İçeriğe geç

Ölümün İntiharım

Bölüm 13 · 21 dk okuma

Ölümün İntiharım

Bölüm 13

13.Bölüm:''Ay Işığı..''

"Ya ben uyursam ve gün doğarsa..."

Evet... İşte tek başımayım. Bu dağ evinde yapayalnız kalakaldım. İçerisi oldukça tozluydu. Galiba ilk işim burayı temizlemek olacak. En azından biraz kafamı dağıtırım. Eh! hadi o zaman başlayalım...

Öncelikle perdeleri ve koltukların üzerine tozlanmaması için örttüğümüz örtüleri çamaşır makinesine atmakla başlayacağım. Sonra bir süpürge yardımıyla yerleri süpürüp, sileceğim. Eşyaların tozunu da aldıktan sonra makineye attığım, perde ve örtüleri çıkarıp asacağım örtüleri de kurutucuya koyduk mu tamamdır. Her yeri güzelce temizlemek için bir an evvel işe koyuldum. Sanki temizlik yapmak ya da bir şeylerle uğraşmak daha iyi geliyordu. Kafamdaki düşünceleri bu sayede susturuyordum.

Yaklaşık bir saat süren temizliğin ardından her yer pırıl pırıl olmuştu. Mutfağa geçip güzel bir yorgunluk kahvesi pişirdim. Kahvemi bardağıma koyup salona geçtim. Ardından televizyonu açıp, kanallarda dolaşıyordum. Yeni birbirinden güzel diziler çıkmış tek tek onlara bakarken bir anda kapının çalındığını duydum. Televizyonun kumandasını kanepenin üzerine bırakıp tedirgin bir halde kapıya doğru yöneldim. Kapının deliğinden baktığım da ise resmen şok oldum. Meriç'in ablası gelmişti. Hani bir zamanlar Meriç ile beraber İstanbul'a gittiğimiz dönemlerde beni kenara çekip tehdit eden kız, Ayşe... kapıyı bir kez daha çaldığında bu sefer bekletmeden açtım. Karşımda durup bana öylece bakıyordu ağlamak üzere gibiydi. Onun buraya neden geldiğini ve beni, burayı nasıl bulduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu.

''İçeriye girebilir miyim?'' Diye sordu bir anda masum ve bir o kadarda hüzünlü ses tonuyla, aslında onu içeriye almayabilirdim. Kapıyı suratına kapatabilirdim. Çünkü bana söylediği sözler hala aklımda beni tehdit edişi, kötü kötü bakışları... ama her ne olursa olsun acımız aynıydı onu bu saatte geri çeviremezdim.

''Tabii, buyurun.'' diye içeriye davet ettim. Ama ne olursa olsun pişman olmuş gibiydi şimdi benden özür dilerse şaşırmam yani. Ayşe abla önde ben arkada içeriye salona girdik.

''Lütfen oturun.. kahve var alır mısınız?'' gerektiği kadar samimi ve bir o kadarda uzak konuşuyordum. Çünkü onu tam olarak tanımıyorum sadece babası öldükten sonra psikolojik sorunlar yaşadığı için bana kötü davrandığını biliyorum.

''Hayır.. teşekkür ederim.'' dedi Ayşe abla ''Aslında buraya seninle konuşmak için ve bir de senden özür dilemek için geldim.'' diye devam etti cümlesine şaşırdım. O kadar yolu benden özür dilemek için geldiğine inanamadım. Yine de onu dinlemek istiyordum. Sonuçta her ne olursa olsun Meriç'in ablası bana anlatmak istediği bir şeyler var gibiydi ya da sadece içini dökmek için gelmiş gibiydi.

''Özür dilemeye gerek yok neden öyle davrandığınızı biliyorum ve anlayışla karşılaşıyorum.'' dediğim sırada başını kaldırıp merakla yüzüme baktı. Ve konuşmak için dudaklarını araladı.

''Nereden biliyorsun peki?''

''Meriç söylemişti. İstanbul da iken..'' kaşlarını kaldırıp gözlerini tekrar halıya çevirdi ve devam etti.

''Bak Ekin. Babam öldükten sonra psikolojik tedavi gördüm aylardır, annem ve Meriç çok uğraştılar benim için ama ben iyi olmak istemiyordum. Ben sadece babamı görmek onunla konuşmak, ona sarılmak istiyordum. Beni anlıyor musun? diyemem sana inşallah da anlamazsın. Doğrusunu istersen buraya gerçekten de senden özür dilemeye hem de biraz dertleşmeye ihtiyacım olduğundan geldim. Ben buraya gelirken sana yaptıklarım yüzünden beni kovarsın diye düşünmüştüm ama sen tam aksine beni evine aldın. Bu da senin ne kadar iyi bir kalbin olduğunu gösterir.''

