İçeriğe geç

ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT

Bölüm 3 · 10 dk okuma

ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT

Bölüm 3

3. BÖLÜM TAŞLARIN ARDINDAKİ KRALLIK

BÖLÜM 3

TAŞLARIN ARDINDA

Leyla için mimarisi ve tarihiyle insanları büyüleyen bu şehre gelmek büyük bir heyecandı. Farklı kültürleri araştırmayı, yeni yerler görmeyi ve geçmişin izlerini keşfetmeyi seviyordu. Mardin'e gelmek onun için yalnızca bir seyahat değil, aynı zamanda küçük bir maceraydı.

Uçak yolculuğu ise bir hayli yorucu geçmişti.

Baba kız yol boyunca pek konuşmamışlardı.

Havalimanındaki işlemler tamamlandıktan sonra kendilerini bekleyen araca bindiler.

Leyla geniş aracın koltuğuna yaslandı. Yolculuk boyunca ayağını sıkan ayakkabılarını çıkarıp rahat bir nefes aldı. Ardından kollarını yukarı kaldırıp esnedi.

Erdem, kızını izlerken istemsizce gülümsedi.

"Kalacağımız otele yerleşir yerleşmez biraz dinlen istersen," dedi. "Çok yoruldun."

Leyla başını babasına çevirdi.

"Olur babacığım."

Sözlerini bitirince başını koltuğa yasladı ve gözlerini kapattı.

Yaklaşık yirmi beş dakika sonra araç otelin önünde durdu.

Leyla ilk gördüğü anda büyülenmişti.

Karşısındaki yapı fotoğraflardan çok daha etkileyiciydi.

Mardin'in meşhur sarı taşlarından inşa edilmiş görkemli bina güneş ışığında adeta parlıyordu. Tarihin ve modernliğin iç içe geçtiği yapı, bulunduğu bölgenin ruhunu taşıyordu.

Leyla birkaç saniye boyunca gözlerini binadan alamadı.

Erdem resepsiyona doğru ilerlerken kızına döndü.

"Kalacağımız otel burası ama davet burada olmayacak."

Leyla şaşkınlıkla başını çevirdi.

"Gerçekten mi? Ben davetin burada olacağını sanmıştım."

Erdem gülümsedi.

"Hayır kızım. Ben milletvekili olabilirim ama biliyorsun ki ortak olduğumuz şirketin bazı iş birlikleri var. Şahmar Oteli de bunlardan biri."

Leyla tekrar binaya baktı.

"Şahmar Otel..."

İsmi bile kulağa etkileyici geliyordu.

"Bu seferki toplantıya bizzat katılmak istedim. O yüzden buradayız."

Sonra valizini alıp kızına işaret etti.

"Hadi bakalım. Önce odamıza geçelim. Biraz dinlenmeye ihtiyacımız var."

Leyla başını salladı.

"Tamam."

Otelin ağır ahşap kapılarından içeri girdiler.

Mermer zeminler, taş sütunlar ve tavandan sarkan büyük avizeler ilk anda dikkat çekiyordu.

Çalışanlar son derece profesyonel görünüyordu.

Leyla etrafı incelerken fark etmeden gülümsedi.

Burası gerçekten etkileyiciydi.

Fakat henüz bilmiyordu.

Bu otel yalnızca bir otel değildi.

Ve kaderi çoktan bu binanın duvarlarına dokunmaya başlamıştı.

Aynı saatlerde...

"Haydi! Biraz daha hızlı arkadaşlar!"

Kemal Demirci'nin sesi lobide yankılandı.

Şahmar Oteli'nin müdürüydü.

Otelde çalışanların büyük bölümü ondan pek hoşlanmazdı.

Sabırsızdı.

Takıntılıydı, ve kumarbaz herifin tekiydi geçen yıl oynadığı büyük Mevla yüzünden az daha foyası ortaya çıkacak diye korkmuştu çünkü DAMİEN disiplin kuralcıydı eğer öğrenirse Kemalin canına okurdu.

Ve her şeyin kusursuz olmasını isterdi.

Bugün ise her zamankinden daha gergindi.

Çünkü önemli bir misafir geliyordu.

"Daha hızlı!" diye bağırdı yeniden. "Bugün hata istemiyorum."

