İçeriğe geç

ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT

Bölüm 1 · 10 dk okuma

ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT

Bölüm 1

1.BÖLÜM BABAMIN KATİLİ

BÖLÜM 1

Babamın Katili

Erdem Yankı, merkez binasının ağır cam kapısından çıkarken derin bir nefes aldı.

Elli iki yaşındaydı. Yıllarca öğretmenlik yaptıktan sonra siyasete atılmış, sonunda milletvekili olmuştu. Fakat son zamanlarda üzerindeki yük her geçen gün biraz daha artıyordu.

Tam aracına doğru yönelmişti ki arkasından bir ses duydu.

"Erdem!"

Başını çevirdiğinde eski dostu Sinan'ı gördü.

Yıllara dayanan dostlukları vardı. Hayat ikisini de farklı yollara sürüklemiş olsa da arkadaşlıklarından hiçbir şey eksiltmemişti.

En azından Erdem öyle sanıyordu.

"Sinan, nereye gidiyorsun?" diye seslendi. "Koridor boyunca seslendim, hiç duymadın. Hayırdır? Bayağı dalgın görünüyorsun."

Sinan elindeki dosyaları biraz daha sıkı tuttu.

"Erdem... Kusura bakma."

Elini istemsizce alnına götürdü.

"Gerçekten fark etmedim."

Erdem dosyalara baktı.

"Nedir bunlar böyle? Suratın da beş karış. Bir sorun mu var?"

Sinan kısa bir kahkaha attı.

"Yok be. İş güç işte."

Erdem buna pek inanmadı.

Sinan'ın gözlerinin altında oluşan yorgunluk ve sesindeki gerginlik dikkatinden kaçmıyordu.

Sinan elindeki dosyaları hafifçe kaldırdı.

"Borçlar birikti. İşin içinden çıkamıyorum. Böyle giderse parti binasında hepimiz sıkıntıya düşeceğiz."

Sonra bir an durup sordu:

"Sen toplantıdaydın değil mi?"

Sinan'ın yüzünde kısa süreli bir tereddüt oluştu.

"Ee... şey... Yok. Yetişemedim."

Ardından hızlıca konuyu değiştirdi.

"Sen nereye gidiyorsun? Eve mi?"

"Evet."

Erdem gülümsedi.

"İstersen seni bırakayım. Hatta akşam bize gel. Meltem güzel bir şeyler hazırlamıştır."

Sinan birkaç saniye düşündü.

Sonra başını salladı.

"Olur."

Birlikte araca bindiler.

Yol boyunca Sinan alışılmadık derecede sessizdi.

Bu durum Erdem'in gözünden kaçmıyordu.

Bir süre sonra banka önünde durdular.

"Sen bekle," dedi Sinan. "Hemen geliyorum."

Aracın kapısını açıp hızlı adımlarla içeri girdi.

Erdem onu gözleriyle takip etti.

Ardından telefonunu çıkarıp eşini aradı.

Telefon birkaç kez çaldıktan sonra Meltem'in sesi duyuldu.

"Alo?"

"Meltem, canım nasılsın?"

"İyiyim. Sen nasılsın?"

Erdem hafifçe gülümsedi.

"Bir şey söyleyeceğim ama kızma."

Meltem güldü.

"Neye kızacağım bakalım?"

"Sinan yanımda. Sana danışmadan akşam yemeğine davet ettim."

"Ben de ciddi bir şey oldu sandım."

Erdem rahatladı.

"Bir isteğin var mı? Gelirken alayım."

"Yemek hazır. Ama yol üstündeki pastaneden çayın yanına bir şeyler alırsan güzel olur."

"Başüstüne."

Bir an durdu.

Sonra aklına bir şey geldi.

"Bizim Beren geldi mi?"

"Geldi."

Erdem'in yüzü aydınlandı.

"Oh... Güzel."

Bu akşam herkes evdeydi.

Ailece aynı sofrada olacaklardı.

Hiçbiri bunun son mutlu akşamları olduğunu bilmiyordu.

Telefonu kapattıktan sonra Erdem başını kaldırdı.

Tam o sırada arkasındaki aracın korna sesi duyuldu.

Bulundukları yer banka önüydü ve cadde her zamanki gibi kalabalıktı.

Erdem saate baktı.

"Bu kadar da bekletilmez ki..."

diye kendi kendine söylendi.

Tam o sırada banka kapısı açıldı.

Sinan merdivenlerden aşağı inmeye başladı.

"Sonunda!"

Erdem gülerek başını salladı.