''Teşekkür ederim zaten seni kovamazdım inan bana ne yapmış olursan ol ben o yaptıklarını unuttum bile, sonuçta acımız aynı öyle değil mi? Niye saçma sapan bir nedenden dolayı daha çok kıralım ki birbirimizi?'' dedim. suratımda ufak bir gülümsemeyle, aynı gülümsemeyle Ayşe ablada bana bakıyordu. Sanırım uzun bir gece olacaktı anlatmak istediklerimiz çok fazlaydı, onunda benimde, içimizi dökmemiz gerekiyordu belli ki, öyle de yaptık. Saatlerce konuştuk sanki iki yakın arkadaş gibi birbirimizle dertleşiyorduk. Meriç'ten de konuştuk tabi ki de küçükken yaptığı yaramazlıkları anlattı bana Ayşe abla o kadar yaramaz bir çocukmuş ki yerinde duramıyormuş. Ben ise nasıl tanıştığımızı neler yaşadığımızı bir bir anlattım. Ara ara ağladığımız ara ara güldüğümüz bir gece geçirmiştik.

''İşte böyle Ekin bütün hikayemiz bu Meriç ile en çokta kavgalarımız meşhurdu bizim, sürekli şakalar falan yapardı bana bir keresinde şampuanın içine saç boyası sıkmış ben de görmedim öylece yıkadım saçlarımı banyodan çıktığım da bir de ne göreyim saçlarım pespembe olmuş. görür görmez deliye dönmüştüm.'' diye devam ediyordu. Meriç ile olan anılarına, gülerek onu dinliyordum. bir an da üzüldüğünü gördüm karşısında duran pencereye gözlerini diktiğinde konuşmaya devam ediyordu. ''Çok kızıp ona tokat atmıştım. Şimdi ise o tokadı attığım için pişmanlık duyuyorum. Keşke diyorum içimden o tokadı hiç atmasaydım.'' Bir an gözleri doldu tabii benim de,

''Üzülme, nereden bilecektin ki işlerin bu noktaya geleceğini.'' gözyaşlarını sildi bir kez daha burnunu çekti gözlerini bana çevirdi.

''Doğru bilemezdim... ama yinede içim çok yandı ona attığım tokattan ne bileyim işte öyle olur ya hani bir insanı anca kaybedince anlarsın varken ki değerini, ben de anlayamadım kardeşimin değerini.'' Ağlayarak bana sarıldı. Ben de sakinleştirmeye çalışarak sırtını sıvazladım.

''Merak etme, bak o şu an da bizi izliyor eminim ki bizi böyle yakın gördüğüne sevinmiştir. Eğer şimdi ağlarken görürse üzülür lütfen gözyaşlarını sil olur mu?'' benden ayrılıp masada duran peçeteyle gözyaşlarını silip gülümsedi.

''O kadar iyisin ki ben sana neden öyle davrandım bilmiyorum. Belki de kardeşimi senden kıskandım. Pişmanım affet beni olur mu?''

''Bak abla, fark ettiysen abla diyorum ben seni ablam olarak kabul ettim senden asla nefret falan etmiyorum böyle konuşma tamam mı?'' başını evet anlamında salladı. Ayağa kalktı.

''Ben artık gideyim.'' dedi Ayşe abla karşımda...

''İstersen bu gece burada kal. Hem zaten bu karanlıkta nasıl gideceksin yarın gidersin.'' İkimizde ayağa kalktığımız da başını pencereye çevirdi ve konuşmaya devam etti.

''Haklısın aslında, hava bayağı kararmış konuşmaya dalmışız fark etmemişim bile.'' gülümseyip tekrar kanepeye oturdu.

''Ben içeriden battaniye, yastık falan getireyim.'' dedim ve içeride ki odaya doğru yöneldim. dolaptan battaniye, çarşaf ve bir de yastık alıp içeri geri döndüm. Elimdekileri berjerin üstüne bırakıp Ayşe ablaya döndüm.

''Ben bir de sana pijama takımı getireyim.'' deyip içeride ki dolaptan pijama takımını getirdim. salona girdiğimde çarşafı kanepeye örterken gördüm.

''Sen bırak ben yaparım.'' dedim.

''Yok canım ben hallettim zaten sen git yat hadi dinlen biraz ben de uyuyacağım zaten.'' dedi Ayşe abla samimi ses tonuyla ''Peki o zaman iyi geceler.'' dediğimde çoktan yatağını yapmıştı bile ''İyi geceler canım.'' dedi Ayşe abla ''Bu arada tekrar teşekkür ederim beni dinlediğin için şu an burada böyle iyi durumdaysam aldığım ilaçlar artık etkisini göstermeye başladı yani iyileşiyorum yavaş yavaş.'' diye devam etti oturduğu yerden. gülümsedim. ''Buna sevindim yani iyi olmana umarım çok daha iyi olursun.'' dedim.