Çalışanlar birbirlerine bakıp işlerine devam ettiler.

Tam o sırada otelin giriş kapıları açıldı.

Kemal'in sesi aniden kesildi.

Yüzündeki ifade değişti.

Lobideki birkaç çalışan da dönüp kapıya baktı.

İçeri iki kişi giriyordu.

Bunlardan biri Damien Hazar Şahmar'dı.

Yanındaki ise yıllardır en yakın dostu olan Lucas Moreau.

Damien onları görünce hafifçe gülümsedi.

"Yine kime bağırıyorsun Kemal Abi?"

Kemal'in yüzünde anında yapmacık bir gülümseme oluştu.

"Hoş geldiniz efendim."

Lucas hafifçe eğilip Damien'ın kulağına fısıldadı.

"Gerçekten bunu yapmak zorunda mıyız dostum?"

Damien gülmemek için kendini zor tuttu.

"Yürü."

Lucas iç çekti.

"Bir gün bu adamın bağırmadan konuştuğunu görecek miyim acaba?"

Damien kahkaha attı.

"Ben de o günü görmek isterim."

Ve ikisi birlikte lobinin derinliklerine doğru yürüdüler.

Damien ve Lucas odasına geçtiklerinde otelin dışındaki hareketlilik hâlâ devam ediyordu. Kemal'in sesi koridorlardan bile duyuluyordu.

Lucas kendini koltuğa bıraktı.

"Gerçekten bunu yapmak zorunda mıyız?" diye söylendi. "Üç günlüğüne geliyoruz ama herkes sanki kral gelmiş gibi davranıyor."

Damien kahvesinden bir yudum aldı.

"Bunu dedemin yanında söyle de görelim."

Lucas iç çekti.

"Hayır, teşekkür ederim."

İkisi de güldü.

Uzun yıllardır dostlardı. Lucas Moreau, Damien'ın güvenebildiği sayılı insanlardan biriydi. İnsanların aksine Damien'ın soyadına, servetine ya da cemiyet içindeki konumuna değil, kendisine değer veriyordu.

Bu yüzden dostlukları yıllardır sürüyordu.

Lucas aslında bir arkeologdu. Eski medeniyetler, kayıp şehirler ve unutulmuş semboller onun tutkusu olmuştu. Bu merakı yıllar önce yolunu Aureth ile kesiştirmiş, sonrasında da Damien ile tanışmasına sebep olmuştu.

Damien masadaki dosyaları karıştırırken başını kaldırdı.

"Akşama konağa geçeceğiz."

Lucas yüzünü buruşturdu.

"Ben otelde kalırım."

"Hayır."

"Damien..."

"Dedemi tanıyorsun."

Lucas gözlerini kapattı.

İkisi de cevabı biliyordu.

Hazer Şahmar misafirlerini otelde bırakacak biri değildi.

"Gün gelecek dedenden korkmamayı başaracağım."

Damien kahkaha attı.

"O günü ben de merakla bekliyorum."

Tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi.

Gönderen Kemal'di.

Vekilin geldiğini haber veriyordu.

Damien mesajı okudu.

Sonra telefonu masaya bıraktı.

"Demek geldiler."

Lucas kaşlarını kaldırdı.

"Kim?"

"Ankara'dan gelen misafirler."

"Bizi ilgilendiriyor mu?"

Damien omuz silkti.

"Aslında hayır."

Ama nedense içindeki his ona başka bir şey söylüyordu.

Aynı saatlerde Leyla ile Erdem otelin restoranında oturuyorlardı.

Leyla geldiği dakikadan beri etrafı hayranlıkla inceliyordu.

Taş duvarlar.

Tarihi kemerler.

İşlemeli sütunlar.

Bütün atmosfer ona farklı bir dünyaya gelmiş hissi veriyordu.

Telefonuyla sürekli fotoğraf çekiyor, gördüğü her ayrıntıyı ölümsüzleştirmeye çalışıyordu.

Erdem gülümseyerek kızını izledi.

"Küçükken de böyleydin."

Leyla başını kaldırdı.

"Nasıl?"

"Gördüğün her şeyi merak ederdin."

"Şimdi de öyleyim."

"Evet."

Erdem hafifçe güldü.

"O yüzden korkuyorum zaten."

Leyla kaşlarını kaldırdı.