"Kusura bakma, beklettim."

"Yok canım..." diye söze başladı Erdem.

Ancak cümlesinin devamı gelmedi.

Çünkü gözleri Sinan'ın elindeki büyük siyah çantaya takılmıştı.

Çanta ağzına kadar dolu görünüyordu.

Erdem kaşlarını kaldırdı.

"Hayırdır oğlum?"

Sonra gülerek ekledi:

"Bankayı mı soydun?"

Sinan kısa bir kahkaha attı.

Ama bu kahkaha yapmacık gelmişti.

"Yok ya. Bir iş."

"Nasıl bir iş?"

"Boş ver."

Sinan hızla aracın kapısını açıp içeri geçti.

Konu kapanmıştı.

En azından onun için.

Ama Erdem'in zihninde yeni bir soru işareti oluşmuştu.

Yıllardır tanıdığı adam bugün sürekli bir şeyleri gizliyordu.

Hem de kötü gizliyordu.

Araba yeniden hareket etti.

Bir süre sessiz ilerlediler.

Dışarıda gün yavaş yavaş kararmaya başlamıştı.

Sokak lambaları yanıyor, şehir akşamın telaşına hazırlanıyordu.

Erdem birkaç kez Sinan'a baktı.

Adam huzursuz görünüyordu.

Telefonunu sürekli kontrol ediyor, pencereden dışarı bakıyor, sonra tekrar telefonuna dönüyordu.

Sanki birini bekliyordu.

Ya da bir şeyden korkuyordu.

Erdem'in içini kötü bir his kapladı.

Burnuna adeta kötü bir koku geliyordu.

Bir şeyler dönüyordu.

Ama ne?

Bunu henüz bilmiyordu.

Nihayet yol üzerindeki birkaç alışverişi tamamladılar.

Pastaneden tatlılarını aldılar.

Meltem'in istediği birkaç şeyi de temin ettikten sonra eve doğru yola çıktılar.

Mahalleye girdiklerinde Erdem'in yüzü yumuşadı.

Evini seviyordu.

Gösterişli villaları hiç istememişti.

Koruma ordularını da.

Şoförleri de.

İnsanların ulaşamadığı yüksek duvarları da.

O yalnızca ailesiyle huzurlu yaşayabileceği bir ev istemişti.

Ve yıllar önce tam da bunu kurmuştu.

Araba evin önünde durdu.

Kapının ışığı yanıyordu.

İçeride onu bekleyen insanlar vardı.

Eşi.

Kızları.

Yuvası.

Erdem derin bir nefes aldı.

Farkında değildi.

Ama kader, o gece son kez bu manzarayı izlemesine izin veriyordu.

Kapı zili çaldı.

İçeriden Meltem'in sesi duyuldu.

"Allah aşkına biriniz kapıya bakın!"

Sessizlik.

"Leyla!"

Yine cevap yoktu.

"Doğan!"

Bu kez de sonuç değişmedi.

Meltem'in söylenmesi koridora yayıldı.

"Sizi doğuracağıma taş doğursaydım daha iyiydi."

Tam o sırada üst kattan hızlı adımlar duyuldu.

Leyla merdivenlerden koşarak indi.

"Tamam anne, tamam!"

Kapıya ulaşıp açtığında karşısında babasını gördü.

Yüzü bir anda aydınlandı.

"Baba!"

Kendini doğrudan Erdem'in boynuna attı.

Erdem hazırlıksız yakalandı.

"Nefes..."

Leyla daha sıkı sarıldı.

"Çok özledim seni."

Erdem kızının saçlarını okşadı.

"Ben de seni özledim, çöl çiçeğim."

Leyla gülümsedi.

Sonra gözleri Sinan'a kaydı.

"Hoş geldin Sinan Amca."

Sinan yüzünde sıcak bir tebessümle başını salladı.

"Hoş bulduk Leylacığım."

İçeri girdiklerinde Meltem koridorda belirdi.

Erdem'in yüzünü görünce istemsizce gülümsedi.

"Hoş geldiniz."

Erdem yaklaşarak eşinin yanağına bir öpücük bıraktı.

Ardından elindeki çiçekleri ve tatlı kutusunu uzattı.

Meltem şaşkınlıkla baktı.

"Bunlar da ne?"

"Bir kocanın görevleri."

Meltem gülmeden edemedi.

"Zahmet etmişsin."

"Eşim için değmez mi?"

Meltem başını salladı.