''Umarım canım.'' dedi. Odama geçip kapıyı kapadım. Pijamalarımı giyip yatağa uzandım. Işıkları hafif kısarak gözlerimi kapayıp biraz uyumaya çalıştım. doğru düzgün uyumadığım için göz kuruluğu yaşıyordum ama buna rağmen asla uyku girmiyordu gözüme buraya gelmem anılarımdan uzaklaşmam evimden, ailemden, tüm her şeyden uzaklaşıp kaçıp buraya sığınmak iyi bir fikirmiydi bilmiyorum. Sadece burada kimsenin beni bulmasını istemedim. Kimseyle konuşmak istemiyordum. Tabi Ayşe abla gelene kadar açıkçası onun buraya gelip beni bulup benden özür dileyeceği aklıma bile gelmemişti. İstanbul da ki halinden sonra bunu yapacağı aklımın ucundan dahi geçmezdi doğrusu evet! şaşırdım ne yalan söyleyeyim. İnşallah yine eski haline dönüp de saçma sapan bir şey bir şey söylemez. Kendi kendime düşünürken uykuya daldım.

Uykuya daldığım sırada rüyamda yine Meriç'i gördüm. Kaza günü giydikleri vardı üzerinde, asker desenli gömleği ve siyah pantolonu karşı kaldırım da yine bana bakıyor, gülümsüyor ve yine aynı olay oluyor gözlerimin önünde nereden geldiğini bile bilmediğimiz bir araba Meriç karşıdan karşıya geçerken ona çarpıyor. Çığlık çığlığa bağırırken bir anda olduğum yerde sıçrayıp uyandığımda bunların bir rüya olduğunu fark ettim. Ama hayır bunlar yaşanmıştı. Bense her gece uyuyabildiğim zamanlarda aynı rüyayı tekrar tekrar görüyordum. Hiç bir şey bitmiş değildi her şey yine aynıydı o kaza olmuştu ben ne kadar unutmak istesem de o kaza olmuştu bu lanet olası rüyalarım olmasa bu kadar acı çekmeyecektim belki de rüyalarım bana o günü tekrar tekrar hatırlatıyor işte bu yüzden doğru düzgün uyku uyuyamıyordum günlerdir hatta haftalardır.

Yatağımda oturur pozisyonuna geçip yan tarafımda komodinin üstünde duran sürahiden bardağıma su koyup dudaklarım titreyerek bir bardak suyu içip tekrar komodinin üstüne koydum. Nefes nefeseydim hala yutkunamıyordum bile her gözümü kapattığım da aynı rüya tekrarlanıyordu. Uyumak istemiyorum artık, kalkıp üzerime hırkamı geçirdim. Odamın kapısını açtığımda Ayşe abla uyuyordu onu uyandırmadan bahçeye çıktım. Dışarıda hafiften rüzgar esiyordu. Gece olduğu için her yer karanlıktı bahçede duran sandalyelerden birini çekip oturdum. Kollarımı göğsümde birleştirdim. Öylece uzaklara daldım çok uzaklara sonra gökyüzüne baktım. Yıldızlara ve Ay'a... yıldızlar ne kadar parlak bu gece sanki bizim üstümüze ışık tutuyordu. belki de şu anda birilerinin karanlığını aydınlatıyordur ya da umudu olmayanlara umut ışığı arayan herkese ışık yakıyordur yollarına kim bilir...

Ama benim ışıklarım söneli çok oldu. Ben o kaza da bütün ışıklarımı söndürdüm. Elimi cebime götürdüm ve telefonumu çıkardım. Fotoğraflara girdim. Bir tane fotoğrafa tıkladım. Meriç ile benim fotoğrafıma.. İstanbul da iken çekinmiştik bu fotoğrafı vapura bindiğimiz de arkamız da deniz biz yan yanayız...başımı tekrar gökyüzüne çevirdiğimde telefonumda hala resmimiz açıktı. ''Bak.'' diyorum yıldızlara bakarak bu fotoğrafta el eleyiz, göz gözeyiz bu fotoğrafta dokunabiliyorum sana bu fotoğrafta hissedebiliyorum seni görebiliyorum, kokunu duyabiliyorum. Mutluyuz, gülüyoruz daha ne olsun. şimdi düşünüyorum da ben hep her şeyimi yıldızlara, geceye, Ay'a anlattım şimdi uyuyamıyorum. Çünkü Ay gitmesin yıldızların ışığı sönmesin diye ya ben uyursam ve gün doğarsa...

Herkesin beklediği bir sabahı vardı benimse hiç olmasını istemediğim bir sabahtı oysa.. korktuklarım vardı. güneşin doğmasından Ay'ın kaybolmasından bu yüzdendir ki hep geceyi bekleyişlerim gece olunca o karanlığında ruhumun huzur bulduğunu hissediyordum. Ruhum sonsuz geceye kavuştuğunda ben de Meriç'e kavuşuyordum çünkü biliyordum yukarıdan bir yerlerden beni izlediğini hani derler ya gece olunca uzay daha net görünürmüş neden mi? Gündüz gökyüzüne baktığınızda yıldızları göremiyorsunuz çünkü yıldızlar uzaydadır bu yüzden onları sadece gece görürüz.

''Ekin.. Neden uyumadın?'' ben gökyüzüne bakarken Ayşe ablada uyanmış evin kapısından bana bakıyordu başımı çevirdiğimde..