"Nedenmiş o?"

"Çünkü merak bazen insanı tehlikeli yerlere götürür."

Leyla bunu bir şaka sandı.

Ama Erdem'in yüzünde kısa süreliğine beliren gölgeyi fark etmedi.

Tam o sırada restoran girişinde bir hareketlilik başladı.

Çalışanlar toparlandı.

Kemal hızla içeri girdi.

Arkasından iki adam görünüyordu.

İlk bakışta dikkat çeken kişi Damien'dı.

Uzun boyu ve kendinden emin duruşuyla bulunduğu ortama hâkim gibiydi.

Yanındaki adam ise Lucas'tı.

İkisi birlikte masalara doğru ilerlerken Damien'ın gözleri istemsizce restoranda dolaştı.

Sonra...

Durdu.

Bakışları bir noktaya sabitlendi.

Leyla.

Rüzgârın etkisiyle hafifçe savrulan saçları omuzlarına dökülüyordu.

Üzerindeki sade beyaz elbise dikkat çekici olmaya çalışmıyordu.

Ama yine de gözlerini ondan ayırmak zordu.

Damien birkaç saniye boyunca farkında olmadan onu izledi.

Lucas dirseğiyle koluna vurdu.

"Neye bakıyorsun?"

Damien gözlerini ayırmadan cevap verdi.

"Hiç."

Ama bu cevaba ikisi de inanmadı.

Kemal çoktan masaya ulaşmıştı.

"Nihayet geldiniz efendim."

Erdem ayağa kalkarak gülümseyerek elini uzattı hoşbulduk.

"Hoş geldiniz."

Damien nazik bir gülümsemeyle başını eğdi.

"Şeref bize ait Sayın Vekilim."

Lucas da elini uzattı.

Kısa süre içinde tanışma faslı başladı.

Erdem kızına döndü.

"Kızım, Leyla Beren Yankı."

Damien'in bakışları istemsizce yeniden genç kıza kaydı.

Leyla ayağa kalktı.

"Memnun oldum."

Damien elini uzattı.

"Memnuniyet bana ait."

Kızın elini tuttu yüzüğünü öptü ve devam ettiler.

Sesi sakindi.

Kontrollüydü.

Ama gözleri aynı şeyi söylemiyordu.

Lucas bütün bu sahneyi sessizce izliyordu.

Yıllardır arkadaşını tanıyordu.

Damien'in birine ikinci kez bakması bile nadir görülen bir şeydi.

Ama şu an gözlerini Leyla'dan çekmekte zorlanıyordu.

Leyla ise adamı fazla özgüvenli bulmuştu.

Hatta biraz fazla.

Masaya oturmalarının ardından sohbet başladı.

İşlerden bahsedildi.

Şirketlerden bahsedildi.

Mardin'den bahsedildi.

Lucas arkeoloji çalışmalarından söz etti.

Damien ise bölgede incelemek istediği tarihi yapıların restorasyon projesinden bahsetti.

Leyla çoğunlukla dinliyordu.

Ama bir noktada dikkatini Damien'in yüzük parmağındaki yüzük çekti.

Koyu kırmızı taşlı, farklı bir yüzüktü.

Daha önce gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu.

Tam bunu düşünürken Damien konuşmayı yarıda kesip ona döndü.

"Mardin'i ilk kez mi görüyorsunuz?"

Leyla başını salladı.

"Evet."

"Nasıl buldunuz?"

Leyla etrafına baktı.

"Güzel."

Sonra gülümseyerek devam etti.

"Hatta beklediğimden daha güzel."

Damien'in dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Mardin'in böyle bir etkisi vardır."

Lucas kahvesini içerken ikisine baktı.

İçinden gülüyordu.

Ama bunu belli etmedi.

Bir süre sonra sohbet dağıldı.

Erdem başka bir masadaki tanıdıklarıyla konuşmaya başladı.

Lucas da Kemal tarafından çağrılmıştı.

Leyla bu fırsatı değerlendirip ayağa kalktı.

Biraz dolaşmak istiyordu.

Restoranın giriş tarafında çiçeklerle hazırlanmış büyük bir dekor alanı vardı.

Telefonunu çıkarıp birkaç fotoğraf çekti.

Ardından ön kamerayı açtı.

