İki kardeşin sabahın ilk ışıklarıyla evden çıkıp gizemli bir mağara bulmalarıyla başladı her şey. Yenem ve Kora hazine bulacaklarını düşünerek girmişlerdi mağaraya. Annelerinin böyle tehlikeli bir yere geldiklerinden haberi yoktu. Mağara o kadar güzeldi ki... İçinde eşsiz mavilikte bir su vardı. Suyun etrafında kocaman kayalar. Rivayete göre bu mağara insana geleceği yansıtırdı. Suya baktığınız zaman ilk kendinizi ardından geleceğinizi görürdünüz. Yenem ve Kora için hazine buydu. Köydeyken bir yabancının Yeneme anlattığı tuhaf bir masal yüzünden buradaydılar. Geleceklerini görmek için. Yenem kendisiyle ne yapacağını bilmeyen şaşkın bir kızdı. Kora ise savaşçı olmak isteyen küçük bir erkek çocuğu... Kora ablasının elinden tuttu. Yavaş ve dikkatlice kayalara tırmanıp gölün olduğu tarafa geçtiler. Kora zafer kazanmışçasına havaya zıplayıp ablasına sarıldı. Yavaş adımlarla suya yaklaştılar. Önce Kora baktı suya. Baktığına da pişman oldu. Gözleri yaşarmaya sonra da bağırarak ağlamaya başladı. Yenem anlamaz gözlerle bakıyordu. Sakince küçük kardeşinin kömür karası saçlarını okşadı. Koranın korkudan gözleri iri iri açılmıştı. Kora, Yenemin koluna yapıştı. " Gidelim." diye yalvardı. Ağlaya ağlaya ablasını çekiştire çekiştire uzaklaştırmaya çalıştı. Ama Yenem merak ediyordu. İnsan merakını bastırmak güçtür, hele gençlerinkini bastırmak neredeyse imkansızdır. Bu sebeple ki Yenem kardeşiyle inatlaşmaya başladı. Korayı itekledi Kora ise onu çekti. Bu itiş kakış ikisinin suya düşmesiyle sonlandı. Durgun olan küçük gölet dalgalanmaya başladı. Su derinleşti derinleşti ve iki kardeş birden bacaklarından çekilirmişçesine suya battılar. Yenem iyi bir yüzücüydü, kendini hızla yüzeye attı. Derin bir nefes çekip kardeşi için suya daldı. Su derinleşti, Yenem yüzmeye devam etti. Su Korayı yutmuştu ama Yenem vazgeçmedi. Küçük Korayı en dipten tututp dışarı çıkardı. Kardeşini kucaklayıp mağaradan çıktı. Köye doğru koşmaya başladı. "Baba, Anne!" Öyle bir bağırıyordu ki tüm köy ayağa kalkmıştı. Annesi Fer koşarak yanlarına geldi. Gözü ablasının kucağındaki küçük Koradaydı. Korayı yere yatırdılar. Kora nefes almıyordu, bedeni soğuktu, Kora ölmüştü. Yenem, Ferle göz göze gelince anladı. Korayı Yenem öldürmüştü. Fer öyle bir bakıyordu ki sanki karşısındaki kızı değildi. Yenem iki adım geriledi, annesi iki adım yaklaştı. Kızına öyle lanetler okudu ki tüm köy duydu. " Öyle bir hayatın olsun ki yanında olan herkes için zaman geçsin ama senin için dursun. Her türlü acıyla sınan ama ölüm seni bulamasın. Canın öyle çok yansın ki ölmeyi dile ama öleme. Yaşarken öl, varlığın çirkin bedeninden ibaret kalsın." Bu sözler yüzlerce yıl Yenemin zihninde yankılandı. Yüzlerce yıl bu lanetle yattı bu lanetle kalktı. Hiç yaşlanmadı, hiç yaşayamadı. Bu sözleri duyar duymaz koşarak mağaraya gitti. Kardeşini yutan suya baktı. Su yüzeyi Yenemin yansımasını dalgalandırdı. Yenem savaş gördü, çok kanlı çirkin bir savaş. Tüm köy yok oluyordu. Geriye kalan çok az kişi de hastalıktan ölüyordu. Yeneme savaşta mızrak saplanıyordu, ölmüyordu. Hastalanıp kan kusuyordu yine ölmüyordu. Köy yok olunca yürümeye başlıyordu. Ayakları parçalanmıştı. Yere yığılana dek yürüyordu. Yenem izlemeyi bırakıp kaçtı. Ardına bakmadan köye doğru koştu. Köylüye savaşı anlattı, kimse inanmadı. Babasına yalvaran gözlerle baktı ama babası ona sırtını döndü. Yenem savaşı durduramadı. Sevdiği herkesi kaybetti. Ona doğru uçan mızraktan bilerek kaçınmadı. Hastalığın onu bulacağını bilerek köyde kaldı. Herkes ölünce köyü ateşe verdi. Ayakları parçalanıncaya dek yürüdü. En sonunda da yere yığıldı.
***
