Seren gözlerini korkuyla açtı. Kalbi göğsünü parçalayacak gibi atıyordu. Yastık yine terden sırılsıklamdı. Rüyasında annesini görmüştü. Elinde bıçakla… ve o bıçak kanlıydı.
“Anne…” diye fısıldadı kendi kendine. “Gerçek olamaz.”
Ama rüya çok netti. Annesinin yüzü, gülümsemesi, elindeki bıçağın parıltısı… hepsi hâlâ gözünün önündeydi.
Saat sabahın altısıydı. Dışarıda yağmur dinmişti ama hava hâlâ soğuktu. Seren yatağın kenarına oturdu ve başını ellerinin arasına aldı. Nefes alamıyordu. Lanet sadece rüyalarla sınırlı değildi. Artık ailesine de bulaşmıştı.
Telefonunu eline aldı. Baran’a mesaj attı.
Seren: “Rüyamda annemi gördüm. Elinde bıçak vardı.”
Baran hemen cevap verdi.
Baran: “Görüşelim. Şimdi. Aynı yerde.”
Seren sessizce evden çıktı. Annesi uyuyordu. Koridorda annesinin kapısının önünde durdu bir an. İçinden “Belki de odasına girip bakmalıyım” diye geçti ama vazgeçti. Henüz hazır değildi.
Ormana doğru yürürken kalbi hızlı atıyordu. Baran gölün kenarında onu bekliyordu. Yüzü ciddiydi.
“Anlat,” dedi Baran.
Seren rüyasını anlattı. Baran dinlerken kaşlarını çattı.
“Bu lanet… aile içinde geçiyor,” dedi Baran. “Senin annen de laneti taşıyor. Ama o besleyen taraf. Laneti canlı tutan kişi.”
Seren’in gözleri doldu.
“Peki neden? Neden beni besliyor?”
Baran başını salladı.
“Çünkü lanet bir seçim değil. Bir zorunluluk. Laneti taşıyan kişi ölmezse, lanet bir sonraki nesle geçer. Ama besleyen kişi… laneti güçlendirir. Ve lanet güçlendikçe, rüyalar daha gerçek olur.”
Seren’in sesi titredi.
“Defne’yi ben mi öldürdüm?”
Baran sustu. Sonra yavaşça konuştu:
“Henüz bilmiyoruz. Ama rüyanda anneni gördüğüne göre… lanet seni annene yönlendiriyor. Ya anneni öldürmen gerekiyor… ya da annenin seni öldürmesi.”
Seren bir adım geri çekildi.
“Bu… bu deli işi.”
Baran ona yaklaştı.
“Bu lanet bizi deli ediyor. Ama aynı zamanda gerçeği de gösteriyor. Bu gece yine rüya göreceksin. Taşı yastığının altına koy. Ve bu sefer… rüyayı yönlendirmeye çalış. Annenin ne yaptığını görmeye çalış.”
Seren başını salladı.
“Peki ya rüyamda annemi öldürürsem?”
Baran’ın sesi sertti.
“O zaman ya laneti kırarsın… ya da lanetin yeni besleyeni olursun.”
Seren eve döndüğünde annesi mutfakta kahve yapıyordu. Yüzü normal görünüyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
“Sabah erkenden mi çıktın?” diye sordu annesi.
Seren başını salladı.
“Biraz hava aldım.”
Annesi ona baktı. Gözlerinde hem sevgi hem de… korku vardı.
“Seren, bir şey olursa bana söylersin değil mi?”
Seren zorla gülümsedi.
“Tabii anne.”
O gün okula gitmedi. Odasında kaldı. Taşı elinde tutuyordu. Akşam olduğunda yatağına uzandı. Taşı yastığının altına koydu. Gözlerini kapattı.
Uyku ağır ağır geldi.
Ve rüya başladı.
Bu seferki çok daha korkunçtu.
Ormandaydı. Yağmur yağıyordu. Önünde annesi vardı. Elinde bıçak. Ama bu sefer annesi ona doğru geliyordu.
“Seren… laneti bitirmeliyiz,” dedi annesi. Sesi hem sevgi dolu hem de soğuktu.
Seren geriye çekildi.
“Ne demek istiyorsun?”
Annesi gülümsedi. O zebaninin gülümsemesiyle.
“Senin ölmen lazım. O zaman lanet biter. Ben de kurtulurum.”
Seren koşmaya başladı. Ama annesi yakındı. Bıçak havada parlıyordu. Seren tökezledi ve düştü. Annesi üzerine eğildi.
“Affet beni yavrum,” dedi annesi. “Ama bu lanet… seninle bitmeli.”
Bıçak indi.
Seren gözlerini açtı. Ter içinde kalktı. Kalbi deli gibi atıyordu. Rüyada ölmüştü. Annesinin elindeki bıçakla.
Telefonunu eline aldı. Baran’a mesaj attı.
Seren: “Rüyamda annem beni öldürdü.”
Baran hemen cevap verdi.
Baran: “Görüşelim. Yarın sabah. Ama bu sefer yalnız gelme. Birini daha getiriyorum.”
Seren kaşlarını çattı.
Seren: “Kim?”
Baran: “Adı Ege. O da aynı laneti taşıyor. Ve o, lanetin kaynağını biliyor.”
Seren telefonu bıraktı. Dışarı bakıyordu. Yağmur yeniden başlamıştı.
Annesi mutfakta bir şeyler yapıyordu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Seren’in aklından geçen tek şeydi:
Annem beni öldürmeye mi çalışıyor?