''Uyuyamıyorum ki zaten günlerdir.'' dedim. Gelip yanımda ki sandalyeyi çekip oturdu. Önce derin bir iç çekti. Bu güzel havayı içine doldurmak ister gibi sonrada gökyüzünde kig yıldızlara bakarak dudaklarını araladı.

''Düşünüyorsun demi.. Her şeyi kafanı boşaltmak istiyorsun ama beyninde dönüp dolaşan o ses buna izin vermiyor. Doğru mu?''

''Evet doğru ben kafamda ki bu sesi hiç bir zaman susturamadım zaten sürekli iyi kötü bir sürü şeylerle dolduruyor beynimi ama maalesef ki kafamızdan çıkaramıyoruz bu sesi atıp kurtulamıyoruz.'' dedim. Ben de yıldızlara baktığım da Ayşe abla işaret parmağıyla gökyüzünden bir yıldızı işaret ediyordu.

''Bak orada.. En parlağı Kuzey yıldızı.'' yıldızı işaret ederek.

''Evet... bütün yıldızlar sönse bile o asla sönmeyen; yolda kalmışlara kimsesizlere, çaresizlere yolunu gösteren en parlak yıldız. Kuzey yıldızı...'' diye devam ettirdim onun cümlesini,

''Biliyor musun? tek başıma kaldığım günlerde ya da insanların deyimiyle delirdiğim günlerde kimsenin beni dinlemediği zamanlarda ben de yıldızlarla konuşurdum. Anlatırdım onlara 'Neden herkes benim deli olduğumu düşünüyor?' diye bir cevap alamazdım ama insan anlattıkça rahatlıyor biliyor musun Ekin? içinde ki o buhrandan kurtuluyorsun. Tavsiye ederim.'' bana baktı ve gülümsedi.

''Biliyorum. Ben de anlatırım yıldızlara derdimi içimde ki sıkıntıyı falan en iyi dinleyici onlar ama ne yazık ki sabah olunca kayboluyorlar ne üzücü.''

''Hayır!'' dedi Ayşe abla ''Kaybolmuyorlar sadece görünmez oluyorlar. Ama senin onları görebilmen için geceyi beklemene gerek yoktur sen onları sabahta görebilirsin aslında sen onları günün her saatinde görebilirsin.'' anlamayarak baktığımda ekledi.. ''Asıl neden nerenle baktığında, gözlerinle baktığında göremezsin. Kalbinle bakman gerek, o zaman milyonlarcasını görebilirsin.'' dedi bana dönerek.

Aslında haklıydı asıl neden nerenle baktığında idi. Gözler asıl görmesi gerekeni göstermez bazen ama kalbinle baktığında gözlerinin görebildiğinden daha da ötesini görebilirsin...

''Sabah olmadan aydınlığa kavuşur mu umutlarımız?''

Ayşe abla ile beraber güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra işe yetişmesi için erkenden gitti. Ben de kahvaltı masasını toplayıp bilgisayarımın başına geçtim. Kendime güzel bir okuma kitabı arıyordum. Girdiğim sitede çok güzel şiir kitapları da vardı. Bir tane şiir kitabına tıkladım. İsmi: ''Şafağın kızıl vakti şahidim olsun ki..'' idi merak edip açıp okudum. İçeriği ölen sevgiliye ithafen yazılmıştı. Aynı bizim hikayemizin izleri vardı şiirde, aynen şöyle yazılmıştı;

''Şafağın kızıl vakti şahidim olsun ki..

Senden sonra kimse girmedi gönlüme.. Ayın şavkına benzeyen yüzün ahdım olsun gayrı kimseyi sevmeyecek bu yüreğim.. Sen bir öldün ya ben ardından her gün bin kez öldüm. Bak yine mezarındayım, seni saran toprağa yüzüm sürmekteyim. Kaç gün oldu, yıl mı yoksa asır mı? Haftanın hangi günü idi seni benden alan.. hangi cami selası idi ölüm ilanını yayan... Toprağına kurban olduğum; bana da bir kefenlik yer var mı yanında. Kışları sevmezdin ya; içime dert oldu bak, üşüyor musun? hani korkardın karanlıktan; söylesene ayın dolunayı orada da gözükür mü? Bahar geldi sevdiğim; kim karşılayacak benimle sabah güneşini, kara toprak seni benden daha mı çok sevdi? sevdi de bundan mıdır gelmemen?.. Sana şimdi hangi şairin şiiri ile, meramımı anlatayım? Hangi ananın ağıdı ile, öldüğüne inanıp, kafamı taşlara vurayım. Sevdasına kurban olduğum; benim ismime de yer var mı musalla taşında? Kızma bana, kırılma olur mu? Her gün toprağından bir avuç alıyorum. Sımsıkı sarılıp anca uyuyabiliyorum. Yoksa bu hasretlik çekilecek gibi değil. Senin gibi kokmasa da, ne bileyim.. Belki de sen toprak gibi kokuyorsun artık. Biliyor musun? benim için deli, aklını yitirdi diyorlar. Neymiş; mezar taşı ile konuşuyor muşum? Geceleri apansız uykuda bağırıyor muşum? Her gün ziyaretine geliyor, yağmurda üstüne şemsiye açıyor muşum? inan aldırmıyorum; Ne bilsinler ki, mezarında, geriye kalan ömrüm yatar... Bilmezler ki yüreğim yokluğunda kanar, anama babama içerliyorum da neyleyim toprak kokulum.. Bana da, ruhunun yanında yer açsana...''

