BÖLÜM 12 — KÜÇÜK KIVILCIMLAR
Raven tesisin girişinde durduğunda Damien ile Leyla’yı hemen fark etti. Açık hava sineması çoktan bitmiş, bahçede sadece loş ışıklar kalmıştı. Damien ile Leyla çimlerin üzerinde birbirlerine oldukça yakın oturuyordu.
Damien başını çevirdiğinde Raven’ı gördü. Leyla da onun bakışını takip edince ne olduğunu anladı ve hafifçe geri çekildi.
Raven yanlarına geldi.
— Rahatsız ettiysem özür dilerim. Size birini getirdim.
Leyla merakla ayağa kalktı.
— Kimi?
Raven giriş kapısına doğru baktı.
Birkaç saniye sonra Doğan göründü.
Leyla’nın yüzü bir anda değişti.
— Doğan?
Doğan ablasını görür görmez ona doğru yürüdü.
— Abla.
Leyla hiç beklemeden gidip kardeşine sarıldı.
— Sen burada ne yapıyorsun?
— Seni görmek istedim. Çok özledim.
Leyla onu kendinden biraz uzaklaştırıp yüzüne baktı.
— Annem biliyor mu?
— Biliyor. Onun haberi olmadan gelmedim.
Leyla bu kez Raven’a döndü.
— Sana nasıl ulaştı?
— Bana mesaj attı. Buraya gelmek istediğini söyledi.
Doğan araya girdi.
— Çünkü sen aradığında iki dakika konuşup kapatıyorsun. İyi olduğunu söylüyorsun ama ne yaşadığını bilmiyoruz.
Leyla’nın yüzü yumuşadı.
— Sizi üzmek istemedim.
— Merak etmek daha kötü.
Leyla cevap vermeden tekrar sarıldı.
— Ben de seni çok özledim.
Raven birkaç adım geride onları izliyordu. Doğan kendisine ulaştığında önce kimliğini doğrulamış, ardından ailesiyle ilgili bilgileri kontrol etmişti. Bu nedenle onu getirmeyi kabul etmişti. Ama yol boyunca Doğan’ın beklediğinden daha rahat ve doğrudan konuştuğunu da fark etmişti.
Doğan Leyla’dan ayrıldıktan sonra Raven’a döndü.
— Tekrar teşekkür ederim.
— Önemli değil.
— Benim için önemliydi.
Raven kısa bir süre ona baktı.
— Ablanı görmek istediğin belliydi.
Doğan hafifçe gülümsedi.
— Siz de sandığım kadar soğuk değilmişsiniz.
Raven’ın kaşları hafifçe kalktı.
— Öyle mi düşündün?
— İlk başta evet.
— Şimdi?
Doğan omuz silkti.
— Henüz karar veremedim.
Raven’ın yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.
Tam o sırada Bennu dışarı çıktı.
— Kim geldi?
Doğan’ı görünce hemen hızlandı.
— Doğan!
Doğan da ona sarıldı.
— Bennu!
Lucas da birkaç adım geriden geldi.
— Hoş geldin.
— Hoş buldum.
Bennu Doğan’ın küçük çantasını aldı.
— Kaç gün kalacaksın?
— Birkaç gün. Annem izin verdi.
— O zaman bizim odaya geliyorsun.
Leyla başını salladı.
— Zaten başka yere bırakmam.
Doğan güldü.
— Tamam.
Damien bu sırada Raven’ın elindeki dosyayı fark etmişti.
— Sadece Doğan için gelmedin.
Raven’ın yüzü yeniden ciddileşti.
— Hayır.
Leyla bunu duyunca ona baktı.
— Sinan’la ilgili mi?
— Evet. Kael’den haber geldi. Sinan sonunda konuşmaya başlamış.
Leyla’nın yüzündeki rahatlık bir anda kayboldu.
— Ne söyledi?
Raven dosyaya baktı.
— Şimdilik burada konuşmayalım. Önce Doğan yerleşsin.
Damien başını salladı.
— Sonra konuşuruz.
Doğan, Leyla’nın koluna girdi.
— Ege abi nerede?
Bennu tesisin arka tarafını işaret etti.
— Biraz yürümeye çıktı.
— Artemis de buradaymış doğrumu?
— Evet.
Doğan’ın yüzünde kısa bir merak belirdi ama üstelemedi.
Bennu onu taş eve doğru götürürken Leyla da peşlerinden yürüdü. Birkaç adım sonra dönüp Damien’a baktı. Az önce aralarında yaşanan an ikisinin de aklındaydı.
