletlerden daha korkutucu gelmişti; çünkü o gerçekti ve beni görmüştü.Her zamanki gibi yine yeni bir gün. Bir ses sanki beni çagırıyordu "Arisari" diyordu. Sese dogru ilerledim yine halüsinasyon muydu anlayamıyordum ilerledim ilerledim ve arkamdan birisi beni itti, yere düştüm. Kafamı ona doğru çevirdim "Aaaaaaaaaa A-a-a-a-a" nefesim düzensizleşmişti. Bu da neydi korkuyorum "Lütfen tanrım beni koru" diyordum. "Arisari neden korktun amacım sana zarar vermek değil. Canım iyi misin sen? " dedi karanlık silüet. Kelimeler bagazımda dügümlenmişti konuşmayı zar zor başardım "S-sen nasıl olur da hala burdasın söyle sen o kişisin dimi sen A-A€{€℅}%'sin dimi? " dedim zar zor adını söylemek bile işkence gibiydi korkudum, titriyordum. (Onun adını beynimden sildiğim için anlaşılmıyordu garip dimi haha) Üstüme yürümeye başladı eline bir falçata aldı. Yüzüm ter ile yıkanmıştı aynı sahneleri birdaha görmek dejavu gibiydi. Agzıma parmagını soktu falçatayı bagazıma soktu ve "A aaaaaaaaaa!" uyanmıştım. Kanter içindeydim "Rüyaymış" dedim kısık bir sesle, yaşıyordum evet yaşıyorum bir dakika ben yaşıyorum... Yaşamama mı üzüldüm az önce sanırım evet o an masamda ki makasla bakışmadım diyemem "o makasla ne şahdamarlar kesilir di dimi Arisari" bu ses halüsinasyondu artık anlıyordum bazen ama "Hayır hayırrr sen gerçek bile değilsin beni kandırıyorsun ben kimseye zarar veremem" dedim dediğim gibi gitti. Ağlamaya başladım neden mutlu olamıyordum. Sabahın gri ışığı odama dolduğunda, gece gördüğüm o korkunç kabusun izlerini silmeye çalıştım. Boğazımdaki o hayali acı hâlâ oradaydı ama aynaya bakıp gülümsedim. "İyisin," dedim kendime. Kimseyi endişelendirmemeliydim. Kimsenin huzurunu bozmaya hakkım yoktu. ​Okula girdiğimde Nixi, koridorda neşeyle bana el salladı. Yanına gittiğimde heyecanla anlatmaya başladı: "Arisari, canım! Hoca projenin bazı kısımlarını sınıfta örnek gösterecekmiş. Biraz yorgun gibisin ama harika göründüğünü söylemeliyim!" ​"Teşekkür ederim Nixi," dedim, sesimin en yumuşak tonuyla. Aslında ayakta duracak halim yoktu ama onun bu neşesini bozmak istemedim. "Senin enerjin bana da iyi geliyor." ​Sınıfa geçip sırama oturduğumda, ellerimin titrediğini fark ettim. Gece uykumda avucumu o kadar sıkmıştım ki, tırnaklarım derimde minik, kırmızı yaralar açmıştı. Kimse görmesin diye elimi sıranın altına sakladım. O sırada yan sıradan Elya’nın sesini duydum. ​"Yine mi?" ​Elya bana bakmıyordu, önündeki kitabı işaretliyordu. Sesi her zamanki gibi mesafeliydi. ​"Efendim?" dedim, nazikçe ona dönerek. Bir hatam mı olmuştu acaba? Onu mu rahatsız etmiştim? "Bir şey mi oldu Elya?" ​"Elin," dedi Elya, bakışlarını bir anlığına sıramın altına çevirip sonra tekrar kitabına dönerek. "Sürekli bir yerlerini saklamaya çalışıyorsun. İlk gün kalemliğini verirken bile bu kadar gergin değildin." ​Yutkundum. Ona kötü bir cevap vermek ya da "sana ne" demek aklımın ucundan bile geçmezdi. "Özür dilerim," dedim fısıltıyla. "Eğer seni huzursuz ettiysem gerçekten özür dilerim. Sadece... bu aralar biraz dalgınım, sanırım kendime dikkat etmeyi unuttum." ​Elya kafasını kaldırıp bana baktı. Gözlerinde anlam veremediğim bir ifade vardı; acıma mı yoksa şaşkınlık mı? "Benden neden özür diliyorsun Arisari? Ben sadece gördüğümü söylüyorum. Kendini bu kadar hırpalaman... normal değil." ​"Ben sadece..." dedim, kelimeleri özenle seçmeye çalışarak. "Kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum. Nixi bana güveniyor, öğretmenim benden başarı bekliyor, annem iyi olduğumu bilmek istiyor. Eğer ben biraz yorulursam, onların mutluluğu bozulur." ​Elya derin bir nefes aldı, bir şey söyleyecek gibi oldu ama sustu. Bakışlarını kaçırdı. "Sen çok garipsin," dedi sadece. ​O an