Bu ve bunun gibi daha niceleri var çok hoşuma gittiği içi paylaşıyorum bu şiiri sizlerle benim karanlık dünyama umut oldu belki sizin de karanlığınıza umut olur. Ya da ne bileyim işte acım çok taze kolay kolay da unutabileceğimi zannetmiyorum. Ha! bu arada aklıma gelmişken de söylemek istiyorum. Şarkılardan nefret eder hale geldim. Çünkü her şarkı bana onu hatırlatıyordu; Dinlediğim her şarkıda, aklıma gelen her notasında ve her dinleyişimde onun hayali ile karşı karşıya geliyordum. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum. Ama kötü bir şey olmadığından adım kadar eminim. Çünkü onu unutmak dünyada isteyeceğim en son şey ben sadece onunla olan anılarımızı, en kötü anılarımızı silmek ve onu hep güzel hatırlamak istiyorum. Bu yüzden klasik müziklere sardım bu ara en çok da piyano sesini çok seviyorum her gece kitap okurken takarım kulaklıklarımı kulağıma, bir yandan ruhumu dinlendirirken bir yandan da kitabımı okurum. Sanırım içten içe, içime kapanıyorum. Kimseyle muhatap olmadan kimseyle konuşmadan bu ev de öylece durmak istiyorum. Biraz kendime gelene, ruhum huzur bulana denk... Pek mümkün olmasa da denemeye değer öyle değil mi? denemeden bir sonuca ulaşamayız her zaman, hayatta böyledir. İstediğin bir şeyi hayal edersin ya da denersin o zaman anlarsın ki deneyince, umut edince oluyormuş. Ben de asla umudumu kaybetmeyeceğim her şeye karşı.. Çünkü umudu olmazsa ölür insan...

Bilgisayarın ekranını kapatıp koltuğa uzanmıştım. Sanırım biraz uyuyacaktım. Tam gözlerimi kapattım ki telefonumun çaldığını duydum. Telefonum yemek masasının üzerinde kalmıştı. Kalktım yemek masasının üzerinden telefonumu aldım. Arayan Kübra idi.

''Alo!'' dedi karşıdan tanımadığım bir ses, ama arayan Kübra idi. İyice meraklanmıştım.

''Alo siz kimsiniz ve Kübra nerede?'' dedim tedirgin ses tonuyla,

''Lütfen telaş yapmayın. Ben doktor Deniz Ceylan arkadaşınızı yolda baygın bulup hastanemize getirmişler. Telefonunda ilk sizin numaranızı görünce aradık, gelseniz iyi olur.'' dedi Doktor bir an için ne yapacağımı, kime haber vereceğimi bilemedim

''Ta.. tamam ben hemen geliyorum.. hemen! Hangi hastane?''

''Devlet hastanesi.'' Telefonu kapatır kapatmaz çantamı aldım ve evden çıktım. Koşarak ormanı geçtim, ana yola ulaştım. Arabalar bir sürü arabalar geçiyordu ama bir tane taksi geçmiyordu yoldan telaş içinde bir oyana bir buyana yürürken nihayet uzaktan bir taksi göründü durdurmak için el salladığımda şükürler olsun ki durdu. Bu dağ başında taksi bulmak zordur bazen bulursun ama kolay kolay durmazlar. Derken taksiye binip gideceğim yeri söyledim. İnşallah bir şey olmaz ya kötü bir şey olursa ya Meriç gibi Kübrayı da kaybedersem. Hayır hayır hayır! Ekin böyle bir şey asla olmayacak sakin ol sakin ol sakin ol! kendimi böyle sakinleştiriyordum takside hastaneye doğru yol aldığımızda zaten Meriç gittiğinden beri kendimi hep böyle sakinleştirdim. Hiçbir şey olmayacak her şey daha güzel olacak sen çok güçlüsün ve hep güçlü kalmak zorundasın...

Ben kendi kendimi sakinleştirdiğim sırada çoktan hastaneye gelmiştim bile taksinin ücretini ödeyip hızla taksiden indim. Hastaneye doğru koştum. Kübra'nın nerede olduğunu sormak için danışmaya koştum.

''Merhaba Kübra Mühsür hastanenize getirilmiş. Baygın bir halde, şu an nerede acaba öğrenebilir miyim?'' telaşlıydım. Sesim titriyordu ben bu hayatta bir kayıp vermiştim bir kayıp daha veremezdim.

''Hasta şu an da acilde bu taraftan gidebilirsiniz.'' danışmada ki kadın bana sol tarafı gösterdiğinde gözümden bir kaç damla yaş akarken hızlı adımlarla acile yöneldim acilin kapısına geldiğimde bir doktoru çevirip Kübra'nın nerede yattığını sordum. O da bana bir oda gösterdiğinde apar topar o odaya yöneldim. Odanın önüne geldim. Kapıyı açtığım da baygın yatıyordu. Yanında bir hemşire vardı serumunu kontrol ediyordu.