Damien’ın bakışı birkaç saniye üzerinde kaldı.
Leyla utangaç bir şekilde başını çevirip kardeşinin peşinden gitti.
Raven bunu fark etti ama yorum yapmadı.
Damien ona döndü.
— Sinan ne söyledi?
Raven dosyayı elinde çevirdi.
— Bir isim verdi.
— Kim?
Raven birkaç saniye sustu.
— Önce Kael’in anlattıklarını dinlemen gerekiyor.
Damien kaşlarını çattı.
Tam o sırada tesisin arka tarafındaki göletlerin üzerine kurulmuş ahşap köprüde Ege tek başına duruyordu.
Artemis ise yavaşça ona doğru yürüyordu.
Ege, göletin üzerindeki ahşap köprünün korkuluğuna yaslanmıştı. Tesisin ana bahçesinden gelen sesler uzakta kalıyor, suyun üzerindeki küçük ışıklar hafifçe titreşiyordu.
Artemis yaklaşınca Ege başını çevirdi.
— Yanında yer var mı?
Ege biraz yana kaydı.
— Var.
Artemis yanına geçti. Bir süre ikisi de konuşmadı.
— Buraya kaçtın yani, dedi Artemis.
— Biraz kafa dinlemek istedim.
— Ben de rahatsız etmeyeyim o zaman.
Artemis geri çekilecek gibi olduğunda Ege ona baktı.
— Kalabilirsin.
Artemis bu kez gülümsedi.
— Hâlâ benden şüpheleniyor musun?
— Evet.
— Hiç düşünmedin bile.
— Çünkü cevabım belli.
Artemis korkuluğa yaslandı.
— Buna rağmen yanımda kal diyorsun.
Ege bir süre sustu.
— Senden şüphelenmem, seni tanımak istemediğim anlamına gelmiyor.
Artemis’in yüzündeki ifade hafifçe değişti.
— Beni tanırsan fikrin değişebilir.
— İyiye mi kötüye mi?
— Onu ben de bilmiyorum.
Ege başını çevirip ona baktı.
— En azından bu cevap dürüsttü.
Artemis hafifçe güldü.
— Beni sürekli sorgulamadan da konuşabiliyormuşsun.
— Sen de sürekli kaçmadan cevap verebiliyormuşsun.
Bu kez ikisi de güldü.
Bir süre sonra Artemis gözlerini yeniden gölete çevirdi.
— Babasını kaybeden biriyle konuşmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum, dedi. Leyla’ya ne söyleyeceğimi bazen ben de bilmiyorum.
Ege’nin yüzü ciddileşti.
— Bir şey söylemek zorunda değilsin. Yanında durmak yetiyor.
Artemis ona baktı.
— Sen de hep yanında durmaya çalışıyorsun.
— Ailem.
— Belli oluyor.
Ege birkaç saniye onu izledi.
— Senin için de aynı şey geçerli mi?
— Ne?
— Ailen.
Artemis’in yüzündeki rahatlık azaldı.
— Evet. Onlar için yapmayacağım şey yok.
Bu cümle ağzından çıktığında Evren’ın yüzü zihninde belirdi. Artemis bakışlarını kaçırdı.
Ege bunu fark etti ama bu kez soru sormadı.
Artemis bir süre sonra ona döndü.
— Susmayı da biliyormuşsun.
— Her şeyi aynı anda öğrenmek zorunda değilim.
Artemis başını hafifçe salladı.
— Teşekkür ederim.
Ege’nin bakışları yüzünde kaldı.
— Ne için?
— Üstelemediğin için.
Aralarında yeniden sessizlik oldu. Ancak bu kez ikisi de bundan rahatsız değildi.
Artemis, Ege’nin yüzüne birkaç saniye fazla uzun baktığını fark etti. Ege de gözlerini kaçırmadı.
— Ne oldu? diye sordu.
Artemis kısa bir nefes verdi.
— Hiç.
Ege hafifçe gülümsedi.
— Buna inanmıyorum.
Artemis de gülümsedi. Sonra aralarındaki mesafeyi bir adım kapattı.
Ege’nin yüzündeki ifade değişti.
— Artemis...
Artemis devamını beklemedi. Elini Ege’nin koluna koyup ona yaklaştı ve dudaklarını onunkilere değdirdi.