Yıllardır evli olmalarına rağmen Erdem'in bu küçük sürprizleri hiç eksik olmuyordu.

"Git üzerini değiştir."

"Emredersiniz komutanım."

"Dalga geçme."

"Geçmiyorum."

Sinan ve kızlar gülüştüler.

Erdem merdivenlere yönelirken arkasından Meltem'in sesi duyuldu.

"Ve ellerini de yıka!"

Bu kez kahkahalar yükseldi.

Erdem dönmeden el salladı.

"Tamam anne."

Bu söz evdekileri daha çok güldürdü.

Çünkü Meltem yalnızca kızlarının değil, Erdem'in de annesi gibi davranıyordu bazen.

Ve Erdem bundan hiç şikâyet etmiyordu.

Kısa süre sonra herkes yemek masasında toplandı.

Masanın üzeri çeşit çeşit yemeklerle doluydu.

Ev sıcak, huzurlu ve güvenli görünüyordu.

Erdem masadaki herkese baktı.

Bu manzarayı seviyordu.

Belki de dünyadaki en sevdiği şey buydu.

Ailesiyle aynı sofrada oturmak.

Ne yazık ki bazı mutlulukların son kez yaşandığını insan o an anlayamıyordu.

Yemek ilerledikçe sohbet de koyulaşmaya başlamıştı.

Leyla üniversiteden bahsediyor, Meltem araya girip tavsiyeler veriyor, Doğan ise zaman zaman söylenerek onları dinliyordu.

Sinan da masadaki sıcak havaya ayak uydurmaya çalışıyordu.

Ama Erdem'in dikkatinden kaçmıyordu.

Arkadaşı zaman zaman dalıp gidiyordu.

Sanki zihni bambaşka bir yerdeydi.

Erdem bu düşünceleri kafasından uzaklaştırmaya çalıştı.

Sonra bakışlarını Leyla'ya çevirdi.

"Ne kadar kalacaksın?"

Leyla çatalını tabağa bıraktı.

"Nerede?"

"Evde."

Leyla gülümsedi.

"Baba..."

"Ne baba'sı? Sınavların da bitti. Dön artık kızım. Seni özledik."

Meltem başını salladı.

"Bu konuda babana katılıyorum."

Leyla iç çekti.

"Ben de isterim. Vallahi isterim. Ama teslim etmem gereken birkaç proje daha var."

Tam o sırada masanın diğer ucundan hoşnutsuz bir ses yükseldi.

Doğan.

Leyla gözlerini devirdi.

"Yine ne oldu?"

"Hiç."

"Yüzünden belli oluyor."

"E senin yüzünden olmuyor mu?"

"Doğan..."

Meltem'in uyarıcı sesi duyuldu.

Ama artık çok geçti.

Kardeşler birbirlerine bakmaya başlamışlardı bile.

Erdem gülümseyerek araya girdi.

"Tamam bakalım."

Sonra Doğan'a döndü.

"Ne oldu benim küçük solucanıma?"

Doğan istemsizce gülümsedi.

Bu lakaptan nefret ettiğini söylerdi.

Ama babası söylediğinde itiraz edemezdi.

"Bir şey yok."

"Emin misin?"

"Eminim."

Leyla şüpheyle baktı.

Ama üstelemedi.

Meltem derin bir nefes verdi.

"Bunlar gelir gelmez tartıştı."

Erdem başını salladı.

"Meltem..."

Sonra kızlarına baktı.

"Onlar kardeş."

Kısa bir duraksamanın ardından ekledi:

"Benim kızlarım akıllıdır. Sorunlarını kendi aralarında çözerler."

Doğan ve Leyla aynı anda birbirlerine baktılar.

Ardından ikisi de gözlerini kaçırdı.

Bu görüntü masadakileri güldürmeye yetmişti.

Yemek devam etti.

Sohbetler uzadı.

Konu bir ara siyasete geldi.

Sonra üniversiteye.

Sonra çocukluk anılarına.

Ev, uzun zamandır olmadığı kadar neşeliydi.

Erdem masaya göz gezdirdi.

Gösterişli villalarda yaşamayı hiçbir zaman istememişti.

Yüksek duvarların arkasına saklanmayı da.

Koruma ordularını da.

Şoförleri de.

Milletvekili olmasına rağmen hâlâ kendi arabasını kullanıyor, çoğu zaman korumaları bile yanında istemiyordu.

Bu yüzden çevresinden sık sık eleştiri alıyordu.

Özellikle Meltem'den.

"Artık eskisi gibi değiliz Erdem."

derdi sık sık.