''Hemşire hanım, o iyi mi?'' dedim sesim oldukça korkmuş çıkıyordu. Hemşire arkasını dönüp bana baktı ve gülümsedi hemşire gülümsediğinde içim de biraz olsun umut hissettim.

''Merak etmeyin sadece bayılmış kontrolleri yapıldı birazdan kendine gelir.'' Hemşire işini halledip dışarıya çıkıp kapıyı kapattı. Odada ben ve Kübra vardık o uyuyordu ben de kapının önünden ayrılıp yanındaki sandalyeyi çekip oturdum.

Canım arkadaşım, ne oldu sana böyle? sen bizim içimizde en sağlamıydın yıkılmaz hep ayakta duranımızdın şimdi neden buradasın hastaneden nefret eden sen değil miydin?.. Ne olur bir acı daha yaşatma olur mu? biraz bencilce konuşmuş olabilirim ama yaram tazeyken o yarayı deşmek sence de garip olmaz mı? Ellerini tutup öptüm. Öylece duruyordum eğilmiş ellerini öperken..

''Bilmem olmaz mı?'' Kübra'nın sesini duyunca kafamı kaldırıp ona baktım. Uyanmış kendine gelmiş hatta bana cevap bile veriyordu o kadar mutlu oldum ki anlatamam ben yine drama bağlamışken onun gözlerini açıp gülümseyerek bana cevap verişini görünce içimden Allahıma şükrettim. Her şey için Bir acı daha yaşamayacak olduğum için...

''Kuzum.. iyisin değil mi? ne oldu birden neden bayıldın? Sabah yediğin bir şey mi dokundu yoksa?'' ben sorularımı ardı ardına sıralarken elini elimin üzerine koydu.

''Merak etme kuzum iyiyim ben sadece bir an başımın döndüğünü fark ettim. Gözlerimi açtığımda da hastanede olduğumu anladım. İşte böyle.''

''Oh' şükürler olsun iyisin ya.. Çok korktum bir an sana bir şey oldu diye.'' dediğim de doktor içeri girdi. Gülümseyerek Kübra'nın yanına geldi serumunu kontrol ediyordu.

''Kübra hanım uyanmışsınız. nasılsınız daha iyi hissediyor musunuz?''

''İyiyim teşekkür ederim.'' dedi Kübra,

''Serum bitince gidebilirsiniz. Geçmiş olsun.'' dedi Doktor hanım

''Teşekkür ederiz Doktor hanım.'' dedim gülümseyerek sonra odadan çıktı. Kübraya dönüp dudaklarımı araladım.

''Kuzum aç mısın? bir şey alayım mı? sana.'' dediğim sırada bana bakıyordu gülümseyerek.

''Hayır kuzum aç değilim sen buradasın, geldin ya yeter bana.'' gülümsedim. Biz birbirimize hep kuzum diye hitap ederiz. Tam tamına yedi senedir beraberdik okul da tanışmıştık bunu zaten sizde biliyorsunuz. O gün bugündür de hiç ayrılmadık birimize bir şey olsa diğerimizin canı yandı bu hep böyleydi böylede kalacak.

''Bir gün..'' diye başladım cümleme ''Uzun süredir birbirimizi görememiştik hani hatırlar mısın bilemem. neredeyse bir aydır ne telefondan ne de mesajdan asla konuşmamış görüşmemiştik. Senin telefonun bozulmuştu evini de bilmediğim için gelememiştim. Sonra kardeşimin sünnet düğünü vardı kart dağıtacaktık işte ben sana da vermek istemiştim ama maalesef adresinizi bilmiyordum ama hangi semtte oturduğunuzu biliyordum. Annem ve babamla beraber arabayla sizin olduğunuz yere gelmiştik sonra sen bir kadından bahsetmiştin bir gün kızıl saçlı, açık açık giyinen falan diye o kadını gördüm sonra yoldan geçerken tabi o olup olmadığını tam olarak da bilmiyorum şansımı deneyip sormuştum. 'Muhsuroğullarının evi nerede biliyor musunuz?' demiştim. Kadın durdu düşündü önce sonra hatırlamış gibi bir yüz ifadesi takınıp evinizi tarif etmişti bana inşallah rezil olmamışımdır diye düşünüyordum bir yandan da çünkü kadını görmemiştim daha öncesinde sadece senin tarif ettiğin gibi olduğundan sormuştum. Neyse sonra arabaya bindik tekrar gidiyoruz gidiyoruz yolu bulamıyoruz meğerse kadın kapı numarasını şaşırmış sonra bu sefer orada ki markete sorduk. Sağolsun amca tarif etmişti de öyle bulmuştuk.'' Kübra karşımda kahkahalarla gülerken ben de kendimi tutamayıp kahkahalarla gülüyordum.