Ege birkaç saniye şaşkın kaldı. Artemis geri çekilmeye hazırlanırken bu kez Ege onu durdurdu ve öpüşmeye karşılık verdi.
Kısa ama aceleye gelmemiş bir öpüşmeydi.
Artemis geri çekildiğinde ikisinin de yüzünde aynı şaşkınlık vardı.
Ege ilk konuşan oldu.
— Bunu gerçekten yaptın.
Artemis istemsizce güldü.
—Evet yaptım çünkü istedim.
— Pişman mısın?
Artemis başını iki yana salladı.
— Hayır.
Ege de gülümsedi.
— Ben de değilim.
Artemis’in yüzündeki gülümseme birkaç saniye sürdü. Sonra Evren’ın ona verdiği görev yeniden aklına geldi.
Ege’ye yaklaşması emredilmişti.
Ama onu öpmek emrin bir parçası değildi.
Bunu kendi istemişti.
Tam o sırada tesisin ana bahçesinden yükselen sesler duyuldu. Doğan’ın sesi diğerlerinin arasından kolayca seçiliyordu.
Ege başını o tarafa çevirdi.
— Birileri gelmiş.
Artemis de dinledi.
— Gidelim mi?
— Gidelim.
Köprüden ayrıldıklarında Ege birkaç adım sonra elini uzattı. Artemis kısa bir tereddütten sonra elini tuttu.
Ana bahçeye doğru yürürken Artemis’in telefonu cebinde titreşti.
Ekrana bakmadı.
Kimin yazdığını tahmin ediyordu.
Bu gece Evren’ı bekletecekti.
Ege ile Artemis ana bahçeye döndüklerinde Doğan çoktan grubun arasına karışmıştı. Bennu ona tatilde yaşananları anlatıyor, Lucas arada bir söze giriyor, Leyla ise kardeşini izlerken uzun zamandır olmadığı kadar rahat görünüyordu.
Doğan, Ege’yi görünce hemen ayağa kalktı.
— Ege abi!
Ege ona sarıldı.
— Hoş geldin. Ne ara geldin?
— Biraz önce. Raven getirdi.
Ege şaşırıp Raven’a baktı.
— Sen mi?
Raven kısa bir baş hareketiyle onayladı.
Artemis de yanlarına gelince Doğan ona döndü.
— Sen Artemis’sin.
Artemis hafifçe gülümsedi.
— Evet.
Doğan, Ege’ye bakıp sonra tekrar Artemis’e döndü.
— Hakkında çok şey duydum.
Ege hemen araya girdi.
— Abartacak bir şey anlatmadım.
Doğan gülümsedi.
— Ben de abarttın demedim zaten.
Bennu, Ege ile Artemis’in yan yana duruşunu fark etmişti. Bakışlarını ikisinin arasında gezdirip bir şey söyleyecek gibi oldu ama Leyla ona baktığı anda vazgeçti.
— Ben hiçbir şey demedim, dedi Bennu.
Lucas güldü.
— Daha demeden yakalandın çünkü.
Doğan başını iki yana salladı.
— Burada herkes birbirini niye takip ediyor sürümüsünüz siz?
— Mecburen, dedi Leyla. Birini iki dakika yalnız bırakınca başına bir şey geliyor.
Ege, Artemis’e kısa bir bakış attı. Artemis de bunu fark etti ama belli etmedi.
Bir süre sonra Bennu Doğan’ı kolundan çekip yanına oturttu.
— Anlat bakalım. Kaç gün kalıyorsun?
— Birkaç gün. Annem izin verdi dedim ya az önce.
— Bennu elini anlına koyarak Ah evet doğru ya söylemiştin unuttum birden dedi.
— Güzel. O zaman seni de programa dahil ediyoruz.
Doğan kaşlarını kaldırdı.
— Ne programı?
— Her gün bir şey yapıyoruz. Bazen planlı, bazen tamamen saçma.
Lucas araya girdi.
— Genelde ikinci seçenek.
Bennu ona baktı.
— Kimse seni zorla getirmedi.
— Geldiğime pişman değilim.
Bennu bu cevaba bir an durdu. Lucas’ın bakışı da birkaç saniye onun üzerinde kaldı.
Doğan bunu fark edip hafifçe gülümsedi ama yorum yapmadı.
Bir süre sonra telefonu çalan Raven, gruptan birkaç adım uzaklaştı. Ekranda Kael’in adı vardı.
— Söyle.
Kael’in sesi bu kez daha ciddiydi.