"Hiç olmazsa bir iki çalışan olsa."

Ama Erdem her seferinde aynı cevabı verirdi.

"Gerek yok."

Çünkü o, ailesinin normal bir hayat yaşamasını istiyordu.

Doğan bazen parayı kolay harcardı.

Gösterişli şeyleri severdi.

Ama Leyla öyle değildi.

Daha dikkatliydi.

Daha tutumluydu.

Babasının imkânlarını kullanmayı hiç sevmezdi.

Bu yönüyle Erdem'e çok benziyordu.

Tam da bu yüzden ona baktığında kendini görürdü bazen.

Ve bundan büyük bir gurur duyardı.

Ne yazık ki o gece masada oturan hiç kimse...

Bu sofranın son kez bu kadar eksiksiz kurulduğunu bilmiyordu.

Yemekten sonra herkes salona geçti.

Meltem çayları dağıtırken Leyla ve Doğan koltuklara yerleşmişti.

Sinan da fincanını alıp sessizce yerine oturdu.

Bir süre daha sohbet edildi.

Hava artık daha sakindi.

Yemeğin sıcaklığı yerini akşamın huzuruna bırakmıştı.

Tam o sırada Meltem'in aklına bir şey geldi.

"Müjgan'dan haber var mı?"

Soru bir anda havada asılı kaldı.

Sinan'ın yüzündeki ifade değişti.

Erdem bunu hemen fark etti.

"Müjgan..."

diye mırıldandı Sinan.

Meltem dikkatle baktı.

"Evet. Uzun zamandır adını bile duymadık."

Sinan fincanına baktı.

"Yok."

"Konuştunuz mu hiç?"

"Hayır."

"Nerede olduğunu biliyor musun?"

Sinan başını iki yana salladı.

"Bilmiyorum."

Cevap kısa ve netti.

Ama içinde saklanan şeyler vardı.

Erdem bunu hissedebiliyordu.

Yıllardır tanıdığı adam yine bir şeyleri gizliyordu.

Ve bu durum giderek daha rahatsız edici hale geliyordu.

Konu fazla uzamadan değişti.

Kimse Sinan'ı daha fazla sıkıştırmadı.

Gece ilerledikçe yorgunluk kendini göstermeye başladı.

İlk ayağa kalkan Leyla oldu.

Babasının yanına gelip boynuna sarıldı.

"İyi geceler babacığım."

Erdem gülümseyerek kızının saçlarını okşadı.

"İyi geceler çöl çiçeğim."

Doğan da yerinden kalktı.

O da babasına sarıldı.

"İyi geceler."

"İyi geceler küçük solucan."

"Şu lakabı bırak artık."

"Olmaz."

Doğan istemsizce gülümsedi.

Sonra iki kardeş birlikte merdivenlere yöneldi.

Tam çıkacakları sırada Leyla durdu.

İçini garip bir huzursuzluk kaplamıştı.

Sebebini bilmiyordu.

Ama kalbi sıkışıyordu.

Sanki görünmeyen bir el göğsüne baskı yapıyordu.

Yavaşça arkasını döndü.

Babasına baktı.

Erdem o sırada Sinan'la konuşuyor, yüzünde her zamanki sıcak gülümsemesini taşıyordu.

Leyla'nın boğazı düğümlendi.

Bir anlığına gidip ona yeniden sarılmak istedi.

Nedenini bilmediği bir korku vardı içinde.

Erdem bakışlarını ona çevirdi.

"Ne oldu kızım?"

Leyla hemen başını salladı.

"Hiç."

Ama sesi düşündüğü kadar güçlü çıkmamıştı.

Erdem kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"Emin misin?"

Leyla gülümsedi.

"Eminim."

Sonra arkasını dönüp merdivenlerden yukarı çıktı.

Erdem birkaç saniye ardından baktı.

Daha sonra eşine döndü.

Bakışları tek bir soru soruyordu.

"Neyi var?"

Meltem omuz silkti.

"Bilmiyorum."

Kimse bilmiyordu.

O gecenin son vedalarından biri yaşanmıştı.

Ama bunu henüz fark eden yoktu.

Salonda artık yalnızca Erdem ve Sinan kalmıştı.

Televizyonun sesi kısılmış, ev yavaş yavaş sessizliğe gömülmeye başlamıştı. Mutfaktan gelen tabak sesleri de bir süre sonra kesildi. Meltem üst kata çıkmıştı.

Erdem çayından son bir yudum aldı.

