"-Baba bak pamuk şeker alabilir miyiz?
-Annen bu kadar tatlı yediğin için beni suçluyor olmaz"
"-Hızlı trene bakın Alejandro hadi ona binelim"
"-Anne anneeee nerdesin"
Etrafta bir sürü ses dolaşıyordu. Sessiz sakin rengarenk boyalar süsler ile bezenmiş kasaba meydanından geçiyordu. Elinde yeşil, bacakları ile boydaş bavulunun tekerlekleri asfaltta rahatsız edici seslere sebebiyet veriyordu. Kulakları bir süre sonra bu sesi hazmetmiş hatta alışmıştı bile. Mercan kasabası tahmin ettiğinden daha kalabalıktı. İnternette terk edilmiş ruhlar tarafından ele geçirilmiş bir havası varken gerçek hayatta alice harikalar dünyasından fırlamış bir kare gibiydi. kalabalık, renkli afişler, cıvıl cıvıl parklar çocuk yetişkin ve onların 2 katı yaşlıyı içinde barındırıyordu. Alexis kaydıraktan kayan bir dedenin 150 yaşında olduğuna yemin edebilirdi. Bir an durakladı ve minik kol çantasını karıştırmaya başladı. Aradığı şey otelinin adresinin yazılı olduğu minik bir kağıt parçasıydı. Eli ile kol çantasının her yerini yoklarken omzuna dokunan bir el içini ürpertti.
-Affedersiniz bayan sizi korkutmak istememiştim.
Karşısında genç bir delikanlı vardı. Kahverengi kıvırcık saçları rüzgarla hafifçe yüzünü kapatıyordu.
-Aa evet...?
Tanımadığı biri bir anda onu neden dürtmüştü ki. Alexis korku terleri dökerken tedirgin suratı her şekilde kendini ifade ediyordu. Genç adam konuşmasına devam etti.
-Buraya fazla ziyaretçi gelmez açıkçası koca bir bavul eşya ile bir hanımefendinin buraya gelmesi biraz şaşırtıcı. Geliş amacınızı sormam beni çok mu kaba gösterir?
"Bu dangalak da kim" Alexis'in aklını kaplayan tek konu buydu.
-Bu köyün yerlisi misiniz?
Delikanlı kafasını aşağı yukarı salladı.
-Kendimi bildim bileli bu toprakların çocuğuyum. Ancak soruma cevap alamayacak mıyım?
Alexis onu tekrar tekrar radardan geçirip süzdü. Gencin üstündeki kıyafetleri diğer insanlarınki ile karşılaştırdı. Yalan söylüyora benzemiyordu ancak dikkatli olmakta fayda vardı. Adını sayını daha 1 hafta önceye kadar duymadığı şehirden kaç yüz kilometre uzaktaki bu hayaletli köyde gördüğü ilk insana inanmak aptallık olurdu. Başka bir taraftan bakınca ise şuan ona yardım edebilecek tek insan oydu kim bilir belki ona aradığı doktorun yerini bile gösterebilirdi.
-Ben buraya birini bulmak için geldim. "Doktor Schalwink" bu isim size tanıdık gelmiş olabilir mi?
Gencin bir anda suratı düştü. Sanki onu birşey huzursuz etmişti. Alexis karşıdan cevap beklerken, genç onun elini tuttup sürüklemeye başladı. Alexis savunmasız bir şekilde çekilirken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
-A-ah bayım beni nereye götürüyorsunuz bayımm!!
Her ne kadar karşı koymaya çalışsada çocuk ondan çok daha fazla güçlüydü. Bütün gücünü bileğini tutup çekmek için harcıyordu ki genç birden onun elini bıraktı. Alexis kendini yerde toz ve kir içinde buldu. Üzerine düştüğü kalçası oldukça acımış ayrıca kolu da sürtünerek hafifçe sıyrılmıştı.
-SEN BENİMLE DALGA MI GEÇİYORSUN BE!!
acı içinde yerden kalkıp üstünü silkeliyor bir yandan onu sürükleyen yabancıya isyan ediyordu.
-İşte otelin burası
Alexis anlamadı nasıl yani bu adam onun otelini nasıl bilebilirdi bir stalker?
-Bana aptal aptal bakma buralarda sadece bir otel var. Bir dahakine bilmediğin yerlere gelirken daha fazla araştırmanı öneririm.
Genç adamın sadece birkaç dakikada değişen tavrı dikkat çekiciydi. Üstüne fazla düşmemeye karar verdi belki buranın yerlilerinin normal kişilikleriydi bu. Yavaşça kenarları tahtadan olan camdan kapıyı açtı. Küçük bir çıngırdadı. İçerisi soluk kırmızı duvarlar, kahverengi parkelerle kaplıydı. Girer girmez tahtadan bir resepsiyonist masası duruyordu. Bu koca otelde kimse varlığını sürdürüyora pekte benzemiyordu. Masanın yanına gidip minik üzerindeki minik zile dokunarak bir umut birilerini bekledi. Bu sırada etrafına bakınıyordu.