''O kadını hiç sevmezdim ya sürekli evimize gelirdi annemle sohbet edeceğiz diye tamam sohbet edersin ama her gün her günde gelmezsin öyle değil mi ama ya? Kadın kapımızdan ayrılmıyordu.'' Dedi Kübra kadına olan tüm öfkesini boşaltır gibi derken anlatmaya devam ettim.

''Neyse işte kapının ziline bastık. Babannen çıkmıştı.Kadın tanımıyor haliyle bizi 'buyurun kime bakmıştınız?' falan dedi. Bende öne çıkıp 'Ben Kübra'nın arkadaşıyım.' dediğimde kadın hemen sana seslenmişti artık sende neredeysen geç gelmiştin.''

''Ya ben odamı toparlıyordum o sırada odam arka tarafta kaldığı için duymadım ondan geç geldim.''

''Neyse ya tamam anlatıyorum.'' dedim gülerek Kübra da başını evet anlamında salladığında konuşmaya devam ettim.

''Sonra koşa koşa merdivenlerden bir inişin vardı ama görmen lazım, eh' tabi bir aydır görmüyorduk birbirimizi.. Sonra bir atlamıştın boynuma az kalsın orada yere yapışıyorduk. Allah'tan arkamda araba vardı da ona yaslanmıştım yoksa çoktan yerdeydik şimdi.'' Kübra karşımda kahkaha atıyordu ölecekti gülmekten.

''Hatırlıyorum da kaliteli zamanlardı ya Ekin''

''Aynen tekrarı olamayacak kadar neşeli, eğlenceli zamanlar geçirdik seninle hadi serumun bitene kadar sende bir anımızı anlat, anlat ki zaman geçsin ve bir an önce kurtulalım şu hastane köşelerinden.'' dedim serumu göstererek Kübra da derin bir nefes alıp oturur pozisyonuna geçti ve başladı anlatmaya anılarımızı tekrar gözümüzün önüne getirince ne kadar çok zaman geçtiğini anladım. Büyümüştük.. Acısıyla, tatlısıyla her şeyiyle büyümüştük. Zor zamanlar geçirdik ama yine hep beraberdik nereye gidersek gidelim her nerede olursak olalım asla birbirimizden ayrılmayacaktık. Çünkü biz kardeş bağıyla bağlıydık...

''Bir gün okul bizi güzel bir parka pikniğe götürmüştü. Hatta aramızda para toplamıştık köfte ekmek yapacaklardı orada mangalda, biz de dedik ki sadece köfte ekmekle doymayız yanımızda yiyecek bir şeyler getirelim yine de demiştik. Hatta gittiğimiz parka senin evin çok yakındı. Neyse işte sonra biz gittik senle buluştuk orada hatta yanımızda Dilekte vardı ben onunla gelmiştim sen evden yürüyerek gelmiştin sonra geldiğimizde biraz oturduk fotoğraf çekindik baktık daha mangalı yeni kuruyorlar dedik ki Ekinin evine gidelim Dilek de görmemişti senin evini gidelim falan, sonra biz oradan kaçıp sizin eve gelmiştik. Ama sizin evde faza oyalanmıştık zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmemişiz biz yaylana yaylana geliyorduk parka doğru evden çıkınca, neyse girdik parka bir kız geldi yanımıza nerede kaldınız sizin sıranız geçti bitmeden köfte ekmek alın demişti. 'Aha dedik! müdür şimdi bizi kesecek' müdür bir de uyarmıştı bir yere gitmeyin diye ama biz kaçmıştık. Sıraya girdiğimiz de bizim bir meraklı birsen vardı o da ayranları dağıtıyordu bizi görmüş kaçarken 'Nereye gittiniz öyle müdürden izin aldınız mı?' gibi saçmalamıştı.'' Dedi Kübra heyecanlı heyecanlı anlatırken onu dinliyordum dinlerken bir yandan o gün dün gibi gözümde canlanmıştı.

''O kız bence bizi kıskanıyordu o yüzden öyle davranıyordu.'' dedim gülerek

''Bence de, pis kız!'' dedi Kübra yüzünü buruşturarak. Ben ise onun bu hallerine gülmekten ölecektim. Derken koluna takılan serumun bittiğini fark ettim. Kalkıp seruma baktım serum iyice bitmişti. Sonra çıkıp hemşireye haber verdim. Hemşire hemen gelip serumu çıkarttı. Kübrayı yavaş yavaş kaldırıp ayakkabılarını giymesi için yardımcı oldum. Yataktan kaldırıp koluna girdim hastaneden çıkıp taksi çevirip onun evine gitmiştik kapıda annesi bizi görünce telaş yapmışlardı belli ki annesine haber vermemişti tabi bende o anlık telaştan soramamıştım.

''Kızım! ne oldu sana? iyi misin?'' annesi telaşla yanımıza geldi biz taksiden inip eve doğru yürürken.

''Bir şey yok Selin teyzeciğim küçük bir kaza sadece.'' dedim. Belli ki annesini tedirgin etmemek için onlara haber vermemişti. Annesi kapıyı açtı içeri girdiğimiz de ablası oturduğu yerden kalkıp bizim yanımıza geldi.