Artık daha fazla susamazdı.

"Bana bir şey anlatmak ister misin?"

Sinan başını kaldırdı.

"Ne gibi?"

Erdem gözlerini ondan ayırmadı.

"Mesela banka çıkışında gördüğüm o çanta gibi."

Sinan'ın yüzü gerildi.

Ama yine de sakin görünmeye çalışıyordu.

"İş için."

"Nasıl bir iş?"

"Erdem..."

"Sinan."

Bu kez ses tonu sertleşmişti.

"Yirmi sekiz yıldır arkadaşız."

Kısa bir sessizlik oldu.

"O çantada ne vardı?"

Sinan bakışlarını kaçırdı.

"Bilmesen daha iyi."

Erdem'in kaşları çatıldı.

"Bilmesem daha iyi mi?"

"Evet."

"Neden?"

"Çünkü bu işlere bulaşmanı istemiyorum."

Erdem kısa bir kahkaha attı.

"Eğer sen bulaştıysan ben zaten bulaşmışım demektir."

Sinan'ın yüzü ciddileşti.

İlk kez gerçekten korkmuş görünüyordu.

Tam konuşacak gibi oldu.

Tam her şeyi anlatacakmış gibi dudaklarını araladı.

Tam o sırada telefonu çaldı.

İkisi de ekrana baktı.

Numara kayıtlı değildi.

Sinan'ın yüzündeki renk çekildi.

Telefonu açtı.

"Efendim?"

Karşı taraftan gelen sesi yalnızca o duyabiliyordu.

Ama duyduğu şeyin hoşuna gitmediği belliydi.

Çünkü her saniye biraz daha geriliyordu.

"Tamam."

Sessizlik.

"Anladım."

Bir süre daha dinledi.

Sonra telefonu kapattı.

Erdem dikkatle onu izliyordu.

"Ne oldu?"

Sinan ayağa kalktı.

"Gitmem lazım."

"Bu saatte mi?"

"Evet."

"Sinan..."

"Sonra konuşuruz."

Erdem de ayağa kalktı.

"Hayır."

Bu kez kararlıydı.

"Sonra değil. Şimdi konuşacağız."

Sinan gözlerini ona çevirdi.

"Kendini tehlikeye atıyorsun."

Erdem başını iki yana salladı.

"Ben mi?"

"Şaka yapmıyorum."

"E ben de yapmıyorum."

Sinan bir adım yaklaştı.

Sesini alçalttı.

"Erdem..."

Bir an durdu.

Sonra neredeyse fısıldadı.

"Bazı kapılar açılmamalıdır."

Erdem'in kaşları çatıldı.

"Ne demek o?"

Sinan cevap vermedi.

Montunu aldı.

Kapıya yöneldi.

Tam çıkacakken durdu.

Yavaşça arkasını döndü.

Bakışlarında yılların dostluğu vardı.

Ama o dostluğun ardında başka bir şey daha vardı.

Korku.

Pişmanlık.

Ve bir veda.

"Kendine dikkat et."

Kapı kapandı.

Erdem birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Sonra iç çekerek montunu aldı.

"Dur yahu," diye söylendi kendi kendine.

"O kadar parayla tek başına gönderilir mi bu adam?"

Koridordan geçerken bir an durdu.

Başını kaldırıp üst kata baktı.

Meltem'in odasının ışığı yanıyordu.

Kızların odaları da öyle.

Evin içi sıcaktı.

Güvenliydi.

Yaşanmışlıklarla doluydu.

Erdem farkında olmadan birkaç saniye daha baktı.

Sanki zihnine kazımak ister gibi.

Meltem merdivenlerin başında göründü.

"Nereye?"

"Sinan'ı bırakıp geleceğim."

"Geç kalma."

Erdem gülümsedi.

"Merak etme."

Meltem de gülümsedi.

O an iki

si de bunun son konuşmaları olduğunu bilmiyordu.

Erdem kapıyı açtı.

Gece serinliği yüzüne vurdu.

Birkaç dakika sonra araç karanlık sokağın içinde gözden kayboldu.

Arkasında bıraktığı evin ışıkları hâlâ yanıyordu.

Ama Erdem Yankı...

Bir daha o kapıdan içeri giremeyecekti.

O gece Erdem Yankı'nın hayatını değiştirecek olaylar zinciri başlamıştı.

Ama bunun farkında değildi.

Bazı soruların peşine düşmek insanı gerçeğe ulaştırırdı.

Bazıları ise felakete.

Bölüm sonu

1 yorum