— Sinan konuştu.
Raven’ın yüzü hemen değişti.
— Ne kadar?
— Fazlasını anlatmaya başladı. Erdem’den, Lucien’den ve Victor’dan bahsetti.
Raven kısa bir sessizliğin ardından sordu:
— Emin misin?
— Evet. Ayrıca bazı isimleri doğruladı. Ama hepsini telefonda anlatmak istemiyorum.
— Bekle. Damien’a da söyleyeceğim.
Raven telefonu kapatmadan Damien’a baktı. Damien zaten yüzündeki ifadeden bir şey olduğunu anlamıştı.
— Kael mi?
Raven başını salladı.
— Sinan konuşmaya başlamış.
Leyla’nın dikkati hemen onlara döndü.
— Ne söyledi?
Raven bu kez doğrudan cevap verdi.
— Erdem’in öldürüldüğü geceyle ilgili bildiklerini anlatıyor. Bir de Victor Ravenscroft’un adını verdi.
Bahçedeki hava bir anda değişti.
Leyla’nın yüzündeki rahatlık silindi.
— Victor’ mu Babamın ölüm emrini o verdi değil mi?
— Henüz tamamını bilmiyoruz. Kael detayları yüz yüze anlatacak.
Damien Raven’ın elindeki dosyaya baktı.
— O zaman dönmen gerekiyor.
— Evet.
Doğan sessizce Raven’ı izliyordu. Birkaç dakika önce rahat görünen adamın yüzü yeniden sertleşmişti.
Raven ayrılmak için döndüğünde Doğan ayağa kalktı.
— Şimdi mi gidiyorsunuz?
Raven ona baktı.
— Gitmem gerek.
Doğan başını salladı.
— Tamam. Dikkat edin ve tekrar teşekkür ederim.
Raven kısa bir an durdu.
— Sen de ve rica ederim.
Doğan hafifçe gülümsedi.
— Ben burada gayet güvendeyim.
Raven’ın bakışları istemsizce Damien’a kaydı.
— Umarım.
Damien bu kez bir şey söylemedi.
Raven çıkışa yönelirken Doğan’ın bakışları birkaç saniye arkasından kaldı. Bennu bunu fark etti ama yine susmayı tercih etti.
Damien ise Raven’la birkaç adım beraber yürüdü.
— Kael’e söyle Sinan’ı sıkıştırmasın. Konuşuyorsa devam etsin.
— Zaten öyle yapıyor.
— Victor’la ilgili ne varsa öğrenelim.
Raven başını salladı.
— Bu kez adı öylesine geçmiyor. Sinan gerçekten ondan korkuyor.
Damien’ın yüzü ciddileşti.
— O zaman Victor ve sırları sonunda ortaya çıkıyor.
Raven araca binmeden önce son kez tesise baktı.
İçeride herkes hâlâ aynı yerdeydi.
Ama artık akıllarında tek bir isim vardı.
Victor Ravenscroft.
Raven tesisten ayrıldıktan yaklaşık bir saat sonra Mardin’deki güvenli eve ulaştı. Kael onu kapıda karşıladı. İçerisi sessizdi; yalnızca arka odadan gelen düşük sesler duyuluyordu.
— Nasıl? diye sordu Raven.
— İlk geldiğine göre daha sakin. Ama hâlâ bazı şeyleri saklıyor.
Raven ceketini çıkarıp sandalyenin arkasına bıraktı.
— Sinan nerede?
Kael başıyla koridoru gösterdi.
— İçeride. Şehmus da burada, Fatih biraz önce çıktı. Dışarıyı kontrol ediyorlar.
Raven odaya girdiğinde Sinan Çulhan masanın başında oturuyordu. Önünde yarım bardak su vardı. Günlerdir uykusuz olduğu yüzünden belliydi.
Sinan, Raven’ı görünce başını kaldırdı.
— Sonunda geldin.
Raven karşısındaki sandalyeye oturdu.
— Kael, Victor’un adını verdiğini söyledi.
Sinan kısa bir nefes verdi.
— Verdiysem bir sebebi var.
— Sebebini anlat.
Sinan parmaklarını masanın üzerinde birleştirdi.
— Erdem’in peşine düşüldüğünde ben Lucien’in yalnızca Evren’dan emir aldığını sanıyordum.
Raven’ın bakışları sertleşti.
— Almıyor muydu?
— Her zaman değil.
Kael kapının yanında kaldı.