Tam bir özçekim daha alacakken kadrajda bir siluet belirdi.

Leyla fotoğrafı çekti.

Sonra kaşlarını çatarak ekrana baktı.

Arkasında biri duruyordu.

Damien.

Telefonu indirip hızla arkasına döndü.

Damien birkaç metre ötede durmuş ona bakıyordu.

Sanki bunu özellikle yapmış gibiydi.

"Ne yapıyorsunuz siz?"

Damien masum bir ifadeyle omuz silkti.

"Fotoğrafın güzel çıkmasına yardımcı oldum."

Leyla gözlerini devirdi.

"Tabii."

"Beğenmediniz mi?"

"Hayır."

Damien gülümsemeye başladı.

Bu kez açık açık eğleniyordu.

"Küçük hanım çok acımasız."

Leyla'nın kaşları havaya kalktı.

"Pardon?"

"Ne?"

"Ben küçük değilim."

Damien'in yüzündeki gülümseme büyüdü.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"İkna olmadım."

Leyla ellerini beline koydu.

"Yirmi iki yaşındayım."

"Yine de küçüksünüz."

"Size göre herkes küçük herhalde."

Damien birkaç saniye onu izledi.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

"Küçük olmanla ilgisi yok."

Leyla'nın kaşları çatıldı.

"O zaman?"

Ama Damien cevap vermedi.

Sadece gülümsedi.

Bu da Leyla'nın daha çok sinirlenmesine sebep oldu.

Tam o sırada Erdem uzaktan seslendi.

"Leyla!"

Genç kız arkasını döndü.

"Geliyorum baba."

Tekrar Damien'e baktığında adam hâlâ aynı sakin ifadeyle ona bakıyordu.

Bu durum sinir bozucuydu.

Ama nedense gözlerini de üzerinden çekemiyordu.

Damien ise Leyla uzaklaşırken onu izlemeye devam etti.

Ve ilk kez...

Gözleri genç kızın boynuna kaydı.

Bir kolye.

Sıradan görünüyordu.

Ama Damien'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

Nefesi kesildi.

Bakışları sertleşti.

Hayır...

Bu mümkün değildi.

Astér Anahtarı'nın küçük bir kopyası...

Nasıl olurdu da o kolye bir milletvekilinin kızının boynunda dururdu?

Damien'in bakışları genç kızın boynundaki kolyeye takılı kaldı. İlk bakışta sıradan bir aksesuar gibi görünüyordu. Fakat onun için durum çok farklıydı.

Kalbi bir anlığına duraksadı.

Hayır...

Bu mümkün değildi.

Boynunda taşıdığı şey sıradan bir kolye değildi.

Astér Anahtarı'nın işlendiği sembol yıllardır yalnızca belirli insanların bildiği bir işaretti.

Damien gözlerini birkaç saniye daha kolyede tuttu.

Sonra kendini toparladı.

Şimdilik hiçbir şey belli etmemeliydi.

Leyla ise onun neden öyle baktığını anlamamıştı.

Tek fark ettiği şey, adamın birkaç saniyeliğine donup kalmış olmasıydı.

Ama bunun üzerinde durmadı.

Erdem'in yanına döndüğünde babası telefonuyla ilgileniyordu.

Birkaç dakika sonra hesabı istediler.

Ardından restorandan ayrıldılar.

Erdem yürürken telefonunu cebine koydu.

"Az önce Hazer Bey aradı."

Leyla başını çevirdi.

"Ne dedi?"

"Bizi konağa davet etti."

Leyla şaşırdı.

"Bu kadar mı?"

"Bu kadar."

"Ve sen kabul ettin."

Erdem güldü.

"Bu bir soru değil sanırım."

"Hayır."

"Evet kabul ettim."

Leyla istemsizce gülümsedi.

Aslında merak etmişti.

Mardin'in köklü ailelerinden birinin konağını görmek ilginç olabilirdi.

Tam o sırada aklına bir şey geldi.

"Bu arada Bennu geliyor."

Erdem kaşlarını kaldırdı.

"Gerçekten mi?"

"Evet. Birkaç günlüğüne uğrayacak."

"Demek sonunda beni yalnız bırakıyorsunuz."

"Hayır."

Erdem başını salladı.

"Annen için bir şey almayı unutma."

"Unutur muyum hiç?"

