Acıyor. Gerçekten çok acıyor. Ölümün nasıl bir şey olduğunu hep düşünmüştüm. Cevabımı da aldım. Soğuk ve acıtan bir şey.
Kanlar içerisinde yere çöktüm. Gözlerim buğulanmıştı. Elimle karnım olduğunu düşündüğüm yere saplanmış bıçağı tuttum. Niye biri beni öldürmek isterdi ki? Ben normal biriydim. Aramın bozuk olduğu hiç kimse yoktu. Çok sosyal de değildim. Kısacası ölmeyi neden hak ettim? Hem de böyle acı içinde ölmeyi.
-------------------------------------------------------------------------------------------
"Beleeeeen! Uyan artık. Saat kaç oldu, senin yüzünden üniversitede ki ilk günüme geç kalamam" Bu ses kız kardeşim Ceren'in sesiydi ama nasıl?
"Ceren-?"
"Konuşacağına hızlıca giyin ve kahvaltı yapmaya in abla!" dedi Ceren. Neredeyse gerçek gibiydi. Hatta neredeyse değil cidden gerçek olmalıydı.
"Hangi aydayız ve kaçıncı günü?"
"18 Eylül, üniversitenin ilk günündeyiz ve bu gidişle ikimizde geç kalacağız."
18? Eylül'ün 18'i... Her şey bir rüya mıydı? Ama gördüklerim ve yaşadıklarım rüya olamayacak kadar gerçekçiydi. Gözüme kütüphanemde ki bir kitap takıldı. 'Nasıl Zaman Yolculuğu Yapılır'. Delirmiş olmalıyım. Saçma bir rüyadan sebep zaman yolculuğu yaptığımı düşünmem tam bir delilik.
"Sen in aşağı bende hemen hazırlanıyorum."
"E bir zahmet yani"
"Susta in aşağı" diye bağırdım. Kardeşim tam odadan çıkacakken de kafasına yastık fırlattım. Bir rahat bırakılmıyorum bu evde ya. Küçük hanıma şoförlük yapacağım ama o teşekkür etmek yerine söylenecek. Beni uyandırdığı için de normalde ona kızardım ama rüya yerine garip bir kâbus gördüğüm için bugünlük kızmayacağım.
Kıyafet yığınımda ilk bulduğum kıyafetleri üstüme giyerek kahvaltıya indim.
"Ayy abla! O leş kıyafetleri giyme"
"Kıyafete leş denmez" dedim, kardeşime kötü bir bakış atarken. Onun kıyafetleri harikaydı sanki.
"Bulduğun ilk kıyafetleri giydiğin çok belli ve kıyafetinin önünde ketçap lekesi var."
"Bir şey olmaz"
"Seninle görünmek istemiyorum okulda."
"Ceren artık lisede değilsin. Emin ol üniversitede ne giyindiğin, ne yaptığın veya geç kaldığın kimsenin umurunda değil."
"Ama benim umurumda."
Bu konuşma bana çok tanıdık geliyor... Aynı rüyamda gördüğüm gibi.
-------------------------------------------------------------------------------------------
"Görüyorum ki yine geç kaldın Belen"
"Senle uğraşamam Barkan" dedim. Niye bunu dedim ki? Bu olayı da daha önce yaşadım. Ben eminim, bunu hatırlıyorum. Şimdi Barkan her neyse deyip gidecek.
"Her neyse" dedi Barkan. Arkasına bakmadan sınıfa doğru yürüyordu. Aynı hatırladığım gibi. Bir kâbusun gerçek hayatı bu kadar tahmin edememesi lazım. Kendi hareketlerimi tahmin etmesi belki mümkün ama başkalarınınkini tahmin etmesi imkânsız olmalı.
Sanırım gerçekçi bir kâbusa fazla kafayı taktım. Her şey bir rastlantıdan ibaret. Sonuçta Barkan her zaman bana bir pislik gibi davranıyor. Ortaokulda ve lisede yine ona katlanıyordum ama artık üniversitedeyiz hem de üçüncü yılımızdayız. Barkan'sa hala çocukça davranıp, tirip atıyor. Ceren'le onun hep niye daha iyi anlaştığını şimdi anlıyorum. İkisi de büyüyemeyen çocuklar. Görünüşleri değişiyor ama akıl seviyeleri hep aynı kalıyor.
-------------------------------------------------------------------------------------------
"Belen! Doruk, Duru ve Ece ile birlikte kafeye gideceğiz. Sende gelmek ister misin?" dedi arkadaşım Duygu. Duru ile ikizlerdi. Ceren'le benim aksime birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlardı. Ama her şey aynı gibi. Zaten her şeyi bir kere yaşadım gibi. Başım dönüyor-
"Belen?"
"He? Ah olur. Olur, hadi gidelim"
Olan her şey çok saçmaydı. Gördüğüm şey bir kâbustu. Şuanda beynim benimle oyunlar oynuyor. Arkadaşlarımla takılmak bana iyi gelir.
-------------------------------------------------------------------------------------------
"Ve sonra ona dedim ki pardon da ehliyetimi manavdan almamdan 70 yıl geçmiş gibi park etmiyorum." dedi Duru.
Hadi ama güzel laf soktum, bana öyle bakmayın
Herkesin yani ne oldu diye bakışını gördükten sonra Duru devam etti. "Hadi ama güzel laf soktum, bana öyle bakmayın."
"Eh yani. Benim kadar iyi laf sokamıyorsun tabi ama idare eder herhalde." dedi Doruk gururla.
"Senin antrenmanın yok muydu Doruk?" sordu Ece.
"Ne?!?! Bugün günlerden ne ki?"
"Pazartesi tabi ki. Okulun ilk günü başka hangi gün olabilir." dedim hafifçe gülerek. Benim bunu demem pek doğru değildi. Onun gibi ama aynı anda onun gibi olmayan bir şekilde bende bugünün pazartesi olduğuna inanamıyordum.
"Belen, iyi misin?" dedi Ece, sesinden endişeli olduğu belliydi. Akademik olarak aramızda en iyi olan oydu ama konu duygulara gelince hep çekingen davranırdı.
"İyiyim, neden sordun ki?"
"Çok dalgın görünüyorsun"
"Sadece bir kâbus gördüm ve kâbusu aklımdan çıkaramıyorum."
"Dediğin gibi gördüğün sadece bir kâbustu."
Peki ya değilse?