Sinan devam etti:
— Lucien iki tarafa da çalışıyordu. Evren’ın emriyle hareket ettiği zamanlar vardı. Ama Victor’un emirlerini de taşıyordu.
Raven kısa bir sessizlikten sonra sordu:
— Erdem’i öldürme emri kimden geldi?
Sinan’ın yüzü gerildi.
— Bunu bilmiyorum.
Kael hemen karşı çıktı.
— Biliyorsun.
— Hayır. O gece Lucien’in kimi dinlediğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey, Erdem öldürülmeden önce Victor’un adı birkaç kez geçti.
Raven gözlerini ondan ayırmadı.
— Nerede?
— Kapalı toplantılarda. Cahit’in olmadığı toplantılarda.
Kael kaşlarını çattı.
— Cahit neden yoktu?
— Çünkü herkes aynı şeyi bilmiyordu. Aureth’in içinde bile herkes aynı tarafa çalışmıyor.
Raven bunu zaten biliyordu. Ama Sinan’ın ağzından açıkça duyması başka bir şeydi.
— Victor ne istiyor?
Sinan başını iki yana salladı.
— Evren gibi sadece Valerian borcundan kurtulmak istemiyor.
— Ne istiyor?
Sinan bakışlarını Raven’a kaldırdı.
— Kapının arkasındakini.
Odada kısa bir sessizlik oldu.
Kael bir adım yaklaştı.
— On Üçüncü Kapı mı?
Sinan başını salladı.
— Victor için taşıyıcı yalnızca anahtar.
Raven’ın yüzü değişmedi ama sesi daha alçak çıktı.
— Leyla.
— Evet.
Kael’in çenesi gerildi.
— Victor Leyla’nın kim olduğunu biliyor mu?
Sinan cevap vermeden önce biraz bekledi.
— Çok uzun zamandır.
Raven ile Kael göz göze geldi.
— Evren’dan önce mi? diye sordu Raven.
Sinan başını hafifçe salladı.
— Muhtemelen.
Kael sertçe masaya yaslandı.
— Bunu daha önce neden söylemedin?
Sinan gergin bir şekilde güldü.
— Çünkü konuşanların ne kadar yaşadığını gördüm.
Raven sakin kaldı.
— Şu an konuşuyorsun.
— Çünkü artık susarsam da öleceğimi biliyorum.
Kapının dışında bir ses duyuldu. Şehmus içeri baktı.
— Bir araç iki kez sokağın başından geçti.
Kael hemen ona döndü.
— Aynı araç mı?
— Evet.
Raven ayağa kalktı.
— Fatih nerede?
— Plakayı kontrol ediyor.
Sinan’ın yüzündeki renk çekildi.
— Beni buldular.
Kael başını ona çevirdi.
— Kim?
Sinan cevap vermedi.
Raven kapıya yönelirken durdu.
— Victor mu?
Sinan ilk kez doğrudan korkmuş görünüyordu.
— Eğer Victor beni bulduysa, çoktan geç kaldınız.
Tam o anda Kael’in telefonu titreşti. Fatih’ten tek bir mesaj gelmişti.
Araç sahte plakalı. Şoför kaçtı. Arka koltukta bir zarf bulduk.
Kael Raven’a baktı.
Raven’ın yüzü sertleşti.
— Getirin.
Birkaç dakika sonra zarf masanın üzerine bırakıldı. Üzerinde isim yoktu.
Raven açtı.
İçinden tek bir kart çıktı.
Kartın ön yüzünde Aureth’in hiçbir resmi kaydında bulunmayan siyah bir sembol vardı.
Arkasında ise yalnızca bir cümle yazıyordu:
Taşıyıcıya giden yol sandığınızdan daha yakın.
Sinan kartı gördüğü anda sandalyesinden geriye çekildi.
— Bu onun işareti.
Kael hemen sordu:
— Kimin?
Sinan’ın cevabı fısıltı kadar alçaktı.
— Victor Ravenscroft’un.
Victor Ravenscroft, İstanbul’daki özel bir müzayede salonunun üst katında tek başına duruyordu. Aşağıda tablolar el değiştiriyor, insanlar fısıltıyla konuşuyor, hiçbirinin dikkatini çekmeden görevliler salonun içinde dolaşıyordu.
Victor’un önündeki masada ise müzayedeyle ilgisi olmayan tek bir dosya vardı.
Leyla’nın fotoğrafı.
Yanında Astér’in eski çizimleri ve Erdem’in ölümünden önceki hareketlerini gösteren birkaç kayıt bulunuyordu.