-Merhabalar otelimize hoşgeldiniz.
Alexis hiçkimseyi görmüyordu. Hayaletli köy hikayeleri doğru muydu?
-D duvar mı konuşuyor?
-Hanımefendi ben buradayım lütfen korkmayın
2 büklüm muhtemelen uzun süre önce ölmesi gereken bir kadın masanın arkasından çıkıp Alexis'in yanına geldi.
"Ne düşünüyordum ben hayaletler gerçek olamaz haha"
-Rezervasyonum vardı. İsmim Alexis Sa-
-Evet evet kızım beni takip et
Sözü kesildiği için kendini önemsiz hissettirmişti. Zor yürüyeceğini tahmin ettiği kadın otelin 2. kat merdivenlerini ondan hızlı tırmandı. Son merdivende o nefes nefese iken yaşlı kadın sadece bir kez derin bir nefes verip ilerlemeye devam etti. Merdivenlerden sağa dönüp uzun koridorun sonuna doğru yürüdüler. *29* oda numarası paslı bir demirin üstünde kazılıydı. Kadın anahtar ile kapıyı açıp.
-İşte odan birşeye ihtiyacın olursa ben her zaman buradayım kızım
İskelet görünümlü yaşlı teyzenin bu lafları Alexis'in içini ısıttı.
-Tabii ki teşekkür ederim size zahmet verdim.
Kadın gülümseyerek
-Ne zahmeti canım bu boş odaların sahipliğini yapmak insanı delirtiyor zaten.
3 katlı otel ve bütün odalar boş mu diye düşündü Alexis. Uzun yoldan geldiği için aşırı yorgundu. Biraz kestirip öyle araştırmalara başlarım düşüncesindeydi. Teyze ile havadan sudan konuştuktan sonra anahtarını teslim aldı. Az önce açılmış olan aralık kapıdan içeri girdi. Odası minimaldi. 2 kişilik pofuduk bir yatak, küçük bir komidin, komidinin yanında bir priz, 3 kapaklı tahtadan bir dolap yanında tuvalete ait olduğunu düşündüğü bir kapı, tam yatağın hizasında geniş bir pencere ve kenarında bir koltuk. Buradan yıldızları rahatça görebilirim diye düşündü. Bavulu kapının yanında bırakıp yatağa atladı. Daha köye girer girmez yaşadıkları onu yormuştu. Kafası yastığa değdiği gibi uyuyakaldı.
*Simsiyah bulutlar ile kaplı bir dağ vardı. bir his oraya götürüyordu onu. bir yangında kül olmuş ağaçlar gibi kömür siyahı yapraksız ağaçlar üstlerinde kargalar ona yol boyu eşlik etti. Patika sonunda bir köprü onu karşıladı. Pek sağlama benzemiyordu. Ayrıca aşağıdaki lavlar da onu bu yola girmekten uzaklaştırıyordu. Yine de köprüye yakınlaştı. Köprünün ilk tahtasına ayağını koyup sabitliğini test etti. Bu yaşlanmış tahta köprünün onu taşıyamayacağına karar verdi tam ayağını geri çekerken arkadan biri onu itledi. Önce bedeni köprüye sonra köprü lavların arasına daldı.*
-ha
Nefes nefese ve terlemiş şekilde yatakta korku ile kalktı. bu rüyada neyin nesiydi. Uyku sersemliği ile kendi evinde hep komidinin üstünde duran suyunu aradı. Sonra aklı yavaş yavaş yerine geldi şuan Mercan köyündeydi. Evet evinden kilometrelerce uzakta. Elini yüzünü yıkamak için lavaboya gitti. musluğu açıp akan suya elini uzattı. Buz gibiydi. İlk önce refleks ile elini çekti. Ardından tekrardan elini su altına soktu ve bir avuç su ile yüzünü ıslattı. Su onu kendine getirmeye yetmiş gibi görünüyordu. Musluğu kapattı ve gözlerini yavaşça karşısındaki aynaya dikti açık gözlerini kapadı 1 2 3 4 birkaç saniye karanlıktan sonra onu buraya gelmeye zorlayan olaylar dizisi gözünde canlandı. Hızlıca gözlerini açtı. Hızlıca onu bulmalıydı "Doktor schalwink" o onun kurtarıcısı olucaktı.
Onu nasıl bulacaktı? Bugün gördüğü çocuk onun hakkında ne biliyordu ki ona bu şekilde tavır göstermişti. Usulca saate baktı saat sabahın 5 iydi. Uykusunu oldukça almış hissediyordu. Bir sabah yürüyüşü ile güne başlamak kötü fikir sayılmazdı. Üstüne daha spor birkaç giysi geçirip odasının kapısını kilitledi önce koridor sonra merdivenleri geçti çıkışa gelince resepsiyonist teyzeyi aradı gözü. Görünüşe göre uyuyordu. Ona daha sonra sorma kararı alıp otelden ayrıldı.