Nixi arkasını dönüp masama bir yığın not bıraktı. "Tatlım, öğle arasında şunlara bir bakar mısın? Benim cümlelerim biraz karışık olmuş, sen onları sihirli dokunuşunla düzeltirsin, değil mi?" ​İçimden bir parça feryat etti; yemeğe gitmek, sadece on dakika uyumak istiyordum. Ama Nixi’nin umut dolu gözlerine baktığımda "hayır" diyemedim. Onu kırmak, birine "yapamam" diyerek yük olmak dünyadaki en büyük suçmuş gibi geliyordu. ​"Tabii Nixi," dedim, yüzüme o en masum gülümsememi yerleştirerek. "Zevkle bakarım. Merak etme, her şey çok güzel olacak." ​Nixi gidince önümdeki kağıtlara baktım. Gözlerim karardı, ellerimdeki yaralar sızladı. Elya’nın bana baktığını hissediyordum ama kafamı kaldıramadım. Kimseyi incitmemek için kendimi paramparça ediyordum ve işin acı tarafı, bunu benden başka kimse fark etmiyordu.İngilizce dersindeydik. Ögretmen "Bugün geçmiş ile dürüst yüzleşme başlıklı bir kompozisyon yazacaksınız. " dedi. Sınıfta kalem sesleri ve uğultular yükselirken, Nixi arkadan bana bir not uzattı. Notta sadece şu yazıyordu: "Eski okulundan birileri bugün bizim okulla yapılacak voleybol maçı için geldiler, şuan bahçedeler. Biri seni sordu, İsmi EA'lı sanırım" O ismi gördüğüm an, sınıfın oksijeni aniden çekildi kalemim elimden düştü. Elya birşey olacagını anladı ve ceketini giydi ama benim o an bunları farkedecek halim yoktu. Notta yazılan o harf, rüyamdaki falçatanın ucu gibi kalbime battı. Onlar buradaydı, bariyer yıkılmıştı. İzin bile almadan sınıftan fırladım midem bulanıyordu kusacak gibiydim. Kimse görmesin kimse sormasın istiyordum. Kendime en yakın boş sınıfa , eski müzik odasına gittim ve kapıyı titreyen ellerimle kitlemeye çalıştım. Bir anda o kişiyi yanımsa gördüm ve yanında da arkadaşları "Senin kaderin bu Arisari Kamishite!" "Zavallı Arisari yine mi kaçıyorsun" dedi A}=`%\ , gülümsedim "Kızlar selam uzun zaman oldu nasılsınız?" dedim. O an kapıda Elya'nın sesini duydum. "Arisari Aç şu lanet kapıyı" diye bagırıp kapıyı zorluyordu ben ise hala kızlarla bakışıyordum kızın biri B=×€= elinde makasla bana ilerledi o an öldüm olarak saydım ama Eyla kapıya omuz atıp kilidi kırdı. Uyanmış gibi oldum. Kızlar bir anda yok oldular. Derin bir nefes aldım ve yere çöküp ağlamaya başladım Elya korkmayayım diye dizinin üstüne çöktü ve yanıma oturdu. Elini uzattı ama ürkmeyeyim diye dokunmadı ben ağlayarak "Git lütfen.. Git beni.. Böyle görme" diye inledim. Kimsenin bu zayıflıgımı görmesini istemezdim dedi, özellikle onun. Elya elimi tuttu ve fısıldar gibi konuştu. "Gelmeyecekler" dedi sesi sakin ve emindi nedense çok da güven vericiydi. Halüsinasyonlae sustu. Gözlerimi açtıgımda yüzü yüzüme çok yakındı. Elimi alıp kendi kalbinin üstüne koydu kalbi yavaşça atıyordu "Sakinleş bak benim kalbim sakin seninde kalbin öyle olacak, sadece dinlenmeye ihtiyacın var". O an ağlamaya başlasım ama bu anlayış felaket değil boşalmaydı. Elya kollarını belime doladı, bende başımı Elya'nın omzuma yasladım burnuma hafif bir nane kokusu geldi. Ağlamam dinince konuşmaya başladım. "Neden bana yardım ediyorsun?" diye sordum sesim hala titrerken "Ben sadece herkese yük olan biriyim" Elya çenemi hafifçe kaldırıp gözlerimin içine baktı. Bakışları ilk defa bu kadar şeffaftı. "Çünkü" dedi Elya, sesi bir itiraf gibi kısılarak. "Herkes senin o sahte gülümsemeni alkışlarken, ben sadece maskenin ardındaki çıglıgı izledim. Ve o çıglık benimkine çok benziyordu ve o çıglıkla sadece ben başa çıkabilirim yani sadece böyle hissediyorum bu da ne ya." hafif sahte bir kahkaha atarak söyledi sesinde biraz endişe ve soğukluk vardı ama o soguklukta bile yüzü kızarmıştı. Gülümsedim ve oda bana güldü. Bak işte bu gerçekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.