''Ablacığım ne oldu sana böyle?'' dedi.

''Bir şey yok abla iyiyim ben sadece eve gelirken bir an da başım döndü sonrada bayılmışım zaten gözlerimi bir açtım hastanedeyim doktorda telefonumu almış ilk çıkan numarayı aramış yani Ekin'i'' Kübra olanları tek tek anlatırken salona geçmiş kanepeye yatırmıştık onu

''Ya kızım neden haber vermedin bize ölsen kalsan Allah korusun haberimiz olmayacak.'' annesi kızını öyle halsiz görünce korkmuştu tabi

''Ya Kübra senin bu hallerin bizi öldürecek. Bu küçükken de böyleydi koşardı, düşerdi, dizleri kanadığında da bize göstermeden kendi kendine yarasını pansuman ederdi öyle değil mi anne?'' dedi Kübra'nın ablası Selin teyzeye dönerek.

''Ah kızım Ah! keşke bir haber verseydin bize ya bir şey olsaydı.''

''Tamam anne bak bir şey olmadı ben çok iyiyim telaşlanmayın artık lütfen!''

''Tamam kızım tamam sen yat dinlen biraz, mutfakta bir işim vardı benim ona bakayım.'' ayağa kalkıp mutfağa gitti. Ablası da bana dönerek.

''Ekin, kusura bakma Kübrayı öyle halsiz görünce telaştan unuttuk seni sormayı sen nasılsın iyi misin? kardeşime gözkulak olduğun, onun yanından ayrılmadığın için çok sağol iyi ki varsın.''

''Ne demek abla lafı bile olmaz hem Kübra benim kardeşim sayılır.'' Dedim sonra artık gitmem gerektiğini fark ettim hava yavaş yavaş kararıyordu. bu karanlıkta taksi bulmak güç oluyordu.

''Ben artık gideyim.'' dedim ayağa kalkarak sonra Kübra'nın yanına oturup elimi elinin üstüne koydum gülümsedim. ''İyisin değil mi? bak burada kalabilirim kötüysen.'' gülümsedi,

''Hayır kuzum geç olmadan git sen beni merak etme ben çok iyiyim. Her şey için teşekkür ederim. İyi ki varsın.'' birbirimize sıkıca sarıldık. Ablası beni kapıya kadar uğurladı.

''Eğer bir şey olursa ya da kendini kötü hissederse bana haber verin olur mu?''

''Olur canım. İyi akşamlar.'' dedi. Derya abla

''iyi akşamlar..'' dedim sonra bahçe kapısından çıkıp durağa kadar yol boyunca yürüdüm.

Ne garip dedim içimden bir anda her şeyin en kötüsü geldi aklıma hastaneden aradıklarında ''Arkadaşınız baygın bir şekilde hastanemize getirildi.'' dendiğinde kafamda dönüp dolaşan binlerce kötü senaryoyla koşarak hastaneye gelmiştim. İnsan en çok, sevdiğini kaybettiğinde anlıyormuş meğerse sevdiklerinin değerini, hep dediğim gibi iş işten geçtikten sonra üzülüp pişman olmak hiçbir şeye fayda vermiyor maalesef, bu yüzden sevdiklerinizin değerini onlar hayattayken bilin, bilin ki öldükten sonra bir daha böyle bir şans elinize geçmeyecek. Hayattayken eşine bir çiçek dahi almayan insanlar var ama ölünce mezarını çiçeklerle süslüyorlar. Neden mi? hayattayken değerini bilmediği için hayattayken gidip de bir çiçek almadığı için öldükten sonra mezarını donatıyor. Bilmem anlatabildim mi?

Mesela zaman, zaman su gibi akıp gidiyor. Durdurabilir misiniz bu zamanı? geriye sarabilir misiniz? ya da her şeyi bir kenara bırakın eliniz de geçmişe gitmek gibi bir fırsat var diyelim. Ne yapardınız? geçmişe gidip zamanı değiştirebilir miydiniz? ama bu imkansız öyle değil mi? mesela benim elime böyle bir fırsat geçmiş olsaydı. Meriç'i geri getirmek için kullanırdım. Zamanı geriye alır o buluşmanın olmaması için elimden geleni yapardım aşkımdan, hasretinden ölsem bile yine de Meriç'in ölümüne engel olmak için elimden ne geliyorsa yapardım.

Bazen zamanı durdurup öylece durmak istiyorum. Zamanı durdurup ağlamak istiyorum. Ama bunu yapamayız zamanı durduramayız, geri alamayız ya da ilerletemeyiz. Zaman, her şekilde akıp gider bizim bunu değiştirmemize imkan yoktur. Bir gün gelirde biz de istediğimiz, aradığımız mutluluğa ulaşır mıyız? O gün geldiğinde zamanın ayarlarıyla oynamak yerine o anı doyasıya yaşayabilir miyiz? Umutlarımızı, hayallerimizi bir gün gerçekleştirebilir miyiz?

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

14. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.