Seren gözlerini açtı.
Bu sefer rüyada değildi.
Gerçek hayattaydı.
Ama etrafı… yanmış evin içi değildi.
Etrafı kendi odasıydı. Yatağında oturuyordu. Elinde bıçak vardı. Parmakları kanlıydı. Karşısında annesi duruyordu. Gözleri korku doluydu.
“Seren… ne yapıyorsun?” diye fısıldadı annesi.
Seren başını kaldırdı. Kendi sesi yabancı geliyordu.
“Laneti bitirmeliyim. Sen… laneti besliyorsun.”
Annesi geriye bir adım attı.
“Hayır yavrum. Ben seni korumaya çalıştım. Baran… o bizi kandırdı.”
Seren bıçağı sıkıca tuttu. Kalbi deli gibi atıyordu.
“Rüyamda seni gördüm. Elinde bıçakla… beni öldürürken.”
Annesi gözlerini kapattı. Bir süre sessizlik oldu. Sonra yavaşça konuştu:
“Evet. Rüyanda beni gördün. Çünkü ben… laneti besliyordum. Ama senin bildiğin gibi değil.”
Seren’in eli titredi.
“Ne demek istiyorsun?”
Annesi ona baktı. Gözlerinde hem sevgi hem de derin bir acı vardı.
“Laneti ben yaratmadım. Baran yarattı. Ama ben… ben laneti besledim. Çünkü lanet… seni canlı tutuyordu.”
Seren’in gözleri büyüdü.
“Ne… ne diyorsun sen?”
Annesi derin bir nefes aldı.
“Sen doğduğunda… çok zayıftın. Doktorlar ‘yaşamaz’ dedi. Ben… ben her şeyi denedim. Ta ki Baran’ın dedesiyle tanışana kadar. O… bana bir ritüel öğretti. Laneti sana aktarmak için. Ama ritüel yarım kaldı. Ve lanet… seni canlı tuttu. Ama aynı zamanda… seni lanetli yaptı.”
Seren’in bıçağı yere düştü.
“Sen… beni lanetledin mi?”
Annesi başını salladı.
“Hayır. Laneti ben yaratmadım. Ama ben… laneti besledim. Çünkü sen ölürsen… lanet biterdi. Ve ben… ben seni kaybetmek istemedim.”
Seren’in gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Peki ya rüyalar? Cinayetler?”
Annesi gözlerini kapattı.
“Rüyalar… lanetin sana verdiği hediye. Sen cinayetleri görüyordun. Ama aslında… lanet seni koruyordu. Seni canlı tutuyordu. Ama aynı zamanda… lanet seni katil gibi hissettiriyordu.”
Seren geriye bir adım attı.
“Peki ya Defne? Ben mi öldürdüm onu?”
Annesi başını salladı.
“Hayır. Baran öldürdü. O… laneti beslemek için kurbanlar seçiyordu. Ve sen… sen sadece izliyordun. Ama lanet seni kandırdı. Seni kendi katilin gibi hissettirdi.”
Seren’in eli titredi.
“Peki ya Baran?”
Annesi ona baktı.
“Baran… lanetin asıl sahibi. O… laneti yarattı. Ve laneti beslemek için… seni kullandı. Seni lanetli gibi hissettirdi. Seni… kendi katilin gibi hissettirdi.”
Seren’in gözleri doldu.
“Peki ya Ege?”
Annesi sustu. Sonra yavaşça konuştu:
“Ege… laneti kırmak istedi. O yüzden Baran onu öldürdü. Rüyanda.”
Seren’in bıçağı yere düştü. Elleri titriyordu.
“Peki… ben neyim?”
Annesi ona yaklaştı. Yüzünde hem sevgi hem de acı vardı.
“Sen… lanetin son taşıyıcısısın. Lanet seni seçti. Ama sen… laneti yok edebilirsin. Taşı kırarsan… lanet biter. Ama taş kırılırsa… lanet seni de öldürür.”
Seren taşı eline aldı. Eli ısındı. Taş sanki canlıymış gibi titreşiyordu.
O anda kapı açıldı. Baran içeri girdi. Gözleri tamamen siyahtı.
“Taşı bana ver Seren,” dedi Baran. “Laneti ben yönetirim. Sen… sen sadece aracıydın.”
Seren başını kaldırdı. Gözlerinde hem korku hem de kararlılık vardı.
“Hayır. Laneti ben yok edeceğim.”
Baran gülümsedi.
“Yapma Seren. Sen ölürsen… lanet biter. Ama ben de ölürüm. Ve ben ölmek istemiyorum.”
Seren derin bir nefes aldı. Taşı kaldırdı.
“Öyle olsun.”
Ve taşı yere fırlattı.
Taş çatladı. Çatlaklar yayıldı. Siyah bir duman çıktı. Duman Baran’ın üzerine saldırdı. Baran çığlık attı. Vücudu erimeye başladı.
“Hayır! Bu… bu mümkün değil!”
Baran’ın vücudu toza dönüştü ve rüzgârla dağıldı.
Ama taş kırıldığında… Seren de hissetti. Kalbinde bir acı. Vücudu zayıflamaya başladı.
Annesi ona yaklaştı.
“Seren… affet beni. Ben seni korumaya çalıştım. Ama lanet… seni seçti. Ve sen… laneti yok ettin.”
Seren’in gözleri kapanıyordu.
“Anne… ben… ben ölüyor muyum?”
Annesi başını salladı.
“Evet. Ama lanet bitti. Artık kimse rüyalarında cinayet görmeyecek. Artık kimse lanetli olmayacak.”
Seren’in gözleri kapandı.
Ve her şey karardı.
Bir hafta sonra…
Karasu kasabasında cinayetler durmuştu. Polis hâlâ katili arıyordu. Ama kimse bulamadı.
Seren’in annesi mezarlığın başında duruyordu. Gözleri yaşlıydı. Elinde bir taş vardı. Üzerinde eski bir sembol.
Taşı mezara bıraktı.
“Affet beni yavrum. Ben seni korumaya çalıştım. Ama lanet… seni seçti. Ve sen… laneti yok ettin. Artık huzur içinde uyu.”
Mezar taşında yazıyordu:
Seren Yılmaz
19 yaşında
Laneti yok eden kız
Annesi arkasını döndü ve uzaklaştı.
Ama mezarın arkasında, gölgenin içinde… siyah bir figür duruyordu.
Figür gülümsedi. Gözleri tamamen siyahtı.
“Laneti yok ettin… ama lanetin kalbi hâlâ bende.”
Figür arkasını döndü ve karanlığın içine karıştı.