Köy genel olarak 5 te sakin olsada onun gibi erkenci insanlarda vardı. Meydana yakın bir kahvaltı dükkanını gözüne kestirdi. Bu saatte uyanık insanların çoğu orada oturup dedikoduya başlamıştı bile. Dükkanın girişine geldi. "HONEYWİSE'IN PANKEK DÜKKANI" konsept olarak pembe ve beyaz renkler ve tatlı ferah mobilyalarla süslenmişti. Aklında hala googledaki o terk edilmiş köy gelen Alexis gerçeklere alışmaya çalışıyordu. Yakın zamanda buraya bir yetkilinin gelip o fotoğrafların yenilenmesi gerekiyordu. Sıcak bir gülümseme ile dükkana girdi çok aç olmamasına rağmen buradaki ortama katılabilmek için olabilecek en küçük porsiyonda pankek tabağı sipariş etti. Siparişini beklerken konuşmalara katılabileceği en uygun masayı aradı. Yaşlı kadınlar grubu gözünü aldı. 5 kişilik bu grupta en yaşlı kişi en az 70 yaşında gibi görünüyordu. Önce yanlarındaki masaya oturdu sonrasında ise konu açmak için birkaç cümle düşündü. Ama o kelimelere gerek kalmadan teyzeler onu fark edip konuşmayı başlatmıştı bile
-Kızım sen nerden geldin?
İşte aradığım fırsat diyerek hemen soruları cevaplamaya koyuldu
-Ben şehirden geldim teyzeciğim.
-Aa kaç yaşındasın sen?
-19
-Ay pekte gençsin senin mesleğin ne kızım okuyor musun sen?
-Üniversiteyi yarıda bıraktım teyze
-AA neden kızım neden öyle yaptın sen bide kız başına uzaklardan buraya gelmişsin.
-Buraya bir iş için geldim
-Nasıl bir işmiş bu
İşte asıl can alıcı noktaya gelmişti. O en başından beri bu hayaletli köye gelmeyi öze almasının nedeni.
-Benim bir hastalığım var. Doktorlara göre sadece 6 aylık bir zaman dilimi var yaşamam için. Ben dedemin günlüklerini buldum o burada her derde deva birinin yaşadığından bahsetmiş. "Doktor Schalwink"
Kadınların yüzü bir an aynı o oğlan gibi düştü.
-Dedenin ismi neydi acaba kızım?
-George Sandler
5 teyze birbirlerine kaçamak bakışlar attıktan sonra masaya doğru eğildiler ve Alexsi'yede aynısını yapması için işaret ettiler.
-Kızım bu kasabanın bir sırrıdır bu.
bir öteki teyze lafa atladı
-Ben nasıl 215 yaşındayım sanıyorsun
-S sen 215 yaşında mısın?
Alexsi şaşırdı. Yaşlı oldukları belliydi ancak cidden 200 sene yaşamak mümkün müydü?
-O Doktor bize bu kadar yaşamayı bahşeden tek kişi. Eskiden köyümüz salgın bir hastalık nedeni ile kırılırken simdi doktor her hastalığımızı iyileştirdiği için resmen ölümsüz olduk.
5 kadının bu söz o kadar hoşuna gitti ki kikirdemeye başladılar. Alexis bu laflardan sonra o kadar umut dolmuştu ki. Heyecanla sordu
-PEKİ PEKİ ONU NERDE BULABİLİRİM!!
Kadınlar biraz çekingence
-Şey yani biz onunla direkt olarak iletişime geçmeyiz. Biri var.
-Kim kim o kişi??
Tam o sırada dükkanın kapısı hafifçe aralandı.
-Günaydın Bayan Honeywise!! Benim içinde pankekiniz kaldı mıı?
Alexis başını sese doğru döndü. Dün gördüğü o çocuktu. Bunun şaşkınlığı ile ağzı açık kalmışken teyzelerden biri konuştu.
-İşte bu o Pavlov. O hep bizi kontrol edip şikayetlerimizi dinler ve doktora iletir. Doktor ile aramızdaki elçidir.
Pavlov pankek siparişini vermiş ve tam masalara doğru döndüğünde masmavi gözleri Alexis'in koyu kahve gözleri ile buluştu. Derin bir iç çekti. Öğrenmiş olmalı diye düşündü. Nede olsa yanında köyün en dedikoducu 5 teyzesi duruyordu. Umduğunun çıkmaması için dua edip rahat bir kahvaltı edip sabaha güzel başlamayı diledi. Ancak dilekleri pek tutmuşa benzemiyordu. Çünkü sadece 3 dakika sonra kız ona doğru yaklaşmaya başlamıştı bile. Yaklaştı yaklaştı masanın yanında durdu. Sarı saçlarını arkaya attı ve bir elini masaya bir elini beline atıp konuştu.
-Beni doktora götür!
....
Devam edecek
Eğer hikayeyi beğendiyseniz destek olmayı unutmayın :> Hepinize iyi günler dilerim.