Kapı açıldı.
Lucien Graves içeri girdi.
— Sinan konuşmuş.
Victor başını kaldırmadı.
— Ne demiş?
— Adınızı vermiş.
Victor ancak o zaman dosyayı kapattı.
— Beklediğimden uzun dayandı.
Lucien karşısında durdu.
— Ortadan kaldıralım mı?
— Hayır.
Lucien kaşlarını çattı.
— Konuşmaya devam ederse daha fazlasını anlatır.
— Anlatsın.
Victor pencerenin önüne yürüdü.
— İnsanlar gerçeğin tamamını bildiklerini düşündüklerinde daha fazla hata yapar.
Lucien birkaç saniye sustu.
— Evren taşıyıcının etrafına birini yerleştirmiş.
Victor’un yüzünde hafif bir ifade oluştu.
— Artemis.
Lucien şaşırmadı.
— Biliyorsunuz.
— Evren kendisini gizli sandığında daha tahmin edilebilir oluyor.
— Artemis görevini yerine getirirse Leyla’ya ondan önce ulaşabilir.
Victor başını iki yana salladı.
— Artemis artık görevini yerine getirmek istemiyor.
Lucien bu kez ona dikkatle baktı.
— Nereden biliyorsunuz?
Victor masadaki başka bir dosyayı açtı. İçinden Ege ile Artemis’in tesisin yakınında çekilmiş uzaktan bir fotoğrafını çıkardı.
— Çünkü göreviyle duyguları birbirine karışmaya başladı.
Lucien fotoğrafa baktı.
— Bu bizim için avantaj mı?
— Henüz değil.
Victor fotoğrafı tekrar dosyanın içine koydu.
— Evren onu zorlayacaktır. Artemis geri çekilmeye çalışırsa ailesini kullana bilir.
— O zaman yeniden çalışmaya devam eder.
— Mecbur kalırsa evet.
Lucien’in bakışları Leyla’nın fotoğrafına kaydı.
— Taşıyıcıyı ne zaman alıyoruz?
Victor’un sesi sakindi.
— Almıyoruz.
— Neden?
— Çünkü Evren’ın yaptığı hatayı yapmayacağım.
Lucien bekledi.
Victor masanın üzerinden Astér çizimini aldı.
— Leyla’yı zorla götürmek kapıyı açmaz. Onun kendi iradesiyle doğru yere gelmesi gerekiyor.
— Bunu nasıl sağlayacağız?
Victor çizimi yeniden masaya bıraktı.
— Önce neyi kaybetmekten korktuğunu öğreneceğiz.
Lucien’in yüzü sertleşti.
— Damien.
— Sadece Damien değil.
Victor başını hafifçe kaldırdı.
— Leyla artık yalnız değil. Kardeşi geldi. Ege orada. Bennu, Lucas… Hepsi onun zayıf noktası olabilir.
— Hangisini kullanacağız?
Victor bu kez doğrudan Lucien’e baktı.
— Hiçbirini. Şimdilik.
Lucien cevap vermedi.
— Evren’ın sabırsızlığı bizim için çalışıyor, diye devam etti Victor. Artemis’i sıkıştıracak. Damien daha korumacı olacak. Kadim Divan Majest’i izlemeye devam edecek. Biz sadece doğru anı bekleyeceğiz.
Lucien birkaç saniye sonra sordu:
— Sinan?
Victor’un yüzündeki ifade değişmedi.
— Yaşasın.
— Neden?
— Çünkü korku içindeki bir adam, bazen ölü bir adamdan daha kullanışlıdır.
Kapının dışında müzayede görevlisinin sesi duyuldu. Bir eser için son teklif alınıyordu.
Victor dosyayı kapattı.
— Bir de şu zarfı aldıklarından emin ol.
Lucien başını salladı.
— Çoktan ulaştı.
Victor hafifçe gülümsedi.
— Güzel.
Aşağıdaki salondan tokmak sesi geldi.
Bir eser daha satılmıştı.
Victor pencerenin önünde dururken gözlerini şehrin ışıklarına çevirdi.
— Evren taşıyıcıyı kendine çekmeye çalışıyor. Damien onu koruyor. Kadimler kontrol etmeye çalışıyor.
Lucien sessizce bekledi.
Victor son cümlesini yavaşça söyledi:
— Ama hiçbiri asıl kapının kimin için açılacağını bilmiyor.