Bir süre daha şehrin taş sokaklarında dolaştılar.

Hediyelik eşya dükkânlarına girdiler.

Leyla bol bol fotoğraf çekti.

Akşamüstü olduğunda ise yeniden otele döndüler.

Koridorlar gün içerisindeki hareketliliğini kaybetmişti.

Çalışanlar davet hazırlıklarıyla meşguldü.

Leyla odasına girer girmez kendini yatağın üzerine bıraktı.

Uzun günün yorgunluğu omuzlarına çökmüştü.

Bir süre tavana baktı.

Sonra hazırlanmak için dolabın önüne geçti.

Tam kıyafetlerini incelerken telefonu titreşti.

Bilinmeyen numara.

Kaşlarını çattı.

İlk düşüncesi Bennu olmuştu.

Mesajı açtı.

"Küçük olmanla ilgisi yok."

Leyla'nın kaşları iyice çatıldı.

Mesajı birkaç kez okudu.

Sonra istemsizce cevap yazdı.

"O zaman neyle ilgili?"

Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra ne yaptığını fark etti.

"Harika Leyla."

Telefonu yatağın üzerine attı.

"Bir de cevap veriyorsun."

Tam o sırada yeni mesaj geldi.

Bu kez beklediğinden daha hızlı.

"Sana baktığımda aklımdan geçenler için fazla masumsun."

Leyla'nın gözleri büyüdü.

Şaşkınlıkla ekrana baktı.

"Kimsin sen?"

Bir an durdu.

Sonra ikinci mesajı yazdı.

"Ve neden bana yazıyorsun?"

Sapık herif

Otelin başka bir odasında Damien telefon ekranına bakıyordu.

Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrılmıştı.

Lucas karşı koltukta oturuyordu.

Arkadaşının yüzündeki ifadeyi görünce kaşlarını kaldırdı.

"Neler oluyor?"

"Hiçbir şey."

"Yalan."

Damien cevap vermedi.

Bu da Lucas'ın şüphelerini artırmaya yetmişti.

"Bir şey karıştırıyorsun."

Damien gözlerini telefondan ayırmadan konuştu.

"İşine bak sarı kafa."

Lucas yastığı ona fırlattı.

"şu lafı kullanmayı kesmezsen seni öldüreceğim."

Damien ilk kez kahkaha attı.

Ama gözleri hâlâ telefon ekranındaydı.

Uzun zamandır ilk kez biri ilgisini çekmişti.

Üstelik bunun nedenini kendisi de tam olarak bilmiyordu.

Lucas

Arkadaşının yüzündeki ifadeyi görünce kaşlarını kaldırdı.

"Neler oluyor?"

Damien gözlerini telefondan ayırmadı.

"Hiçbir şey."

"Damien."

Lucas karşısındaki koltuğa oturdu.

"Kimi rahatsız ediyorsun?"

Damien sonunda başını kaldırdı.

Lucas kahkaha attı.

"Kesin bir kadın."

"Defol."

"Kesin bir kadın."

Damien masadaki kalemi eline aldı.

"Lucas."

"Tamam, tamam."

Ama yüzündeki sırıtış kaybolmuyordu.

Birkaç saniye sonra yeniden konuştu.

"Hazer Amca seni böyle görse Mutluluktan kırk gün kırk gece…."

Lucas lafını bitiremeden

Damien kalemi ona fırlattı.

Lucas son anda eğildi.

Kalem kapıya çarptı.

"İsabet ettiremedin."

"Çık dışarı."

"Emredersiniz."

Lucas ayağa kalktı.

Kapıya yöneldi.

Tam çıkarken arkasını döndü.

"O kızın adını eninde sonunda öğreneceğim."

Kapı kapandı.

Damien başını iki yana salladı.

Sonra yeniden telefon ekranına döndü.

Parmakları birkaç saniye klavyenin üzerinde bekledi.

Ardından yazmaya başladı.

"Sanırsam bu öğleden sonra tanışmıştık küçük hanım."

Bir an durdu.

Sonra devam etti.

"Akşam davette görüşmek üzere."

Ve son satırı ekledi.

"Sizi görmekten şeref duyacağım."

Mesajın altında tek bir isim vardı.

Damien Hazar Şahmar.

Bölüm sonu

1 yorum